Detay Üst

Meselelerini Diyalog ile Çözmesi En Doğru Yoldur

“Körfez İşbirliği Konseyi Üyelerinin, Meselelerini Diyalog ile Çözmesi En Doğru Yoldur”

Meselelerini Diyalog ile Çözmesi En Doğru Yoldur
  • 07-06-2017 17:34

Türkiye’de görev yapan büyükelçilerle iftar yemeğinde bir araya gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan, gündemdeki Katar konusuna değinerek “Katar'a karşı başlatılan yaptırımları doğru bulmadığımızı peşinen ifade etmek istiyorum. Dayanışma ve iş birliğine her zamankinden daha çok ihtiyacımızın bulunduğu bir dönemde yaşanan bu hadise, bölgemizdeki hiçbir ülkenin faydasına değildir. Körfez İşbirliği Konseyi üyelerinin kendi aralarındaki meseleleri karşılıklı diyalog yoluyla çözmesi en doğru yoldur” dedi.
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’deki konuk büyükelçiler ve diplomatik misyon temsilcileri ile iftar sofrasında bir araya geldi. AK Parti Genel Merkezinde düzenlenen, Başbakan Binali Yıldırım ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun da katılımıyla gerçekleşen iftar programında, Cumhurbaşkanı Erdoğan büyükelçilere hitaben bir konuşma yaptı.
Konuklarına iftar buluşmasına teşriflerinden dolayı teşekkür ederek konuşmasına başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ramazan ayının Türkiye ile birlikte tüm insanlık için barışa, huzura ve esenliğe vesile olması temennisinde bulundu.

“RAMAZAN, YARDIMLAŞMA, DAYANIŞMA VE MAĞDURLARIN SEVİNDİĞİ BEREKET AYIDIR”

“Müslümanlar için Ramazan, yardımlaşma, dayanışma, yoksulların, gariplerin, mazlum ve mağdurların sevindiği bir rahmet ve bereket ayıdır. Bugün etrafında bir araya geldiğimiz şu iftar sofrası, Müslüman olsun ya da olmasın, oruç tutsun ya da tutmasın herkesin sofrasıdır. Bu sofra zengin-fakir, yönetici-memur, bütün farklılıkların anlamını yitirdiği, herkesin Hakk katında eşitlendiği bir gönül sofrasıdır” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, oruç ibadetinin, günün belli saatlerinde aç ve susuz kalmanın ötesinde, insanın kendi iç muhasebesini yapması, hayatını sorgulaması ve bu fani dünyada niçin var olduğunu etraflıca tefekkür edip başkalarını anlaması olduğunu söyledi.

Küresel anlamda oldukça zorlu ve sancılı bir süreçten geçildiğine, dünyanın birçok bölgesinde terörden açlığa, iklim felaketlerinden düzensiz göçe, İslam düşmanlığından kültürel ırkçılığa kadar farklı meydan okumalarıyla yüzleşildiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, son bir haftada yaşanan acı hadiselerin, karşı karşıya bulunulan bu çetin sınamaların en bariz yansımaları olduğunu belirtti.

“TERÖRİSTİN KİMLİĞİNE, MAĞDURLARIN MİLLİYETİNE BAKMADAN TÜM TERÖR EYLEMLERİNİ LANETLİYORUZ”

Afganistan ve İngiltere başta olmak üzere, dünyanın her yerinde kalleş terör saldırılarında hayatlarını kaybedenler için ülkesi ve milleti adına taziyelerini bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen yıl FETÖ mensubu bir terörist tarafından suikasta uğrayan Rusya Federasyonu’nun Ankara Büyükelçisi Karlov’u da tazimle yâd ettiğini sözlerine ekledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Çünkü o da bizim bu sofralarımızın müdavimlerindendi. Büyükelçi Karlov’u görevini en iyi şekilde icra eden tecrübeli bir diplomat, iyi bir insan ve ülkemizin gerçek bir dostu olarak daima hatırlayacağız” dedi.

30 yılı aşkın bir süredir bölücü terörle mücadele eden, bu süreçte 50 binin üzerinde vatandaşını terör eylemlerinde kurban vermiş bir ülke olarak Türkiye’nin, dostlarının yürek sızısını çok iyi anladığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Teröristin kimliğine, söylemine, mağdurların milliyetine bakmadan tüm terör eylemlerini lanetliyoruz. Her zaman ifade ettiğim gibi, bizim nazarımızda Londra’da katledilen masumla Suriye’dekiler, Pakistan’dakiler arasında bir fark yoktur. Ankara’da Kızılay Meydanında iş çıkışı evlerine dönmek için umutla otobüs bekleyen sivilleri öldüren PKK’lılar neyse, altındaki aracı yayaların üzerine süren DEAŞ’lılar da aynıdır. Masumların canları ve kanları üzerinden ikbal devşirmeye çalışan bu cinayet şebekeleri hepimizin ortak düşmanıdır” diye konuştu.

“SALT GÜVENLİK TEDBİRLERİYLE TERÖRÜN KÖKÜNÜ KURUTMAK MÜMKÜN DEĞİL”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, terörizmle mücadeleyi sadece teröristle mücadeleye indirgeyen bir anlayışa sahip olmadıklarının altını çizdi ve şunları söyledi: “Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, salt güvenlik tedbirleriyle terörün kökünü kurutmak mümkün değildir. Terörü ortaya çıkaran, besleyen, belli toplumsal gruplar arasında makes bulmasını sağlayan sebepleri tespit edip gereken tedbirleri almadan asıl sorunu çözemeyiz. Yani bizde bir söz var; bataklığı kurutmak meselesi, sineklerle uğraşmak işi bitirmiyor, bataklığı kurutmamız lazım. Sınır ve mesafe tanımayan küresel terör tehdidini bertaraf etmenin yolu, iş birliğimizi, dayanışmamızı, güvenlik ve istihbarat birimlerimiz arasındaki bilgi paylaşımını daha da artırmaktır. Bugün için Türkiye olarak, ‘dost acı söyler’ ilkesiyle her fırsatta tutarlılığa, kararlılığa ve küresel ölçekte iş birliğine vurgu yapıyoruz.”

“TERÖR ÖRGÜTLERİNİ AKLAYANLAR, HAYATİ BİR HATA YAPTIKLARINI ÇOK YAKINDA ANLAYACAK”

Gösterilen onca çabaya rağmen terörizmle mücadele konusunda hâlen beklentilerin çok uzağında olunduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, terör konusunda şahit oldukları ikircikli tavrın kendilerini üzdüğünü dile getirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sivilleri katleden, etnik temizlik yapan, farklı görüşe ve kimliğe sahip kim varsa onu baskı altına alan terör örgütlerine sahip çıkılması, hepimizi adeta pimi çekilmiş bir bombanın üzerinde yaşamaya zorluyor. Sırf bölgedeki politikalarına hizmet ettikleri için terör örgütlerine karşı kararlı bir duruş sergilemek yerine, onları ‘milis güç’ gibi tanımlamalarla aklayanlar hayati bir hata yaptıklarını çok yakında anlayacaklardır” vurgusunda bulundu.

Bu tür yanlışların daha sonra ölümcül tehditler olarak, muhataplarına geri döndüğünü ve tarihin bunu gösterdiğini belirterek, 1980’lerde Güney Asya’da taktik veya stratejik sebeplerle girişilen maceraların ağır faturalarının bugün hep birlikte ödendiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Aynı şekilde komşumuz Irak’ta sonuçları iyi hesaplanmadan atılan bazı adımların etnik ve mezhebi fay hatlarını nasıl harekete geçirdiğini, toplumsal barış ve istikrarı nasıl tahrip ettiğini hep birlikte görüyoruz. Yıllara sâri acı tecrübeler neticesinde tesis edilen düzeni tekrar rayına oturmanın çok daha meşakkatli, çok daha maliyetli olduğunu unutmamalıyız” diye ekledi.

“KİMSEYE HAYAT HAKKI TANIMAYAN BİR TERÖR ÖRGÜTÜ, KESİNLİKLE DEMOKRATİK GÜÇ OLAMAZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Dost acı söyler, ama gerçeği söyler, şimdi ben onu söylüyorum. Bunun adı, kanı kanla temizlemeye çalışmaktır. Taktik sebeplerle bile olsa işgal ettiği bölgelerde etnik temizlik faaliyeti yürüten, kimi zaman rejimle, kimi zaman DEAŞ’la iş birliği yapan bir terör örgütüne arka çıkmak asla doğru değildir. Siyasi çözüm vizyonu ortaya koymayan, bölgenin tarihî, sosyal ve kültürel dinamiklerini yok sayan bir inisiyatifin başarı şansı yoktur. Kendisinden başka hiç kimseye hayat hakkı tanımayan bir terör örgütü, kesinlikle demokratik güç olamaz. Böylesi bir yapıyı tarif edecek tek ifade ‘terör örgütü’ kavramıdır. Suriye’de bu terör örgütüne verilen silahların çok yakında ülkemize, bölgemize ve tüm dünyaya dönmesi kuvvetle muhtemeldir. Son dönemde PKK terör örgütüne ait sığınaklarda ele geçirdiğimiz silahların menşei ülkemizin bu konudaki endişelerinin haklılığını ispat ediyor. Bu bölgeyi biz tanırız. Eğer biz 40 yıldır bu bölgede PKK denilen terör örgütüyle bir mücadele veriyorsak ve bu mücadelede 40 bini aşkın insanımızı kaybettiysek, bunun dertlisi biziz, birileri bunu anlamayabilir. ‘Ben senin dostunum’ demek, işi çözmüyor. Bizde güzel bir söz var, ‘bal bal demekle ağız tatlanmaz, balı yersen ağız tatlanır.’ Onun için, biz öyle lafla peynir gemisini yürütmüyoruz, bize icraat lazım.”

Suriye ve Irak’ta yaşanan krizlerin yansımalarını çok yakından hisseden bir ülke olarak Türkiye’nin bu konudaki hassasiyetinin gözetilmesini beklemenin en tabii hak olduğuna vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, yüzlerce vatandaşını DEAŞ teröründe kaybetmiş olan Türkiye’nin herkesten fazla bu bataklığın kurutulmasını arzu ettiğini söyledi.

“TOPRAKLARIMIZA YÖNELİK EN UFAK BİR TACİZ OLURSA GEREĞİNİ YAPARIZ”

Fırat Kalkanı Harekâtı ile DEAŞ terör örgütüne vurulan darbeleri hatırlatarak, “DEAŞ’a karşı savaştığını söyleyenler acaba kaç tane DEAŞ’lıyı şu ana kadar etkisiz hâle getirdiler? Bunu bize açıklayabilirler mi?” diye soran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gelin bu işi beraber yürütelim, dememize rağmen, biz bu işi bizim terör örgütü olarak ilan ettiğimiz PYD ve onun silahlı kanadı YPG’yle yürüteceklerini söylediler. Bize düşen de nedir? Hayırlı olsun. Ama bizim topraklarımıza yönelik en ufak bir taciz olacak olursa biz de gereğini yaparız. Çünkü bu artık bizim gerek NATO ülkesi olarak, gerekse savunma haklarımızı kullanma olarak bunu yapmamızı gerekli kılar, çünkü milletimizin daha fazla bedel ödemeye tahammülü kalmamıştır” açıklamasında bulundu.

Kato Dağı’nda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yaptığı operasyonlara işaret ederek, “Maalesef dost bildiklerimizin silahları oralarda stoklanmış, el yapımı patlayıcılar, bombalar oralarda stoklanmış” ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin sınırlarının ötesinden kendisine yönelen tehditleri önleyici ve proaktif bir güvenlik paradigmasıyla kaynağında çözmekte kararlı olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fırat Kalkanı Harekâtı kapsamında 2 bin 200 kilometrelik alanın DEAŞ’tan temizlenip 3 bin civarında DEAŞ teröristinin etkisiz hâle getirilmesini ve Sincar ile Kuzey Suriye’deki terör kamplarına düzenlenen hava harekâtlarının bu kararlığın bir göstergesi olduğunu ifade etti.

“YENİ TERÖR YUVALARININ OLUŞMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu açıklamalara yer verdi: “Ne güney sınırımız boyunca bir terör koridorunun, ne de Irak’ın kuzeyinde yeni terör yuvalarının oluşmasına izin vermeyeceğiz. Bu çerçevede tarafımıza verilen taahhüt ve garantilerin takipçisi olmayı elbette sürdüreceğiz. Ama bu demek değildir ki, terör örgütlerinin saldırılarına karşı elimiz, kolumuz bağlı oturacağız, yok böyle bir şey. Sınırlarımıza ve ülke güvenliğimize yönelik herhangi bir hareketlenme tespit ettiğimiz anda gerekeni yapmakta asla tereddüt göstermeyeceğiz. Bizim ne Irak topraklarında, ne Suriye topraklarında birilerinin olduğu gibi gözümüz yok, bize bizim topraklarımız yeter. Bütün mesele, oralarda gözü olanlara sesleniyoruz, diyoruz ki, ‘Gelin Suriye Suriyelilerindir, Irak Iraklılarındır; ama bu konuda biz Iraklılara da sahip çıkalım, Suriyelilere de sahip çıkalım ve oraların bölünmesine fırsat vermeyelim.”

“SURİYE HALKI ÇAĞIRDIĞI İÇİN BİZ ORADAYIZ”

Türkiye’nin Suriye ve Irak’ın kuzeyinde terör örgütlerine yönelik operasyonlarına ilişkin, ‘Sizi rejim çağırdı mı?’ sorusunun yöneltildiğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yok, illa çağırması mı gerekiyor? ‘Ama bizi çağırdı, rejim bizi çağırdığı için biz Suriye’deyiz’ diyorlar. Aynen öbür tarafta da, ‘Rejim bizi çağırdığı için biz Irak’tayız’ diyorlar. Sizi rejim çağırabilir; ama rejimin kendisi zaten zalim, bizi de halk çağırıyor, halk çağırdığı biz oradayız. Mazlum, mağdur olan halk bizi çağırıyor, onun için insani yardımlarımızı, her şeyimizi biz de oralara ulaştırıyoruz” dedi.

Konuşmasında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde varlığını hâlen çok güçlü bir şekilde sürdüren ve iki kutuplu dünyanın kalıntısı olan statükonun, günün ihtiyaçlarına cevap veremediğine vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İnsani müdahalelerden terör gibi asimetrik tehditlerle mücadeleye kadar birçok alanda bu yapının sebep olduğu sıkışmışlığı yaşıyoruz. Başta Güvenlik Konseyi olmak üzere, küresel güvenlik sisteminin zamanın ruhuna uygun bir şekilde güncellenmesi şarttır. Onun için, ‘Dünya 5’ten büyüktür’ diye özetlediğimiz bu değişim, Türkiye’yle birlikte dünyadaki ülkelerin büyük çoğunun da temel beklentisidir” değerlendirmesinde bulundu.

“BİRLEŞMİŞ MİLLETLER’İN ASLİ GÖREVİ ADALETTİR”

Birleşmiş Milletler’in asli görevinin adalet olduğunu ve adaletin tesisi için de önce Güvenlik Konseyi’nin adaleti dağıtması gerektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hep şuna inanmışımdır: Bir adalet. İki, istişare. Üç, liyakat. Kadronuzu liyakat ehli elemanlarla kuracaksınız, istişare etmeden adım atmayacaksınız ve kararlarınızı da adaletle vereceksiniz. Bütün bu konularda hep birlikte çabalamamız, gayret göstermemiz gerekiyor. Kendimizi, kurumlarımızı, siyasetimizi, dış politika alışkanlıklarımızı yeni duruma adapte etmek mecburiyetindeyiz. Biz AK Parti olarak 2002 yılından beri ülkemizde işte bunun mücadelesini veriyoruz” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin Avrupa Birliği’yle ilişkilerinin AK Parti döneminde en üst seviyeye çıktığını hatırlatarak, “Bugün de tercihimiz, yaşanan tüm sıkıntılara rağmen ülkemize verilen sözlerin yerine getirilmesi hâlinde Avrupa Birliği perspektifimizi korumaktan yanadır” dedi.

“CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÛMET SİSTEMİ BÜYÜK BİR REFORM”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Türkiye’de yeninin, yeniliğin ve geleceğin partisi olan AK Parti, aradan geçen 14 yıla rağmen reformcu ruhunu kaybetmemiştir. Bizim başarılarımızın sırrını ön yargıların esir olmuş bazı kesimler yanlış yerlerde aradıkları için hep yanılıyorlar. Bu sefer de en son 16 Nisan halk oylamasında olduğu gibi, demokrasimizin olgunluğuna yakışmayacak hezeyanlarla, iftiralarla başarımızı gölgelemeye çalıştılar. Oysa AK Parti’nin başarısı, kökleriyle bağını koparmadan, milletiyle el ele istikbale yürümesinden kaynaklanmaktadır. 16 Nisan’da tarihî bir rekor olan 25 milyon 200 bine yakın oyla kabul edilen anayasa değişikliği paketi, milletimizle kurduğumuz işte bu müstesna ilişkinin ve güçlü bağın eseridir. Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi bizden önceki birçok devlet adamının hayalini kurduğu, ancak imkânlar el vermediği için gerçekleştiremediği büyük bir reformdur. Altını çizerek ifade etmek isterim ki; bu sistemle Türkiye’de demokrasi eşiği daha da yükselmiştir. Son 14 yılda tesis edilen istikrar ve güven ortamı böylece anayasal güvenceye bağlanmıştır.”

“ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE DAHA AKTİF BİR TÜRKİYE GÖRECEKSİNİZ”

Bundan sonra demokraside, ekonomide, terörle mücadelede çok daha güçlü, uluslararası ilişkilerde daha aktif, daha girişimci bir Türkiye’yle ile karşılaşılacağını açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bölgesinde ve dünyada barışın, istikrarın, adaletin temini için daha fazla çaba harcayan bir Türkiye göreceksiniz. Yeni Türkiye’nin kendi vatandaşlarımız başta olmak üzere, bölgemizin barışı, huzuru ve istikrarı için umut kaynağı olacağına inanıyorum. 15 Temmuz gecesi sizlerin gözü önünde yaşanan kahramanlıklar, bu milletin zorluklar karşısında nasıl kenetlendiğini, bağımsızlığı ve demokrasisi için neleri göze aldığını ortaya koymuştur” diye ekledi.

Türkiye’nin millete bu acıları yaşatanlardan hukuk içinde hesap sorarken, birilerinin de dışarıda Türkiye’ye hesap sormaya kalktığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Siz bir defa durun. Ülkemde bize darbe yapılıyor, şöyle ertesi gün bir telefon açıp da, ‘geçmiş olsun, nedir bu’ diye sormadınız bile. Günler geçti, baktınız ki darbe hedefine ulaşmadı, ondan sonra bize geçmiş olsun demeye başladınız. Dostlar alış verişte görsün, yapılan bu” şeklinde konuştu.

“KATAR’A KARŞI BAŞLATILAN YAPTIRIMLARI DOĞRU BULMUYORUZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, gündemdeki Katar konusuna da değinerek şu açıklamaları yaptı: “Bölgemizdeki sorunlar henüz çözüme kavuşmamışken, maalesef yeni sıkıntılarla karşı karşıya kalıyoruz; işte bunlardan biri de Katar meselesidir. Katar’a karşı başlatılan yaptırımları doğru bulmadığımızı peşinen ifade etmek istiyorum. Dayanışma ve iş birliğine her zamankinden daha çok ihtiyacımızın bulunduğu bir dönemde yaşanan bu hadise, bölgemizdeki hiçbir ülkenin faydasına değildir. Körfez İşbirliği Konseyi üyelerinin kendi aralarındaki meseleleri karşılıklı diyalog yoluyla çözmesi en doğru yoldur. Bu çerçevede Katar’ın ortaya koyduğu soğukkanlı ve yapıcı tutumu takdirle karşılıyoruz. Terör örgütlerine karşı etkin bir mücadele verdiğini yakinen bildiğimiz Katar’ın bu şekilde izole edilmeye çalışılması hiçbir sorunun çözümüne katkı sağlamayacaktır. Türkiye olarak 15 Temmuz darbe girişimi başta olmak üzere, en zor zamanlarımızda daima güçlü desteklerini hissettiğimiz tüm dostlarımız gibi, Katar’la da ilişkilerimizi geliştirerek sürdüreceğiz. Diğer ülkelerin Katar’la olan sorunlarının çözümü konusunda da üzerimize düşen her görevi yapmaya hazırız.”

Bu çerçevede dünden itibaren çeşitli temaslarda bulunmaya başladığını ve öncelikle Katar Emiri Şeyh Temim ile telefonla görüşerek, yaşananlardan dolayı duyduğu üzüntüyü kendisine ifade ettiğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuveyt Emiri El Sabah ile Körfez’deki sıkıntıların aşılması için görüştüğünü açıkladı.

“KRİZİN ÇÖZÜME KAVUŞTURULMASI İÇİN HER TÜRLÜ ÇABAYI GÖSTERİYORUZ”

Bugün de aynı konu ile ilgili olarak, Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Lübnan Başbakanı Hariri, Malezya Başbakanı Rezak, Bahreyn Kralı El Halife, Ürdün Kralı Abdullah, Endonezya Cumhurbaşkanı Widodo ile telefonla görüşmeler yaptığını sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, açıklamalarını söyle sürdürdü: “Tabii yarın ve sonraki günlerde de görüşmelerimizi ayrıca devam ettireceğiz. Körfez’de yaşanan bu krizin bir an önce çözüme kavuşturulması için elimizden gelen her türlü çabayı gösteriyoruz, göstereceğiz. Ve bu konuda en kısa sürede Katar’a yönelik tüm yaptırımların kaldırılacağını ümit ediyorum. Çünkü Katar’ın bir terör zanlısı olarak tavsif edilmesini hakikaten çok ağır bir itham olarak görüyorum. Çünkü yıllardır, yani 15 yıllık Cumhurbaşkanlığım ve Başbakanlığım dönemimde kendilerini yakından iyi tanıdım, biliyorum. Yoksa böyle bir durum söz konusu olsa karşılarına çıkacak ilk devlet başkanı ben olurdum, ilk Başbakan ben olurdum; ama böyle bir şeyi görmedim. Ve burada farklı bir oyun oynanıyor, ama bu oyunun arkasında kimler var, şu anda onu henüz tespit edebilmiş değiliz.”

“TANSİYONUN ARTMASI İÇİN FIRSAT KOLLAYANLARIN UMUTLARINI BOŞA ÇIKARMALIYIZ”

Bölge ülkelerinin güçlerini ve enerjilerini kendi iç mücadeleleri yerine, sorunun asıl kaynaklarına yöneltmesi gerektiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bölgenin daha da karışması, gerilimin yükselmesi, tansiyonun artması için fırsat kollayanların umutlarını hep birlikte boşa çıkarmalıyız. Başka türlü terör ateşinin Suriye, Irak, Yemen, Libya gibi ülkelerden diğer yerlere sıçramasının önüne geçemeyiz. Yemen’i çözebildik mi? Libya’yı çözebildik mi? Suriye’yi çözebildik mi? Irak’ı çözebildik mi? Şimdi yeni bir ihtilaf alanı niçin meydan getirmeye gayret ediyoruz?” görüşlerine yer verdi.

Konuşmasının sonunda büyükelçilerden ülkelerine ve halklarına Türkiye’nin ve Türk halkının en kalbi selamlarını iletmeleri ricasında bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini, “Ramazan’ın ülkelerimiz, halklarımız, tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum. İftar soframızı paylaştığınız için her birinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum” diyerek tamamladı.
Kaynak:tccb.gov.tr