Detay Üst

YABANCI VE ULUSAL BASIN MENSUPLARIYLA BİR ARAYA GELDİ

BAKAN BOZDAĞ, YABANCI VE ULUSAL BASIN MENSUPLARIYLA BİR ARAYA GELDİ

YABANCI VE ULUSAL BASIN MENSUPLARIYLA BİR ARAYA GELDİ
  • 12-07-2017 15:32

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nde (BYEGM) yabancı ve ulusal basın mensuplarıyla bir araya geldi. 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünün yaşandığı geceyle ilgili ayrıntıları paylaşan Bakan Bozdağ, Türk halkının ölümü göze alarak verdiği mücadele ile darbecilerin defterinin dürüldüğünü söyledi. Bakan Bozdağ, 15 Temmuz’un gecesinin Türkiye’de darbe yapmanın imkansız olduğunun dosta düşmana ilan edildiği tarih olduğunu belirterek, “Türkiye’de bundan sonra darbe teşebbüsü yapmanın imkansızlaştığının dosta düşmana ilan edildiği tarih olmuştur. Birkaç devlet kurumunu ele geçirerek veyahut da birkaç yöneticiyi derdest ederek ülkede yönetime el koyma dönemi kapanmıştır. Türk halkının 80 milyonun tamamını tek tek ele geçirmeden Türkiye’de bir darbe teşebbüsünün başarılı olma ihtimali yoktur. Darbenin ve darbecilerin defterini Türk halkı dürmüştür. Bundan sonraki süreçte Türkiye’de asker içinde veya dışında veya başka yerde darbe yoluyla yönetim değişikliği, iktidar değişikliği düşünenler hiç kendilerini yormasınlar çünkü 15 Temmuz bu anlamda bütün düşünceler için ‘The End’ anlamını taşır. Artık bitti son. Bundan sonra olabilmesi mümkün değildir.” diye konuştu. 

Bakan Bozdağ’ın konuşmasından bazı başlıklar şu şekilde:

GAZİ MİLLETİMİZİN GAZİ EVLATLARI

Yurtiçinden ve yurtdışından Sayın Genel Müdürümüzün düzenlediği anma programı çerçevesindeki etkinliklere katılan çok kıymetli basın mensupları ben hepinizi saygıyla selamlıyorum. Türkiye’mize hoş geldiniz diyorum. Umarım ki Türkiye’de ziyaret sırasında başarılı, memnun bir ziyaret sonucu ülkemizden ayrılırsınız. Çok kıymetli basın mensupları 15 Temmuz’a birkaç gün kaldı. 15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye Fetullahcı terör örgütü kurucusu ve yöneticisi terörist başı Fetullah Gülen’in talimatlarıyla başlatılan darbe hazırlık çalışması plan ve programları bizzat terörist başı Gülen’in onay vermesi ve yeniden talimatlandırmasıyla icraya konulmuştur. 15 Temmuz gecesi darbe teşebbüsü başlatılmıştır. Darbe teşebbüsü sırasında 249 Türk vatandaşı hayatını kaybetti, şehit oldu. 2200 civarında Türk vatandaşı gazi oldu. Kimisi elini ayağını kayıp eden var. Değişik şekillerde yaralananlar var. Milyonlarca Türk vatandaşı da yaralanmadı ama yaralanmak, şehit olmak için onlar da hazırdı. Ben onlara da gazi milletimizin gazi evlatları diyorum. Onlar da gazi oldu.

ÇİFTE GAZİLİK UNVANI ALMIŞ BİR MECLİS

O gece Özel Harekat bombalandı. Orada Özel Harekat polislerimiz şehit edildi. Cumhurbaşkanlığı bombalandı. Orda pek çok vatandaşımız şehit edildi. TÜRKSAT oradaki çalışanlarımız şehit edildi. Meclis bombalandı. Orada da yaralananlar oldu. İstanbul Boğaziçi Köprüsü’nde ve diğer yerlerde pek çok vatandaşımız hayatını kaybetti. Darbeci teröristler vatandaşlarımızın üzerine tankları sürdükleri gibi otomatik silahlarla vatandaşlarımızı taradılar ve merhametsizce yüzlerce vatandaşımızı öldürdüler. TBMM kurulduğu tarihten bugüne kadar ilk defa darbeci teröristler tarafından bombalandı. Meclisin bombalanması sırasında genel kurulda bulunan bir milletvekili olarak diğer milletvekilleriyle beraber milletin iradesinin tecelli ettiği meclisi açık tutmak darbecilere meydan okumak ve bu meclisi kapatamayacaklarını onlara göstermek için orada pek çok arkadaşımız vardı. Konuşmayı yaptığım sırada konuşmamım bir yerinde bir bomba atıldı meclisin üzerine daha sonra 5 dakika veya 10 dakika tam bilemiyorum vaktini geçti, geçmedi aynı konuşma içerisinde ikinci defa bomba atıldı. Meclisin avizeleri sallandı. Alttan, yukarıdan tozlar meclisi kapladı. Milletvekilleri sağa sola kaykıldılar ve öylesi bir saldırıya da TBMM ilk defa muhatap oldu. O yüzden meclisimiz Kurtuluş Savaşı yıllarında savaşı yöneterek gazi meclis unvanını aldığı gibi aradan geçen yaklaşık yüzyıl sonra ise bu sefer milli iradeye, demokrasiye, insan haklarına, hukuk devletine ve anayasal düzenine ölümüne sahip çıkma konusunda ortaya koyduğu irade ile yeni bir gazilik unvanını hak etmiştir. Bu meclis çifte gazilik unvanı almış bir meclis olmuştur.

SAYIN ERDOĞAN DIŞINDA YALNIZ BIRAKILAN İKİNCİ LİDER YOK

Darbe teşebbüsünün başarısız hale gelmesinin nedenlerine gelince kısaca değinmek isterim ki; bir defa Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan Beyefendi’nin o gece ‘Halkın gücünün üstünde ben güç tanımıyorum, halkımı meydanlara davet ediyorum, meydanlara çıkın tanklarıyla, toplarıyla onlar size gelsinler ne yapıyorlarsa yapsınlar’ çağrısı darbenin seyrini değiştiren bir çağrı olmuştur. Darbenin akıbeti bu çağrıdan sonra değişmiştir. Türk halkı meydanlara inmiş, Cumhurbaşkanı Marmaris’te bulunduğu yerden halkın arasına ölümü göze alarak uçmuştur. Hani bugünlerde Türkiye’de ve dünyada Sayın Cumhurbaşkanımızı itibarsızlaştırmak için pek çok iftirayı yapanlar var. Otoriterliğinden, diktatörlüğünden pek çok iftiralardan hareketle onu itibarsızlaştırmak isteyen, dünya halklarının da gözünden düşürmek isteyen ulusal ve uluslararası işbirliği içerisinde çok büyük bir kampanya yürüyor. Ben buradan bütün basın mensuplarına sormak isterim dünyada Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Sayın Tayyip Erdoğan’ın dışında demokrasiye, insan haklarına, cumhuriyete, milli iradeye, seçilmişlere, milletin emanetine sahip çıkmak için darbecilere meydan okumuş ikinci bir lider var mı? Yok. Ölüme uçmuş. Çünkü hava sahası da o zaman darbecilerin kontrolünde Cumhurbaşkanı ailesiyle beraber pek çok riski alarak halkının arasına geliyor. İstanbul’a geliyor ve darbeye karşı mücadele eden halkıyla beraber darbecilere karşı mücadeleye katılıyor. Demokrasiyi yok etmek, insan haklarını yok etmek, seçilmişleri yok etmek, zorla ve şiddetle iktidarı ele geçirmek isteyen bu demokrasi, insan hakları düşmanlarına karşı demokrasiye sahip çıkıp da dünya tarafından yalnız bırakılan Sayın Erdoğan dışında da ikinci lider yoktur. Bununda altını özellikler çizmek isterim.

SEÇİLMİŞ İKTİDARDAN YANAYIZ DİYEMİYOR

Avrupa’da, Amerika’da darbenin devam ettiği saatlerde ülke yöneticileri darbenin başarılı olup olmamasına göre pozisyon belirlemek için epey açıklama yapmadılar değerli basın mensupları. Ne zaman yaptılar biliyor musunuz net açıklamaları? Darbeci teröristlerin başarısız olduğu anlaşıldıktan sonra yaptılar. Amerika dahil Avrupa’da dahil. Her zaman demokrasi, insan hakları, iktidarın seçimle gitmesinden bahsedildi ama Türkiye’de demokrasi, insan haklarına, seçilen milli iradeye darbe vurulduğu zaman darbecilerin başarılı olup olmayacağı veya başarısız olup olmayacağını görülene kadar demokrasiyle yönetilen ülkelerin hiçbirinden çıt çıkmadı. Biz bunlara çok üzüldük. Demokrasiye inanan herkes gibi üzüldük. İsteriz ki; böylesi bir konumda insan hakları, demokrasi ve cumhuriyete sahip çıkan bütün ülkeler Türkiye’nin seçilmiş iktidarının yanında olsunlar. O gün Amerika açıklama yapıyor; “Biz Türkiye’de istikrardan yanayız. Tarafları sükunete davet ediyoruz.” Darbe oluyor, darbe. Vatandaşlar üzerine bombalar atılıyor havadan, tanklarla insanlar eziliyor, kurşunla insanlar öldürülüyor dünyanın en güçlü ülkelerinden birisi Türkiye’den istikrardan yanayız. Şunu diyemiyor; “Seçilmiş iktidardan yanayız, darbecilere karşıyız, iktidara gelmenin yolu şiddet, silah, terör değil halkın iradesidir. İktidarı değiştirmenin yolu da ona karşı şiddet kullanmak değil demokrasinin imkanlarını kullanmaktır.” diye bir açıklama yok. Darbecilere karşı ortak bir tavır yok. Başka dost ülkelerden var mı? Maalesef bir kaçı hariç onlardan da yok. Bu darbe teşebbüsü sırasında Türkiye devleti, Türk halkı gerçekten yalnız bırakıldı.

TÜRK HALKI BÜTÜN DÜNYAYI YANILTTI

Peki, buna rağmen neden darbe teşebbüsü başarılı olamadı derseniz birkaç teşekkürü yapacağım o nedenlerini izah ederken. Bir tanesi Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ve hükümetin ve Başbakanımızın darbe teşebbüsü karşısında korkup kaçmamaları, sinmemeleri, darbecilere karşı ölümüne mücadele kararı alıp halkın arasına inmeleri ve halkı da demokrasiye sahip çıkmaya davet etmeleridir. Cumhurbaşkanımızın ve hükümetimizin liderliğidir. İkincisi Türk halkının darbecileri yanıltacak şekilde ve bütün dünyayı yanıltacak şekilde her türlü hesabı bir tarafa bırakıp siyasi görüşleri de bir tarafa bırakıp o gün cumhuriyet için demokrasi için insan hakları için anayasal düzen için milleti ve devleti için ölümü göze alarak darbeci askerlerin karşısına dikilmesidir, tankların önüne yatmasıdır, tankların üstüne çıkmasıdır, kurşunlara göğsünü siper etmesidir. Türk milleti 80 milyonuyla beraber yekvücut olmuş demokrasi demiştir, cumhuriyet demiştir, insan hakları demiştir.

DARBE TARTIŞMA KONUSU OLMAKTAN ÇIKTI

Kurtuluş Savaşı yıllarında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün arkasında yekvücut olan Türk milleti o zaman yeni Türkiye’yi bağımsız kurmayı başarmışlarsa aradan geçen yaklaşık yüzyıl sonra bu kez Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın arkasında bir olarak demokrasiyi, cumhuriyeti korumuşlar ve ona yapılan saldırıyı ortadan kaldırmışlardır. Bu büyük bir başarıdır. Çok net söylüyorum. Bugün dünyada demokrasiye Türk halkının sahip çıktığı gibi sahip çıkmış ikinci bir halk var mı? Elinizi vicdanınıza koyun cevabı siz verin. Eğer 15 Temmuz askeri darbe teşebbüsünü önleme konusunda Türk halkının gösterdiği bu fedakarlığı başka ülke halkları göstermiş olsalardı acaba Birleşmiş Millerler, batı ülkeleri, uluslararası örgütler bu halkı nişan, devlet nişanları veya başka başka şeylerle ödüllendirme konusunda yarışa girerler miydi, girmezler miydi? Girerlerdi yarışa ama Türk halkını bu noktada maalesef takdir etme gibi bir nezaket cümlesi dahi kurulmadı. Çok üzgünüz. Darbenin arkasından bu kadar insanı şehit eden darbeciler için üzüntülerini beyan ettiler, onlara nasıl muamele yapılıyor onun telaşına düştüler. Ölen o kadar insanı soran olmadı. Yaralanan o kadar insanı soran olmadı. Suikasten kıl payı kurtulan Cumhurbaşkanını soran olmadı. Devrilmek istenen devleti soran olmadı. Sadece darbe teşebbüsüne katılan, uçaktan bomba atan, katilleri darbecileri vatandaşı kurşuna dizen katilleri darbecileri sordular. Uluslararası örgütler, devlet yöneticileri, bakanlar herkes onların telaşına düştü. Bir Allah’ın kulu da şehitleri ve diğerlerini sormadı. Bundan dolayı da üzüntülerimizi özellikle ifade etmek isterim. Tabi Türk halkına da buradan bir kez daha teşekkür etmek isterim. Türk halkı demokrasiyi, cumhuriyeti, insan haklarını ve anayasal düzeni kendi iradesini ölümüne müdafaa edeceğini ispat etmiştir. Artık Türkiye’de cumhuriyet, demokrasi, insan hakları gibi konuların tartışma konusu olmaktan çıktığını, bunların bütün toplumun 80 milyonun ölümüne müdafaa ettiği ortak değer olduğunu 15 Temmuz ortaya koymuştur. Bu açıdan son derece önemli görüyoruz.

ARTIK BİTTİ SON

Türkiye’de bundan sonra darbe teşebbüsü yapmanın imkansızlaştığının dosta düşmana ilan edildiği tarih olmuştur. Birkaç devlet kurumunu ele geçirerek veyahut da birkaç yöneticiyi derdest ederek ülkede yönetime el koyma dönemi kapanmıştır. Türk halkının 80 milyonun tamamını tek tek ele geçirmeden Türkiye’de bir darbe teşebbüsünün başarılı olma ihtimali yoktur. Darbenin ve darbecilerin defterini Türk halkı dürmüştür. Bundan sonraki süreçte Türkiye’de asker içinde veya dışında veya başka yerde darbe yoluyla yönetim değişikliği, iktidar değişikliği düşünenler hiç kendilerini yormasınlar çünkü 15 Temmuz bu anlamda bütün düşünceler için ‘The End’ anlamını taşır. Artık bitti son. Bundan sonra olabilmesi mümkün değildir. 

MEDYA HALKIN VE DEMOKRASİNİN KALKANI OLDU

İkinci bir teşekkürüm Türk medyasınadır. Gerçekten Türk medyası o gün yazılı ve görsel medyanın tamamına yakını hep bir oldu, beraber oldu. Demokrasiye, cumhuriyete, milletin iradesine birlikte sahip çıktılar. Darbeciler onları susturmak için tehdit ettiler, darbeci asker gönderdiler ama onlar yine görevlerini yapmaya devam ettiler. O yüzden hem televizyonlarımıza hem gazetelerimize hem sosyal medya internet medyasına bütün basın camiasına da ben buradan bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Bu vesileyle de rahmetli Turgut Özal’ı rahmet, minnet, dua ve şükranla yad ediyorum. Çünkü Türkiye’de özel radyo ve televizyonların kurulması konusunda onun öncü liderliğini unutmamız mümkün değil, o zaman pek çok bugün televizyonlarda üst düzey görev yapan para kazanan kişiler Özal’a karşı çıkmışlardı. Kıdemli olanlar hatırlar o zaman nasıl karşı çıktılar rahmetli Özal’a nasıl saldırdılar. Çoğulculuğu getirmek istiyordu. Ama onlar direniyorlardı. Allah razı olsun diyorum. Eğer medyadaki bu çoğulculuk ve renklilik olmasaydı belki darbenin seyri başka olurdu. O nedenle Türk medyası da bu çoğulculuğu ile darbe karşısında Türk halkının ve Türkiye demokrasinin kalkanı olmuştur. Medyamıza da ayrıca şükranlarımı sunuyorum.

YARGI, ADALET KILICIYLA DARBECİLERE DARBE YAPTI

Türk yargısı bundan önce yaşanmış darbe teşebbüsleri var, muhtıralar var, darbe teşebbüsleri ve muhtıralar sırasında bu güne kadar Türk yargısı daha darbenin ayak seslerinin duyulduğu ilk saatlerde darbecilere biat etmiş, darbeden yana tavır koymuştur. Darbeden sonra da darbecilerin istedikleri istikamette hareket etmiştir. Ama ilk defa Türk yargısı, 15 Temmuz 2016 Fetullahçı terör örgütünün TSK içindeki teröristleri ve onlara katılan diğer unsurlarınca gerçekleştirmek istediği darbe teşebbüsü karşısında hukuk ve adalet kılıcını kuşanmış ve darbecilere hukuk yoluyla en büyük darbeyi indirmiştir. O nedenle yargımıza da buradan ayrıca teşekkürlerimi, şükranlarımı iletiyorum. Tabi askerimiz ve polisimizin içinde darbe teşebbüsüne katılmamış olan vatanseverler de bu mücadele darbecilere karşı en büyük darbeyi indiren olmuştur. Onlara da şükranlarımı bir kez daha ifade etmek isterim.

DARBECİYE İŞKENCE SÖZ KONUSU DEĞİLDİR

Darbe teşebbüsünün arkasından hemen Türkiye’ye dönük pek çok eleştiriler yöneltildi. İşkence iddiaları yöneltildi, kötü muamele iddiaları yöneltildi. Darbecilerle ilgili bir sürü şeyler ifade edildi. Çok net söylüyorum, darbe teşebbüsünden sonra gözaltında olan veya tutuklanmış bulunan herhangi bir darbeciye ve darbe teşebbüsünden bulunan kişilere dönük kötü muamele ve işkence yapılması söz konusu değildir. Ancak darbe teşebbüsü sırasında zorla teslim alındıkları için o sırada halk ile karşı karşıya geldikleri için darbe teşebbüsü sırasında meydana gelen bir takım olaylar var. Orada karşılıklı birbirlerine karşı bazı hadiseler var. Ama gözaltından sonra ve tutuklandıktan sonra devletin herhangi bir görevlisinin bunlara kötü muamele yapması söz konusu değildir, halk ile darbeciler arasında veya darbecileri etkisizleştirme sırasında darbecilere karşı mücadele eden vatansever polisler ile askerler arasında meydana gelen karşılıklı olaylar dışında bir hadise yoktur.

GÖZALTI YAPILDIĞI ANDAN İTİBAREN BÜTÜN SÜREÇLERDE SAĞLIK RAPORU ALINIYOR

Çünkü gözaltına alındığı zaman rapor alınıyor bizim usulümüzde gözaltından çıktıktan sonra da rapor alınıyor. Hangi halde gözaltına alındığı kayıtlı fotoğrafıyla, raporuyla. Sonra orada belirli aralıklarla gözaltı süresinde sürekli yine rapor alınıyor, belgeleniyor her şey. Çıkarken de gözaltında bir kez daha rapor alınıyor. Cezaevine girerken tutuklandı diyelim cezaevine girmeden ayrıca bir rapor alınıyor. Yani bütün bu aşamalarda işkence kötü muamele iddialarına karşı süreçler baştan sona görüntülü ve sağlık heyeti raporlarıyla belgelendiriliyor. Bunu çok açıklıkla ifade etmek isterim.

UYGULAMA ŞEFFAF, ZAMAN AŞIMI YOK

Ayrıca Türkiye işkence ve kötü muamele iddialarına karşı çok şeffaf bir uygulamayı hayata geçerdi ve bu tür suçlarda zaman aşımını kaldırdık biz. Diyelim bu gün birisi kötü bir muamele yaptı, bu sene yargılanmadı, 10 sene sonra yargılanıyor. 20 sene sonra yargılanır. 30 sene sonra yargılanır yani böyle bir iddiaya muhatap olan kişinin yargılanmadan, soruşturmadan, cezadan kaçması, kurtulması mümkün değil. Yarın iktidar değişir, başka bir iktidar gelir bunun önünü açar, her halükarda bunların ceza almasının önü sonuna kadar açıktır. Bu düzenlemeyi değişikliği de AK Parti iktidarı olarak biz yaptık. Cezaevlerinde kötü muamele ve işkence iddiaları tamamıyla birer iftiradan ibarettir. Çok net söylüyorum. Biz Türkiye olarak uluslararası sözleşmeler gereği cezaevine gelmek isteyen herkese kapıyı açtık. Buyurun gelin ziyaret edin dedik. Geldiler ziyaret ettiler, somut örnekler gösteremediler.

BÜYÜK BİR HAKSIZLIKLA KARŞI KARŞIYAYIZ

‘Efendim, böyle bir intiba var’ dediler. Biz kendilerine çok net söyledik. Eğer bir işkence ve kötü muamele iddianız varsa bize söyleyin üzerine gidelim. Kime yapılmış, nerede, ne zaman, kim yapmış? Söylerseniz, biz eğer bunların üzerine gidip, cezalandırmaz, bu işin üzerini örtersek işte o zaman suçlama hakkınız olur. Ama tek bir tane isim vermediler. ‘Biz gizli çalışıyoruz, isim veremeyiz’ dediler. ‘İsim vermeyin yer söyleyin biz gidip bakalım’ dedik, yer de söylemediler. Zaman söyleyin biz gidip bakalım onu da söylemediler. Bari il söyleyin, iline göre gidip bakalım onu da söylemediler. Yani Türkiye’yi işkence ve kötü muamele iftiralarıyla inanarak, suçluyorlar, ‘Böyle bir şey yok, gidip bakalım varsa soruşturalım bize isim verin’ dediğimizde de Türkiye’nin o işin doğrusunu göstermesine, iftiranın iftira olduğunu ortaya çıkarmasına da izin vermediler. Böyle bir şey olabilir mi? 



ÇOK OKUNAN HABERLER