• 01.06.2017
Abdullah Ayan

Abdullah Ayan

Telefonun gelişimi ve Mersin -6-

Mersinde ilk postahane Azak Han karşısındaki Sursok binalarının deniz tarafına ve Taş Han' ın doğusuna denk düşen iki katlı bina...

Posta hizmetleri yanında 1926'da kurulan telefon santrali de burada hizmet veriyor.

İki katlı binanın alt katında mektup, paket bölümleri, üst katta ise telgraf ve telefon birimleri yer almakta.

O günlerde Mersin' deki ticaretin kalbi Azak Han ve civarında atmakta, Postahane de Azak Hana bir kaç adım uzaklıkta.

1930' da P.T.T. o günlerin ünlü Ziya Paşa Gazinosu yanındaki hayli geniş ve bugünlere kadar haşmetinden bir şey yitirmeyen binaya taşınınca eski bina yıkılacak ve yerine iş hanı kondurulacaktır.

2. dünya savaşında denizden gelebilecek herhangi bir saldırıya karşı önlem olarak P.T.T kısa süreliğine şimdiki Jandarma binasının karşısındaki yolda mevcut bir konağa taşınıyor. (Sonradan yanındaki iki  evle birlikte üç binadan oluşan ada Akdeniz Belediyesince kamulaştırılıp restore edilerek bazı sosyal girişimlere açılır)

50 hatlık manüel santrali bir bayan memur idare etmekte.

Manyeto ile kendisine ulaşan çağrıları kulağındaki cihazla alır, istenen bağlantıyı sağlamak için önündeki konsolda yer alan sokete kablo ucundaki fişleri sokarak gerçekleştirir.

O günlere tanıklık eden ve anılarını kaleme alanlardan Şinasi Develi Mersin santrali ve görüşmelerin nasıl yapıldığını şöyle anlatır:

"1928 ve 29 yılları, yaz tatillerinde Azak Hanın köşesindeki Ergirler Ticarethanesinde çalışıyorum. Ergir Zade Ali bey telefonla görüşmek istediğinde santral memuresine manyeto ile ulaşamazsa beni postahaneye gönderir ve 'söyle santral kıza, filan numarayı bağlasın' der ben de giderdim. Postahane ile Azak han yüz metreydi"

Görüşmelerin yapılma yöntemi ve santrallerde genellikle 'kızların' çalışması Mersine özgü bir durum  değil.

 İki aboneyi santral üzerinden bağlama operasyonu otomatik santraller devreye girinceye kadar tüm dünyada benzer şekilde gerçekleşiyor.

Örneğin Manüel santraller ilk ve en yoğun biçimde ABD' de kullanılıyor ve tüm santral çalışanları orada da kadınlar...

İlk faaliyete geçtiğinde otomatik santrallere ABD' de "kızsız telefon" denmesi de, tüm santrallerde bu çalışan kadınlar telefon ahizesini kaldırdığınızda duyduğunuz sesin o kadınlara ait olması...

Otomatik telefonun icadının da hayli ilginç ve eğlenceli öyküsü var anlatmasam olmaz:

Kansas' ta iki cenaze levazımatçısı var ve birbirlerine karşı amansız rekabetteler.

Ancak rakiplerden biri bütün cenaze kaldırma işini kaparken rakibi Almon Strowger sinek avlamakta. Strowger İşin iç yüzünü araştırırken görüyor ki, rakibinin eşi Kansas santralinde çalışmakta ve cenaze levazımatı konusunda gelen "bizi cenaze işleri yapan birine bağlar mısın"  telefonlarını yalnızca eşine yönlendirmekte.

Strowger, santral görevlisini işin dışarıda bırakacak ve duygusallığa yer vermeyecek otomatik santral düşüncesini projelendirmekle kalmaz, kısa zamanda hayata geçirir. Patenti 1889' da alırken, ürettiği ilk santral 3 Kasım 1892'de La Porte isimli kasabada hizmete girer.

İşte o santraller hızla gelişir, kısa zamanda telefon görüşmelerini yoğun saatlerde neredeyse imkansız kılan manuel sistem, 1940'larda yavaş yavaş terk edilmeye, yerini de bu yeni jenerasyon santrallere bırakmaya başlar.

Otomatik sistemde santral memuru devrede değildir ama şehirler ve milletler arası görüşmeler yine de operatörler üzerinden gerçekleşir. P.T.T dolayısıyla da devlet bu sıkışık trafikten para kazanmanın yolunu bulmakta gecikmez.

Örneğin aklımın erdiği 1960'lardan başlayarak 1980'lerin ortalarına kadar bir başka kentle görüşmek için acele ve yıldırım denilen ve ödenecek ücretin bir kaç katına çıktığı tarifeler geçer akçeydi. Telefonda karşınıza çıkan memura "yıldırım İstanbul" dediğinizde hayli yüksek ücretle normalde saatler süren görüşmeyi fazla beklemeden gerçekleştirmeniz mümkündü.

Otomatik telefon santralleri üzerinden yurt dışı görüşmeler Türkiye ve doğal olarak Mersin'de ilk olarak 1982' de mümkün olacak, böylece yıllar süren memur hükümranlığı tümüyle ortadan kalkacaktır.

 Sonrasını biliyoruz.

1986' da araç, 1992' de ilk cep telefonlarıyla tanıştık...

2007'de ise Apple' in piyasaya sürdüğü ilk iphone' larla bambaşka bir süreç açıldı insanlığın önünde.

İnternet entegrasyonuyla da her gün biraz daha hayatımıza giren, yokluğu sanki kendimizden bir parçanın eksilmesi kadar boşluk yaratan kimisine göre yaşamımızı kurgulayan kimisine göre de hükmeden bir aygıt bugün günlük hayatımızın en önemli aygıtı haline geldi.

Burada da kalmayacaktır bu alanda tanık olduğumuz akıl almaz gelişmeler...

Yaşamımızdaki etkisiyle telefonlar ne yöne evrilir diye soruyorsanız, kişisel kanımla noktalayayım mevzuu:

Henüz yolculuğun başlarında, bir başka ifadeyle bilişimin taş devrindeyiz...

Taş devrinden sanayi çağına binlerce yıl süren maceramız ise eskinin yüz yıllarının yıllar sürmeyecek bir devinim hızıyla gerçekleşecek...

Abdullah Ayan

Mersin, 28.5.2017

abdullahayan@gmail.com


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.