Siyaset’in Bezirgânları

Gazeteci- Yazar ve İktisatçı Çevre ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER) Genel Başkanı Yazdı: Siyaset’in Bezirgânları .. İşte o yazısı:

Siyaset’in Bezirgânları
  • 18 Ekim 2018, Perşembe 14:55

Siyaset’in Bezirgânları

Yerel seçim yaklaşıyor, piyasada allı yeşilli, acayip söylemli tipler kol geziyor(!)

Dün başka söyleyen, konuşan, bugün “değiştim” diyerek kırıta kırıta adamım diye gezenler var. İnsanın bir duruşu olur, bir tavrı olur, net bir düşüncesi olur. Nerde,kimde!?

Dava, mava, vefa, bunlar hikaye söylemler… Çıkar nerede, mitili oraya atıyorlar. Sonra da Halk bize neden güvenmiyor diyorlar. Neyine, nesine, kime güvensin!?

Ciddi bir muhalefet boşluğu var. Her yapılanı karalamak, her işe karşı çıkmayı muhalefet sanıyorlar. İyiye iyi, kötüye kötü diyemiyorlar, eski huylarından vazgeçemiyorlar, günü kurtarma arayışı içinde politika yapıyorlar. Üreten yok, hep tüketen var.

Proje diye ağızlarına doladıkları şeyleri herkes biliyor ve birçoğu zaten söylenmiş ve bir türlü hayata geçmemiş işler.

Adayım diye ortaya çıkanlara şöyle ADAM GİBİ SORU SORAN, KÖŞEYE SIKIŞTIRAN bir Allah’ın kulu Gazeteci yok. He, hü diyerek, sallabaşı götür işi durumunda gerek siyaset de gerekse Gazetecilikte çok sayıda TİYATROCU var. Resmen tiyatro oynuyorlar.

Ne yapacaksınız, “vakit hizmet vakti, işimiz hizmet sevdamız memleket” diyen diyene… Hizmetin adı ne, ne hizmeti yapacaksın, nasıl yapacaksın, kime nereye faydan olacak, memleketi nasıl seviyorsun, şu ana kadar hangi icraatınla memleketi seven, hizmeti seven biri olarak ortaya çıktın… Boş işler…

Halk’da heyecan yok, umudunu yitirmiş, bunlara kulak veren, dinleyen, önemseyen de yok. Bunlarda dünya işlerinin telaşına kapılmışlar, makam ve mevki gözlerini bürümüş, hiç Ahreti, ilahi adaleti düşünen de yok. Varsa yoksa çıkar üzerine kurulu bir dünya. Yazık.

Ömründe camiye gitmemiş, cami cemaatini eleştiriyor. Neyi neden eleştirdiğini, neye niçin karşı olduğunu bilmiyor, idrak yok, her şeyi bilen çok! Neyse…  Benim de kafam oldukça karışık.

Bir İslami hikâye ile yazımı sonlandırayım.

Adam anlatıyor:

“Yolda karşılaştığımızda ezan okunuyordu. “-Gel seni camiye götüreyim”, dedim. “Bugün Cuma biliyorsun.” “-Sen de benim camiye gitmediğimi biliyorsun,” dedi. “-Biliyorum ama, sebebini gerçekten merak ediyorum.” “-Ne bileyim olmuyor işte”, dedi. “Hem pantolonumun ütüsü bozulup, dizleri çıkar diye endişe ediyorum.” Gayri ihtiyari gülmeye başladım. “-Herhalde şaka yapıyorsun”, dedim. “Bunun için cami terk edilir mi?”  “-Ciddi söylüyorum”, dedi. “Giyimime ve özellikle yeşile düşkün olduğumu bilirsin.”

Gerçekten öyleydi. Giydiği birbirinden güzel elbiseleri mutlaka yeşilin bir başka tonundan seçer ve her zaman ütülü tutardı.

“-Peki”, dedim. “Hayatında hiç camiye gitmedin mi?” “-Çocukken dedemle birkaç kere gitmiştim”, dedi. “Hem o yaşlarda dizlerim aşınacak diye herhalde endişe etmiyordum. Fakat artık camiye gidebileceğimi zannetmiyorum.”

Söyledikleri beni son derece şaşırtmış ve bu konuyu açtığıma pişman etmişti. Daha sonra el sıkışıp ayrıldık.

Onunla konuşmamızdan 2 ay sonra, kendisinin camide olduğunu söylediler. Hemen gittim. Bahçedeki namaz saflarının en önünde duruyordu ve üzerinde yine yeşiller vardı. Yavaşça yanına yaklaştım ve kısık bir sesle: “-Hani”, dedim. “Camiye gelmeyecektin?” Hiç sesini çıkarmadı. Çünkü musalla taşının üzerinde, yeşil örtülü bir tabut içinde yatıyordu.

Bir gün hepimiz gideceğiz bu dünyadan. Belki yeşil örtü altında belki de çok feci bir durumla, bir patlamayla, etlerimizin parçalarını bile ayıramayacaklar. Rabbim ölümünde hayırlısını versin, ölenlere de rahmet versin. Biri öldü diye bu hikâyedeki şahıs gibi davranmak yerine giden din kardeşimizin ardından dua etmek lazım. Gün gelecek ölüm bizim de kapımızı çalacak” Kıssadan hisse…

Baki Selam ve Dua ile.

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

yukarı çık