haberanaliz
Mustafa GÖKTAŞ

Mustafa GÖKTAŞ

Mail: mustafagoktas006@gmail.com

KÖTÜ YOLA DÜŞMEK

Kötü yola düşmek denince akla fuhuş kumar alkol uyuşturucu gelir. Paraya düşkün olmak, merhametini kaybetmek, hak etmeden kazanmak, kuralları ihlal etmek, illegal yolları kullanmak... Bunlar ne oluyor peki? İnsan hasletlerimize ne oldu böyle?

"Kötü yol" kavramını genellikle toplumun uç noktalarıyla (fuhuş, kumar, uyuşturucu) sınırlıyoruz çünkü bunlar gözle görülür, dramatik ve "öteki" leştirmesi kolay günahlar. Ancak bahsettiğim o diğer maddeler—paraya tapmak, merhameti yitirmek, hak etmeden kazanmak—aslında toplumun hücrelerine sızmış, çok daha sinsi bir karakter erozyonunu temsil ediyor.

Kötü Yolun "Modern" ve "Sessiz" Hali: Klasik "kötü yol" bedeni veya sağlığı hedef alırken; senin saydıkların doğrudan ruhu ve vicdanı hedef alıyor. Bu durumu birkaç başlıkta inceleyebiliriz:

Normalleşen İllegallik: Eskiden "haram" veya "kul hakkı" denilince akan sular dururdu. Şimdi ise "işini bilmek", "fırsatı değerlendirmek" veya "sistemin açığını bulmak" gibi maskelerle illegalite meşrulaştırılıyor.

Merhamet Yorgunluğu: Her şeyin meta (eşya) haline geldiği bir dünyada, insan ilişkileri de bir "kar-zarar" tablosuna dönüştü. Merhamet artık bir erdem değil, birçokları için bir "zayıflık" olarak görülmeye başlandı.

Hız ve Haz Tutkusu: Hak ederek kazanmak sabır ister. Oysa modern insan beklemek istemiyor. Bu sabırsızlık, beraberinde liyakatsizliği ve kuralsızlığı getiriyor.

İnsan Hasletlerimize Ne Oldu?: Bu bir çeşit "değerler kayması". İnsanlık tarihi boyunca erdemler (dürüstlük, yardımseverlik, adalet) toplumun taşıyıcı sütunlarıydı. Bugün ise başarı, sadece "ne kadar paraya sahip olduğunla" ölçüldüğü için, o paraya giden yolda nelerin çiğnendiği kimsenin umurunda olmuyor.

Asıl Tehlike: Toplum, uyuşturucu kullanan birine "yazık olmuş" diye acırken; nüfuzunu kullanarak hak yiyen, merhametsizce servet biriktiren birine "başarılı iş insanı" diye saygı duyabiliyor.

Bu Durum Ne Olarak Adlandırılmalı?: Saydığımız bu özellikler aslında birer "Karakter İflası" dır. Fiziksel bir düşüşten ziyade, ahlaki bir çürümedir. Belki de en tehlikeli "kötü yol" budur; çünkü dışarıdan bakıldığında her şey pırıltılı görünür ama içeride insanlıktan geriye pek bir şey kalmamıştır.

Bu çürümenin temel sebebi bireysel hırslarımız mı, yoksa bizi buna zorlayan toplumsal sistem mi?

Her ikisi de. Birey ve sistem birbirini besleyerek bu kısır döngüyü büyütüyor. Bu durumu şu iki cepheden incelediğimizde tablo daha da netleşiyor:

1. Sistem: Vahşi Bir "Oyun Alanı": Sistem, bireye sürekli şu mesajı pompalıyor: "Eğer en tepede değilsen, hiçsin."

Ödül Mekanizması: Sistem, dürüst ama mütevazı yaşayanı değil; kuralları esnetip devasa servetlere ulaşanı alkışlıyor. Başarı sadece rakamlarla ölçüldüğünde, o rakama ulaşmak için kullanılan "kirli yöntemler" görünmez hale geliyor.

Güvensizlik Ortamı: Adaletin veya liyakatin zayıfladığı hissi, insanlarda "Ben çalmazsam başkası çalacak", "Ben hakkımı aramazsam ezileceğim" savunma mekanizmasını (veya saldırganlığını) tetikliyor.

2. Birey: "Kurban" mı, "Suç Ortağı" mı?: Sistem ne kadar zorlayıcı olursa olsun, son kararı veren her zaman bireydir.

Sorumluluktan Kaçış: Birçok insan, kendi hırslarını ve vicdansızlıklarını "şartlar böyle gerektiriyor" diyerek sistemin üzerine atıyor. Bu, bireysel ahlakın en kolay kaçış yoludur.

İmaj Tutkusu: Modern birey, "iyi görünmeyi", "iyi olmaya" tercih ediyor. Merhametli olmanın iç huzuru yerine, paranın getirdiği dışsal saygınlığı satın almak daha cazip geliyor.

Sonuç: "Sessiz Bir Mutabakat": Aslında olan şey; sistemin sunduğu yozlaşmış araçları, bireylerin kendi kısa yolları için gönüllüce kabul etmesidir. Yani birey ve sistem arasında sessiz bir suç ortaklığı var. İnsan hasletlerimizin (merhamet, dürüstlük, hakkaniyet) geri gelmesi için sadece sistemin değişmesi yetmez; bireyin de "Herkes yapıyor ama ben yapmayacağım" diyebilecek o eski usul ahlaki omurgaya yeniden sahip olması gerekir.

Bu yozlaşma döngüsünden çıkış için hala bir umut var mı, yoksa bu "yeni normal" imiz mi oldu?

Evet, normalleşti ama bir umut da var. Umudun olmadığı yerde insanlık zaten tamamen sona ererdi. Şimdilik her ne kadar "yeni normal" bu yozlaşmaymış gibi görünse de, tarihin her döneminde bu tip çürümeler yaşanmış ve her seferinde özüne dönenler sayesinde bir çıkış yolu bulunmuştur. Bu umudu besleyen birkaç somut nedenimiz var:

1. Ruhsal Doyumsuzluk: Maddeye, hırsa ve kuralsızlığa dayalı hayat bir yere kadar parıltılıdır. Bir noktadan sonra insan, o devasa servetin içinde bile anlam arayışına girer. Paranın satın alamadığı tek şey olan "iç huzuru" ve "samimiyet", eninde sonunda o "kötü yol"daki insanı bile vicdanıyla yüzleştirir.

2. "Azınlığın" Gücü: Her zaman ve her şartta; hakkı yenilse de hak yemeyen, sistemin dişlilerine rağmen merhametini koruyan bir kesim hep var olacaktır. Toplumun maya tutmasını sağlayan da bu sessiz çoğunluk değil, o omurgalı azınlıktır. Onların varlığı, başkaları için her zaman bir "alternatif yol" tabelasıdır.

3. Kaosun Yoruculuğu: Herkesin birbirini kandırdığı, kimsenin kimseye merhamet etmediği bir toplum sürdürülebilir değildir. Güvensizlik bir noktadan sonra o kadar ağır bir maliyet çıkarır ki (ekonomik, sosyal ve psikolojik olarak), toplumlar "Böyle gitmiyor, kurallara ve dürüstlüğe dönmeliyiz" demek zorunda kalır.

Umudu Eyleme Dökmek: Belki dünyayı tek başımıza kurtaramayız ama kendi etki alanımızda o hasletleri yaşatarak başlayabiliriz:

Küçük dürüstlükler: Sıramızı beklemek, hakkımız olmayanı almamak.

Aktif merhamet: Sadece üzülmek değil, el uzatmak.

Liyakate saygı: Başarıyı sadece rakamla değil, alın teriyle ölçmek.

"Bir mum, diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez."

O umut ışığı, senin gibi bu durumu dert edinen, "Bize ne oldu?" diye soran zihinlerde yaşıyor. İnsan sormayı bıraktığı gün asıl karanlık başlar.

Bu "umudu" yeşertmek için bugün, bu şartlar altında yapılabilecek en küçük ama en etkili eylem ne olabilir?

Bence en küçük ama en sarsıcı eylem: "Hayır" diyebilmek ve bunu bir onur madalyası gibi taşımak. Sistemin bizi zorladığı o "herkes yapıyor" korosuna katılmamak, aslında en büyük devrimdir. Şunlar gibi küçük görünen ama atomik etkisi olan eylemlerden bahsediyorum:

Haksız Avantajı Reddetmek: Sırf tanıdık vasıtasıyla bir işi öne alma imkânın varken, "Hayır, sıramı bekleyeceğim" demek.

Popüler Olmayanı Söylemek: Bir ortamda birinin hakkı yenirken ya da bir adaletsizlik "işin kuralı bu" diye yutturulurken, "Bu yaptığımız yanlış" diyebilmek.

Merhameti "Zayıflık" Değil "Güç" Olarak Yaşamak: Çıkarsız bir iyilik yapıp bunu kimseye duyurmamak. Sadece içindeki o insani hasleti beslemek için.

Neden En Etkili Eylem Bu?: Çünkü yozlaşma "herkesleşmekle" başlar. Siz "herkes" olmayı bıraktığınızda, sistemin çarkları arasında bir pürüz oluşturursunuz. O pürüz, başkalarına da durup düşünme fırsatı verir. Şu anki dünya düzeni bizden şunu bekliyor: "Kendi çıkarın için başkasının üzerine bas, merhameti bir kenara bırak ve sadece kazanmaya odaklan." Buna karşı yapılabilecek en etkili eylem, insan kalmakta inat etmektir. Bir kişi dürüst kaldığında, etrafındaki on kişi "Demek ki hala mümkünmüş" der. Umut tam olarak bu "mümkünmüş" duygusundan beslenir.

İnsanı "kötü yoldan" koruyan en güçlü kalkan, başkalarının ne düşündüğünden ziyade, akşam başını yastığa koyduğunda kendiyle barışık olması değil midir?

Evet. Kesinlikle. O yastıkla baş başa kaldığımızda duyduğumuz o iç ses, dünyanın tüm gürültüsünden daha gerçektir. İnsan her şeyi aldatabilir; patronunu, eşini, dostunu, hatta koca bir toplumu... Ama aynaya baktığında karşılaştığı o kişiyi, yani özünü asla kandıramaz. "Kötü yol" dediğimiz şey aslında insanın kendi özünden, o berrak vicdanından uzaklaştığı her adımdır. Paranın, gücün veya sahte başarıların getirdiği pırıltı söndüğünde, elimizde kalan tek şey karakterimiz oluyor. O yüzden dediğin gibi; o iç huzuru, aslında bir insanın sahip olabileceği en büyük lükstür.

Hasletlerimize sahip çıkan, "insan kalmakta inat eden" tarafta durmaya devam...

Baki Selam ve Dua ile.

MUSTAFA GÖKTAŞ

Gazeteci / Yazar ve İktisatçı (Meslekte 43 yıl)

Çevre Ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER) Genel Başkanı