DSP Genel Başkanı Önder Aksakal: DSP Türkiye siyasetinde toparlayan parti modunda

"Atatürk'e 'kefere' diyen partiyle, Atatürk'ün partisi hangi temel üzerinde ittifak kurabilir?"

DSP Genel Başkanı Önder Aksakal: DSP Türkiye siyasetinde toparlayan parti modunda
  • 09 Şubat 2019, Cumartesi 13:35

BBC Türkçe / Ayşe Sayın

Bülent Ecevit'in kurduğu ve üç kez iktidara taşıdığı Demokratik Sol Parti (DSP) yerel seçime gidilirken, özellikle muhalefet partilerinde kendilerine 'adaylık' için yer bulamayan isimlere kapılarını açması nedeniyle bir kez daha gündemde.

CHP'den ayrılan Mustafa Sarıgül, eski HDP milletvekili Celal Doğan'ın da aralarında bulunduğu birçok ismi aday gösterme kararı alan DSP'ye 'küskünler partisi' diyen de var, 'bir bölen' eleştirisi yönelten de. DSP'den Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkan adayı olan Celal Doğan'a göre ise 'ittifak dışlanmışları'nın buluştuğu parti.

Oy oranı yüzde 1'i bile bulmayan DSP'den adaylıklar, özellikle CHP'de 'oyları bölüyor' eleştirilerine yol açtı. Peki, DSP'nin Genel Başkanı Önder Aksakal, 'bir bölen' eleştirilerine ne diyor, her aday olmak isteyene kapısını açıyor mu? İttifaklar içinde yer almamasının gerekçesini nasıl açıklıyor? Aksakal merak edilen bu konularla ilgili BBC Türkçe'nin sorularını yanıtladı:

'DSP toparlayan parti'

BBC Türkçe: Partilerinden aday olamayanları, aday göstermeniz nedeniyle 'oyları böleceğiniz' eleştirileri yöneltiliyor. DSP 'bir bölen mi?'

Önder Aksakal: Artık, DSP bir toparlayan parti modunda Türkiye siyasetinde. MHP'den de, Büyük Birlik Partisi'nden (BBP) de bize katılanlar var, AK Parti'den de. Mesela Marmara Ereğlisi adayımız AK Parti'den bize geçti. Antalya Serik adayımız, 3 dönem MHP'den belediye başkanlığı yapmış bir isim. Antalya Aksu adayımız, son yerel seçimlerde BBP'den aday olmuş bir arkadaşımız. CHP'den de var. Aynı istikamete bakan, Atatürkçü olduğunu söyleyen, demokrat olduğunu söyleyen insanların, kendi bulundukları mecrada sığınacakları bir yer bulması neden yadırganır, bunu çözebilmiş değilim.

Yani bu insanları sokağa mı atalım ya da MHP'nin, AKP'nin kucağına mı atalım? CHP'den Demokrat Parti'ye (DP) giden mevcut belediye başkanları var, örneğin Aydın Efeler Belediye Başkanı Mesut Özakcan CHP'li. DP'ye gitti, hiç konuşuluyor mu? Hiç duymadınız, konuşturmuyorlar çünkü. Fethiye'nin Ölüdeniz Belediye Başkanı AK Parti'ye geçti. Hiç kimse bunu konuşmuyor.

Efendim neymiş, Mustafa Sarıgül DSP'ye gelmiş. Ne yapsın yani AK Parti'ye gidemediğine göre, başka bir yerde siyaset yapamadığına göre ve mevcut belediye başkanına karşı aday adayı olmuş. Eğer hakikaten Sarıgül bu iddiasında haksız idiyse, Hayri İnönü beyi aday adayı göstermeleri gerekmiyor muydu? Ama başka aday buldular oraya. Ben olaya o açıdan bakarım.

'Ayrılmayan kapıdan giremez'

Başka partiden gelen hiçbir adayımız, partisinden ayrılmadan bu kapıdan içeri girmemiştir. Ayrılmadan hiç kimseyle görüşmedim. Boşta kalmış, siyaseti bulunduğu partide bitirmiş… Kendisine bir parti de arayabilir, seçme seçilme hakkı var. Anayasal hak bu. Biz gelmeyin demeyiz. Ha, "gelme" dediklerimiz olmamış mıdır? Oldu. Bizim de kendimize göre kriterlerimiz var.

BBC Türkçe: O kriterler neler? Neye göre partiye kabul ediyorsunuz veya adaylaştırıyorsunuz?

Önder Aksakal: Öncelikle halkın bakış açısı içerisinde karanlık bölgede olmaması gerekiyor. Bir belediye başkanı başarılıdır veya başarısızdır. Bu sineye çekilebilir. Ama o belediye başkanı eğer hukuksuz işlerin içerisinde bireysel anlamda işi ahlaki boyuta döktüyse, buna bizim aracı olmamız doğru olmaz. Bunlara da girmiyoruz. Sonra geçmişte partiye hakaretler ettiyse mesela, DSP'yi toplum nezdinde küçük düşürücü açıklamalar yaptıysa, bunları da biliyoruz, bunları kesinlikle yaklaştırmıyoruz. Hangi partiden olursa olsun.

BBC Türkçe: Mustafa Sarıgül, DSP ile CHP arasında sürekli gitti, geldi.... Aday gösterilmeyen mevcut başkanlar adaylık için başvuruyor. Kafanızda bazen, "Biz acaba geçici mecra, zemin olarak mı kullanılıyoruz?" gibi soru işaretleri oluşuyor mu?

Önder Aksakal: Bu mana çıkarılabilir belki de... Halkın tepkilerini, halkın beklentilerini göz ardı edemezsiniz. Sonuç itibariyle bizim oralarda da örgütlerimiz var. Halkın hangi adaya yönelik eğilimi var ya da ısrarlı beklentisi var bunları biz de gözlemliyoruz. Görüyoruz ki Şişli'de halk Mustafa Sarıgül'ün - bakın bu kısmını hizmetleri veya başka bir şey olarak söylemiyorum- tamamen bireysel anlamda karşılığını yaratmış, toplumla bir temas içerisinde olmuş, toplum bunun belediye başkan adaylığını arzuluyor.

Bunu gözlemliyoruz. Bunun karşılığı nedir seçimlerde, oy. Siyasi partiler iktidar hedefine giderken oyla gidecek. İşte bir partiden birisi geldi, bunu almayalım, ona bakmayalım, dediğinizde biz hep o zaman böyle kalacağız. Biz 3 kere devleti yönetmiş partiyiz. Bunun eleştirisini yoğunluklu yapan parti de CHP. 1992 yılından itibaren bir bakanını hatırlıyor musunuz CHP'nin? Çok kısa bir dönem, Deniz Baykal dışişleri bakanı oldu, kestiler. Demek ki devleti yönetmek arzusu yok partide. Şimdi bunu kendi içindeki insanlar da görüyor.

Toplumu sadece Atatürk'ün kurduğu parti gerekçesiyle ancak bu kadar tutabilirsiniz. Siz eğer hesabınızı kitabınızı kendi parti içi çekişmelerinizin çerçevesine sıkıştırıyorsanız, yarışlarda sizin yanınızda olmayanları kötü ilan ediyorsanız, o insanlar da siyaset yapmak istiyorlarsa, o zaman kendilerine en yakın partiye gitme ihtiyacı hissedeceklerdir. Bu da en doğal hakları, ayıplamamak gerekiyor. Demokrasi de böyle bir şey.

'DSP'den CHP'ye geçmek ahlak dışı olmuyor mu?'

Kemal Kılıçdaroğlu Bey, açıklama yapmış, "Eğer bir kişi CHP'den belediye başkanı seçilmişse, halkın kendisine verdiği oyun arkasında durması gerekiyor. Ahlak bunu gerektirir" diyor. Peki, DSP'den seçilirse ahlak bunu gerektirmiyor mu? Seyit Torun DSP'nin belediye başkanı değil miydi CHP'ye geçtiğinde. Yılmaz Büyükerşen DSP'nin belediye başkanı değil miydi? O zaman CHP'den belediye başkanı seçildiğinde bu ahlaksızlık oluyor da, DSP'den geçtiği zaman ahlaklı bir hareket mi oluyor?

Ama ben gidip "DSP'ye geçtiler, DSP'ye geçtiler" diye bir kamuoyu oluşturma çabası içinde olmadım. Kaldı ki bu arkadaşların geçiş sürecinde gazeteler haftada iki kere Yılmaz Bey'i yazardı, "ha bugün geçti ha yarın geçecek" diye. Yani mahalle baskısı diyelim, bununla geçtiler. Kılıçdaroğlu aynı açıklamada, "ittifakı DSP istemedi" diyor.

Bize intikal eden bir olay yok. Net! Partilerin ittifakla ilgili görüşmelerini ilk başta ikinci, üçüncü adamlar konuşur? Onlar sürdürür eyvallah. Ama bu niyet önce genel başkanlar arasında konuşulur, evet uygun yapalım derseniz, o zaman CHP'den, DSP'den şu şu arkadaşlar otursunlar şartları değerlendirsinler denir. Böyle bir şey zinhar olmadı.

BBC Türkçe: Hem yerel, hem de genel seçimlerde size hiç ittifak görüşmesi talebi gelmedi mi?

Önder Aksakal: Kesinlikle hayır. Zaten haberde de "DSP ile görüştüklerini bildirdi" diyor. Kılıçdaroğlu, "Emin olun ayrıntıyı bilmiyorum" diyor. Yani zaten almıyorum diyor, işin ayrıntısına bakmıyorum diyor. Konuşanlar da DSP'den bize gelen arkadaşlardı diyor. Eğer bu görüşmeye buradan arkadaşlar gittiler ve görüştülerse CHP'yle, ben genel başkan olarak bunu bilmiyorum! Böyle bir şey yok yani.

Zaten bunun karşılığı şuydu, hatırlarsınız 2015 seçimlerinde Masum Türker genel başkandı, ben de başkanlık kurulu üyesi ve örgüt kurulu başkanıyım. Başkanlık kurulunda bir konuyu gündeme getirdik. Ön alalım, daha seçimlere varmadan Kemal Bey'den bir randevu alalım gidelim diyelim ki şu "bir bölen" lafını kaldıralım. Türkiye'nin gündemi farklı noktalara taşınıyor, DSP olarak yumruğu vurmaya da hazırız.

Ama bu birliktelik birbirimizi yok edecek bir sistematiği de içermesin, kurumsal olarak bir işbirliğini koyalım, DSP kurumsal kimliğiyle bu işin içinde olsun. Gidildi görüşüldü, "Çok iyi olur" dedi Kemal Bey. Hemen bu konuyu görüşmeye başlayalım. Hemen birer arkadaş görevlendirelim. O görüşmelerde DSP adına ben ve o zamanki genel sekreterimiz Hasan Erçelebi, CHP'den de Mehmet Bekaroğlu ve Engin Altay görevlendirildi.

Bir noktaya getiriyoruz yaklaşık bir hafta içerisinde, genel başkanlar buluşacak. O gün randevuya gelmiyorlar. Bir televizyon programında, "Ben onlara söyledim, partiyi kapatıp gelsinler" deniyor. CHP varken DSP'ye ne gerek var diyen bir anlayış var. Bizim ittifak arayışımız zaten yok, ben ittifaklara başından beri hep karşıyım. Seçimlerde ittifak diye bir hadise olmamalı, olamaz bence.

Düşünsenize Atatürk'e "kefere" diyen, "cumhuriyetle hesabımız var" diyen partiyle, Atatürk'ün partisi hangi temel üzerinde ittifak kurabilir. Saadet Partisi anlamında söylüyorum. Diğer tarafta bozkurt işareti yaparak milliyetçiliği sahiplenmiş olan partiyle, "milliyetçiliği ayaklarımızın altına aldık diyen partinin ittifakının nasıl izahı vardır.

'Ecevit sıkışmışlığı gördü'

BBC Türkçe: CHP ittifaklar ve işbirliği anlamında sola mesafeli mi duruyor sizce?

Önder Aksakal: Elbette. Zaten kendileri de söylüyorlar, sağa açıldık diyorlar. Yani sağdaki insanları CHP'ye çekmeye, toplamaya çalışıyorlar. Bu doğru bir strateji değil. İnsanlar bugün solun içerisinde bulunması gereken insanların burada güvenli bir yapıyı bulmamalarından dolayı sağa sıkışmışlıkları vardır.

Ecevit bunu tespit etmiş zaten 12 Eylül döneminde. Ve onun için CHP ile yola devam etmemiş. Kendisi parti kurmuş. Ve dikkat edin 1999 seçimlerine geldiğinde Türkiye'nin birinci partisi olmuş, dile kolay. 2002'de seçimlerde 1,2 oya indiğinde, geri kalan oyların yüzde 8'i AKP'de, yüzde 5-6'sı MHP'de, CHP'ye de yüzde 5 civarında falan gidiyor. Kalanı sandığa gitmiyor. Öyle bir seçmen kitlesi var ki, kesseniz CHP'ye oy vermiyor.

Kendi içlerinde de izleyebildiğimiz kadarıyla, sürekli iç iktidar kavgası canlı tutulduğuna göre bu sefer bu işten sıkılan insanlar da bir kapı arayacak, aramaları da ayıp bir şey değil ki. Gelenleri de biz kabul ediyoruz.

'Bizimki Mussolini'nin partisi mi?'

BBC Türkçe: Geçmişte, örneğin Ankara'da Murat Karayalçın CHP, Doğan Taşdelen DSP'den seçime girdi ve seçimi kaybettiler. Yine iki partinin kapıştığı yerlerde üçüncü parti kazandı. Şimdi de bazı yerlerde, örneğin Şişli'de benzer durum yaşanabileceği söyleniyor. Bu sizi rahatsız etmez mi?

Önder Aksakal: Bunu niye kayıp olarak görüyoruz? Türkiye'de legal siyaset yapan partinin iktidarı elde etme hakkı var. Hani kamyon arkasında yazar, "Nazar etme ne olur, çalış senin de olur." Hem çalışmıyorsun, hem toplumdan uzaksın, toplumla beraber olanlar bana destek versin, ben iktidar olayım. Bu olmaz . Siyasi partiler o zaman niye seçime giriyor?

O zaman bütün sağcılar bir araya gelsin, bütün solcular bir araya gelsin iki partili bir sistem olsun, seçime öyle girilsin. Bunların istediği de o zaten. Ankara örneğini verdiniz. Ben solcu birisiyim, Ankara seçmeniyim. Ben mecbur muyum iki tane ülkücüden birisine oy vermeye? Beni buraya yönlendirebilirsiniz. Bu bir zulüm değil mi solcu seçmene? DSP aday çıkarmasın. Niye çıkarmasın kardeşim, buradaki solcunun oy hakkı yok mu? Ben ona bir seçenek sunamayacaksam o zaman bu parti niye açık, niye seçime katılıyor?

Ben üçüncü bir ülkücüyü getirir koyarsam oraya, ille de burada oylarını böleyim ben alayım dersem, haklı. Ama öyle yerler var ki şu anda… İttifak anlayışı içinde birbirlerine bırakmışlar. Mesela Aydın İncirliova, mevcut başkan MHP'li, ittifak MHP'ye bırakmış. Karşısındaki orayı İYİ Parti'ye bırakmış, o da MHP'li, bir tane eski başkan var o da MHP'li. Dört mühür yeri olacak, bir tane DSP var.

Peki bu zulüm değil mi seçmene? Ama tek kriter var, "aman Atatürk'ün partisi kapanmasın". Yahu kardeşim, seninki Atatürk'ün partisi de bizimki Mussolini'nin partisi mi? Niye birbirimize saygı göstermiyoruz. CHP'ye oy vermek istemeyen bir kitle var, özellikle sağda sıkışmış. Bırak o insanları da biz toplayalım, esas karşısı bölünsün, azalsın ki, biz seninle o zaman parlamentoda ittifak denilen hadise o zaman geçerli olur.

'Doğan 68 kuşağı'

BBC Türkçe: Eski HDP Milletvekili Celal Doğan adayınız oldu. HDP'ye belli bir kesimin olumsuz bakışı var, kriminalize ediliyor. Şimdi sizden aday olmasına yönelik tepki alıyor musunuz?

Önder Aksakal: Bakın ben hiçbir adayımıza kendi başıma karar vermedim. Partimizin Başkanlık Kurulu, Parti Meclisi üyeleri, birçok yerde il başkanlarımızla istişare ederek karar veriyoruz. Celal Doğan Bey, siyasi jargonu itibariyle Deniz Gezmiş'ten gelen, 68 kuşağının insanıdır. Deniz Gezmiş'in mücadele arkadaşıdır. Yıllarca sosyal demokrat siyaset arenasında hizmet etmiş, görev yapmış. CHP'de olmuş, SHP'de olmuş. Ama hiç DSP'de olmamış.

2015'te CHP Celal Bey'i aday göstermedi. O da o bölgedeki insanların teveccühüne mazhar olacağını düşündüğü için HDP'den aday oldu. Ben bugüne kadar Celal Bey'in PKK'yı, terörü öven ya da onlarla ilgili eylemlerin içerisinde yer alan hareketine de demecine de şahit olmadım.

Ayrıca HDP Türkiye'nin yasal partilerinden bir tanesi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı sitesine girdiğinde HDP diye bir parti var. Eğer bu tehlikeli ve kötü bir partiyse niye var orda? Evet HDP'lilerin bazıları PKK ile iltisaklı olabilir. DSP kalkıp böyle bir adayı gösterseydi anlardım bu eleştirileri. O konuda ince eleyip sık dokuyoruz. CHP orayı İYİ Parti'ye verdi. Gaziantep'te İYİ Parti'nin sağcı adayı, karşı tarafın sağcı adayı var. Solcular nereye oy verecek?

BBC Türkçe: HDP Celal Doğan'a destek açıkladı...

Önder Aksakal: Diyelim ki Eskişehir'de adayımız var, önceden HDP'ye oy vermiş bir seçmen, gelip şimdi benim adayıma oy vermişse, ben bunları ayırt edebilir miyim? Beyoğlu'nda Alper Taş'ı adayı aday göstermiş CHP. Gelmiş bir HDP milletvekili de demiş ki, "desteklemememiz için bir neden yok." Ne desin şimdi Alper Taş, yani kapılara adam dikip de, HDP'lileri sokmayın buraya mı diyecek? Bunlar yanlış tartışmalar bence. Sıkıntı varsa Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı dava açar, Anayasa Mahkemesi orada.

T24

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

yukarı çık