CHP’li Toprak: Tek adam sisteminin modeli ve kurumlarıyla ömrünü tükettiği bir döneme giriyoruz

CHP’li Toprak: Tek adam sisteminin modeli ve kurumlarıyla ömrünü tükettiği bir döneme giriyoruz
  • 01 Temmuz 2019, Pazartesi 9:15

Pelin Teymur

CHP Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı ve İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak ile 23 Haziran seçimlerinden sonraki süreci ve bu süreçte muhalefetin rolünü konuştuk.

Tek adam rejiminin ömrünü tükettiği bir döneme girdiğini ifade eden Toprak; “Çok yoğun, tempolu, şeffaf ve geniş katılımlı bir siyasi sürece girildiğini, umut ve özgüvenin yükseldiğini, tek adam sisteminin modeli ve kurumlarıyla, çelişki ve tıkanmışlıkla, iniş ve çöküşe geçtiği, dağılmaya-çözülmeye başladığı, ömrünü kısa sürede tükettiği bir döneme girdiğimizi göreceğiz.” dedi.

Toprak, İmamoğlu’nun zaferiyle sonuçlanan 23 Haziran seçimlerinden sonraki sürecin altını çizerek; “31 Mart ve ardından 23 Haziran, “yeni” diyerek ülkeyi geriye götürme siyasetinin iflas onayıdır. Bu açıdan Türkiye’de demokratik siyasetin, demokrasi, insan hakları, özgürlükler ve çağdaş toplumun güçleneceği sürecin hız kazanacağı bir döneme geçildi. Hiçbir kişi, siyasi parti ve iktidarın yenilmez ve mutlak olmadığı, “her gecenin bir sabahının olduğu” gerçeği kendisini kabul ettirdi. Demokratik cumhuriyet güven tazeledi. Toplumsal özgüven güçlendi ve “birlikte başarabiliriz” duygusu, toplumun en geniş kesimlerine dalga dalga ulaştı.” ifadelerini kullandı.

İstanbul zaferinden sonra İktidar, “milletin mesajını aldık” diyor. Sizce, millet nasıl bir mesaj verdi?
Milletin verdiği mesaj çok açık. Aklı başında, dirayetli, olanı algılayan herkesin hiç tereddütsüz anlayabileceği açıklıkta bir mesaj verildi. Bu mesaj, 31 Mart’ta net bir şekilde verilmişti. AKP “anlamamazlıktan” gelmeyi, eksik anlamış görmeyi ya da kulağının üstüne yatmayı tercih etti. Hem sandığı hem milletin tercihini küçümsemeye çalıştılar.

Hatırlayın, dipten gelen dalganın uğultusunu fark eden bazı AKP yöneticileri “Şimdi ders vermenin zamanı değil, yanlış yaparsınız. Önce oyunuzu verin biz sonra yanlışlarımızı düzeltiriz, günahlarımızdan arınırız, tövbemizi ederiz” türünden örtülü tehditlere, kandırmacaya başvurmaya çabaladılar. Ancak halk, 25 yılın ardından bir beş yıl daha kandırılmaya, yanlış yönetilmeye, oyunu verdikten sonra unutulmaya onay vermeyeceğini kararlı bir şekilde oylarıyla sergiledi. Özgürlüklerinin kısıtlanmasına, kendisiyle, ülkesiyle, geleceğiyle, çocuklarıyla ilgili her şeyin bir kişinin istediği şekilde belirlenip, şekillendirilmesine izin vermeyeceğini ortaya koydu.

Demokratik bir şekilde yönetilmeye, taleplerinin ciddiye alınmasına, insan yerine konulmaya özlemini ve ısrarını ifade etti. Aslolan millet olduğu halde, kendisine tepeden bakan, hakaret eden, hor gören, komşusuyla arasına inancıyla, etnik kökeniyle, kimliğiyle, tercihleriyle ilgili nifak sokmayı siyaset diye sunan yönetim anlayışına ve söylemine tepkili olduğunu dile getirdi. Sürekli şiddet, ölüm, kavga, çatışma, had bildirme, tehdit ve şantaj diliyle kuşatılmışlıktan bıktığını, ülkeyi yönetenlerin kendi iktidarlarının, koltuklarının bekasını, ülke ve milletin bekasıymış gibi sunmalarına inanmadığını, kanmadığını, gerçek niyeti bildiğini gösterdi. Milletin yüzde 50’sini -ki 23 Haziran’da yüzde 55 olarak tescil edildi- terörist, hain, terör örgütlerinin elemanı ya da yandaşı olarak gören bir zihniyeti onaylamadığını, bu anlayışın kendisini ve mahallesini, ilçesini, kentini yönetmesine izin vermeyeceğinin mesajını 31 Mart’ta ülke sathında verdi. Adam yerine konulmadığını, ciddiye alınmadığını görünce, 23 Haziran’da sesinin tonunu yükseltti. Kendisine saygı ve şefkat gösterilmesini, şeffaf, demokratik ve söz hakkı olan bir yönetim altında kavgasız gürültüsüz, sorunlarının çözüldüğünü görerek yaşama tercihini, ülkenin ve şehrinin zenginliklerinin kendisiyle de adilce paylaşılması gerektiğini ifade etti.

İktidar bu mesajların gereğini yapacak mı?
İktidar ittifakından gelen açıklamalara bakarsanız hâlâ milletin ve sandığın mesajını tam anlamadıklarını görüyoruz. Seçim kampanyalarında millete “sizin karnınızı doyurduk” diyen, “Kürt de olsa insandır” sözlerini sarf edebilen, tepeden bakmaya ve kibre odaklanmış bir siyasi anlayışın milletin mesajlarını doğru anlamasını beklemek, gereğini yapacağını ummak gerçekçi olmaz. İktidar sözcüleri hâlâ milletin yanlış yaptığı, nankörlük yaptığı, kendilerini anlamadığı ya da kendilerini anlatamadıkları bahanesine sığınma çabasındalar. Her ne kadar “gereğini yapacağız, dersler çıkartacağız” deseler de bununla ilgili bir irade ve işaret ortada yok. Yitirdikleri belediyeleri çalıştırmama ve icraatları engelleme söylemleri, seçilmiş başkanlara “topal ördek” benzetmesi yapılması, yargı üzerinden tehditler, iktidar gücünü kullanma, denetim, teftişle, idari kararlarla görevden etme şantajları vb. yaklaşımlar bunun göstergeleri. Başkanlığı kaybettikleri belediyelerde meclisin yetkilerini genişletme yönünde yasa değişikliği girişimleri, bakanlık genelgeleriyle atama, görevden almaları engelleme çabaları, belediye şirketlerini elden bırakmama gayretleri milletin mesajının alınmadığının, millet iradesinin önemsenmediğinin, demokrasiden rahatsızlığın ve inançsızlığın belirtileri.

Gerçekte 31 Mart ve 23 Haziran seçim sonuçları, tek adamlı iktidar anlayışını, hükümet sistemini temellerinden sarstı. Millet, bir yılın sonunda bu sistemin işlemediğini, yürümediğini sandıkta tespit ve tescil etti. Yerel yönetimlerdeki oy tercihleriyle başkan-meclis dengesini, denetim-denge uzlaşısının zorunluluğunu, sorunlarının tek kişinin tercihleriyle değil, en geniş uzlaşıyla ve toplum lehine çözülmesini beklediğini seçilmişlere bildirdi. Millet, mevcut iktidar ve yönetim anlayışının ummadığı, bugüne kadar tek adam-tek parti iktidarıyla 17 yıldır yabancısı olduğu demokratik bir tercihi ortaya koydu. Merkezi bütçenin bile şeffaf olmadığı, ülke kaynaklarının nereye harcandığının milletin meclisinden, vekillerinden gizlendiği, yerel ve ulusal kaynakların iktidar ve dar çevresi tarafından paylaşıldığı, yargı kararlarının yok sayıldığı ya da yargının iktidar sopasına dönüştürüldüğü bir yönetim sistemi ve zihniyeti milletin mesajlarını algılamaktan yoksun olduğu gibi, bunun gereklerini de yapamaz. En iyimser yaklaşımla gereğini yapmaya kalktığını varsaysak, bu 17 yıldır ülkeyi kendi çiftliği gibi yöneten anlayışın kendini inkârı, intiharı olur. O nedenle olabildiğince bu mesajları duymazlıktan gelme, artık suni teneffüs aşamasına geçmiş, her haliyle sarsılmaya, dökülmeye başlamış tek adam sistemini götürebildikleri kadar sürdürme çabasına gireceklerdir. AKP yönetiminde, Cumhurbaşkanlığı kabinesinde birkaç rötuşla, açıklayacakları bir takım pansuman tedbirle yine milleti oyalama, günü kurtarma yoluna gideceklerdir.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini yeniden tartışmaya açmaları, eksiklikleri-aksaklıkları giderme çalışması başlatıldığını açıklamaları, bir yanıyla seçim sonuçlarının milletin bu modeli reddettiğini net şekilde açığa çıkartmasının dayattığı zaruretten ise diğer yanıyla gündem değiştirme, siyasi sistem tartışmalarıyla zaman kazanma ve getirdikleri yönetim sisteminin tıkandığını, çöktüğünü, gizleme çabasındandır.

Muhalefet bu süreçten ne tür dersler çıkarmalı?
En büyük ders milletin uzlaşı, birliktelik, çok seslilik ve renklilik, demokratik bir yönetimde birlikte yaşama arzusunu ortaya koymasıdır. Bu talepler karşılandığı, farklı siyasi çizgiler, partiler, taraflar, etnik ve inanç farklılıkları gözetilmeksizin, birbiriyle ilkeli, saygılı, sevgi ve hoşgörülü şekilde bir araya gelindiği takdirde, bundan büyük bir güç ve enerji doğacağının somut şekilde anlaşılmış olmasıdır.

24 Haziran 2018 seçimlerinde bunun gereği kısmen yapılabildi. 31 Mart’ta ise en geniş tabanlı uzlaşı ve hoşgörünün, partiler arasında karşılıklı özverinin, siyaseti kavga olarak değil, topluma hizmetin aracı olarak gören bir anlayışla oluşturulacak ilkeli ittifakların, toplumun özlem duyduğu barış, demokrasi ve istikrar açısından çok ciddi karşılığının olduğunu gördük.

Biz en baştan itibaren bunu hep söyledik, anlatmaya çalıştık. 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra ortaya çıkan siyasi tabloda da AKP’den gelen koalisyon teklifine, daha ilk andan itibaren demokratik ilkeler üzerine inşa edilebilecek, demokrasimizin ve Türkiye’nin önünü açabilecek, toplumsal ilerlemeyi sağlayacak en geniş siyasal uzlaşı anlayışıyla yaklaştık. Sonrasında aynı anlayışın karşı tarafta hiçbir şekilde olmadığı ortaya çıktı. Ülkemiz kavga, şiddet, çatışmaların arttığı, terörün kol gezdiği, kitlesel katliamların yaşandığı bir sürecin sonunda yeniden seçime gitmek durumunda kaldı. Bu kez de 31 Mart ve ardından seçimin yenilendiği 23 Haziran süreçlerinde siyasi uzlaşının yanı sıra, sivil toplumla, tüm farklı kesimleri kapsayan kanaat önderleri, inanç toplulukları vb. ayrım gözetmeksizin bir araya geldik. Karşılıklı birbirimizi dinledik, anladık. Uzlaşı ve hoşgörüyü, dayanışma ve kaynaşıp, kucaklaşmayı en geniş toplumsal tabana ulaşmayı hedefledik. Sadece seçim süreçlerinde değil, bu anlayış ve yaklaşımı sürekli kılacak bir siyasi tutumu daha da geliştirip, genişleterek sürdüreceğiz. Bu yaklaşımın katkısını, toplumsal yaşama, barış ve huzura yansımalarını, ilkeli-demokratik siyasetin, farklılıklara karşılıklı saygının, hukuk ve adaleti önceleyen adil toplumculuğun ülkenin en büyük gereksinimi ve aciliyeti olduğunu biliyorduk. 31 Mart ve 23 Haziran’da da bu stratejinin doğruluğu, gerçekçiliği ve haklılığı en üst düzeyde sandıkta teyit ve tescil edildi.

Bundan sonra Türkiye’deki siyasal süreç sizce nasıl bir yol haritası ekseninde yürüyecektir?
Hemen söyleyeyim, her şeyin başına “yeni” sözcüğü getirilerek oluşturulmak istenen algının gerçekte anti-demokratik, köhne, otokrat ve baskıcı bir modelin markası olduğu apaçık ortaya çıktı. Yeni Türkiye diye topluma pazarlanmak istenen sistem ve hedefleri milletin özgür iradesi ve oy tercihiyle reddedildi.

31 Mart ve ardından 23 Haziran, “yeni” diyerek ülkeyi geriye götürme siyasetinin iflas onayıdır. Bu açıdan Türkiye’de demokratik siyasetin, demokrasi, insan hakları, özgürlükler ve çağdaş toplumun güçleneceği sürecin hız kazanacağı bir döneme geçildi. Hiçbir kişi, siyasi parti ve iktidarın yenilmez ve mutlak olmadığı, “her gecenin bir sabahının olduğu” gerçeği kendisini kabul ettirdi. Demokratik cumhuriyet güven tazeledi. Toplumsal özgüven güçlendi ve “birlikte başarabiliriz” duygusu, toplumun en geniş kesimlerine dalga dalga ulaştı. Şimdi süratle yapılması gereken, bu duyguyu ete kemiğe büründürecek yöntem ve stratejilerle en geniş toplumsal taban üzerinde temellendirmek. Siyasi ve toplumsal uzlaşıyı, ortak akılla en geniş kesimlerce benimsenecek ortak çözümlere dönüştürmek. Partisel öncelikleri, farklılıkları ilk planda geriye itip ortak noktaları öne çıkartarak siyasi ittifak tabanını genişletmek, yaygınlaştırmak. Demokratik parlamenter sisteme dönüş ve tek adam sistemini sonlandıracak stratejiler üzerinde yoğunlaşarak, toplumsal ve siyasal muhalefetin ortak gücünü bu alana yoğunlaştırmak. Bunu yaparken de parlamenter demokrasinin daha güçlü, şeffaf, özgür, demokratik ve adil bir sistem üzerine oturtulacağı modelin, ekonomik demokrasinin sağlam temellere oturtulmasının, en geniş katılımla çağdaş, bilimsel, yasal-anayasal zeminini kurgulayıp, bir siyasi programa dönüştürerek, toplumla paylaşmak. Bu dönemin kapanacağı, milletin meclisinin gücünün her gücün üzerinde olduğu, demokrasi aydınlığının geleceği günlerin yakın olduğu inancını pekiştirerek, gereklerini adım adım hayata geçirmek. Özetle çok yoğun, tempolu, şeffaf ve geniş katılımlı bir siyasi sürece girildiğini, umut ve özgüvenin yükseldiğini, tek adam sisteminin modeli ve kurumlarıyla, çelişki ve tıkanmışlıkla, iniş ve çöküşe geçtiği, dağılmaya-çözülmeye başladığı, ömrünü kısa sürede tükettiği bir döneme girdiğimizi göreceğiz. Buna yürekten inanıyorum.

politik yol

https://www.politikyol.com/politikyol-dosya-chpli-toprak-tek-adam-sisteminin-modeli-ve-kurumlariyla-omrunu-tukettigi-bir-doneme-giriyoruz/

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

yukarı çık