• 28.09.2017
Abdullah Ayan

Abdullah Ayan

Tuz deposundan Taş Bina' ya -29-

Tuz deposundan Taş Bina' ya -29- (savaş yıllarında Mersin ve azınlıklar)

Mersin' in bir dönemine ayna tutan, soluduğu havayı yıllar sonra kaleme alarak günümüze taşıyan İlyas Halil, ikinci dünya savaşının zor yıllarını motif gibi süslediği hayli ayrıntılı cümlelerle 'Azınlıktan Rosa Nine' öyküsünde anlatır...

"Çocuk olduğum yıllar... Boyum ebegümeci boyu. Bilgim, yaşıma ancak eriyordu. Öğretmen Roza' nın bazen birilerinden duyup bize anlattığı masalları heyecanla dinlediğim günlerde, 'zaman' henüz çocuktu, emekliyordu. Öğretmen hanımın evi, bizim bahçenin arkasında. İki eşeğin zor geçeceği adsız ve daracık bir sokaktaydı. Sanki seksen yıl uzakta... Roza Nine' nin öykülerini dinlediğim günden bu yana yetmiş yıl daha geçti. Ama gerçeklerini yaprak altında, dalından koparılmamış salatalık kadar taze bulduğum için bu öyküyü daha önce duymuş olsanız da, anlatmamı hoş görün.

(...)

İkinci Dünya savaşı başlamak üzereydi. Mahallemiz, Akdeniz insanlarından yapılmış bir sebze çorbası. Kıbrıs domatesleri, Girit' ten patlıcanlar, Mısırlı mısırla hep aynı tencerede kaynıyorduk. Dört Babil dilinde dolaşan haberlere göre Avrupa' da durum oldukça karışıktı. Korku dolu, açlık yüklü kara bulutlar tepemizde toplanıyordu. Önümüz karanlıktı. Karanlıktan geliyorduk sanki. Ayrı ülkelerden, doludan yağmurdan kaçmış insanlarla doluydu mahallemiz. 154. ncü sokakta Kıbrıslı üç dört aile. Baskıdan, yoksulluktan geliyordu. Yanık mektebin çevresinde bir kaç Giritli evi. Evlerine kapanmış, kimselerle konuşmuyor, görmüyor, yaşamıyordu. Nane maydanoz kokularının başladığı sokakta, Mısır' dan geldiği söylenen fellah bahçeciler. Konuştuğu dil Arapçayı andırıyordu. Yörelerinde bekçi polis varken dilsizdi hapis korkusundan. Yahudi mahallesinde Kutsal Şabat karanlıktı, soğuktu. Mumsuz kara gecenin mırıltıları Tanrı' yı arıyordu.

**

Savaşın barut kokuları duyulmaya başlayınca, mahallenin Kıbrıs' lı Girit halkı, Nasrani (Hıristiyan) ve Fellah (Arap) yaşlıları kaplumbağa olup kabuklarına çekildiler. Duymadılar, görmediler, karanlıkta yaşadılar.

Yaşlılar gökyüzünden inen ilk su damlalarını görünce, çocuklarının yağmurda ıslanmalarını korkuyla beklediler.

Öğretmen Roza ve kocası Abu Vedii' nin iki göz odalı evi tılsımlı bir bahçenin içindeydi. Nineden dinlediğim Arapça çocuk tekerlemelerinde, peri masallarında meyvelerin tatlarını öğreneceğim yerde, değişik elmaların kokusunu, çileklerin rengini öğreniyordum. (...)

(...)

(...) "Muallime Roza" dedim, "dünyayı sel basıyor." Roza Nine gülümsedi. Ne gördüğümü biliyormuş gibi,

"Yelkenlileri gördün mü?" dedi. Pencereden bir daha baktım. Bahçenin ortasında iki yelkenli gördüm. Acayip insanlarla doluydu.

"Kim bu insanlar?" dedim.

"Bunlar geleceğin sürülmüş insanları dedi. "Gün gelecek bu bahçeye Kürtleri de sürecekler. Bu mahalle yağmur suyu ile dolduğu gibi, azınlıkla da dolacak. Ama burada çok durmayacaklar."

"Nereden biliyorsun?" dedim.

"Bir yerde azınlık azınlık olarak kalırsa, gün gelir bela başlar.

Bölüşecek ekmek küçülür, azınlık karınca olur. Kargaşalıkta üstüne basılır, ya ezilir, ya gerinir kaçar. Yakında ekmekler küçülecek. Kara günler geliyor. Alman Savaşı başladı, başlayacak."

**

"Peki," dedim. "sen buraya nasıl geldin?"

"Cebel denen bir ülkeden geldim" dedi. "Suların asude aktığı; rüzgârın, taşıyacak koku bulduğunda sevinçle estiği bir köyde uyandım hayata. Küçük bir kızdım. Dedemin dedesi bahçede çalışır, sebze meyve yetiştirirmiş.. Annemin ninesi el işi yaparmış. Komşu köyler bizim köyden daha büyüktü. Bizim tapınaklara benzemeyen tapınakları vardı. (...)

(...) Büyük dedem komşu bir köye akıl danışmaya gitti. (...)

(...) Kavmin başı Havaca Asinus, büyük dedeme "Abu Roza" dedi, "yağmurun yağdığını bilmek için sırılsıklam ıslanacak kadar beklemeye gerek yok. Halimize bak, neye benziyoruz. Bir zamanlar biz de sizin gibi insandık. Sonra, evet demekten humara (eşşeğe) döndük. Dostum vaktiniz varken kuzeye gidin. Silisya denen yerde bereketli bir boş ova var. Ovayı bulmak pek zor değil. Rüzgârın estiği günler murt kokusunu takip edin. Ak murt ülkesini kolayca bulursunuz. Tanrı insanlara "Kün" dediği zaman bu boş ovaya bakıyordu.. Gerçeğin gerçek ölçüsünü unutmadan, azınlık olmaktan kurtulmak için çiçek ülkesine gidin. Hakikatin yaşamadığı yerde hak bulamazsınız."*

**

Savaş tamtamlarının kulakları sağır ettiği çocukluk döneminden, Mersin' e yirmi dört yaşında bir genç olarak rastladığı yıllara geçecektir Halil, aynı kitabın bir başka öyküsünde:

"Bir gün kendime Mersin' de rastladım yine. Yıl 1954 idi. Mersin yirmi dört yaşında bir genç. Deniz mavi bir kız. Göğüsleri kıyıda iki ak köpük. Mart yeşil, nisan ılık bir ay olmuş. Dallarda çiçek. Haziran çiçeklerde koku olmuştu o yıl.

Mersin' de Demokrat Parti yılları... Deniz kazılıyor, taşlar taşınıyor; Mersin' e Koraltan limanı yapılıyordu.

Kentin otelleri, lokantaları yabancılarla dolmuş taşıyordu.

Hollandalılar liman, İtalyan şirketleri yol yapımı için gelmişti.

(...)"**

 

* Chagall Yıllarım (2007) kitabı "Azınlıktan Roza Nine" öyküsü..

** Chagall Yıllarım (2007) kitabı "Chagall Yıllarım" öyküsü


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.