MUHALİF YEREL YÖNETİMLERİN KAYYUM ATANARAK ELE GEÇİRİLMESİNİ KINIYORUZ!

31 Mart 2019 tarihinde yapılan yerel seçimler neticesinde göreve başlayan Diyarbakır, Van ve Mardin Büyükşehir Belediye Başkanlarının görevden alınarak, yerlerine Cumhurbaşkanı tarafından atanan valilerin getirilmesi Anayasa ile garanti altına alınan seçme ve seçilme hakkına, halkın ortaya koymuş olduğu iradeye ve demokrasiye idari bir darbe anlamı taşımaktadır.   

MUHALİF YEREL YÖNETİMLERİN KAYYUM ATANARAK ELE GEÇİRİLMESİNİ KINIYORUZ!
  • 20 Ağustos 2019, Salı 19:14

MUHALİF YEREL YÖNETİMLERİN KAYYUM ATANARAK ELE GEÇİRİLMESİNİ KINIYORUZ!

31 Mart 2019 tarihinde yapılan yerel seçimler neticesinde göreve başlayan Diyarbakır, Van ve Mardin Büyükşehir Belediye Başkanlarının görevden alınarak, yerlerine Cumhurbaşkanı tarafından atanan valilerin getirilmesi Anayasa ile garanti altına alınan seçme ve seçilme hakkına, halkın ortaya koymuş olduğu iradeye ve demokrasiye idari bir darbe anlamı taşımaktadır.   

İktidarda olduğu süre boyunca, seçim sonuçları üzerinden kendini sürekli olarak meşrulaştıran, "milli irade" söylemleriyle kendi lehine olan seçim sonuçlarını demokrasi zaferi olarak tarifleyen AKP, halk desteğini yitirmeye başladığında demokrasi söylemlerini terkederek güvenlikçi politikalara yönelmiştir. Demokrasiye dair bu araçsal bakış, 15 Temmuz sonrasındaki Olağanüstü Hal (OHAL) sürecinde yayımlanan KHK`ler ve kayyum atamaları ile daha belirgin hale gelmiştir. Bu süreçte HDP`li Belediye Başkanlarının seçildiği 83 Yerel Yönetime kayyum atanmış, 89 belediye başkanı ve onlarca belediye meclis üyesi tutuklanmıştır. Kayyum atanan yerellerde, belediye meclisi etkisiz hale getirilerek tüm harcama yetkileri kayyuma devredilmiş, kamu bütçesi denetimden uzaklaştırılmıştır. Kamu personel rejimindeki en köklü değişikliklerin yaşandığı bu son dönemde, Kayyum yönetimindeki belediyelerde, aralarında birçok meslektaşımızın da bulunduğu nitelikli ve birikimli kamu çalışanı, OHAL KHK`leri eki listelerinde adları yer verilmek suretiyle veya sözleşme fesih aracılığıyla sivil ölüme terk edilmiştir. OHAL yetkileri amaç dışı kullanılarak siyasi bir tasfiye yapılmış ve belediye kadroları siyasi iktidarla ilişkili kişilerle yeniden belirlenmiştir. Kayyumlar özellikle kadına, sanata ve toplumun ötekilerine yönelik hizmet ve birimlere yönelik negatif ayrışmaya da yol açmışlar, çok sayıda kadın merkezi kapatılmış, sinema ve tiyatro salonlarının faaliyetleri engellenmiş, festivaller yasaklanmış ve bölgenin önemli tarihi ve kültürel bellek alanları bu dönemde yıkılmıştır. Güvenlileştirme kisvesi altında kentsel alanı militarize edici birçok mekansal müdahale, planlama ilke ve esasları ihlal edilerek gerçekleştirilmiştir. Çok sayıda kamusal alan yapılaşmaya açılmış, belediyelerin mülkiyetinde olan kamusal tesisler özelleştirilerek kamu zarara uğratılmış ve merkezi idareye bağlı  kurumlara devredilen belediye mülkleri nedeniyle belediyelerin etkin hizmet üretimi engellenmiştir. Öte yandan, halkın idaresinin gasp edilmesiyle atanan kayyumlar marifetiyle yerellerde kadınların mücadele ve dayanışmasıyla elde edilen kazanımlar da yok edilmiş, çalışma hayatındaki kadınlar evlerine kapatılmış ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği yeniden üretilmiştir.

Anayasa`nın 127. maddesinde "Mahallî idareler; il, belediye veya köy halkının mahallî müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileridir. Mahallî idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkileri, yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir." denilmesine rağmen, seçmen iradesi yok sayılarak, kayyumlar söz konusu mahalli idareleri 31 Mart 2019 Seçimlerine kadar yönetmiş ve yukarıda sıralanan eşitlikten ve kamu yararından uzak politikaları denetimsiz bir şekilde sürdürmüşlerdir.

31 Mart Yerel Seçim sürecinde, Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı ve üst düzey hükümet yetkilileri tarafından yapılan konuşmalarda, aynı belediyelere tekrar kayyum atanabileceği, bununla birlikte özellikle Millet İttifakı`nın Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Sn. Mansur Yavaş ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Sn. Ekrem İmamoğlu`na yönelik olarak da seçimi kazanmaları halinde kayyum atanabileceği imasında bulunulmuş ve kayyum atamalarının iktidar tarafından  bir araç olarak kullanıldığı/kullanılacağı bir anlamda deşifre olmuştur/ikrar edilmiştir.

Böylesi bir ortamda yapılan yerel seçimlerin ardından, halk tarafından seçilen Diyarbakır, Van ve Mardin Büyükşehir Belediye Başkanları göreve başlamıştır. Basın aracılığıyla kayyumların faaliyetleri ve yapılan harcamalara dair bilgiler kamuoyuna yansımış ve ortaya çıkan bilgiler kamuoyunda tepki toplamıştır. Bunun üzerine, seçimlerden yaklaşık dört buçuk ay sonra, 19.08.2019 tarihinde ise, Diyarbakır, Van ve Mardin Büyükşehir Belediye Başkanlarının yerine, Cumhurbaşkanı tarafından atanan İçişleri Bakanının talimatıyla, yine Cumhurbaşkanı tarafından atanan Valiler Başkan Vekili olarak göreve getirilmiştir. İçişleri Bakanlığınca yayınlanan ilgili kararda da görüleceği üzere görevden alınan belediye başkanları hakkındaki 2017, 2018 ve 2019 yıllarına ait karara bağlanmamış soruşturma dosyaları işleme dayanak olarak gösterilmiştir; oysa ki yargıda kesinleşen bir karar olmaksızın kişiler hakkında böylesi bir idari işlem yapılması açıkça hukuka aykırıdır.

Belirtilen tarihsellik içerisinde, OHAL Döneminden bugüne yerleşik bir antidemokratik uygulama haline getirilen kayyum atamaları, 31 Mart yerel seçimlerinden önce yetkililer tarafından açıkça dile getirildiği şekliyle yeniden uygulamaya konulmuştur. . Bu uygulama, yerel seçimleri işlevsiz hale getirmekte, demokrasiye darbe vurmakta ve hukuk devleti ilkeleri ile bağdaşmamaktadır.

Türkiye demokrasi tarihi açısından kabul edilemez olan ve idari darbe niteliği taşıyan kayyum atamaları, bu belediyelerde şehircilik açısından da telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurmuştur ve doğurmaya devam edecektir. Seçilmiş belediye başkanlarının yerele dair programlarını hayata geçirememesi, bunun yerine kentlerin, merkezi idarenin atadığı bürokratların tasarrufuna bırakılması kentleşme açısından da büyük zararlara neden olacaktır. Bu nedenle Kazdağları, Munzur, Hasankeyf gibi kamusal alanlara yönelik saldırılarda gösterilen birlikteliğin, kamusal bir değer olan demokrasiye yönelik bu saldırıda da gösterilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Bu bağlamda, görevden uzaklaştırılan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Adnan Selçuk Mızraklı, Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk ve Van Büyükşehir Belediye Başkanı Bedia Özgökçe Ertan`ın  görevlerine iade edilmesi gerektiğini vurguluyor, hukuki olmayan yöntemlerle muhalefet partilerinin yönetimindeki yerellikleri gasp eden bu siyasi anlayışın/müdahalenin sonlanması için birlikte mücadele etmenin gerekliliğine inanıyoruz.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

TMMOB Şehir Plancıları Odası

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

yukarı çık