• 03.08.2017
Abdullah Ayan

Abdullah Ayan

Tuz deposundan 'Taş Bina' ya -15-

1944' te Vilayetçe satın alınıp, yapımına başlanan ve üst kattaki otel projesi ilerlemezken, alt kattaki Akkahve kısa zamanda Mersinlilerin hizmetine girer ama kent tarihinin en ciddi kültürel yapılanmasına öncülük eden sanatçı grubunun aynı çatı altında bir araya gelmesi 1954'te mümkün olur.

Kültürel iklimin uygunluğu mu, başka etkenlerle mi tam olarak adını koymak mümkün değil ama bilinen bir şey var; sanki "toplan borusu" çalmışçasına, o bir avuç sanatçı bulundukları yerden sökün edip Akkahve' de toplanır.

Ve nasıl bir kader, ilginç rastlantıdır ki, Akkahve' nin kapanması ardından kısa süre sonra tüm isimler Mersin dışında bir yerlere savrulur.

Nuri Abaç 1950' de geldiği ve kendi mimarlık bürosunu açtığı kenti 1960' ta terk edip Ankara' ya göçer.

Tıpkı Abaç ile aynı dönem Mersin' e gelen ve tanışmalarının ardından bir daha ayrılmayacağı Lise öğretmenliğinden çok felsefeci kimliğiyle grubun saygısını kazanan Osman Özeren' in terki diyar eylemesi gibi.

Ünü ülke sınırlarına taşmış ressam Haşmet Akal da, 1956' da resim öğretmeni olarak atandığı Mersin' de gruba katılır ama diğer isimler kadar şanslı değildir. Dünyanın hayranlık duyduğu resimlerinden oluşan ilk sergisini açtığı Ankara'da 1960' ta hayata gözlerini yumar.

Yargıç olarak atandığı Mersin' de hukukçuluğundan çok  şair yanıyla öne çıkan ve 1954' te adım attığı Akkahve dönemi birbiri peşi sıra 3 şiir kitabı yayınlanan*, diğer dostları gibi 1960' ta tayini çıkınca kenti terk eden Celal Çumralı...

Ve tabii bir de İlyas Halil var...

Diğer isimlerden farklı olarak Halil, Akkahve dönemine damgasını vurmakla kalmamış, dönemi sanatçı duyarlılığı ve inanılmaz renkli gözlemleriyle o günlerin sanat dergahını Mersin hamuruyla yoğurup bugünlere taşıyarak, kader buluşması diyeceğim o hayatımıza yön veren tesadüflerin çizdiği çizgide, 1950'lerde sevdalandığı kente döner.

1960' lara kadar  geçen ve başlangıçta çok partili hayatın getirdiği görece özgürlükçü iklimin de etkisiyle soluduğu tüm tanıklıkları yıllar sonra kaleme kağıda dökecek, şiir tadında hikayeleştirerek ölümsüzleştirecek İlyas Halil, diğer sanatçı arkadaşlarından farklı bir yol izler. Mersini terk ederken, anavatan bellediği topraklar dışında tüm yazdıklarına yansıyacak, buram buram hasret dolu memleket  ve özellikle de Mersin ateşiyle kavrulacağı uzak diyarlarda bir yaşamı seçer.

1983' ten başlayarak tam 30 yıl boyunca dünyanın dört köşesinde tanık olduğu, öykülerine ilham veren olayları anlatırken her vesileyle sözü Mersine getirir.

Yazdıklarını okurken kendisi nerede yaşarsa yaşasın, hangi olayı kaleme alırsa alsın, sözü önünde sonunda Mersine, bir dönemin sisler altındaki anılarına, sevdalarına, tarihe not düşen izlere rastlamakla kalmaz, bu denli renkli ayrıntının şaşırtıcı şaşkınlığıyla gözlerinizi kapatır, o dönemi yaşar gibi hissedersiniz.

Yazı dizisinin ilerleyen bölümlerinde Akkahve' nin Belediye hizmet binasına evrildiği ve kapılarını kapattığı 1958' e kadar soluduğu kenti yıllar sonra tam on altı öykü kitabıyla ölümsüzleştiren İlyas Halil' in içinde Mersin ve Akkahve geçen öykülerinin tümü yaşadığı dönemi canlandırmasıyla, hafıza kaybı yaşayan Mersin'e de kuşkusuz iyi gelecektir.

Tıpkı, önceki bölümde paylaştığım "Montreal... Montreal" öyküsüne serpiştirdiği Mersin, Akdeniz, Akkahve ve martıların kanadında göklere taşıdığı çocukça sevdaları gibi...

 Zamana meydan okuyan İlyas Halil' i okudukça, o günlerin Mersinini iksir niyetine yudumlayıp sarhoş olacağınıza inanıyorum.

İlyas Halil' in elimizden tutup gezdireceği o yılların Mersiniyle tanışmaya hazırsanız, Çıplak Yula ile başlayıp, yayınlandığı tarihlere sadık kalmaya çalışarak diğer öykülerinden derlediğim, baş döndürecek serenada buyurun...

" (...) Neden insanlar, gereksiz kırkbeş yaşlarında olurlar bilmem ki? O kızın saçları hışırtılı yanardı, o zamanlar Fransız değildi, Mersinde yaşardı, aynı yaşlardaydı.

Nar çiçekli yaz sabahları, parke taşlı Uray caddesi denizi soluna, kestane Torosları sağına alır koşardı. Uzaktan iç çamaşırı, ak-ılık gider, gelirdi köpükler...

Süt beyazı martı kıyılar havalanırdı. Ben koşardım, zaman koşardı. Hiç bir yere varamazdık bir türlü.

Şubatın kısa günleri Mart'ı geç getirirdi sokaklara, bahar turunçlardan önce kızlarda başlardı. Bahar başlıyordu. (...)

(...) Kekik otları, Ağustos güneşi, böcek çağırıyordu, nemli toprak tütsü yakmış, bahar geliyordu katar katar turunçla Mersin' e.

...

(...) Uray caddesi, Mersin' i taze somun gibi ikiye böler, Mersin katıksız yaşanır, yirmi yaşlarında. Nefes sebepsiz alınır, heyecanla verilir baharda.

...

Abdullah: "canı yanmayan çabuk yaşlanır" dedi. Abdullah' ın yediği naneye bak hele! Sen kendi işine bak be adam!

...

Şimdi Uray caddesi güneşli, turunçlu, martı dolu olmalı, yoksa böyle değil mi? "**

 

Bir başka öyküde Akkahve günlerindeki Osman Özeren' i canlandırıp çıkarır Mersin sahnesine:

(...) Osman yirmi beş yıl önce bıraktığım yerde olmalı şimdi. Son gördüğümde kıyıda durmuş Akdeniz'e taş atıyordu. Suyun beyazlaştığı yerde Haziran güneşi baş vermişti.

"Ne yapıyorsun Osman?" deyince Kilis' li "denizi dolduruyorum" dedi. Osman' a coşku ile baktım. Denize doğru gülüyordu.

"Osman!" dedim, deniz böyle taş atmayla dolar mı hiç?"

Osman bana gülümsedi: "taşla değil, sabırla güler" dedi.

Osman hala denize taş atıyor olmalı şimdi. Sabırlı kişiydi.

(...)"***

* Celal Çumralı' nın şiirleri 5 kitapta toplanmıştır. Bu kitaplardan Dost (1957), Mavi Dünya (1959) ve Evren (1959) Mersin' de görev yaptığı dönemde yayınlanır. Kitaplardan Dost Adana İpek matbaasında, Evren Mersin' de, Mavi Dünya Salkım Yayınları tarafından Adana'daki Arkadaş matbaasında basılmıştır.

** Çıplak Yula (1985) (Canı yanmayan çabuk yaşlanır öyküsünden)

*** Çıplak Yula (Sabah Trafiği öyküsünden)


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.