• 11 Haziran 2019, Salı 20:42

GERÇEĞİN PEŞİNDE KOŞMAK VE GERÇEK İLE İLGİSİZ "DEMOKRASİ"

Namık KEMAL, "Gerçeğin ışığı, fikirlerin çatışmasından doğar" der. 
"Barika-i hakikat, müsademe-i efkardan çıkar."
Gerçek kimde? 
Gerçek nerede?
Gerçek nasıl elde edilir?
İşte bütün sorun bu!
Gerçek, hurafe ile mücadele ederek kazanıyor. Biz kazanmıyoruz, gerçeğin kendisi kazanıyor.
Ben kavgasız, dövüşsüz, zıttı, karşıtı ile mücadelesiz zafer kazanmış bir gerçek bilmiyorum, tarih de görmemiştir.
Tersi olsa olsa hurafe olur, insana da, bilime de yol göstermez.
Eğer gerçeğin, bilimsel gerçeğin peşinde isek, öznel tavır bize yakışmaz, gerçeği elde etmek istiyorsak nesnel olacağız, dışımızda arayacağız.
Atatürk'ün dediği gibi "Maddeyi anlamak için evvela sosyalist (materyalist) olacağız."
Çünkü gerçek, irademizin dışındadır, hayatın içindedir.
İnandığımız ya da inandırıldığımız şeyden çok bambaşka bir şeydir gerçek! 
Gerçek, devrimcidir, bu nedenle devrimci bir şeyle, yani salt gerçekle her ne zaman ve nerede olursa olsun, her karşılaştığımızda az çok sıçrarız yerimizden, hatta korkarız.
Gerçek, öncelikle yabancıdır bize, aniden karşılaşmamız çok daha fazla acı verir.
O nedenle gerçeğe ulaşmak için hazır ve cesur olmak zorundayız. 
Gerçekle başa çıkmamızın tek yolu, onunla hemhal olmaktır. O zaman güç kazanırız ayrıca.
Öğrendiğimizi düşüneceğiz; düşündüğümüzü yeniden öğreneceğiz.
Günümüzde, demokrasi buna ulaşmak için bir araç olabilir, kullanabilirsek...
Bu nedenle de demokrasi herkese! 
Ayrıca 600 yıl önce ne "dünya yuvarlaktır" dediğinde, ne de "kendi etrafında ve bir de ayrıca güneşin etrafında dönüyor" diyen bilim insanlarını bir kişi bile savunmuyordu, çünkü kimse bilimin o seviyesine henüz maalesef ulaşamamıştı, çıplak gözle gördüğü gerçeği bile fark edemiyordu. O dönem limanda denize bakan kişi, geminin önce bayrağını, ardından direklerini, en son da gövdesini fark ettiği halde nedenini merak bile etmiyordu. Sormuyordu kendisine, sorsa da cevap veremiyordu. Oysa bugün ilk okul çocukları bu basit gerçeği nasıl da biliyor ve açıklıyor, görüyorsunuz. İşte o dönemin insanları, belirtilerini gözüyle apaçık gördüğü halde dünyanın yuvarlak olduğunu anlayamıyordu, bayrak ile geminin gövdesinin neden farklı zamanda göründüğünü muhakeme edemiyor, bu yalın durumu, yeryüzü, gökyüzü hareketlerini vb inceleyerek dünyanın yuvarlak olduğunu, döndüğünü söyleyen bilim insanını da Engizisyon'ın karanlık mahkemesine götürmeden asıyor, asılırken mutluluk duyuyor, sonra da ibret olsun diye yargılıyorlardı. 
Oysa gerçek ortadaydı. 
Bugün de günlük hayatta ahkam kesen pek çok kişi, o dönemde yaşayanlardan aslında pek farklı davranmıyor. 
Durumu görmeyen, süreci kavramayan, çaba da sarf etmeyip bir de üstüne ahkam kesen çok sayıda insan var.
Ne kötü bir durumdur bu?
Aynı şey, Atatürk'ün bağımsızlık savaşını verdiği dönem için de söylenebilir. 
Bugün Atatürkçü olduğunu ileri süren arkadaşların yüzde kaçı ülkenin işgali sırasında "asi" ilan edilen, hakkında İngiliz uçakları ile kara propaganda yapılan Mustafa Kemal Paşa'nın yanında, hatta sandık konulsaydı % 0,1 bile destek bulma ihtimali olmayan, boynunda idam fermanı asılı emekli bir paşanın yanında ölümü göze alarak bulunabilirdi?
O zaman gerçek ?,99'un mu, yoksa %0,1'in mi yanındaydı?
Bugün de ABD'nin ve BATI'nın radyo, gazete ve televizyonlarından ve hatta ülke içinde bunlar adına yayın yapan kurumlardan aynı tür saldırılar yapılmıyor mu?
O zaman, sürekli teyakkuz durumda olmak, hayatı her yönüyle irdelemek zorunda değil miyiz?
O zaman, "demokrasi hemen şimdi ve her ayrı kişi ve aykırı fikire!" demek geremez mi?
Uğur Mumcu, "(gerçeği) bilmeden, bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunmaz." der. 
Konfüçyus'ın bu konuda uyarısı daha acıtıcıdır:
"Düşünmeden öğrenmek faydasız; öğrenmeden düşünmek tehlikelidir."
Bu derin anlamlar taşıyan sözün içeriğini kavrayınca etrafımızın her an patlamaya hazır bombalarla çevrili olduğunu çok iyi anladım.
Bu durumda;
Tek başına, denenmemiş, sınanmamış fikir, çok tehlikeli olabilir, vatana bile ihanet edilebilir.
İyi düşünün, gerçeğin peşinden gidin, alçak gönüllü olun.
Düşünmeden öğrenmeyin, hep hata üstüne hata yaparsınız, ama sadece zararı sizedir.
Öğrenmeden düşünüp fikir ileri sürerseniz, bu tehlike içeren fikri eyleminize, inanan da çok olursa, sadece kendinize değil, herkese ve ülkenize, değer verdiğinizi iddia ettiğiniz her şeye, hatta Atatürk'e bile zarar verirsiniz. 
Bu durum, kime hizmet eder? 
Ne dersiniz?


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık