CHP’den, yargı reformu çağrısı

TBMM’de, Tüm Parti Temsilcilerinin Katılımıyla Oluşturulacak Bir Komisyon Kurulsun

CHP’den, yargı reformu çağrısı
  • 26 Temmuz 2019, Cuma 14:53

CHP İstanbul Milletvekili Zeynel Emre ve partili arkadaşları, Türkiye’de yargı reformunun şart olduğunu ancak bunun, geçmiş örneklerin aksine başta muhalefet partileri olmak üzere farklı toplum kesimlerinin katıldığı bir süreçte hazırlanması gerektiğini vurgulayarak, bu amaçla Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir komisyon kurulmasını önerdiler. Öneride “Dar siyasi mülahazalara dayalı, geniş toplum kesimlerinin katılımını sağlamayan çalışmalar, şekli düzenlemeler olmanın ötesine geçememiştir. İktidar partisinin 2009 ve 2015 yıllarında uygulamaya koyduğu iki ayrı ‘Yargı Reformu Strateji Belgesi’, ne yargının bağımsızlığını ne yargının tarafsızlığını ne de yargıya güveni arttırabilmiştir. Tüm bu gerçekler yargıyla ilgili kapsayıcı düzenlemelerin, bilimsel temelde toplumsal uzlaşının esas alınarak gerçekleştirilmesi gerektiğini göstermiştir. Bu açıdan konunun Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında şekillendirilmesi bir zorunluluktur. Türk yargısının karşı karşıya kaldığı sorunların ve bu sorunlara çözüm önerilerinin belirlenmesi; yargıya güvenin artırılması ve yargının varlık nedeni olan adaletin tesisini sağlayacak bir ‘Yargı Reformu Strateji Belgesi’nin hazırlanması amacıyla Meclis’te bir araştırma komisyonu kurulmalıdır” denildi.

           

CHP’li Emre ve arkadaşlarının imzasıyla TBMM Başkanlığı’na verilen önergenin gerekçesi şöyle:

 

Sağlıklı bir toplumsal birliktelik, hukukun herkese eşit şekilde uygulanmasına bağlıdır

‘Siyasi Anayasacılık: Demokrasinin Anayasasının Cumhuriyet Savunması’ başlıklı eserinde, herkes için geçerli bazı davranış standartları olmadan insanların barış ve düzen içinde beraber yaşamalarının mümkün olmadığına dikkat çeken siyaset bilimci Richard Bellamy, hukuku, insan davranışlarını kurallara bağlamayı amaçlayan, bu bakımdan da “toplum olarak var olmanın, toplumsal hayatın vazgeçilmez unsuru” görmektedir. Dolayısıyla hukuk, toplumsal hayatı düzenleyen normlar bütünü olmanın ötesinde toplumsallığımızın özüdür. Bireyin toplumsal hayatla ilişkisinin temeli de, hukuki iş ve işlemlerin evrensel geçerlilikte herkese eşit uygulanmasına bağlıdır ki işte o zaman sağlıklı bir toplumsal birliktelikten bahsedilebilir. Tam da bu noktada hukuk düzeninin işleyişinde görev üstlenen kişi ve kurumlara duyulan güven ön plana çıkmaktadır. Bu misyonu taşıyan yargı kurumlarına güven ne kadar üst düzeydeyse, hukuk düzeninin doğru işleyişi ve toplumsal gelişim de üst düzeyde olur.

 

Yargıya güven yüzde 20’lere düşmüş durumda ve her geçen yıl kan kaybediyor

Görüldüğü üzere yargıya güven, sadece kurumlarla girilen ilişkinin esasını değil toplumsal hayatın işleyişini de doğrudan etkilemektedir. Ki çağımızın gelişmiş demokratik ülkelerinin ayırt edici özelliği de yargıya güvenin temel ilkeleri arasında yer almasıdır. Dünya Adalet Projesi (JWP) tarafından ülkelerin hukuk sistemlerini değerlendirmek amacıyla hazırlanan Hukukun Üstünlüğü Endeksi'nin 2017 verilerine göre, 113 ülke içinde Danimarka, Norveç, Finlandiya, İsveç, Hollanda ve Almanya ilk sıraları paylaşırken, maalesef Ülkemiz 101’inci sıradadır. Endekste Türkiye’nin gerisinde kalan ülkeler ise Bangladeş, Honduras, Uganda, Pakistan, Bolivya, Etiyopya, Zimbabve, Kamerun, Mısır, Afganistan, Kamboçya, Venezuela’dır. Ulusal ölçekte yapılan araştırmalar da yargıya güven konusunda Ülkemizin her geçen yıl kan kaybına uğradığını göstermektedir. Resmi makamlar yargıya güvenin yüzde 38’ler civarında olduğunu belirtse de çeşitli anketler gerçek oranın yüzde 20’ler düzeyine düştüğünü ortaya koymaktadır. Yargıya güven, temel hak ve özgürlüklere orantısız müdahaleler, uzun süren soruşturmalar, açılmayan davalar nedeniyle günden güne azalmaya devam etmektedir.

 

FETÖ’cü hâkimlerin baktığı tüm davalar sil baştan ele alınmalı

            Anayasa ve yasalarda, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını olumsuz yönde doğrudan etkileyen çok sayıdaki değişiklik de dikkate alındığında, güven kaybının temel nedenleri kolaylıkla anlaşılmaktadır. Yargıyı adeta siyasi enstrüman görenler, ‘bağımsız yargı karşıtlığı’ yolunda ortaklaştıkları kesimlerle Ülkemizde kumpas davaları organize ederek, doğrudan toplumsal barışımızın hedef alınmasına sebep olmuştur. Özellikle 2010 yılının 12 Eylül tarihinde gerçekleştirilen Anayasa Referandumu, Türk yargısının bir örgütün kontrolüne girmesiyle sonuçlanmış ve yüzlerce insanımız, bu örgüt mensubu hâkim ve savcılar tarafından haksız yere cezalandırılmıştır. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, 15 Temmuz Darbe Girişimi öncesinde yargı camiasında Fetullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile ilişkili hâkim ve savcı sayısı 5 bin civarına ulaşmış durumdaydı. 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında bunlardan 3 bin 908’i meslekten ihraç edilmesine karşın hâkim ve savcıların toplamının yüzde 30’unu aşan bu örgüt mensubu kişilerin, aralarında siyasi davalar da olmak üzere baktıkları yüzlerce dava dosyası, yargımızın bugün de sırtında ciddi bir kambur olarak durmaktadır. Terör örgütü suçlamasıyla tutuklanmış ya da hüküm giymiş kişilerin verdiği kararların tamamın sil baştan ele alınması, yargıya güvenin ve yargı bağımsızlığının tesisi açısından yol temizliği niteliğinde bir önemdedir.

 

Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısı, kapasitenin yüzde 20’si daha fazla

            Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının zarar görmesinin başka birçok olumsuz türevi de yaşanmaktadır. Bunlardan biri, cezaevlerindeki doluluk oranıdır. Asıl işlevi ‘adaleti tesis’ olan yargı kurumlarının, bu işlevinden uzaklaşıp siyasi saiklarla karar alması Ülkemizde birçok davanın hukuki niteliğini tartışmalı hale sokmuştur. Ülkemizde dava açılmasının çok kolay olduğu; birkaç delille ya da uydurma iddiayla vatandaşımızın şüpheli, sanık duruma geldiği bir gerçektir. Açılan davaların yüzde 60’lar civarında beratla sonuçlanması da bunun bir göstergesidir. Buna karşın yürüyen ve sonuçlanan yargılamalar nedeniyle cezaevlerinde, kapasitenin çok çok üstünde insan bulunmaktadır. Şu anda faaliyette olan 353 ceza infaz kurumunun toplam kapasitesi 218 bin 950 iken, burada kalan kişi sayısı 264 bini aşmıştır. ‘Adaleti tesis etmek’ görevini yerine getiremeyen yargının, mahkûm sayısını artırmaktan başka bir sonuç yaratmadığı ortadadır.

           

Yargıda kadrolaşma sürüyor

Türk yargısının süregelen yapısal sorunlarının, geldiğimiz aşamada çözüme ulaştırılması kaçınılmazdır. Bunların başında yargıdaki siyasi kadrolaşma gelmektedir. Geride bıraktığımız yıllarda yargının belli bir anlayışın eline geçmesinin neden olduğu ağır sonuçlardan ne yazık ki ders alınmamış ve hala yargıya atamalarda siyasi iktidarın etkisi belirleyicidir. FETÖ/PDY ile ilişkili olan kişilerin yargıdan temizlenme süreciyle boşalan kadrolara ağırlıkla iktidar partisiyle ilişkili kişiler atanmaya devam etmektedir. Özellikle avukatlıktan hâkim ve savcılığa geçenlerin azımsanmayacak çoğunluğunun AKP teşkilatlarında belli dönemlerde görev aldığı bilinmektedir. 2017 yılında basına yansıyan haberlere göre, Adalet Bakanlığı’nın 24 Nisan’da avukatlıktan hâkimliğe geçiş sınavıyla aldığı 1.341 hâkimin yüzde 90’ı AKP’nin il ve ilçe teşkilatlarından seçilmiştir. Hâkim Savcılar Kurulu’nun (HSK) yapısı, ne yazık ki bu tür kararların alınmasında temel etkendir. HSK’da Adalet Bakanı ile Bakanlık müsteşarının üye olarak yer alması, yargının bağımsızlığına ciddi gölge düşürmeye devam etmektedir.

           

Reform, TBMM çatısı altında tüm partilerin katılımıyla hazırlanmalı

Karşı karşıya kaldığımız sorunlar yumağının çözümü; başta yargıya güven olmak üzere tarafsız ve bağımsız bir yargı sisteminin oluşumu için reform niteliğinde değişikliklerin yapılması şarttır. Ancak tecrübelerimiz bize, uygulanabilir ve çözümcü bir yargı reformunun, ortaya çıkarılma safhalarıyla birebir orantılı olduğunu göstermiştir. Dar siyasi mülahazalara dayalı, geniş toplum kesimlerinin katılımını sağlamayan çalışmalar, şekli düzenlemeler olmanın ötesine geçememiştir. İktidar partisinin 2009 ve 2015 yıllarında uygulamaya koyduğu iki ayrı ‘Yargı Reformu Strateji Belgesi’, ne yargının bağımsızlığını ne yargının tarafsızlığını ne de yargıya güveni arttırabilmiştir. Hazırlanan bu belgelerle hedeflenen sonuçlara ulaşılamadığı gibi aksi yönde gelişmeler yaşanmış ve Türkiye, kalıcı bir ‘OHAL Hukuku’nun yanı sıra güçler ayrılığını tamamen yok eden bir rejimle karşı karşıya bırakılmıştır. Tüm bu gerçekler yargıyla ilgili kapsayıcı düzenlemelerin, bilimsel temelde toplumsal uzlaşının esas alınarak gerçekleştirilmesi gerektiğini göstermiştir. Bu açıdan konunun Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında şekillendirilmesi bir zorunluluktur. Türk yargısının karşı karşıya kaldığı sorunların ve bu sorunlara çözüm önerilerinin belirlenmesi; yargıya güvenin artırılması ve yargının varlık nedeni olan adaletin tesisini sağlayacak bir ‘Yargı Reformu Strateji Belgesi’nin hazırlanması amacıyla Anayasamızın 98, TBMM İç Tüzüğü’nün 104 ve 105’nci maddeleri kapsamında Meclis Araştırması açılmasını arz ederim.”- BÜLTEN-

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

yukarı çık