• 13.08.2017
Abdullah Ayan

Abdullah Ayan

Tuz deposundan Taş Bina' ya -18-

Çocukluğundan başlayıp ergenlik aşklarına, sanatçı dostlarından sokaktaki her insana dokunduğu anılarını anlatmayı Boyansin Ramazan kitabındaki öykülerle sürdürecektir İlyas Halil...

Doğrudan harbe girmese de mahrumiyetleriyle iliklerine kadar hissettiği savaş yorgunu bir kentin sisler arasında kaybolan yıllarını/yollarını, elimizden tutup dolaştıracak büyük ustaya neler borçlu olduğumuzu günün birinde hafızasını yitiren Mersini yazacak olanlara emanet edip, o öykülerden kesitleri kitaplarının yayınlanış tarihlerine sadık kalarak paylaşmayı sürdürelim gezimizi:

" 177. Sokak, Silifke Caddesi' nde Kokulu' nun tenteli bakkal dükkanından başlar, İnekçi Cemil' in iki katlı, önü mandralı, yaz kış gübre kokan bağ evinde biterdi*. Ondan ötede mahallenin yolları daralır, eğrilir, batıda bir yerde toz toprak arasında kaybolurdu.

Nüzhetiye Mahallesi' nde sokaklar, kışın, kentin öteki sokaklarından daha çamurlu, yazın daha tozlu, çocukların gözleri daha çapaklı, karınları sıtmadan daha şişkindi. Sağır Zeki' nin dükkanının ilerisinde Türkçe azalır, mahalle halkı, Arapça konuşan seyyar satıcılardan, arabacıların sümüklü çocuklarından, başları örtülü, ayaklı nalınlı kadınlardan oluşurdu.

Evimiz, yüzü ak, damı güvercinli, önü taş merdivenli iki katlı bir yapıydı. Boydan boya uzanan camları sabah güneşinde parlardı. Evin arkası portakal bahçesiydi. Ortadaki havuzu eskiden sebze sulamak için kullanırlarmış. Sonra dağdan gelen dere kesilince**, havuzumuz yosun tutmuş, kurbağalar kaplamıştı her yanı.

Evin önünde Yanık Okul' a yönelen kısacık sokakta, milli korunma hendekleri kazılmadan önce, çelik çomak, futbol oynardık. Daha sonra maçları Yanık Okul*** arsasına taşıdık. Sokağın sonunda, zürafa gibi uzun, çöp bacaklı, diz kapakları yaralı, badem yüzlü, iyi yürekli Linda otururdu. Pazar günleri siyah rugan iskarpinlerini, pembe tafta elbisesini giyer, etrafa görünmekten korkar gibi duvar diplerinden yürüyerek kiliseye giderdi. Bazen Linda' ya takılır, dalga geçerdik. Çoğu zaman Moiz yardımına koşardı. "Ulan etmeyin, eylemeyin!" diye yalvarır, sonra bir yolunu bulup ilgimizi başka yönlere çelerdi. Linda, Moiz' in kendisini koruduğunu bilir, kaçamak ve sevgi dolu gözlerle bakardı.

Moiz' ler bizim evin az ilerisinde öğretmen Cabra' nın**** alt katında kiracıydılar. Moiz' in babası Yakup, eşek sırtında manifatura eşyası, iğne iplik satardı.

Mahalleye taşındıkları yaz, Moiz hemen herkesle dost olmuştu. Tobiş Ahmet, Tek Antuan, Elitez Fredi, Giritli Ali Rıza, Şaşı Mahmut ona pek çabuk ısınmışlardı. Kimseyi kırmaz, herkesin gönlünü hoş tutardı. Büyüğe küçüğe, abi derdi. Dul madam Mari' ye bakkaldan öteberi alır, Güllü Ayşe' ye tulumbadan su çekerdi. Yaşlı yörük Güllü bizi pek sevmezdi. "Ocağınız başınıza yıkılsın, gözünüz kör olsun!" diye beddua ederdi. "Elin yahudisinden ibret alın, bakın nasıl bu fukara kadına yardım ediyor." derdi.

Sidikli Viktorya,  İnek Keti' nin bir istekleri oldu mu hep Moiz'e koşarlardı. Moiz' in her şeye, hatta para sıkıntısına bile çare olduğu bilinirdi. Bir pazar sabahı, futbolun ardından sinemaya gitmek söz konusu olunca, şaşı Mahmut' un parasız olduğu anlaşıldı. Moiz iki gün önce Ebu Vedi' in avuç dolusu parayı sokağın başındaki yağmur oluğuna düşürdüğünü söyleyince altımız birden oraya koştuk. Sokağın başındaki yağmur kanalını hallaç pamuğuna çevirdik. Kanalda yirmi kuruş bulunca şaşı Mahmut' un eksik kalan on kuruş sinema parasının üstünü aramızda paylaştık. O gün şaşı Mahmut, Moiz'e "sen benim dünya ahret kardeşimsin!" dedi.

(...)

Aralıksız kış yağmurlarının başlamasından bir süre önce, güzel bir güz günü, Giritli mahallesi' nden önemli bir haber geldi. Yoğurt Pazarı' nın doğusundaki Yahudi mahallesi' nde iğneli beşik bulunmuş, dediler. Yahudiler çaldıkları bebekleri bu beşiğe koyup öldürüyorlarmış. Haberi bize çok bozuk Türkçe konuşan bir oğlan getirmişti. "Yahudi Mahallesi' ni taşlamağa katılmak istiyorsanız, Pazar günü saat onda Yoğurt Pazarı' na geliniz!" demişti. Durumu babama anlatınca "böyle yalanlara sakın inanma" dedi. Bunun üzerine Moiz' in gönlünü almaya çalıştım.

O günden sonra Moiz' in ayağı mahallemizden kesildi. (...)

(...) Aradan yıllar geçtikçe, ağır ağır da olsa hepimiz büyüdük, geliştik. Çil yavrusu gibi, dört bucağa dağıldık.

Kırk yıl sonra Mersin'e gittiğimde Tobiş Ahmed' i, Giritli Ali Rıza' yı aradım. Birisi arabacılık yapıyordu, öteki küçük bir kahvede garson. Moiz' i sordum, onu herkesin tanıdığını söylediler. Mersin' in tanınmış iş adamları arasında seçkin bir yer ve kişilik kazanmış, ticaret alanında yıldız olmuştu.

Eski günleri anınca da, çocukluk etmişiz, diyerek gülüştük..."*****

 

*177. sokak Vali Konağının arka kapısının tam karşısında ve Gazi ilkokulu doğusunda yer alan, günümüzde Doğuş hastanesi kurucusu Dr. Cemal Tanrıöver' in adını alan sokaktır. Silifke Caddesini dik olarak keser, Özgür Çocuk Parkına uzanır.

** Halil' in tasvir ettiği dere, büyük olasılıkla Yumuktepe doğusundan soğuksu caddesine inen ve bir dönem Mersinlilerin mesire yaptığı, sonradan kaybolup giden akarsudur. Günümüzde kimsenin hatırlamadığı dereyle ilgili kimi ipuçlarına "Mersinin sellerle imtihanı" yazı dizisinde değinmeye çalışmıştım.

*** Yanık Okul, günümüzde Özgür Çocuk Parkının bulunduğu yerde yer alan ve ihmal sonucu yanınca Latin kilisesi yakınlarına taşınan Mersin Ticari İdadisi olarak eğitim vermiştir.

**** Cabra, bu öyküyle başlayan ve sonrasında yayınlanan kitaplarında Halil' in sıkça söz ettiği, deyim yerindeyse filozof saydığı bir isimdir. İleride Öğretmen Cabra ile ilgili İlyas Halil anılarına yeniden döneceğim.

***** Boyansin Ramazan (1989) kitabı, Kış Yağmurları öyküsü


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.