Detay Üst

BOZDAĞ, AK PARTİ İNSAN HAKLARI BAŞKANLIĞI PANELİNDE KONUŞTU

BOZDAĞ, AK PARTİ İNSAN HAKLARI BAŞKANLIĞI PANELİNDE KONUŞTU

BOZDAĞ, AK PARTİ İNSAN HAKLARI BAŞKANLIĞI PANELİNDE KONUŞTU
  • 17-07-2017 20:42

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, AK Parti İnsan Hakları Başkanlığı tarafından düzenlenen 'Bir İnsan Hakları İhlali Olarak 15 Temmuz' panelinde yaptığı konuşmada, darbeciler ve FETÖ terör örgütü üyelerinin yargılanmaları esnasında teröristbaşı Fetullah Gülen'in talimatları çerçevesinde savunmalarını yaptıklarını söyledi. Bozdağ, herkesin yargılamalar konusunda hassas olduğunu, herkesin isteğinin adaletin tecelli etmesi, hak edenin hak ettiği karşılığı bulması olduğunu vurguladı.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın konuşmasından bazı bölümler şu şekilde:

HİÇ KİMSE ‘SİZ KİMSİNİZ?’ DEMEDİ

27 Mayıs darbesini gösteriyorlar. O zaman liderler ne yaptı? Bir baktım ben. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Meclis Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes herhangi bir direnç göstermedi. Diğerleri de de göstermedi. Menderes yolda arabasını durdurdu. Öbürleri de darbecileri bekledi. Gelince teslim oldular. 12 Mart muhtırasına bakıyoruz. O zaman yeni liderler var. Muhtıra verildi, parlamentoya geldi. Parlamento rızasını gösterdi. Ama hiçbir lider çıkıp o muhtırayı verdiler, siz kimsiniz deme cesaretini gösteremedi.12 Eylül’e baktığınızda merhum Demirel, merhum Erbakan ve Ecevit 12 Eylül darbecileri tarafından kendilerine yapılan tebligat üzerine evlerine gelen subaylara teslim oldular. Bir direnç yok. Merhum Türkeş de Eskişehir’de bir evde teslim oldu. Bu da önemli.

AK PARTİ DÖNEMİNDE İLK DEFA TUTUM DEĞİŞTİ

Peki 27, 28 Şubat’a geldiğimizde ne var. Orada da çok ilginç şeyler var. Merhum Necmettin Erbakan hocamız Allah rahmet etsin, o dönemde ziyarette bulunmuştu hem Anavatan Partisi’ne, Hem Doğru Yol Partisi’ne hem DSP’ye, hem CHP’ye kim varsa partilerden hepsini ziyaret etmişti. Gelin 28 Şubat muhtırasına karşı beraber demokrasi cephesi kuralım. Hukukumuza, hakkımıza sahip çıkalım ve mücadele edelim. İşte o günkü Hürriyet’te liderlerin ortak görüşleri. Ya uy, ya çık. Şimdi demokrasi diyorlar ya ben bundan demokrasi deyince düşünüyorum nasıl bu lafları ağızlarına yapıştırıyorlar. Anlamıyorum. Şimdi 28 Şubat’ta DSP lideri Ecevit, CHP lideri Baykal, dün Başbakan Necmettin, Erdoğan’a ya laik devleti içinize sindirin ya çıkın. Mesut Yılmaz da aynısını söylüyor. Tansu Çiller de aynı ifadeleri söylüyor. Ama o da şeyi, muhtıra, 28 Şubat kararlarının imzalanmasını söylüyor. Baktığımızda o dönemde bir lider geziyor. Gelin demokrasi mücadelesi verelim, hukuk devleti mücadelesi verelim. İnsan haklarına sahip çıkıyor. Şimdi bugün Ankara’da, İstanbul’da yürüyenlerden tık yok, aksine insan hakları, demokrasiyi yok edenlerin hepsinin arkasına ne yapıyorlar darbeyi vuruyorlar. AK Parti dönemine geldiğimizde ise bir şey değişti. 27 Nisan e-bildirisi oldu. O zaman e-bildiri ilk yayınlandığında burada basın mensupları da var. Siyasetçiler çoğunlukta. Hepiniz biliyorsunuz ki o gece CHP adına yapılan açıklamalarda olumlama açıklamaları, destek açıklamalarıdır. Ama Türkiye Cumhuriyeti sabahleyin Başbakanımız, Cumhurbaşkanımız ve bütün AK Parti kadroları bu muhtırayı yırtıp çöpe attı. Bu ilk defa, ilk defa.

CUMHURBAŞKANI MİLLETİN İSTEDİĞİNİ YAPTI

Anayasa 367 kararını verdi. Hükümet teslim olmadı. Uzlaşma yolunu da seçmedi. Seçim kararı aldı. Millete gitti. Bu da ilk defa. Ben milleten aldığım emaneti Ankara’dakilerle paylaşmam, ortak yapmam dedi. Gittik millet de bize büyük bir destek verdi. Millet istediğini cumhurbaşkanı yaptı. Çok farklı bir Türkiye gelişti. İşte 15 Temmuz’a gelince bu darbe geleneğini iyi bilenler, liderler düdük çalınca kaçar. Subaylarla gideriz evinden alırız. Veyahut da hemen bir yerden buluruz şöyle yaparız böyle yaparız diyor. Ama ilk defa Türkiye’de bir lider halkına, kentlerin meydanlarına, havaalanlarına çağrı yaptı. Darbeciler gelsinler tanklarıyla, toplarıyla ne yapıyorlarsa yapsınlar diyor ve kendisi de bir sürü alternatif var. Darbeciler de söylüyor. Kerim Balcı diye bir alçak var. Hatırlarsanız o gün şeylerde televizyonlara yansıdı. İşte kaçması, uzlaşması, pazarlık yapması vesaire.

TAYYİP BEY AİLESİYLE ÖLÜME UÇUYOR VE HALKININ ARASINA GELİYOR

Ama Tayyip Bey ne kaçmak, ne uzlaşmak, ne saklanmak, ne sığınmak ne de pazarlık yapmak. Hiçbiri yok. Milletine, Allah’ına sığınıyor. Milletine dayanıyor ve her türlü ölümü dahi, bütün ailesiyle göze alarak hava hakimiyeti terör örgütünün kontrolünde olduğu halde ölüme uçup halkının arasına geliyor. Şimdi kalkmış batıdan, doğudan, ortadan insanlar demokrasi, insan hakları, hürriyetler için ölmeyi göze alan ve uçaklara, helikopterlere, teröristlere meydan okuyup halkıyla omuz omuza demokrasi mücadelesi veren birine utanmadan diktatör diyorlar. Dünyanın neresinde demokrasi için ölüme uçup da diktatör diye nitelendirilen insan var. İşte aradaki fark bu. Birisi bu. Şimdi liderler geçmişte böyle yapsalardı emin olun bu millet Menderes’i bile bilmezdi. Eğer 12 Mart döneminde sayın Cumhurbaşkanımızın yaptığını yapsalardı. O muhtırayı verenlere, Ankara’yı da Türkiye’yi de dar ederdi bu millet. 28 Şubat’ta karşı çıksalardı emin olun bu millet 28 Şubat’ta tankları yürütenlere Ankara’yı da Sincan’ı da dar ederlerdi.

MUHTIRA MECLİSTE OKUTULUYOR KİMSE SESİNİ ÇIKARTMIYOR

Şimdi Cumhurbaşkanımız meydana çıktı, halk da peşine takıldı. Tıpkı Kurtuluş Savaşı’nda Atatürk’ün arkasına katılıp yurdu düşmandan temizlediği gibi. Onun için aradan geçen 100 yıl sonra bu sefer Türk halkı Türkiye Cumhurbaşkanı’nın arkasında bir, beraber olmuş, bütünleşmiş ve darbecilere en büyük cevabı vermiştir. Çok önemli bunlar. İkinci tabi parlamentoların durumu da çok ilginç. O dönem parlamentolar kapatılıyor. Hiçbir Meclis Başkanı’nın itirazı yok. 12 Mart muhtırası ben Meclis’ten çıkardım getirdim tutanakları. Tutanaklar yanımda. Şimdi önce Millet Meclisi’nde okunuyor 12 Mart 1971 cuma günü Meclis’te okunuyor. Millet Meclisi’nde dönemin Divan Başkanı muhtırayı gündeme kaydediyor. Ve muhtırayı Meclis’e okutuyor. Dönemin parlamenterleri kafasını aşağı eğmişler. Sadece Hasan Korkmazcan, onun hakkını teslim etmek lazım. O hariç hepsi kuzu kuzu dinliyorlar. Siz bu onursuzluğu içinize sindirirseniz, tamam size muhtıra da okuturlar. Her şeyi okuturlar. Arkasından bir gün Cumhuriyet Senatosu, 13 Mart 1971’de Cumhuriyet Senatosu’nda okunuyor. Senatörler, kafasını aşağıya dikmişler, bu muhtıraları dinliyorlar.

BUNLAR BİZİM TARİHİMİZİN UTANÇ SAYFALARI

Bana göre bunlar bizim tarihimizin utanç sayfalarından, en önemlilerinden bir tanesi. Arkasından hükümet istifa edecek. Talimat veriliyor. Hükümet istifa ediyor. Sonra hükümetler kuruluyor. Darbeciler hükümet kuruyorlar. Başbakan Nihat Erim hükümeti, Ferit Melen hükümeti, diğer hükümetler var o dönemde biliyorsunuz. Dört hükümet kuruluyor. Bu hükümetlere de beyefendilerden bakan istiyorlar. Adalet Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi bakan veriyor. Kabine parlamentoda, kabineye güven oyu veriliyor. Darbeciler parlamentoda hükümet kuruyor. Onlar güvenoyu veriyor. Bu övünülecek, tarihi hikaye midir? Demokrat olanlar, demokrasiyi içine sindirenler bunu yapabilirler mi?

EN DEMOKRATİK, EN YİĞİT, EN CESUR TAVRI KOYUYOR

Şimdi Tayyip Bey’e diktatör diyorlar. Peki ben soruyorum. Tayyip Erdoğan ne yaptı? Cumhurbaşkanı seçme yetkisini halk sandıkta bize verdi. Biz bu yetkimizi Ankara’daki beylerle paylaşamayız deyip bitirdi. Bildiri veriyorlar çöpe atıyor. Darbe yapıyorlar ölümü göze alıp mücadele ediyor. Kim demokrat? Kim sahte demokrat? Kim diktatörlerin yanında önünde eğiliyor, kim Türkiye’de diktatörlük kurmak isteyenlere en demokrat, en yiğit, en cesur tavır koyuyor. 28 Şubat’ta Merhum Ecevit ‘Burası devlete meydan okunacak yer değildir. Şu kadına haddini bildirin’ dediğinde parlamento ne yaptı? Allah aşkına Merve hanıma o gün yemininde göğsünü siper etseydi rahmetli Ecevit, Allah’ın rahmeti bol. Ne yapardı? Yanındakiler ne yapardı? Hiçbir şey yapamazlardı. Çatır çatır yemin ederdi. Ama o zaman Tayyip Erdoğan yoktu, diktatör dedikleri Tayyip Erdoğan yoktu. Eğer Tayyip Bey orada olsa bambaşka bir şey olacaktı ve ona cesaret edemezlerdi. Bakın aynı başörtüsü meselesi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde geçen dönem çözüldü. Kıyamet koptu mu? Kopsa ne yazardı? Hiçbir şey yazmazdı. Biz o işi tereyağından kıl çeker gibi hallettiğimiz gibi hallederdik ve hallettik.

BU MİLLET BİR OLUP EN BÜYÜK CEVABI VERDİ

Şimdi aradaki farkı göreceksiniz. Meclis’e baktığınızda İsmail Kahraman ve soyadı gibi gerçekten Kahraman. Kimse talimat vermeden kendiliğinden oradaydı, parlamentoyu açtı ve rahatsız olmasına rağmen geldi, bombaların altında orada oturdu. Birisi bombalara meydan okuyan Meclis. Öbürü ise muhtıraları dinlemeyi içine sindirme onursuzluğunu kabul eden bir Meclis. Hangisi demokrat? İşte bugünkü meclis ve bugünkü lider kadro demokrat bir kadro ve bütün bunları yendi. Türk halkı dün sahip çıkmadı deniyor. Dün Tayyip Erdoğan gibi ölüme koşan bir lider oldu da Türk halkı peşinden mi koşmadı. Kim çıktı da peşinden gitmedi? Sayın Cumhurbaşkanımız söylüyor hep. Lider çalının arkasına saklanırsa halk dalın arkasına saklanır. Evinde saklanan liderler olduğu zaman böyle olur. Ama meydan okuyan, ölümü göze alan olduğunda da bu millet bir olup bütün darbelere yapanlara en büyük cevabı vermiştir.

MİLLET NİŞANLARIN EN ŞEREFLİ VE ONURLUSUNU YAKASINA TAKMIŞTIR

Değerli arkadaşlarım da kısmen ifade ettiler. Türk halkı demokrasiyi, insan haklarını, hürriyetlerini ve hukuk devletini koruma konusunda kendi hukukunu, iradesini koruma konusunda 15 Temmuz’da ortaya koyduğu iradeyle bana göre dünyanın en büyük onurunu, en büyük nişanını kazanmıştır. Amerikası, Avrupası, uluslararası örgütleri eğer bir Amerikan halkı veya Avrupa halklarından birisi veya başka bir halk Türk halkının demokrasi, hukuk devleti, hak ve hürriyetler ve kendi iradesine, hukukuna sahip çıkma konusunda bir milletin topyekun ölüme koşmuş olmasını görselerdi emin olun nişanların en alasını vermek için yarışa girerlerdi. Var mı? Yok. Neden Türk halkı yapmıştır. Onlar nişan verse vermese de bu millet nişanların en şereflisini, en onurlusunu yakasına takmıştır. Allahım takmıştır. Aziz millet kendi bunu hak ederek almıştır diyorum. İnşallah bundan sonra da bu aziz millet yoluna aynı şekilde ve aynı kararlılıkla devam edecektir.

DARBELERİ YAPANLARIN TAMAMI HAİN, ALÇAK, YABANCI GÜÇLERİN UŞAKLARIDIR

Türkiye’de 15 Temmuz’da darbe tarihi bitmiştir, kapanmıştır. Darbecilerin defteri de dürülmüştür. Bundan sonra da Türkiye’de kimse darbe yapmaya cüret edemez. Cüret ettiği takdirde göreceği karşılık 15 Temmuz’dan daima daha şiddetli olacaktır. Çünkü bu millet, 15 Temmuz’da meydana çıkmadım, çıkamadım diye hayıflanan milyonlara da sahiptir. Onun için de bundan sonra Türkiye’de böyle bir hayalin peşinde kimse koşamaz. Bir başka şey bütün darbeleri yapanların tamamı hain, alçak, yabancı güçlerin uşaklarıdır. Kendi hayallerini değil, başka ülkelerin bu millete biçtiği elbiseleri bu millete, devlete giydirmek için milletine ve devletine ihanet edendir. Hangi dönem olursa olsun? Çok büyük söylüyorum. 15 Temmuz darbe teşebbüsünü yapan alçaklar da kimlerin kucağında oturuyor, kimlere hizmet ediyor. Herkes onu gayet iyi biliyor. Adını ayrıca söylemeye hacet yok. Ama bu millet hem bu darbe teşebbüsünde bulunanlara hem de onların yularını eliyle tutan bütün alçaklara en büyük cevabı vermiş. Onları da yularları tutanları da Allah’ın izniyle dermiştir. Bundan sonra da bu millet yoluna aynı anlayışla devam edecektir ve oyunlar bitmiyor tabi. Başka hesaplar da olacaktır. Varsın olsun. Onların hesabı var. Allah’ın hesabı var. Herkes kendi yapacağını yapacaktır. 

DARBE HAYALLERİNİ SUYA DÜŞÜREN ADIMLAR OLDUĞU İÇİN ALKIŞLAMIYORLAR

Bir fark daha var bizim dönemde. Bakın darbe olmuş, darbeden sonra iktidara gelenler bir daha darbe olmasın diye kılını dahi kıpırdatmamışlar geçmiş dönemde. 60 darbesinden sonra bir daha olmasın diye gelen hükümetlerin aldığı tek bir tedbir yoktur. 71 muhtırasından sonra yenisi olmasın diye alınmış tek bir tedbir yoktur. 80 darbesinden sonra yenisi olmasın diye alınmış hiçbir tedbir yoktur. 97’de yaşanan 28 Şubat’tan sonra da yoktur. Her darbe ve muhtıra yeni darbe ve muhtıranın geri sayımı için başlangıç sayımı olmuştur. Ama ilk defa Türkiye’de bir hükümet bundan sonra ülkede yeni darbeler olmasın diye kararlar almış, kanunlar çıkarmış, adımlar atmıştır. TSK’nın yeniden yapılandırılması dahil, Ankara’daki zırhlı birliklerde pek çok şeyin Anadolu’ya diğer yerlere dağıtılması ve devletin demokrasinin en önemli merkezlerinin kendini bundan sonra gelecek her türlü tehlike ve tehdide karşı donanımlı olması için orada en büyük emin Süleyman Bey’dir. O bu işleri gayet iyi yaptı, yapıyor. Şimdi bütün bunların hepsini bu hükümet yapıyor. Tanklar İçişleri bakanlığı, sahil güvenlik İçişleri Bakanlığı, kuvvet komutanlıkları Milli Savunma Bakanlığı. Askeri liseler, harp okulları, yeni bir eğitim yapılandırılmasıyla yeniden yapılandı. Tüm bunların hepsi de bu dönem demokrasiye inanan bu kadrolar tarafından atılmış adımlardır. Eğer bunları başka bir hükümet yapsaydı ayakta alkışlarlardı eminim. Avrupası da başkaları da. Niye alkışlamıyorlar. Çünkü darbe hayallerini suya düşüren adımlar olduğu için alkışlamıyorlar. Türkiye’yi kontrol edecek mekanizmaları Türkiye bir bir ortadan kaldırdığı için alkışlamıyorlar. Bakın Anayasa değişikliği yaptık biz. Emin olun Cumhuriyet döneminde, bizim, Cumhuriyet’in ilanı ve o süreçte yaptığımız Anayasalar, birinci ve ikinci Anayasa’yı kast ediyorum. Onlar milletin Anayasası. Öbürleri darbenin Anayasası. Ama en büyük reformlardan biri 16 Nisan’da yapılmıştır. Askeri yargı kaldırıldı. Orada da çok büyük bir demokratikleşme adımı atıldı. Hukuk devletini güçlendiren tarihi adımlar. Hiç kimse tartışmadı. Hiç kimse konuşmadı. Bütün bunlar Türkiye’mizin demokratikleşmesi ve güçlenmesi konusunda hükümetimiz döneminde ortaya konan iradelerin demokrasiyi koruyucu sonuçlar doğurduğunu ispat eden şeylerdir.

GÜLEN'İN TALİMATLARIYLA SAVUNMA YAPIYORLAR

Tabii yargılamalarla ilgili de hukuk devleti ve darbecilerin yargılanması ilgili de bir kaç hususun altını çizmek isterim. Herkes bu yargılamalar konusunda hassas. Hassas olmayan kimse yok. Ama herkesin istediği adaletin tecelli etmesi, hak edenin hak ettiği karşılığı bulması. Bunda kimsenin tereddüttü yok. Ama bunların olması için hukuk devleti gereği usul kurallarının uygulanması lazım. Şu anda olan birşey usul kuralların uygulanmasıdır. Hukuk devleti gereği yargılamaların yapılmasıdır. Darbeyi yapanlar, kendilerini elbette ifade edeceklerdir, savunma hakkı hukuk devletinde isnat edilen suç, işlenen suç ne olursa olsun herkese tanınmış bir haktır. Kendisini savunuyor diye insanlar eleştirebilir. Ama hukuk devleti bunu ne yapar? Ona bunu tanır. Şu anda bizim de hukuk devleti olarak usul kurulları çerçevesinde işleyen mekanizma tam da bunun aynısıdır. Ancak, bu savunmalar sırasında gördüğümüz bir şey var, darbeciler ve FETÖ üyeliğinden yargılananlar tamamıyla FETÖ terör örgütü elebaşısı, teröristbaşı Gülen'in talimatları çerçevesinde bir savunma yapıyorlar. Nedir o? Görmedik, duymadık, bilmiyoruz, yapmadık. Örgüt elebaşı, terörist başı talimatı verdi daha ilk başta. Bunların hepsi istihbari olarak belli. Herkes her şeyi reddedecek. Eğer önümüze reddedemeyeceğimiz somut deliller konursa, o zaman herkes kendi pozisyonuna göre, o delilleri teville reddedecek. Şimdi aynısını uyguluyorlar. Her şeyi reddediyorlar. Şimdi darbe yapmışlar, becerememişler, bomba atan uçakta her şey belli, kule arası ses kayıtları, parmak izi her şey belli ama hala ben değilim diyor.

MİLLETİN AKLIYLA ALAY EDİYORLAR

Elinde silahla görüntüleri var, kardeşlerimizi şehit ediyor alçak, gösteriyorlar o ben değilim diyor.  Sonra reddedemeyince elimdeki silah değil başka bir şey diyor. Milletin aklıyla da basiretiyle de alay ediyorlar. Bu darbe teşebbüsü 80 milyon Türk milletinin gözüyle, kulağıyla, aklıyla, kalbiyle şahit olduğu bir darbe teşebbüsüdür. Faillerin pozisyonları suçüstü pozisyonudur. Darbe yapılmış, tankın içinde yakalanmış 'efendim ben terör vardı ona gidiyordum', 'tatbikat vardı ona gidiyordum.' Ya sen nerede gördün tatbikat var, terör var diyenler teröristler Türk bayraklarıyla sana geliyor yavrum yapma diyor, biz kardeşiz, kardeş kardeşi vurmaz diyen bir terörist var mı?

SORUŞTURMAYI YARGI YAPIYOR, SOPAYI BEN YİYORUM

Ama bunlar ne yapıyorlar aynı şeyi söylüyorlar, tankın için de yakalanınca tatbikat vardı. Sen darbe yapmak için yola çıktın. Onun için bakın bunlar, FETÖ terör örgütü yapısı gereği karaktersiz kişilerdir. Çünkü bu örgüt takiyeyi esas alandır. Takiye nedir işin esasında, göründüğünüz gibi olmamak, olduğunuz gibi görünmemek. Örgüt nasıl istiyorsa öyle olmak nasıl istiyorsa öyle görünmek. Şimdi muhafazakarsanız daha muhafazakar, demokratsanız daha demokrat görünüyor size. Siz öyle zannediyorsunuz. Onun için soruşturmalarda bize dönük çok eleştiri geliyor. Yargı yapıyor soruşturmayı ama sopayı ben yiyorum. Biz bunu biliyoruz kırk yıllık kani olur mu bundan yani diyor. Sen öyle biliyorsun. Ama bylock çıkmış onlarca yazışmaları var. Siz onu başka birisi sanıyorsunuz. İşte Türk solu dergisinin başındaki kişi de ha keza, nice onun gibiler. Her tarikata, her cemaate, her siyasi harekete, her STK'ya, her yere onların içinde onlardan daha ileri onların davalarından onlardan daha samimi görünen FETÖ'nün yetiştirmeleri yerleştiriliyor. Şimdi onlar çıkınca da herkes itiraz ediyor. Bu örgütün yapısı ve çalışma yöntemleri diğerlerinden çok farklı. O yüzden kendilerini hep yanında olduğu kişileri istediği gibi görüne görüne kişiliksiz, karaktersiz ve omurgasız kişiler haline gelmişler. O nedenle de omurgalı kişiler gibi şunu diyemiyorlar Evet bu darbeyi biz yaptık, ama beceremedik.

MAHKEMEDE TİYATRO YAPIYORLAR

Adam olsalar, yiğit olsalar, cesur olsalar başka ülkelerinin ihanet şebekelerinin adamı olmasalar çıkar böyle derler, 'Yaptık ama beceremedik.' Duydunuz mu böyle bir şey onun için bunlar hala kontrollü bir savunma yapıyorlar. Mahkemelerde tiyatro yapıyorlar. Suçüstü hali olduğu için tiyatronun onlara bir faydası yok. Bunu da FETÖ yaptırıyor onlara şimdi birazdan söyleyeceğim onu.

TÜRK ADALETİNE İFTİRA ATIYORLAR

İkinci şey, Sayın Bakan söyledi ama ben bir daha tekrarlamak istiyorum. Her duruşmada kötü muamele gördük, işkence gördük, kayda geçin. Hepsi bir daha aynısını söylüyor. Yahu kötü muamele gördün de yüzünde, gözünde, duruşunda hiçbir tane kötü muamele izi var mı? Yok. Gözaltı sırasında da yok. Buradan bir kez daha söylüyorum. Kim derse ki Türkiye'de kötü muamele ve işkence vardır, yalan söylüyor. Türkiye'ye, Türk hukukuna, Türk adaletine iftira atıyordur. Gözaltına girerken rapor, belli bir süre gözaltında kaldıkça sürekli rapor alınıyor. Hem fotoğraf çekiliyor, hem rapor alınıyor, kayda geçiyor. İçeri girerken de aynı şekilde yapılıyor. İçeride de biz zaman aşımını kaldırmışız. Bir kişiye kötü muamele, işkence yapılıyorsa bugün biz iktidardayız ama yarın bir başkası geldi hesabı sorulur. Onun için kimse bunu yapamaz. Hatta biz gardiyanlarla içeridekiler karşılaştığı an o anda kötü muamele iddialarını terör örgütleri ortaya attığı için kamera koyduk. Şu yaptı, bu dendi diyor, bak bakim kameraya hiç bir şey yok. 

HESAP SORMAZSAK TÜRKİYE'Yİ SUÇLAYIN

Onun için Türkiye cezaevlerinde kötü muamele, işkence yoktur. Ama Avrupa'da, ABD'de uluslararası örgütlerde Türkiye'yi itibarsızlaştırmak isteyen çevreler bunları sürekli gündem yapıyorlar. Sürekli oralarda bizim aleyhimizde hava oluşturmaya gayret ediyorlar. Bu gayretlerinde başarılı oluyorlar mı? Çok çalıştıkları için değil karşılarındaki muhataplar Türkiye'nin aleyhine olan her iftirayı doğru kabul ettikleri için oralarda bir netice kendilerince elde ediyorlar. Ama biz çok net söylüyoruz, daha önce de söyledik. Bize söylüyorlar ben de diyorum ki kime yapılmış söylemiyorlar, ne zaman yapılmış söylemiyorlar, kime yapılmış söylemiyorlar, bari cezaevini söyle onu da söylemiyorlar, ilini söyleyin onu da söylemiyorlar, bölgeyi söyleyin onu da söylemiyorlar. Yahu ben söylersin üstüne gitmem, ona yaptırım uygulamayız, hesabını sormayız. O zaman Türkiye'yi suçlayabilirsin. Ama bizi itham ediyor, insanlık suçu olan bir suçla bizi suçluyor ama bizim onun doğru olmadığını veya doğruysa yapanları cezalandırmamıza imkan ve fırsat vermiyor.
-BASİN.ADALET.GOV.TR-



ÇOK OKUNAN HABERLER