Detay Üst

BOZDAĞ, TRT HABER CANLI YAYININA KONUK OLDU

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, TRT Haber'de katıldığı canlı yayında Muğla'da darbeci sanıkların Hero yazılı tişört giymesini değerlendirdi. Bozdağ, konuyla ilgili olarak Adalet Bakanlığı'nın soruşturma başlattığını belirterek şunları söyledi:

BOZDAĞ, TRT HABER CANLI YAYININA KONUK OLDU
  • 17-07-2017 20:44

"Tişört olayı ile ilgili biz hemen tahkikat başlattık. Hemen kontrolör görevlendirdik. Cezaevi müdürü başta olmak üzere oradaki görevlilerin hepsiyle ilgili bir tahkikat başladı. Henüz sonucu bize gelmedi ama bizzat dün gitti arkadaşlar. Cezaevi yönetiminden verilen bir şey yok. Aileler getiriyor cezaevi yönetimi ona veriyor veya onun almak istediği bir şey varsa oradan alıyor. Cezaevi yönetiminin böyle bir şey vermesi söz konusu değil. Ama burada çok bilinçli bir tercih olduğunu biz düşünüyoruz. Fakat işin arka planı nedir onu soruşturma sonucunda ortaya çıkacaktır ve biz ona göre ihmali, kusuru olan kimse onlarla ilgili de ayrıca bir müeyyide uygulayacağız. Cezaevlerinde bundan sonraki süreçte resim, işaret yazı yazan mesaj içerikli olan hiçbir şeyi mahkemelere giderken giymesine artık izin verilmeyecektir. Ona da bir kural getirildi"

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın konuşmasından bazı bölümler şu şekilde:

RABBİM BİR DAHA 15 TEMMUZ'LAR YAŞATMASIN

Öncelikle ben 15 Temmuz 2016 FETÖ terör örgütünün Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki teröristleri ve onlara katılan diğer unsurlarca gerçekleştirilen ama aziz milletimizin ölümüne verdiği mücadeleyle başarısız kılınan darbe teşebbüsü sırasında hayatını kaybeden şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Yakınlarına aziz milletimize baş sağlığı diliyorum. Gazilerimize minnetlerimi, şükranlarımı iletiyorum. Tedavisi devam edenlere şifa, diğer ve hepsine de sıhhatli uzun ömürler diliyorum. Rabbim bir daha devletimize, milletimize 15 Temmuz'lar yaşatmasın.

HALK İLK DEFA DARBEYE LİDERİYLE BİRLİKTE MEYDAN OKUDU

15 Temmuz Türk siyasi tarihinin, demokrasi tarihinin, devlet tarihinin bana göre dönüm noktalarından birisi olmuştur. Türkiye’de darbe yapma alışkanlığı sadece Cumhuriyet döneminde değil Osmanlı döneminde de vardı. Tahttan indirilen padişahlar, infaz edilen padişahlar, başbakanlar o dönemde de vardı. Cumhuriyet döneminde de vardı. Ama 15 Temmuz ile bütün bunlar arasındaki bir fark; halk ilk defa lideriyle birlikte darbe teşebbüsünde bulunanlara meydan okudu. Ölümüne mücadele etti. Darbecileri ve onların arkasındaki bütün güçleri yendi. Bu bizim tarihimiz bakımından da bir dönüm, bir kırılma noktasıdır. 15 Temmuz o nedenle; Türk milletinin Türkiye’nin içindeki hainlerle onları kullanan dışarıdaki güçlere, dost düşman herkese ve her kesime bundan sonra Türkiye’de darbe yapılamaz. Yapmaya kalkanlar başaramaz. Darbe dönemi bitmiştir, sona ermiştir. Darbecinin defterini bugün nasıl dürdüysek bir daha niyetlenirseniz bir daha düreriz anlamında milletin demokrasiden, milli iradeden yana tutumunun dosta ve düşmana ilanı olmuştur.

BAŞBAKANIMIZIN AÇIKLAMASI KIRILMA NOKTALARINDAN BİRİDİR

O gece herkesin çok hikayesi var. Aziz milletimizin büyük hikayesi var. O gece herkes dediğim gibi büyük bir fedakarlık ortaya koydu. Darbeye karşı aziz milletimizin her bir ferdi mücadele etti. Biz de mücadele edenlerle beraber olduk. Tabi ben o gece darbe teşebbüsünü müsteşarımın beni araması üzerine ilk defa 'Bir hareketlilik var Ankara’da, köprüler İstanbul’da tutuldu deniliyor. Nedir?' diye bana sorduğunda 'Bilmiyorum' dedim. Sonra 'Bir araştırayım dönerim' dedim. Televizyonları açtığımda baktım ki köprünün tutulmasına ilişkin görüntüler var. Uçaklar Ankara’dan alçaktan uçuyor ve müthiş bir hareketlilik var. Hemen arayabileceklerimi, bu işin en doğrusunu öğrenebileceğim kişileri aramaya gayret ettim. Sayın İçişleri Bakanımıza ulaşamadım. Diğer başka aradıklarım oldu. Sonra Başbakanımız ile görüştük ve Başbakanımızdan ilk defa darbe teşebbüsü olduğunu öğrendim telefonda. Emareler var ama gene de bir teyit ihtiyacı vardı. Oradan öğrendik. Sonra bir istişaremiz oldu Sayın Başbakanımız ile ne yapalım şeklinde. Mücadele kararı ve halkla birlikte darbecilere milletin hukukunu çiğnetmeme kararı verildi ve bu o konuşmadan sonra Sayın Başbakanımız hükümetin işin başında olduğunu, darbecilerle mücadele edileceğini, onlara hak ettikleri cezanın verileceğine dair kamuoyuna bir açıklama yaptı ki bu da darbenin seyri bakımından önemli noktalardan birisi olmuştur.

AMACIM HALKLA BERABER MÜCADELE ETMEKTİ

Ben yalnızdım evde o zaman. Eşim Yozgat’ta; çocuklar ikisi onu yanındaydı. Büyükleri de teyzesindeydi. Ben kalktım, bir abdest aldım, üstümü giydim. Korumalara da haber vermedim. Sağlam ama gene de o günün şartlarında endişe ettim, haber vermedim. Düşüncem Kızılay’a gidip halkla beraber darbecilere karşı mücadele etmekti. Yürüyerek gidecektim Kızılay’a. Abdestimi aldım tam çıkarken büyük oğlum geldi. Onunla beraber bu sefer araçla evden çıktık. Yolda da ben televizyonları arıyorum. Danışmanıma dedim ki bana televizyonları bağla ama önce bir TRT’yi bağla. Orayla bir görüşelim dedim. TRT’yi aradı fakat bağlayamadı. Sordum niye bağlayamadın; işgal edilmiş durumda dedi. O anda TRT’de bildiri okunma sırası zannedersem ona denk geliyor. Daha sonra başka kanallara bağlandık ve halkımızı mücadeleye davet eden açıklamalarımız oldu. Beraber, halkımızla mücadele etmek için.

CUMHURBAŞKANIMIZIN AÇIKLAMASI BÜTÜN PSİKOLOJİYİ DEĞİŞTİRDİ

O gece sokaklarda biraz dolandım. Televizyonlara daha çok bağlanayım. Çünkü takipte olabiliriz. O nedenle de televizyonlara ne kadar ulaşır, meramımızı halkımıza anlatırsak o kadar iyi olur. Gezerken bir yandan televizyonlarla görüşüyorum, bir yandan etrafı gözlüyorum. Arabalar, Ankara’nın dışına doğru gitmeye başladılar. Yani Sincan istikametine, Eskişehir istikametine, benim gezdiğim alanlarda. Tabi arabaların çoğaldığını, şehir dışına gidenleri görünce endişem biraz daha arttı. Benzinliklerin önünde kuyruklar oluşmuş. Oradaki marketlerden alışveriş yapanlar, kuyruklar. ATM’lerden yine kalabalık insanlar ve gecenin o vaktinde olağanüstülük çok net gözüküyor ve bütün bunlar beni endişe ettirdi. İnsanlar acaba Ankara’yı mı terk ediyor diye bir şey oldu. Ama daha sonra Cumhurbaşkanımızın çağrısı üzerine arabaların yönünün değiştiğini gördüm ve o zaman tabi çok mutlu oldum. İnsanlar demokrasiye, liderine, hükümetine, meclisine sahip çıkmak için meydanlara çıkıyorlar dedim ve endişelerim tamamen kalktı ve ben milletimizin bu dönüşünü çok büyük bir başlangıç olarak gördüm. Sayın Cumhurbaşkanımızın televizyonlarda yaptığı çağrı darbenin yenildiği anı ifade eder. Çünkü bana göre bütün psikolojiyi değiştirdi. Darbenin seyrini de tersine çevirdi. Ben o gece aklımdan geçen çok şey oldu. Hepsini anlatmak çok zor. Çok zor değil de vakit alır öyle söyleyeyim.

ŞEHİT OLURSAM RABBİM BANA TORPİL GEÇMİŞ OLUR

Benim aklımdan şunlar geçti o gün. Arabaya bindim. Oğlum sürüyor. Ben arkadayım. Çocuğa da bir şey demiyorum, endişe eder, korkar diye. Eşimi de aramadım ki onlar endişe etmesinler diye. Onlar beni aradı sağ olsun. Belki bizim bugün son gecemizdir, yarın olmayabilir. Allah’a hamdolsun bir ömür yaşadık. Milletimize, devletimize hizmet etme fırsatı bulduk, değişik görevlerde. İyi yaptığımız olmuştur, eksik yaptığımız olmuştur. Sevap aldık, vebal aldık bir sürü. İnsan olarak artılarımız, eksilerimiz olabilir. Eğer bugün şehit olmak bize nasip olursa Rabbim kilometreyi sıfırlatarak bizi yanına almış olur. Yani bir torpil geçmiş olur bana. Ben biraz öyle düşündüm. Onun rahatlığıyla ben o gece boyu hareket ettim. Ölümden korkan değil, o gün ölmeyi. O gün ölüm gelecekse kendime Allah tarafından bir lütuf olarak gören bir psikoloji vardı. Ben o tankın altında yatan ve kurşunlara koşan, bombalara meydan okuyan herkeste daha fazlasıyla bu ruhun olduğuna yürekten inanıyorum.

KORKU VE PANİK HAVASI MECLİS’TEN DALGA DALGA YAYILABİLİRDİ

Bazı milletvekili arkadaşlarla temasımız oldu. Bu arada bir sürü telefon görüşmem var. Onlar yargıyla ilgili ve diğerleriyle ilgili. Her tarafta bir teyakkuz olsun. Biz de kendi üzerimize düşeni yapalım diye. Ondan sonra da bir avukat bürosunda bir araya geldik. Kızılay’a gidelim diye karar verdim ben. Şimdi arkadaşlar dediler ki Kızılay’a sen gidersen, darbeciler orada da olabilir. Fark edip sana dönük bir hareket yapmak isteyebilirler. Vatandaşlara senin yüzünden zarar verebilir deyince Meclis’e gitme kararı aldık ve oradan çıktık, Meclis’e geldik. Meclis’teki kısmı zaten Türkiye kamuoyu o kameralarda olduğu için gördü. Hükümet adına konuşma yapıyorum. Konuşmanın bir yerinde büyük bir gürültü, bomba düştü çok net bir şekilde. Avizeler böyle sallandı, yerden ve tavandan toz kalktı ve herkes bir o yana, bir yana kaykındı. Ama konuşmayı kesmedim. Yani orada bir korku, panik görüntüsü vermemeye özen gösterdim. Çünkü eğer korku, panik olsa bu halka yansır, Meclis korktu olur. Onun için ne olacaksak burada zaten olacağız. Yani bundan kaçış yok. Konuşmaya ben devam ettim. Bu arada arkada bazı konuşmalar oluyor ve milletvekilleri de arkaya doğru gidiyor. Kulak kabarttığımda bazı arkadaşlar, Meclis Başkanımıza duygusal olmayalım, burada bir devlet aklına ihtiyaç var. Eğer bomba Meclis’in üstüne düşmüş olsaydı şu anda burada bir sürü kişi ölebilirdi. Yaranabilirdi diye görüş ifade ediyorlar. Meclis Başkanımız da onları dinliyor ama ne cevap verdiğini ben duyamıyorum. O anda aklımdan eğer Meclis korku ve panik içerisinde oturumu kapatır, sığınağa giderse veya Meclis’i kapatırsa bu da halka yansırsa halkın endişesini çoğaltır ve darbecilerin işine yarar bu. Çünkü halk meydana çıkmaz. Meydana çıkan meydandan çekilebilir. Bir korku, panik havası Meclis’ten dalga dalga yayılabilirdi. O nedenle onu engellemek için Meclis Başkanımıza, Meclis’in çalışması gerektiğini söyledik. Sağ olsun o da Meclis’i çalıştırmaya devam etti. Ben de konuşmama devam ettim. Aynı konuşma içerisinde bu sefer ikinci bir bomba atıldı. Ama bomba sanki başımıza düşmüş gibi birinciden daha şiddetli daha gürültülü bir bomba oldu. Buna rağmen Meclis kapanmadı. Çalışmalarını bitirdikten sonra birleşime ara verdi ve darbecilere en büyük cevabı sokakta halkımız, Başbakanımız, Hükümetimiz, Cumhurbaşkanımız, medyamız, siyasilerimiz verdiği gibi parlamento da darbecilere en büyük cevabı vermiş ve meydan okumayı yapmıştır.

TÜRKİYE ÇOK BÜYÜK BİR ZİHNİYET DÖNÜŞÜMÜ GEÇİRDİ

Dün bir panelde ifade ettim. 12 Mart 1971 muhtırası verilince o dönemin Meclisi’ne geliyor muhtıra ve 12 Mart 1971 Millet Meclisi’nde 13 Mart 1971’de de Cumhuriyet Senatosu’nda muhtıra okunuyor ve Başkanlık Divanı muhtırayı okutuyor. Milletvekilleri muhtırayı dinliyor. Sadece bir milletvekili Sayın Hasan Korkmazcan itiraz ediyor. Onun dışında hiç kimse itiraz dahi etmiyor ve muhtırayı dinleyen ve muhtıraya karşı koymayan bir başkanlık divanı, karşı koymayan bir parlamento var. Ama şimdi aradan geçen zaman içerisinde Türkiye’nin demokratikleşme ve zihniyet dönüşümü noktasında geldiği evreyi göstermesi bakımından önemli. Bu sefer tanklara, toplara, savaş jetlerine karşı Meclis’i açık tutan bir başkan, başkanlık divanı ve orada ölmeye gelmiş milletvekilleri ve vatandaşlarımız var. Yani Türkiye bu açıdan baktığınızda gerçekten demokrasi, demokratikleşme ve zihniyet dönüşümü konusunda çok büyük bir gelişmeyi sağladığını da bu olay açıkça göstermektedir.

İLK DEFA TÜRK YARGISI DARBEYE VE DARBECİLERE İTAAT ETMEDİ

Öncelikle şunu ifade etmekte fayda görüyorum. Türk yargısı en önemli ve en başarılı sınavını vermiştir. Bugüne kadar her darbe teşebbüsü sırasında ya darbe öncesinde hemen darbecilerin destek vermeye hazır olduğunu ihsas edecek bazen açıklamalar da yapan dönemler var. Darbeden sonra darbecilere ilk biat edenler arasında her zaman Türk yargısı yer almış. Maalesef 28 Şubat sürecinde brifinge gidenler içerisinde Yekta Güngör Özden Anayasa Mahkemesi Başkanı. O dönemdeki Danıştay Başkanı, Yargıtay Başkanı ve pek çok hukukçu cüppeleriyle beraber 28 Şubat döneminde Genelkurmay’a gittiler ve brifing aldılar. Şimdi ilk defa Türk yargısı darbeye ve darbecilere itaat etmedi. Daha işin başarılı ve başarısız olmadığının belli olmadığı vakitlerde; bazılarının hele bir pozisyonu görelim, gidişatı görelim ona göre ne yapacağımıza karar verelim diye düşündüğü bir noktada Türk yargısı harekete geçti. Ankara Başsavcılığımız, İstanbul Başsavcılığımız, Bursa, Adana, Diyarbakır, Kocaeli, Sakarya bütün başsavcılıklarımız hepsi harekete geçtiler, darbecilerin yakalanması, gözaltına alınması ve tutuklanması gibi adli işlemleri süratle yaptılar. Adliyelere gelmemesi için tedbir alındı, UYAP kapatıldı. Herhangi bir tahliyenin yapılmaması talimatı gönderildi. Ne gelirse gelsin ona karşı direnç. Cezaevlerinin etrafında tedbirler alındı. Orada ne olur olmaz diye. Adliyelerin etrafında tedbirler alındı. Darbeciler yakalandığında asker oldukları için kanunlar gereği askeriyede tutulması lazım. Bunların emniyette tutulması. Kanuna rağmen emniyete alınması konusunda yani bir sürü o süreçte yapılması gerekenler yapıldı.

YARGI DEMOKRASİSİNE, HUKUK DEVLETİNE SAHİP ÇIKTI

2800 civarında hakim ve savcı hakkında soruşturma başlatıldı ve açığa alındı. O gece. Arkasından TSK üyeleri, arkasından Yargıtay üyeleri, Danıştay üyeleri, Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında soruşturmalar açıldı ve onlarla ilgili de işlemler yapıldı. Adli kararlar alındı ve sıkıyönetim direktifi ilk defa o adli süreçler sırasında Bursa’da ele geçirildi. Ondan sonra da Türkiye’nin her tarafına ulaştırıldı. O gün gerçekten Türk yargısı başsavcıdan diğer savcılarına, mahkeme başkanlarından diğer hakimlerine kadar FETÖ’cü olmayanlar dışında kalan bütün hakim ve savcılarımız gerçekten büyük bir özveriyle çalıştılar. O yüzden ben yargımıza buradan teşekkür ediyorum ki demokrasisine, hukuk devletine sahip çıktılar. Soruşturmalar, kovuşturmalar o gün o gece başladı. Tabi kovuşturmaların başlaması biraz zaman aldı. Bu da normal. Çünkü bu kadar büyük bir kalkışmayla karşı karşıyayız. Bu kalkışma her ne kadar suçüstü hali olsa da biz bir hukuk devletiyiz. Usul, kural gereği o delillerin ortaya konması ve dosyalarda olması gerekiyor ve bu süreçler işledi. Şu ana kadar Türkiye’de darbe teşebbüsüne katılanlarla ilgili Ankara, İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin hemen hemen dört bir yanında davalar açıldı. Çok az kaldı, birkaç tane kaldı. Bütün davalar açıldı. Onu özellikle ifade etmek isterim ve kararlar da çıktı.

YARGITAY İLK KARARI ONADI

Dün Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi’nin darbeciler hakkında verdiği bir kararı onadı. İlk bu karar. Hem mahkemeden geçti, hem istinaftan, hem de Yargıtay’dan geçti ve kesinleşti. Bundan sonra da diğer süreçler devam edecektir. Bugüne kadar hem darbe teşebbüsü hem FETÖ örgüt üyeliğiyle ilgili yürüyen soruşturmalara baktığımızda bir rakam vermek isterim. 168 bin 977 kişi hakkında adli işlem yapılmış. Bunlardan 50 bin 425 kişi halen tutuklu. 48 bin 477 kişi adli kontrol altında, serbest. 8 bin 594 kişi de önce tutuklanmış. Daha sonra adli kontrolle serbest bırakılmış. Diğerleriyle ilgili de yapılmış adli işlemler var ama onları burada ayrıca zikretmeye gerek duymuyorum. Bu soruşturmalar ve davalar devam edecektir.

BİREYSEL DURUMUNUZA GÖRE TEVİLLE REDDETİN

FETÖ terör örgütü bu yargılamalar sırasında örgüt üyelerine ve darbecilere talimatlar gönderiyor. Eşler üzerinden, avukatlar üzerinden, başka kanallarla. İstihbarat raporları var bu konudaki talimatlara ilişkin. Çok açık. Birinci talimatı şu; herkes her şeyi reddedecek. Görmedik, duymadık, bilmiyoruz, biz yapmadık. Şimdi dikkat ederseniz; darbeci teröristlerin tamamı aynı şeyi söylüyor. Bu örgütün talimatı, yapmadık. Sizin önünüze somut deliller konursa da o zaman herkes kendi bireysel durumuna göre teville reddetsin. Şimdi Meclis’i bombalıyor, uçağın içinde, uçakta parmak izi var, kuleyle konuşmaları var. Her şey canlı yayında. 80 milyonun şahitliği var. Alçak reddediyor. Öbür taraftan görüntülerde görmüşsünüzdür. Bir vatandaşımızı şehit ediyor. Ben yapmadım öyle bir şey diyor. Görüntüler koyunca önce kendisi olmadığını, sonra kendi olduğu ortaya çıkınca elindekinin silah değil telefon olduğunu söyleyerek milletin aklıyla, basiretiyle alay ediyor. Terör örgütü böylesine bir usul takip ettiriyor ve bütün darbeden yargılananlar da örgüt üyeliğinden yargılananlar da tamamına yakını örgütün bu stratejisini aynen uyguluyorlar. Örgüt oldukları zaten ortada. Onu çok net gösteriyor.

BÖYLE TATBİKAT OLUR MU?

Bu darbe teşebbüsü 80 milyonun, gözleriyle şahit olduğu olup biteni kulaklarıyla duyduğu ve her şeyi aklı, kalbi ve ruhuyla idrak ettiği bir darbe teşebbüsüdür. O suçüstü hali. Şimdi dünyanın neresinde görülmüş. Tatbikata gidiyoruz diyor. Efendim terör olayı var ona gidiyoruz diyor. Dünyanın neresinde görülmüş. Türk bayraklarıyla kadınlar, erkekler, çocuklar önüne çıkıyor durun diyor. Siz bizim yavrumuz değil misiniz diyor da onlara kurşun emri veriyor. Nasıl bir tatbikatmış? İstanbul’da gördük işte. Köprüde talimat veriyor ve kadın gidiyor itiraz ediyor. Bir sürü şey var. Böyle bir tatbikat olur mu? Böyle terör hadisesi olur mu? Terörle mücadeleye gidenlerin karşısına on binlerce insan Türk bayraklarıyla mücadeleye gidenlerin karşısına mı çıkmış? Var mı böyle bir örnek? Ama yok. Milletin aklıyla alay ediliyor.

SİLAH KULLANMAMIŞ HİÇBİR ER ŞU AN TUTUKLU DEĞİL

Darbenin içerisinde silah kullanmamış hiçbir er şu an tutuklu değil. Hiçbir askeri öğrenci tutuklu değil. Bazen zaman zaman medyada var. Sadece köprüde var. Köprüde gördünüz. Tutuklu olanlar ateş talimatıyla vatandaşlarımızı şehit edenler. Şey değil yani. Onun dışında erlerden şu anda yok. Bir başka şey terör örgütü. Herkes kötü muamele ve işkence gördüğünü yazacak, yazdıracak. Hep beraber kötü muamele gördük, işkence gördük. Yani yüzlerine gözlerinize baktığınızda kötü muamele ve işkencenin hiçbir emaresi yok. Bunlar da iftira. Yani başkalarına malzeme hazırlıyorlar. AİHM’e, başka yere. Bunların hepsini tutuklanıp tutanağa geçirecekler. Herkes savunma hakkımız kısıtlandı. Adil yargılama. Bunları da tutanağa geçirteceksiniz. Onu da yapıyorlar. Baskıyla, zorla ifade alındı. Onları da tutanağa geçireceksiniz. Onlar da. Bilaistisna neredeyse bunu yaptılar. Örgütsel bir davranış sürüyor.

İÇERİDE TİYATRO OYNUYORLAR

FETÖ alçağının talimatlarıyla onun içerdeki alçak hainleri, elebaşının talimatlarını yerine getiriyor. Şu anda içeride tiyatro oynuyorlar. Yani yargı; hakimlerin, savcıların önünde bir tiyatro oynuyorlar. Tiyatro diyorlar ya tiyatroyu gerçekleri örtmek için bunlar yapıyor. Kontrollü bir savunma yapılıyor. Ne yaparlarsa yapsınlar bu kontrollü savunma onlara bir fayda sağlar mı, sağlamaz mı? Hepsini sonuçta göreceğiz. Yani ortada tank var. Tankın içinden halkın çıkardığı adam var. Elinde silah var. Burada suçüstü hali. Ezdiği adam ortada. Tank ortada. Çıkan ortada. Böyle bir suçüstü halinde hala reddeden insanlar var. Onların milletin aklıyla alay ediyor ama ahmakın alası bunlar. Böyle bir şey olabilir mi?

ÖRGÜTÜN MÜTHİŞ BİR RÜYA UYDURMA MERKEZİ VAR

Şimdi bir başka şey söyleyeceğim. Örgüt ne yapıyor başka? Müthiş bir rüya uydurma merkezi var örgütün. Ama şimdi o kadar zirvede uyduruyorlar ki cezaevlerine sürekli, uydurulan rüyalar örgütün has adamları tarafından getiriliyor. Yine örgütün has adamları tarafından içerde falancanın eşi, filanca kendisi, filancanın babası, filancanın kardeşi veya filan yerde tutuklu kişi veya filan yerdeki kişi rüya görüyor. Ne hikmetse rüyaların hepsinde Peygamber Efendimiz var. Böyle Müslümanların değer verdiği ulu kişiler var ve oradan bir moral motivasyon yapıyorlar ve örgüt lideri, terörist başı Gülen bunu bilerek yaptırıyor. Gazlıyor bunları. Motive ediyor, uçuruyor kendilerini. Neden? Çözülmesinler diye. Dökülmesinler, konuşmasınlar ve örgütün bütün çirkin yüzü onların itiraflarıyla ortaya çıkmasın diye büyük bir çabanın içerisinde. Ben buradan bir kez daha söylemek isterim. Bu davalar bittiği zaman bu rüya, uydurdukları rüyaları, cezaevlerine ve örgütün üyeliğinden veya darbeden yargılananların ailelerine gidenler, getirenler, götürenler kapılarını dahi bunların açmayacaklardır. Çünkü artık dava bitmiştir. Dosya kesinleşmiştir. Bundan sonra konuşmasının onlara verebileceği fazlaca bir zararı ortadan kalkmış olacaktır. Daha önceki ifadeleriyle çelişkili duruma düşecektir. O nedenle örgüt, Peygamber efendimiz ile bunları aldatmaya, cennetle bunları aldatmaya, İslam ulularıyla, sahte rüyalarıyla bunları getirerek bunları aldatmaya, gazlamaya devam ediyor. Buradan ben ailelere de sesleniyorum. Evlere de ziyaretlere gidenler var. Kendilerini böyle farklı göstermek suretiyle terör örgütü üyeliğinden yargılanan ve darbeden yargılananların ailelerine gidip o ailelerin desteğini yanına almak için onları kandırmak isteyen ve sahte rüyaları, başka başka umutları onlara aktaran sahte umutlar öyle diyelim, insanlar var. Onun için de diyorum ki ailelere; size bu şekilde gelenler olursa bunlar örgütün has adamları. Onları lütfen savcılıklara, polislere bildirin. Bildirmezseniz sizin çocuklarınızı bunlar yarın daha hangi tür kötülüklere, hangi tür suçlara, hangi tür pisliklere bulaştıracağını kestiremezsiniz. Bunlara kapınızı kapatın. Bu alçaklara gönlünüzü kapatın ve bunlarla mücadele edenlere yardımcı olun. Benim çağrım o. Her defasında söylüyorum. Her gün rüyalar anlatılıyor.

DELİYE HER GÜN BAYRAM

Bir rüya söyleyelim. Gene bir sürü rüya var da iki tanesini buradan izninizle anlatmak istiyorum. İşte diyor ki bir sofra var. İşte bin bir çeşit yemek var. Peygamber efendimiz geliyor, kapılar açılıyor. Oraya geliyor cezaevindekiler, yemekler yeniliyor. Ramazan ayındaki bir rüya bu, uydurulan rüya. İşte diyor ki bugün benimle iftar ediyorsunuz ama bundan sonrasını siz ailelerinizle yapacaksınız, iftarı. O zaman örgüt işte bayrama çıkılacak falan şeyleri var. Dedikodularını yayıyor, inandırıyor. Bu rüya. Onun üzerinden yayıyor. Sonra da tarih çok veriyorlar. Şu tarihte daha büyük darbe olacak. Şu tarihte şu olacak, bu tarihte bu olacak. Tarihler çok takılınca bu sefer rüyayı getiren diyor ki bu rüyayı içerde yayacak olan örgüte. O üyenin de eşi bu. Diyor ki ‘Tarihlere fazla takıyorlar. Takmasınlar. Melekler  Allah ile görüşmüş bir günde. O bir gün dünya tarihinde 50 bin güne denk gelirmiş. Bayram diyorlar ama bu bayram Ramazan bayramı da olabilir, kurban bayramı da olabilir, başka bir bayram da olabilir.’ diyor.  Deliye her gün bayram hesabı bunlara her gün bayram yaptırıyorlar.

MADEM BURASI CENNETSE GELSİN FETÖ BİRAZ DA CENNETE KENDİ GİRSİN

Bir başka rüya. Gene biri Peygamber efendimizi rüyasında görüyor. Peygamber efendimiz ona diyor ki; ‘Üzülme, elini aç.’diyor ve avucunun içerisine bir tarih yazıyor. ‘Bu tarihte serbestsiniz. Ama bu tarihi kimseye söyleme.’ diyor. Söylemek yasak. Sonra uyanıyor. Koğuşta 17 kişi varız diyor. Sabahleyin rüyayı anlattım. Koğuştaki 17 kişinin 17’si de aynı rüyayı görmüş. Serbest kalacağımız tarih belliymiş ama hangi tarih olduğunu söylemek yasakmış. Yani koğuştaki herkes çıkacağı tarihi biliyor. Ama birbirlerine söylemeleri yasakmış. Dışarıya veriyorlar. Bak yarın bir gün çıkacağız. Sonra aradan bir gün, gene o bayramlar geçtikten sonra en son Ramazan bayramı geçti. Yeni bir rüya gene uyduruk rüya gidiyor. Peygamber efendimizi görüyorlar. Rüyasında gene birisi. Peygamber efendimiz ona 4 rakamını işaret ediyor. Ondan sonra bu ne demektir? Bu 4 hafta mı, 4 ay mı sonra serbest kalacakları ve işin biteceği, terör örgütünün Türkiye’ye yeniden hakim olacağı şeklinde onlarca değerlendirme var. Öyle yorumlanıyor. Şimdi ben bunları şunlar için anlatıyorum. Onlarca değil, yüzlerce rüya var böyle. Uyduruluyor ve anlatılıyor. Cezaevlerinde bizi dinliyorlarsa bu örgüt mensupları onlara da söylüyorum. Bunlar uyduruk rüyalar. Sizi avutmak için, aldatmak için itirafçı olmanızı önlemek için örgütün kirli yüzünü ortaya çıkarmanızı engellemek için yapıyorlar. Ailelere de sesleniyorum; bunların tamamı sahte rüyalar. Şimdi cennet diyor, başka bir şey diyor. O zaman madem burası cennetse gelsin FETÖ biraz da cennete kendi girsin.

FETÖ’NÜN TÜRKİYE ABD İLİŞKİLERİNİ ZEHİRLEMESİNE İZİN VERMEYİN

FETÖ’nün iadesi konusunda biz ABD yetkili makamlarına geçici tutuklama talebimizi ve iade taleplerimizi ilettik. Bizzat ben gittim iki defa. Mevcut Adalet Bakanı ile biri de önceki Adalet Bakanı ile olmak üzere görüşme yaptım. Sayın Başkanımızın, Sayın Cumhurbaşkanımızın, Dışişleri Bakanımızın ABD’li bakanlarla, yetkililerle muhatap olan her Türk yetkilinin birinci gündem maddesi FETÖ’nün geçici tutuklanması, faaliyetlerinin kısıtlanması ve Türkiye’ye iadesidir. Bu şartlar gerçekleşmediği sürece Türkiye, ABD arasında tabi bu konu ana gündem olma vasfını koruyacaktır. Şu ana kadar Amerika Birleşik Devletleri FETÖ terör örgütü kurucusu ve yöneticisi terörist başı Gülen’in iadesi konusunda bir adım atmamıştır. Bizim taleplerimizi almıştır delilleri. Delillerde hiçbir eksiklik yok. Delillerin standardını bizimle tartışmak istemiştir. Yani bu deliller bunun ne kadarını gösteriyor, nasıl oluyor falan diye. Biz delillerin standardının Türkiye ile ABD arasında suçluların iade anlaşmasının aradığı şartlara fazlasıyla uygun olduğunu kendilerine ifade ettik. Onlar dediler ki işte biz davanın reddedilmesini istemiyoruz. Biz de onlara dedik ki biz dosyamıza güveniyoruz. Siz gönderin mahkemeye, mahkeme reddetsin bizim davayı reddediyorsa. Biz sizin avukatınız biz reddedilmek istemiyoruz. Talep eden biziz. Reddedileceksek Türkiye’nin talebi reddedilecek. Siz bizim taleplerimizi mahkemeye gönderin. Kararı mahkeme versin. Bu adamı ABD Adalet Bakanlığı atmadı. Dosyalar orada bir yıl oldu orada bekliyor. Giden dosyaları Adalet Bakanlığı adli makamlara bugüne kadar göndermedi. Bundan sonra da biz bunun gönderilmesini sağlamaya devam edeceğiz. Buradan ABD yetkililerine şunu özellikle iletmek istiyorum aracılığınızla; FETÖ’nün Türkiye ABD ilişkilerini daha fazla tahrip etmesine, zehirlemesine izin vermeyin. Çünkü FETÖ terör örgütü Türkiye ABD ilişkilerini zehirleme kapasitesi olan bir örgüttür. Buna izin vermeyin. Türkiye güçlü bir ülkedir. Türkiye’yi FETÖ terör örgütüyle değişmeyin. Değişirseniz bu menfaatinize de çıkarınıza da olmaz. FETÖ terör örgütü, ABD veya başka bir ülke için Türkiye’ye karşı kullanılacak kullanışlı bir malzeme olma vasfını çoktan kaybetmiştir. Türkiye’de bir karşılığı yoktur. Türk halkında bir karşılığı yoktur. 80 milyon Türk halkı Türkiye devleti bu örgütün karşısındadır. 80 milyonun ve devletin karşısında olduğu bir örgüt üzerinden o devlette bir hesap yapıyorsanız bu hesap tutmaz. Onun için de bu maşayı kullanmaktan vazgeçin. Kullandıkça eliniz yanacaktır.

BİLİNÇLİ BİR TERCİH

Hero, olayla ilgili biz hemen tahkikat başlattık. Hemen kontrolör görevlendirdik. Cezaevi müdürü başta olmak üzere oradaki görevlilerin hepsiyle ilgili bir tahkikat başladı. Henüz sonucu bize gelmedi. Ama bizzat dün arkadaşlar. Cezaevi yönetiminden verilen bir şey yok. Aileler getiriyor. Cezaevi yönetimi ona veriyor veya onun almak istediği bir şey varsa o oradan alıyor. Cezaevi yönetimi böyle bir şey vermesi söz konusu değil. Yani ama burada çok bilinçli bir tercih olduğunu biz düşünüyoruz. Fakat işin arka planı nedir? Onu tabi bu soruşturma sonucunda ortaya çıkacaktık. Biz ona göre ihmali kusura olan kimse, onlarla ilgili de ayrıca bir müeyyide uygulayacağız. Tabi cezaevlerinde bundan sonraki süreçte böyle resim, işte işaret, yazı vesaire gibi yazan, mesaj içerikli olan hiçbir şeyin mahkemelere giderken giyilmesine artık izin verilmeyecektir. Ona da bir kural getirilmiştir. Bunu da buradan ifade etmek isterim.

FİRARİ DURUMA DÜŞMEK MENFAATİNE DEĞİL

Kaçma dediğimiz şey, kapalı cezaevinden olur. Açık cezaevlerinde kapalı bir alan yok. Adı üzerinde açık cezaevi. Tel örgü falan da yok. Orada bazı işleri yapılıyor ve insanlar açık cezaevlerine ayrılan kişiler, belli aralıklarla da izin hakları var. Ailelerine gidebiliyorlar. Şimdi Sevan Nişanyan bu izin hakkını kullanıyor ve açık cezaevinden ayrılıyor, dönmesi gereken gün işte dün sabah saat 9 itibariyle dönmesi gerekirken dönmüyor. Dönmeyince bunun üzerine hakkında yakalama kararı çıkarıldı. O karar çerçevesinde aranıyor. Bulunduğu zaman tekrar tabi cezaevine konulacak. Açık cezaevlerinden kaçmak veya kaçmak demeyelim de orada kendini kaçak duruma düşürmek veya kendini firari duruma düşürmek pek akıllıca bir iş değil. Çünkü menfaatine değil o. Onun aleyhine çok büyük sonuçlar doğuruyor. Çünkü cezasının önemli bir kısmını zaten kapalı ceza infaz kurumunda geçirmiş oluyor. Çok az bir kısmı kalıyor. O kalan kısmı da zaman zaman infaz ederken izin alıp ailesiyle görüşebiliyor, gidip gelebiliyor ve biraz da açık ceza infaz kurumu kişiyi dışarıya alıştırmak, toplumlu oryantasyonunu sağlamak. Bir geçiş dönemi sağlamak için kurgulanmış bir sistem. Oradan böyle kendi kaçak duruma düşürmek veya şartla tahliye hakkını ortadan kaldırmak veya başka birtakım yaptırımlara muhatap bırakmak pek akıllı bir adamın yapacağı bir iş değil. Ama zaman zaman az da olsa böyle olaylar oluyor. Şu anda Sevan Nişanyan ile ilgili arama devam ediyor. İnşallah yakalanır.
-BASİN.ADALET.GDV.TR-



ÇOK OKUNAN HABERLER