• 24.07.2017
Abdullah Ayan

Abdullah Ayan

Tuz deposundan Taş Bina' ya -12-

Tuz deposundan Taş Bina' ya -12- (Nuri Abaç' ın Mersin'i)

Bir önceki bölümde Mersinin 1950'lerdeki sanat hayatına kucak açan, damga vuran Akkahve' yi ve adına kahve denilse de, kültüre kucak açan bir mekanın bir Anadolu kentini nasıl etkilediğini, vaha misali bağrından onca sanatçıyı nasıl olup ta doğurduğunu, dönemin öne çıkan ressamı Nuri Abaç' tan alıntılarla anlatmaya çalıştım.

Abaç' ın o günleri ve özellikle Akkahve' yi bu denli zengin detaylandırmasında ressam gözleminin etkisi yadsınamaz.

Paylaştığım yazısında yer alan kimi mekan ve kişilerle ilgili bazı ayrıntılara değindikten sonra Abaç' la aynı dönem aynı masayı paylaşanlardan Osman Özeren' in tıpkı Abaç gibi 1996' da kaleme  aldığı Akkahve anlatımından önemli bulduğum bir bölümü paylaşayım.

Abaç sanatçı dostlarıyla buluştukları yerleri; "Akkahve' den önceki mekanlarımız, gündüzleri benim çalıştığım büro, geceleri ise Adana Lokantası, Belediye Gazinosu’nun kuytu bir köşesi ya da meşhur kebapçı Ahmet Usta’nın yeriydi."

Gündüzleri toplandıklarını söylediği 'bürosu' o günlerdeki Osmanlı Bankasının (günümüzde Jandarma komutanlığı bitişiğindeki Garanti Bankasının yer aldığı tarihi bina) yanındaki küçük eski taş binadır.

İlyas Halil, Nuri Abaç' la o bürodaki ilk karşılaşmasını 1977'de Abaç' a yazdığı mektupta detaylarıyla anlatacaktır:

"Mektubun beni 54 senesine götürdü. Tam 23 tatlı yıl... Bir rüya mı, bir yaşantı mı ne olduğu belli olmadan uçup giden fark...

Senin yazıhanen Osmanlı Bankasının yanındaki küçük bina*... İri parke taşlar... Rahmetli Şevket Pozcu arsaları parsellemiş satıyor. Rahmetli babam Şevket beyin yanında çalıştığı için bana 6 bin liralık arsayı 5 bine verdi. Sonra "git Nuri Abaç beyi gör" dedi. Yazıhaneye girip anlattım. "Olmaz" dedin. Sert katı, eğilmeyen cinstendin. Aylar sonra seni başka sebeple tanıyınca, sertliğinin ve ilgilenmeyen katı tarafının sanatçı mizacından geldiğini anladım" **

Yine Abaç' ın anılarında sözünü ettiği meşhur kebapçı Ahmet Ustaya gelince; burası bir dönem Mersinlilerin büyük ilgi gösterdiği mekan olarak hafızalarda yer etmiş, Bakkallar Çarşısındaki lokantadır. Ahmet Usta' nın (Ahmet Kayaselçuk) o günlerde dillerden düşmeyen, unutulmaz sloganı ise; 'Torosları Geçerken'

İlginçtir 1950'ler boyunca yerel gazetelerde sürekli ilanı yayınlanan marka haline gelen isimdir 'Ahmet Usta'...

Ahmet Usta (Ahmet Kayaselçuk) ilanlarından birinde sadece mekanını tanıtmakla kalmaz, ilginç bir detayı, dükkanına gelecek olanları bekleyen sürprizden de söz eder. Dostunu arayan herkesin seçkinlerin uğrak mekanı olan mekanında bulabileceğini ilanla duyurur:

"Randevunuza yetişemediğiniz için üzülmeyiniz. Dostunuz da, şehrimizin diğer yerli yabancı bütün seçkinleri gibi öğle veya akşam yemeklerini meşhur kebapçıda yemektedir.

Oraya uğramakla unutamayacağınız nefasette bir yemek yiyecek ve dostunuzla görüşme imkanını bulacaksınız.

Torosları geçerken meşhur kebapçı Ahmet Kayaselçuk Müessesi Ticaret Sicil 2927"

Ahmet Kayaselçuk gazetelere verdiği bir başka ilanda mekanını şöyle anlatır:

"Torosları Geçerken

Her yolcunun arzu ettiği nefis bir cenup kebabı yemektir.

Bu arzularını en iyi surette tatmin etmek isteyenlerin Meşhur Kebabçı Ahmet Ustaya uğramaları menfaatleri icabıdır.

Her türlü kebaplar, Döner- Pilav, Paça, Nohut ezmesi ve salata, cacık, ayran...

Telefon 1122, adres: Bakkallar Çarşısı Mersin"

Bakkallar çarşısı neresi derseniz?

Uluçarşı karşısından Silifke caddesine açılan ilk sokak, o dönemin Bakkallar Çarşısıdır. (ilginçtir günümüzde de döner ve tantunicilerin masalarla donattığı trafiğe kapalı bir alan olarak yaşamaya devam eder o sokak)

Kasım 1951' de kenti ziyaret eden ve izlenimlerini gazetenin Mersin ekinde paylaşan Ahmet Emin Yalman' ın Vatan gazetesi ekibinden Besime Biret dönemin kebapçılarını anlatırken, o günlerden bugüne kentin yemek kültürüne yerleşen masayı süsleyen servis ve kebaplarla ilgili çok zengin bilgiler de verir:

"Bütün cenup vilayetlerimizde olduğu gibi Mersinde de gayet nefis kebap ve köfte yapılıyor. Çok temiz kebapçıları var. Dükkanların önünden geçerken insanı sanki içeri davet ediyorlar, gayri ihtiyari girmek istiyorsunuz. Hele aç olursanız mutlaka birine giriyorsunuz, sakız gibi mermer tezgahların üzerine, yeşil biber ve taze domatesler arasında şişlere geçmiş kebap ve köfteler dizilmiş, bir tarafta da bir hamurkar oklava ile pide açılıyor. Usta kağıt helvasından biraz daha büyükçe açtığı pideleri üst üste koyuyor ve teker teker fırına sürüyor. Bir taraftan pişenleri çıkarıyor, kızarmış olarak fırından çıkan pidelerin üzerine şiş kebapların suyundan serperek sıcak sıcak önünüze getiriyor. Gerek kebap ve gerekse de köfteler çok nefis ve lezzetli.

Hele sıcak pidelerin tadına hiç doyum olmuyor, yemyeşil tabak dolusu gelen maydanoz da sofraya renk veriyor. Şalgam turşusu Adanada olduğu gibi Mersinin de en geçer turşusu... Hemen hemen her sofrada yeri var.

Gelelim kebabın yenme tarzına: Bir parça pide koparıp arasına kebap veya köfte konarak katlanıyor, öylece yeniyor. Mersinin yeme usulü böyle, bu bir itiyat meselesi...

Bir kebapçı ustasına dedim ki;

"Kebaplarınız pek güzel, yumuşak, lezzetli... Her yerde kebap vardır ama buradakiler bambaşka bir şey... Bunun sırrı nedir?""

Şu cevabı verdi:

"Etlerimizin iyiliğinden ve bizim de alışkanlığımızdan başka sırrı yoktur. Yiyenlere afiyet olsun"***

(9.1.1952 Vatan gazetesi Mersin ilâvesi)

**

Sadece sanatçılara kucak açmaz, siyasete de ev sahipliği yapar Akkahve...

Örneğin iktidardaki Demokrat Partinin Mersin ilçe kongresi 11 Mayıs 1952 pazar günü Akkahve' de yapılır.

Divan başkanlığına Hamdi Ongun, yardımcılığına Fahri Merzeci, katipliklere Salih Yardım ve Ali Gürsoy'un seçildiği kongreye 116 kayıtlı delegenin 99' u iştirak edecektir.

**

Dönemin sanatçılarına kucak açan Akkahve' yi o günlerin tanığı Osman Özeren başta olmak üzere pek çok isim ayrıntılarıyla anlatacaktır yıllar sonra.

Ama bizi o günlere götürüp gözleri nemlendiren en duygusal ve sanat renkliliği fazla anlatım İlyas Halil' e aittir.

Yazı dizisinin sonraki bölümünde bu hüzünlü kalemlerin Akkahve anılarıyla sürecek...  

*Abaç' ın mektupta sözü edilen bürodan önce Uray Caddesi 16 numarada oturduğuna dair not  Ağustos 1950' de Yeni Mersin' e verdiği çerçeveli ilan. İlan metnini aynen paylaşıyorum:

Yüksek Mimar Nuri Reha Abaç Ticaret Sicil No: 2512

Plan, proje, keşif, betonarme hesapları, her türlü inşaat, tadilat, tamirat işleri, arazi mesaha ve planları yapılır. Adres: Uray Caddesi No: 16 Teknik Büroda- Telefon No 1177, Posta Kutusu 156

Abaç' ın 1952'de aynı gazeteye verdiği ilanı ise usta işi bir grafikle süslüdür. İlanda ağaçtaki kuş yuvasında 4 yavru ve onlara doğru kanat çırpan anne kuş resmi vardır. "kuş yuvası gibi bir eve sahip olmak istiyorsanız Yüksek Mimar Nuri Reha Abaç' a başvurunuz" metninin yazılı olduğu ilanda Oğuz Turan imzası yer almakta. (Turan Akkahve ekibi içinde yer alan grafik ve karikatür sanatçısıdır. Mersinin ünlü simalarını dörtlükler eşliğinde resmettiği bir albüm 1950'lerde yayınlanmıştır. İleride Turan' a ve eserlerine de değinmeye çalışacağım)

** İlyas Halil ve Nuri Abaç' ın Kanada mektupları kitabı

***9.1.1952 Vatan gazetesi Mersin ilâvesi


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.