• 27.07.2017
Abdullah Ayan

Abdullah Ayan

Tuz deposundan Taş Bina' ya -13-

Üst katta tamamlanmayı beklerken viraneye dönen Ak Otel'e kaynak bulamayan Belediye 1950' ler boyunca müşteri arayadursun, alt kattaki Akkahve aynı dönem bir daha örneğine rastlanmayacak sanat fırtınasına tanıklık etmektedir.

Nuri Abaç' ın öncülüğünde 'yargıç şair' Celal Çumralı, Türkiye kadar dünyada tanınan ressam Haşmet Akal, Felsefeci Osman Özeren ve bu 'mahşerin atlılarını' destansı dille anlatan İlyas Halil...

Halil, gözlemlerini inanılmaz ayrıntılarla öykülere, dizelere döküp çoğu öyküsünde yer vererek, dönemin deyim yerindeyse sanat mabedinin bu isimler yanında Nevit Kodallı, Mersin sorunlarını kuyumcu titizliğiyle kaleme alan Yeni Mersin başyazarı Bekir Uluğ, karikatürleriyle gruba renk katan Sudi Abaç ve daha bir kaç isme de kucak açtığını öğrenmemizi sağlıyor.

Halil' in ölümsüzleştirdiği o anılar sayesinde sadece Akkahve değil, bir dönemin Mersin'i de duygu dolu kalemin sevdasından payına düşeni alıyor...

Hikayelerinden birine; "Kimse benim kadar Mersin'e vurulmadı. Martılarını seyrederken yüzü rüzgardan ıslanmadı. Kimse eften püften bir ilan-ı aşkla sevgiyi yakından tatmadı. Kent sevgili değil, eli kırbaçlı haspa... İnsafsız yazlarına karşın ince endamlı, süt bacaklı gelindi, geceleri yatakta limon kokan... Tüm gece anlatacak bir şey bulurdu, ağustos böcekleriyle..." diye başlayan birine Mersin sevdalısı desek te, aslında leyla' sını arayan Mecnun' dan beter aşkla, 25' e yakın öykü ve şiir kitabının tümünde Mersin dokuyan, Mersin ağlayıp Mersin gülen, Mersin kokulu dizelerin yaratıcısına hangi payeyi verirsek verelim, haksızlık ederiz diye korkuyorum.

Hele aynı hikayedeki "(...) Anımı baştan yazdım anıma... Bir bahçe çizdim, yazın incir kokan.... Sesler ağustosböceğinden...  Kasım ayında, yağmur altında iki portakal ağacı... Ellerim portakal kokusundan ıslak... (...) " satırlarını okuduktan sonra...

Bu yazı dizisi için yola çıkarken, aslında Akkahve/Ak otel projesine değinip, hayli yakın olmasına rağmen pek bilinmeyen bir döneme, çok partili nispeten demokrasi havasını soluduğumuz günlere ışık tutmak istiyordum. Oysa başlı başına Akkahve ekseninde öylesine az değinilen, hatta çoğumuzun meçhulü öylesine ilginç gelişme, öylesine şaşırtıcı olay ve meçhul kahraman figürüyle karşılaştım ki, yaşanan dönemi en azından gelecek nesillere anlatmanın ne kadar da önemli olduğunu yazmaya başlayınca daha iyi kavradım.

Beni en çok heyecanlandıran, çocukça sevince boğan yanı, fırsat bu fırsattır deyip, bugüne kadar sevdalısı olduğu kentte pek te kadri bilinmemiş "İlyas Halil'e,

 geç bulsam da bulduğum ilk andan itibaren varlığını iliklerimde hissettiğim 'Ammo' mun, o şiir dilinin rehberliğinde tutkuyla sevdiğim bu kentin hiç bilmediğim yıllarını, yollarını elimden tutup gezdiren, dokunduran, koklatan o güzel insana vefasızların vefa borcunu ödeme çabasının olanca ağırlığı yanında mutluluğunu da yaşama şansını vermesidir...

İlyas Halil' in Akkahve eksenli kent ve kent sanatçılarını anlattığı dönemle ilgili anılara geçmeden önce tıpkı Nuri Abaç gibi ve onunla aynı günlerde Akkahve' yi, sanatçı dergahı haline getiren bir başka isim, Osman Özeren* mekanın etkileri eşliğinde bir dönemi şöyle anlatacaktır:

"Mersin’li aydınların yıllardır dillerinden düşürmedikleri Akkahve gerçekten kendinden söz ettirmeyi hak etmiş midir, diye düşünmüşümdür hep.

1950’lerin, kimi şair, kimi öykücü ve kimi de ressam, beş on dostun birleştikleri tek nokta o sonsuz coşkuları, bitip tükenmeyen araştırıcı karakterleriydi. Her akşam geç saatlere kadar süren tartışmaları dışarıdan gözleyen birine, “Bunlar neyi paylaşamıyor acaba?” dedirtecek kadar renkli, çarpıcıydı.

Gecenin bir vaktinde Akkahve’den çıkılmış, grup üçlü ikili bölünmüş, o güzelim Mersin geceleri derinden ve içten duygularla yaşanır olmuştur artık. Tartışılan konu kimileri bölünmüş, bu arada kümeden kümeye kaymalar da başlamıştır. Ağırlığı nedeniyle başlarda tüm grubu birleştiren konu bölünmelere neden olmuştur kimi zaman.

Onlar Kendilerini İçel Düşün Dünyası’nın sorumlusu, sözcüsü sayarlardı bir bakıma. Tartışılan Konular gerçekten ağırlıklı bir biçimde ele alınır, düşünülen, beğenilen ya da beğenilmeyen yönleriyle incelenirken yer yer kişisel sürtüşmelere neden olurdu.

Celal Çumralı grubun en yaşlısı idi. Şiirlerini her gece aynı coşkuyla okur, sonra onların mısra boyutundan söz ederken, şiirlerinin yeni bir düzenle basılması gerektiğini savunur,” Ben bu yirmibir Sözcüğü tek mısrada söylemek isterim.” derdi içtenlikle, biraz da kızgınlıkla …

Haşmet Akal, kontursuz resim yapmak istemediğini, bunun nedenlerini uzun uzun anlatır ve sanat tarihinin geleneklerinden, yadsınması zor örnekler koyardı masaya.

Buna karşılık Nuri Abaç tam karşıtı bir tez sürerdi ortaya. İlyas Halil, o zamanlar da her yönüyle iyi bir şairdi. Geceyi bir buhurdan süzer gibi, “insan, derdi, kadınıyla – kızıyla insan girmeli şiire .. ”

Tüm bunlar işimizin su üstünde yüzen yönleriydi. Ayrıca, güncel olayların, sosyal politik yanları ele alınır, katılanların tartışmasına açılırdı. Sonra … Sonra bu duygular tümüyle denize üflenirdi hiç bir yere yansımadan. Doğal olarak bu herkesi üzerdi. İşte bu duygular girdabıyla Akkahve atmosferi oluştu. Bu genç dimağlardan fışkıran titreşimler orada, o günlerin içinde sıkışıp kaldı.

Hep düşünürüm. O zamanların mütevazı Mersin’inde bu ne yoğun ve etkili fikir hareketiydi. Arada bir kente dışarıdan gelen, ya da Mersin’li olup da gruba seyrek katılan yüzlerdeki tatlı şaşkınlığı izler, bu olayın sonsuza dek sürmesini dilerdim, umutlanırdım.

Topluluğun dostluk ve hoşgörüsü herkese açıktı. Yerli – yabancı olsun, yaşlı – genç olsun, her söylenen dikkatle dinlenir, her görüş yönünde uygun yanıtlar verilirdi. Aylar yıllar geçtikçe düşünceler üzerinde daha kolay birleşildiğini anımsıyorum. (...) ****

*Osman Özeren; 1922 Kilis doğumludur. 1950'lerin başında atandığı Mersin Astsubay okulunda Fransızca dersleri verirken Akkahve grubuna katılır ve gözlemleriyle o dönemi günümüze taşır. Yukarıda bir bölümüne yer verdiğim anlatısı İçel Sanat Kulübü dergisinin Temmuz 1996 tarihli sayısından alınmıştır.

**Haşmet Akal; ünlü ressam Rasim Haşmet Beyin oğlu, 1918 İstanbul doğumludur. Galatasaray lisesi ve ardından Devlet Güzel Sanatlar Akademisini bitirdikten sonra Paris' te ünlü ressamların galerilerinde çalışır. Çeşitli ödüller, sergiler derken 1956' da Mersin Lisesine resim öğretmeni olarak atanacak, geldiği kentte sanatçı grubuna katılarak yenilikçi kübist ekol çizgisinde dünyada ses getirecek tablolarıyla ünlenir. Grubun dağılmasından kısa süre gittiği Ankara' da 1960 yılında henüz 42 yaşında iken hayata gözlerini kapatacaktır.

*** Celal Çumralı; 1912 Konya doğumludur. 1939' da Ankara Hukuk fakültesini bitirdikten sonra çeşitli illerin ardından Mersin' de Sulh hukuk hakimi olarak uzun yıllar görev yapar. Şiirleri yanında öykü, eleştiri ve denemeler yazar. Mersin' de bulunduğu dönem Dost (1957), Mavi Dünya (1959) ve Evren (1959) şiir kitapları yayınlanır.

**** Osman Özeren' in Akkahve anıları İçel Sanat Kulübü dergisinin Temmuz 1996 tarihli aylık bülteninde yayınlanmıştır.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.