İnsanlık ayıbının yıl dönümüdür

CHP Hatay Milletvekili ve Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu (KEFEK) Üyesi Av.Suzan Şahin'in 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında mesaj yayınladı.

İnsanlık ayıbının yıl dönümüdür
  • 25 Kasım 2019, Pazartesi 19:11

25 Kasım, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak kabul edilmiştir. 25 Kasım,Mirabelkızkardeşlerin vahşi bir şekilde katledildikleri, utanç gününün ve insanlık ayıbının yıl dönümüdür.

Ne yazık ki bu utanç ve ayıp hâlâ giderilememiştir. Özellikle ülkemizde kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda önemli bir mesafe kat edilememiştir. Hatta rakamların ortaya koyduğu üzere daha da geriye gitmektedir. Dünya Ekonomik Forumu 2018 Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporu’na göre 149 ülke içerisinde 130’uncu sırada olan ülkemizde, ömrü boyunca cinsiyete dayalı şiddete maruz kalma olasılığı değerlendirmesinde yüzde 42 ile OECD ülkeleri içerisinde en kötü durumdaki ülkelerden birisidir.

Ulu Önder Atatürk, kadınlarımızla ilgili “Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde yükselmeye layıksın” demiştir. Atatürk’ün bizlere miras bıraktığı bu sözün karşılığı ne acıdır; günümüz AKP iktidarınca anlaşılamamıştır.  Kadınlar omuz üstünde tutulmak bir yana, ekonomi, siyaset, eğitim başta olmak üzere birçok alanda eşitsizliğe ve ayrımcılığa uğramakta, hatta can güvenlikleri bile sağlanamamaktadır. Ülkemizde kadına yönelik şiddet oranları en yüksek rakamlara ulaşmış, kadınlar özellikle AKP iktidarı boyunca Cumhuriyet ile birlikte kazandığı tüm hakları kaybeder bir noktaya gelmiştir. Özellikle kadınlara yönelik ayrımcı söylemlerin devlet yetkilileri tarafından dile getirilmesi, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda atılan olumlu adımları boşa düşürerek, çelişkili bir durum ortaya çıkarmakta, ayrımcılık ve eşitsizliği meşrulaştıran bir ortam yaratmaktadır. “Türk kadınları evinin süsüdür”, “kadın erkek eşitliği fıtrata ters”, “kadının fıtratında erkeğe köle olmak var”, “annelerin annelik kariyeri dışında başka bir kariyeri merkeze almamaları gerekir”, “işsizlik oranları niye artıyor biliyor musunuz? Özellikle kadınlar arasında kriz döneminde işgücüne katılım oranı daha da artıyor” gibi söylemler kadınların ekonomik, toplumsal ve siyasi alanda eşit görülmediğinin bir itirafı olarak ortaya çıkmaktadır.

AKP iktidarı Kadınlara Eşitsizlik Sunuyor

Kadın-erkek eşitliğine inanmadığını her fırsatta dile getiren AKP iktidarı, kadınları ikinci cins olarak konumlandırmaktadır. Bu zihniyetin bir sonucu olarak kadınlara yönelik uygulanan politikalar bile adında kadın dahi olmayan bir bakanlık üzerinden yürütülmekte, kadınlar sadece “anne” ve “eş” rolleri üzerinden tanımlanmaktadır. Kadınları güçlendirecek politikalar yerine kadınlar güvencesiz istihdam alanlarında sıkışmakta ya da bakım emeği gibi nedenlerle istihdam dışında kalmaktadır. Kadınlar istihdamdan siyasete olmak üzere karar alma mekanizmalarına yeterince katılım sağlayamamaktadır.

TÜİK verilerine göre kadınların istihdam oranı yüzde 32,6 ile sınırlı kalırken, istihdam edilen kadınların yüzde 43’ü kayıt dışı ve güvencesiz işlerde çalışmaktadır. Yaklaşık 2 milyon kadın ise bakım emeği nedeniyle istihdama ya hiç dahil olmamakta ya da ayrılmaktadır. Özellikle genç kadın işsizliği hızla artış gösterirken, kadın işsizliği yüzde 15,5, genç kadın işsizliği yüzde 35,5 gibi kritik bir düzeye ulaşmıştır. 15-24 yaş arası kadınların yüzde 37,2’si de ne eğitimde ne de istihdamda yer almaktadır.

Siyasi temsil açısından ise seçmenlerin yarısını oluşturan kadınların parlamentodaki temsil oranı son seçimlerde yüzde 17,3 düzeyinde kalırken, bu oran dünya ortalaması olan yüzde 24,3’ün çok altındadır. Bunun dışında kadınlar birçok karar alma mekanizmalarından dışlanmakta ve temsil oranları oldukça düşük düzeylerde seyretmektedir.

Tüm bunlar AKP iktidarının kadınlara ve kadınlara yönelik politikalardan ne kadar uzak olduğunu ortaya koyarken, şu anda TBMM’de görüşülen 2020 bütçesi de toplumsal cinsiyet körüdür. Kadın ve erkeğin toplumun tüm katmanlarına eşit katılımı, bu konudaki eşitsizliklerin giderilmesi konusunda bir farkındalık ne yazık ki bütçe kalemlerinde görülemediği gibi toplumsal cinsiyet eşitliği kavramı 11. Kalkınma Planı’ndan da kavram ve anlam olarak çıkarılmıştır.

Tüm bu eşitsiz politikalar kadınlara daha çok şiddet ve yoksulluk olarak geri dönmektedir.

Kadınların yaşam hakkı tehdit altında

Nüfusumuzun yarısını oluşturan kadınlar şiddete açık halde hayatını sürdürmekte, fiziksel, cinsel, ekonomik ve psikolojik şiddet kıskacında yaşamaktadır. Kadına yönelik şiddetin hızla arttığı ülkemizde ne yazık ki kadınları koruyabilecek yeterli mekanizmalar olmadığı gibi kaç kadının şiddete uğradığı ve öldürüldüğüne ilişkin resmi bir veri dahi tutulmamaktadır. Bu konuda İstanbul Sözleşmesi’nin ‘kadın cinayetleri verilerinin derlenmesi ve nedenlerinin açığa çıkartılması devletin görevi olduğu’ hükmü uygulanmamaktadır. Kadın örgütlerinin günlük basın taramaları üzerinden yaptıkları derlemeye göre 2018 yılında 440, 2019 yılının ilk 10 ayında 383 kadın şiddet sonucu en yakınları olan kocaları, eski sevgilileri, abileri, babaları tarafından öldürülerek hayatını kaybetmiştir.

İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasada belirtilen koruyucu ve önleyici tedbirlerine rağmen mevzuatın yeterince uygulanmaması nedeniyle ülkemizde yaşayan her 10 kadından 4’ü kendisini güvende hissetmemektedir.  Kanunda atılan olumlu adımlara rağmen, endişe verici uygulamalar varlığını sürdürmekte, devletin şiddet gören kadınları koruyabilmek bir yana erkeklere hukukun kendilerini koruyacağı yönünde güvence verecek ‘tahrik’, ‘iyi hal indirimi’ gibi akıl dışı kararlara imza atmaktadır. Birçok kadın uzaklaştırma, koruma kararına rağmen en yakınları tarafından öldürülmektedir. Isparta’da üniversite öğrencisi GüledaCankel’in hayatta kalmak için 17 saat mücadele ettiği, ayrılmak istediği erkek arkadaşı tarafından öldürülmesi, Emine Bulut’un “ben ölmek istemiyorum” çığlıklarına rağmen eski eşi tarafından katledilmesi kadın cinayetlerinin geldiği trajik boyutu gözler önüne sürmektedir.

Bunlara karşılık kadınlar için yeterli sığınma evleri açılmamakta, nüfusu 100 binin üzerinde olan belediyelere sığınma evi açma zorunluluğu getirilmiş olmasına rağmen birçok belediye tarafından bu zorunluluk yerine getirilmemekte, bununla ilgili herhangi bir denetim de sağlanmamaktadır. Var olan sığınma evlerinin ise kapasiteleri yetersiz kalmaktadır. Sığınma evlerinde kadınlar çocuklarıyla birlikte yatacak yer bulamamakta, hijyenden uzak koşullarda barınmakta, sağlık karneleri olmadığı için hastalandıklarında muayene olamamakta, güvenli sandıklar oluşturulamadığı için oy kullanamamaktadırlar. Tüm bunlar, kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda bir adım bile ileri gidilemediğinin önemli göstergeleridir.

Kadına yönelik her türlü şiddet, yaşam hakkını tehdit eden temel bir insan hakkı ihlalidir.

Kadınları özgür olmayan bir toplumun ilerlemesinden bahsedemeyiz; böylesi bir toplum ancak gericileşir. Kadınlar da ancak toplumsal, siyasal, ekonomik olmak üzere her alanda erkeklerle eşit oldukları zaman özgür olabileceklerdir. Bu anlamda kadınların eşit temsili ve fermuar sistemi Siyasi Partiler Yasası’nda hayata geçirilmeli, eğitimin her kademesinde toplumsal cinsiyet eşitliği müfredata konulmalı, istihdam ve diğer alanlarda kadınların eşit katılımı ve bütçede toplumsal cinsiyet eşitliği yönündeki politikaların bir kamu hizmet olarak tüm bakanlıklara zorunlu görevler olarak eklenmesi yönünde düzenlemeler acil olarak hayata geçirilmelidir.

Bundan sonra 25 Kasımlar, kadınların toplumsal rol ve statülerinin yükseltildiği, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi temel hizmetlere ulaşabildiği, üretime, yönetime katılma imkânlarının, katkılarının arttığı, insanca yaşam koşullarına eriştiği, eşitlikçi, demokratik bir toplum için; her şeyden önce kadına yönelik her türlü şiddetin sonlandırılmasına dönük ciddi adımların atılmasına vesile olsun.

BASIN BÜLTENİ

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

yukarı çık