Detay Üst

“Kerkük ile İlgili Gelişmelere Sessiz Kalmayız”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Kerkük ile İlgili Gelişmelere Sessiz Kalmayız”

“Kerkük ile İlgili Gelişmelere Sessiz Kalmayız”
  • 15-09-2017 10:32

Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, IKBY'deki referandum kararına Kerkük’ün dâhil edilmesi hakkında “Kerkük’ün tarihî ve kültürel kimliğini gölgeleyecek, demografik yapısını değiştirecek her türlü adıma karşı olduğumuzu ve sessiz kalmayacağımızı ifade etmek isterim" dedi.

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde bir basın toplantısı düzenledi. Gündemdeki gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, basın mensuplarının sorularını da cevapladı.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, kamuoyu ile canlı olarak da paylaşılan toplantıda şunları söyledi:

“Geçen hafta İslam İşbirliği Teşkilatı Bilim ve Teknoloji Zirvesi münasebetiyle Sayın Cumhurbaşkanımız Kazakistan'ın başkenti Astana'da önemli bir uluslararası toplantıya katıldılar.

KAZAKİSTAN’DAKİ İİT BİLİM-TEKNOLOJİ ZİRVESİ VE İKLİ GÖRÜŞMELER

Orada hem İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanı olarak bilim, teknoloji ve eğitim konusunda mesajları oldu. Hem Arakan meselesi hem de ikili görüşmeler bağlamında yoğun bir görüşme trafiği oldu. Orada yaklaşık 11 hükûmet ve devlet başkanı ile ikili görüşmeler oldu.

Ayrıca Kazakistan’a da bu vesile ile bir resmî ziyaret yapmış olduk. Bildiğiniz gibi son dönemde Kazakistan’la, Orta Asya coğrafyası ile ilişkilerimiz çok iyi bir ivme yakalamış durumda. Bunu daha da ileri götürmek için temaslarımız yoğun bir şekilde devam edecek.

“ARAKAN’DA ULUSLARARASI TOPLUM HAREKETE GEÇMEYE BAŞLADI”

Tabii orada gündeme getirdiğimiz en önemli konulardan bir tanesi, Arakan’da yaşanan insanlık dramı... Bildiğiniz gibi yaklaşık 3 haftadır, Sayın Cumhurbaşkanımızın bu olaylar başladığı andan itibaren çok yoğun bir diplomasi trafiği oldu, kendisinin yaptığı çağrılar, görüşmeler, temaslar neticesinde şimdi yavaş yavaş uluslararası toplumun da harekete geçmeye başladığını görmüş bulunuyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın, Sayın Trump’la Kazakistan’dayken yaptığı görüşmede de bu konuyu detaylı bir şekilde gündeme getirmişti, hemen ardından Amerikan Dışişleri Başkanlığının, onun ardından da Beyaz Saray’ın yaptığı açıklamaları biz de memnuniyetle karşıladık.

Dün de bildiğiniz gibi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Myanmar’daki hadiseleri kınayan ve şiddetin derhal durdurulması çağrısında bulunan bir karar onaylandı. Bu konuyu tabii Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda da Sayın Cumhurbaşkanımız hem Genel Kurula hitabında, hem ikili görüşmelerinde gündeme getirecek. Ama sadece bununla yetinmiyoruz, İslam İşbirliği Teşkilatı Rohingya Temas Grubu olarak daha önce kurulmuş olan yapımız var, bu yapının davetiyle de orada bir yan etkinlik yapacağız. İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ve üyesi olmayan bütün ülke liderlerini bu etkinliğe davet edip Arakan, Myanmar ve bu meselenin çözümüne ilişkin konuları da etraflı bir şekilde ele almayı planlıyoruz.

“MYANMAR’DA TİKA ELİYLE YARDIMLAR ULAŞTIRILMAYA DEVAM EDİYOR”

Yine bu çerçevede bildiğiniz gibi Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla Kızılay, AFAD ve Diyanet İşleri Başkanlığı olarak Arakan’a bir yardım kampanyası başlattık. Bütün vatandaşlarımızı da bu kampanyaya destek olmaya, katılmaya bu vesileyle davet ediyoruz.

Bildiğiniz gibi yaklaşık 2012 yılından beri aslında bu konu bizim gündemimizde. Yani Arakan meselesi yeni bir konu değil; Myanmar’ın kendisinde bu mesele maalesef yaklaşık 50-60 yıldır devam eden bir meselesiydi. Bizim 2012’den beri Arakan’a yaptığımız çok ciddi insani yardımlar var, şu anda da TİKA eliyle Arakan tarafında Myanmar’da yardımlar ulaştırılmaya devam ediyor. Tabii büyük zorluklar var, sınırda yaşanan şiddet olayları var. Myanmar ordusunun maalesef devam ettirdiği saldırıları, orantısız güç kullanımı devam ediyor. Biz öncelikle tabii buradan Myanmar Hükûmetine de bu konuda sağduyuyla hareket etmesi çağrısında tekrar bulunuyoruz. Özellikle insani yardımların ulaştırılması noktasında gerekli kolaylıkları sağlamalarını da bekliyoruz.

“KÖRFEZ KRİZİNİN DİYALOG YOLUYLA ÇÖZÜLMESİ TARAFTARIYIZ”

Son birkaç günde bildiğiniz gibi Sayın Cumhurbaşkanımızın yine burada yoğun bir diplomasi trafiği oldu. Dün Kuveyt Başbakanını kabul ettiler ve özelikle Kuveyt Başbakanı ve Dışişleri Bakanıyla Körfez’de yaşanan kriz etraflı bir şekilde ele alındı. Özellikle Kuveyt Başbakanı ve Dışişleri Bakanı sürecin geldiği noktayı da detaylı bir şekilde aktardılar. Tabii Kuveyt’le, diğer Arap ülkeleriyle neler yapılabilir; bu krizin aşılmasına dönük bu konular detaylı bir şekilde ele alındı.

Yine bu çerçevede bildiğiniz gibi bu akşam da Katar Emiri ülkemizi ziyaret edecek ve Sayın Cumhurbaşkanımızla bir görüşmeleri olacak. Orada tabii ki ikili konular, bu Körfez krizi, ayrıca Birleşmiş Milletler gündemi etraflı bir şekilde ele alınacak.

Katar Emiri Şeyh Temim’in bu ziyareti de bu kriz başladıktan sonra yurt dışına yaptığı ilk ziyaret oluyor. Dolayısıyla ilk ziyaretini Türkiye’ye yapmak suretiyle de bu süreçte Türkiye’nin oynadığı role ilişkin de önemli bir mesaj verilmiş oluyor.

Biz tabii bu Körfez krizinin bölgedeki ülkeler arasında kardeşane bir şekilde diyalog yoluyla çözülmesi taraftarıyız. Zira bu gerginlikler sadece bölgenin düşmanlarına katkı sağlar, onları sevindirir. Bölgede istikrarın, barışın tesis edilmesi hem bölge için, hem bizim için büyük önem arz ediyor.

“ERBİL YÖNETİMİNİN REFERANDUM YANLIŞINDAN BİR AN ÖNCE DÖNMESİNİ BEKLİYORUZ”

Yine dış politikayla ilgili bir diğer önemli konu da, biliyorum sizin de gündeminizde var, bu Kuzey Irak’ta devam eden bağımsızlık referandumu süreci... Bununla ilgili müteaddit kereler açıklamalar yaptık bildiğiniz gibi, ben tekrar kayda geçmesi için burada tekraren şunu ifade etmek istiyorum: Kuzey Irak Kürt Yönetimi’nin, Erbil’in bu yanlış karardan bir an önce dönmesini bekliyoruz. Bu karar karşı karşıya oldukları sorunları çözmeyecek, daha da karmaşık hâle getirecektir, onları daha büyük yalnızlığa itecektir. Çünkü gördüğünüz gibi şu ana kadar bu bağımsızlık referandumuna İsrail dışında destek veren bir ülke dahi yok, tek bir uluslararası örgüt dahi yok. Nitekim önceki gün Irak Parlamentosunun aldığı karar da biliyorsunuz bu çerçevede önem arz ediyor, bunun anayasaya aykırı olduğu ve bu referandum kararından vazgeçilmesi gerektiği şeklide.

Tabii bizim açımızdan, biz Kuzey Irak’la şu ana kadar hep iyi ilişkiler içerisinde olduk, Irak Kürtleri ile bu ilişkileri aynı şekilde devam ettirmek niyetinde ve arzusundayız. Ama bunu gölgeleyecek, bunu baltalayacak adımlardan da Kuzey Irak Yönetimi’nin ivedilikle sarfınazar etmesi, geri durması gerekiyor. Onların da bu sürece katkı sağlaması gerekiyor.

“KERKÜK’TE KAOS ORTAMININ OLUŞTURULMASINA GÖZ YUMAMAYIZ”

Bizim açımızdan hassasiyet arz eden bir diğer konu da Kerkük’ün bu referandum kapsamına dâhil edilmiş olması… Hâlbuki Kerkük, ifade edilen Kürt bölgesine dâhil değil. Böyle bir defakto durum yaratılmaya çalışılması da elbette kabul edilemez. Bu vesileyle Kerkük’ün tarihî kültürel kimliğini gölgeleyecek, demografik yapısını değiştirecek her türlü adıma karşı olduğumuzu ve sessiz kalmayacağımızı da ifade etmek isterim. Oradaki Türkmen kardeşlerimiz, oradaki Arap kardeşlerimiz, ayrıca oradaki Kürt kardeşlerimiz barış ve huzur içinde yaşamak için elbirliğiyle hareket etmek durumundadırlar. Ama şu veya bu gerekçeyle, işte şu siyasi partinin veya valinin kişisel tasarruflarıyla orada bir kaos ortamının oluşturulmasına da elbette göz yummamız söz konusu değil.

Nitekim biraz önce de bildiğiniz gibi bir son dakika haberi olarak geldi, Irak Meclisi Kerkük Valisinin görevden alındığını, azledildiğini bildirdi. Bu tabii Irak Hükûmetinin, devletinin, parlamentosunun aldığı bir karardır. Ama şu ana kadar Kerkük Valisinin izlediği politikalara baktığınız zaman, gerek PKK’nın oradaki mevcudiyetiyle ilgili tavrı konusunda, gerekse Türkmenler ve referandum konusundaki tavrına baktığınız zaman kendisinin de bu sonucun oluşmasında bir doğrudan müsebbibi olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz. Tekrar edecek olursak, bizim çağrımız, bu referandum kararından derhal vazgeçmeleri ve Irak’ın toprak bütünlüğü içerisinde Erbil ile Bağdat arasındaki sorunların çözümüne yönelik adımların atılması olacaktır.

“TÜRKİYE’Yİ KARŞISINA ALMAK, ALMAN DEVLETİNİN MENFAATİNE DEĞİL”

Bir diğer konu, bildiğiniz gibi yaklaşmakta olan Almanya seçimleri... 24 Eylül’de Almanya’da seçimler yapılacak, işte özellikle son bir ay içerisinde Alman iç siyasetinin ve seçim ortamının nasıl Türkiye’ye ve hassaten Sayın Cumhurbaşkanımıza adeta kenetlendiğini, kilitlendiğini de müşahede ediyoruz. Tabii Sayın Cumhurbaşkanımızın şahsında Türkiye’ye yönelik asılsız saldırıları, çirkin ithamları, iftiraları külliyen reddediyoruz. İç siyaset malzemesi yaparak Türkiye gibi bir ülkeyi karşısına almak, ne Alman siyasetinin, ne Alman Devletinin menfaatinedir. İnşallah bu seçim sürecinden sonra Alman siyaseti tekrar aklıselim ile hareket eder ve Türkiye gibi önemli bir ülkeyi kaybetmek gibi bir durumla karşı karşıya kalmazlar. Tabii Türkiye’nin özellikle Almanya bağlamında haklı ve meşru güvenlik taleplerini ve endişelerini de bu vesileyle ben tekrar etmek istiyorum.

“ALMANYA; PKK, DHKP-C VE FETÖ’NÜN FAALİYETLERİNE İZİN VERMEMELİ”

Özellikle son yıllarda, bu yeni değil, 12 Eylül darbesinden beri maalesef yaşanan bir süreç, son dönemde Türkiye’de ne kadar Türkiye karşıtı illegal örgüt varsa, PKK’sından DHKP-C’sine, şu anda da FETÖ’süne kadar bunların Almanya’da melce bulması, kendilerine bir yer bulması, rahatlıkla o sistemi istismar ederek, suiistimal ederek Türkiye aleyhine faaliyetler yapması, para toplaması, militan devşirmesi kabul edilemez.

Biz Alman makamlarına bunu defaatle ifade ettik, etmeye de devam edeceğiz. Dolayısıyla eğer Almanya gibi bir ülke hukukun üstünlüğü, demokrasi gibi ilkelere gerçekten inanıyorsa, bu ilkeleri ortadan kaldırmak için çalışan PKK gibi, DHKP-C gibi, FETÖ gibi terör örgütlerine kendi topraklarında faaliyet yapma izni vermez. Ciddi bir devletten, demokratik bir devletten, hukukun üstünlüğüne dayalı bir devletten beklentimiz budur. Bunu da bu vesileyle tekrar ifade etmek istiyorum.

Bir diğer önemli konu, bu S-400 anlaşması bağlamında Sayın Cumhurbaşkanımızın Kazakistan dönüşü yaptığı açıklama. Yine belli çevrelerde artık alıştığımız spekülasyonlara, dedikodulara, temelsiz, içeriği boş tartışmalara yol açmış görünüyor. Bunu ‘Türkiye neden böyle bir tasarrufta bulunuyor’ diye sorgulayanlar, ‘Türkiye Batıdan uzaklaşıyor, NATO’da artık güvenilir bir müttefik değil’ diye yorumlamaya çalışanlar, içeride ve dışarıda maalesef seslerini çıkartmaya başlıyorlar.

NATO GENEL SEKRETERİNİN S-400’LERLE İLGİLİ AÇIKLAMASI

Bir kere öncelikle şunun altını çizelim: Türkiye ulusal güvenliğinin gerektirdiği bütün adımları hiçbir ülkeye danışmadan egemenlik hakları çerçevesinde bugüne kadar attığı gibi bundan sonra da atmaya devam edecektir. NATO içerisinde Türkiye güçlü bir müttefiktir, NATO içerisinde Türkiye’nin yeri son derece bellidir. Nitekim NATO Genel Sekreterinin bu S-400’lerle ilgili dün yaptığı açıklamayı da biz memnuniyetle karşıladık. Sayın Stoltenberg’in egemenlik hakları çerçevesinde buna saygı duyulması gerektiği çerçevesinde yaptığı açıklama aslıda en doğru açıklamadır ve bizce bu tartışmayı artık bitirmesi gerekir. Yani NATO’nun en üst düzey yetkilisinin yaptığı bu açıklamadan sonra hâlâ birilerinin çıkıp Türkiye’nin bu egemenlik hakkını kullanması konusunda birtakım asılsız iddialarda bulunması, spekülasyonlarda bulunması sadece suni gündem oluşturmak anlamına gelir.

Tabii S-400, Türkiye-Rusya ilişkileri bağlamında da önem arz eden bir konu. Bunu gündeme getirirken de, bunu ‘tekrar batıdan uzaklaşılıyor, Türkiye Avrupa değerlerinden uzaklaşıyor’ gibi takdim etmeye çalışanlar var. Şunun da altını çizelim: Türkiye çok yönlü bir dış politika izliyor. Dış politika hiçbir zaman bir sıfır toplamlı bir oyun değildir. Türkiye, bulunduğu coğrafya gereği, millî çıkarları gereği ve dünyaya bakışı açısından elbette doğuyla, batıyla, kuzeyle, güneyde, Avrupa’yla, Orta Asya’yla, Kuzey Afrika’yla, dünyanın bütün bölgeleriyle, Latin Amerika’yla iyi ilişkiler geliştirmeyi hedefleyen bir ülkedir.

“TÜRKİYE’NİN RUSYA’YLA GELİŞTİRDİĞİ İYİ İLİŞKİLER, BATIYLA İLİŞKİLERE BİR ALTERNATİF DEĞİLDİR”

Mesela son dönemde sadece Cumhurbaşkanımızın trafiğine baktığınız zaman, şu anda İngiliz İçişleri Bakanı, ben de görüşmeden çıktım geldim, Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından kabul ediliyor. Öğleden sonra Fransa, bu görüşmenin ardından Fransa Dışişleri Bakanı gelecek. Dün Kuveyt Başbakanı buradaydı, akşam Kuveyt Emiri geliyor. Ondan önce Pakistan Dışişleri Bakanı, Katar Dışişleri Bakanı buradaydı, dün Moldova Parlamento Başkanı buradaydı, yani bu listeyi uzatabiliriz. Bu yoğun trafik içerisinde hiç kimse ‘Türkiye sadece bir bölgeye odaklanıyor’ diyemez. 360 derece perspektifinden yürütmeye çalıştığımız dış politika bu tür farklı ülkelerle, aktörlerle, bölgelerle iyi ilişkiler geliştirmeyi de zaruri kılmaktadır.

Dolayısıyla Türkiye’nin Rusya’yla geliştirdiği iyi ilişkiler Batıyla, Batı ittifakıyla, NATO’yla, Avrupa’yla ya da Amerika Birleşik Devletleri’yle geliştirdiği ilişkilere bir alternatif değildir, onları tamamlayıcı niteliktedir. Bu çerçevede Fransa’nın yaptığı açıklamayı da olumlu karşıladığımızı ifade etmek isteriz. Onlar da ulusal egemenlik hakları çerçevesinde bunun Türkiye’nin en doğal hakkı olduğunu ifade ettiler.

“SİHA’LAR, SADECE VE SADECE TERÖRİSTLERİ ORTADAN KALDIRMAK İÇİN KULLANILMAKTA”

Bir diğer konu, biraz iç siyasetle, güvenlikle de ilgili, silahlı İHA tartışması... Çok talihsiz bir şekilde başlatılan bu tartışmanın adeta terör örgütünü ve onun yandaşlarını cesaretlendirici bir mahiyette takdim edilmesi kabul edilebilir değil. Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanımızın açıklamaları oldu, önveki gündü zannediyorum, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de bu konuyla ilgili bir açıklaması oldu. Şunun altını çizelim: Bu SİHA’lar, yani silahlı ve insansız hava araçları sadece ve sadece teröristleri ortadan kaldırmak ve ülkemizin güvenliğini sağlamak için kullanılmaktadır.

İlginç olan şey şu: Ne zaman Türkiye terörle mücadelede belli bir mesafe kat etse, belli başarılara imza atsa, bu tür konular gündeme getirilerek adeta bu başarı gölgelenmeye çalışılıyor. Bakın bugün Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet Genel Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığımız, Jandarma Genel Komutanlığı, korucularımız, dolayısıyla bütün güvenlik birimlerimiz bu ülkenin güvenliği için canla başla ve büyük bir özveriyle kahramanca mücadele ediyorlar. Onların bu mücadele azmini gölgeleyecek ya da kıracak türde açıklamalardan herkesin sarfınazar etmesi gerekir. Sivillere yönelik herhangi bir saldırının olmaması ya da kaybın olmaması için bütün güvenlik birimlerimiz en azami hassasiyeti göstermektedir. Ama bunu adeta yok sayan bu tür sorumsuzca açıklamaların terör yandaşlarını cesaretlendirdiğini de göz ardı edemeyiz.

Burada ister bir siyasi parti mensubu olsun, ister bir kanaat önderi olsun, kişilerin nerede durması gerektiği konusunda herhalde bir zihni netliğe sahip olması gerekir diye düşünüyoruz. Dolayısıyla Türkiye bundan sonra da bu İHA’ları, SİHA’ları kendi güvenliği çerçevesinde elbette kullanmaya devam edecek, çünkü bunlar bizim ulusal güvenlik meselemizdir. Nasıl diğer ülkeler ulusal egemenlik hakları ve ulusal güvenlikleri çerçevesinde bu mücadeleyi yürütüyorlarsa, Türkiye de bu mücadeleyi en etkin bir şekilde bundan sonra da yürütmeye devam edecektir.

AYSEL TUĞLUK’UN ANNESİNİN CENAZESİNDE YAŞANAN HADİSELER

Bir diğer konu da; dün akşam yaşanan bir hadise vardı, Aysel Tuğluk’un annesi Hatun Tuğluk’un cenazesinde yaşanan hadiseler. Ben de tekrar Cumhurbaşkanlığı adına buradan bu hadiseyi en net bir şekilde kınadığımızı ifade etmek istiyorum. Bu gayri insani tutumu kabullenmek mümkün değildir. Bu bizim inanç değerlerimizle, kültür ve medeniyet değerlerimizle asla bağdaşmayan bir tutumdur, çirkin bir yaklaşımdır. Ölüye saygı bizim inancımızın, medeniyetimizin en temel unsurlarından bir tanesidir. Bir cenaze töreninde bu tür hadiselerin yaşanmasını telin ettiğimizi bir defa daha ifade etmek istiyorum. Bununla ilgili bir adli süreç başlatıldı bildiğiniz gibi, konuyla ilgili İçişleri Bakanımızın da bir açıklaması oldu, Valiliğin de bir açıklaması oldu. Bu soruşturma devam ediyor, bunun biz de ilgili birimlerimiz tarafından takipçisi olacağız; bunu da bu vesileyle ifade etmek isterim.

“YÜZDE 5,1’LİK BÜYÜME RAKAMI SON DERECE SEVİNDİRİCİ”

Son olarak da ekonomi cephesinde önemli pozitif haberler geldi bildiğiniz gibi, büyüme rakamı 5,1 olarak açıklandı. Bu son derece sevindirici, umut verici bir rakam. Bazı çevrelerin, kredi derecelendirme kurumlarının vesairelerin beklentilerinin tersine bu Türkiye ekonomisinin bünyesel yapısının ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha teyit etmektedir. Özellikle dünyadaki, Avrupa bölgesindeki, Amerika’daki, hatta Asya ekonomilerindeki büyüme oranlarına baktığınız zaman bunların 2, 3 civarında olduğunu değerlendirdiğimiz zaman, 5,1 gibi bir büyüme oranının gerçekten Türk ekonomisinin geleceği açısından da ümitvar bir tablo arz ettiğini ifade etmek isterim. Burada tabii yatırımlar, dış sermaye, turizm, ihracat vesaire bütün bu alanlarda atılan adımlar bu olumlu neticenin doğmasına katkı sunmuştur. Ama şunu da söyleyeyim: Tabii 5,1 bile aslında bizim için yeterli değil. Sayın Cumhurbaşkanımızın da değerlendirmeleri, inşallah üçüncü çeyrekte bu rakamın biraz daha yukarı çekilmesi yönünde. Umarız gelecek rakamlar da yapılan çalışmalar neticesinde bu noktaya ulaşacaktır.”

-TCCB.GOV.TR-



ÇOK OKUNAN HABERLER