• 27 Nisan 2019, Cumartesi 17:58
MustafaGÖKTAŞ

Mustafa GÖKTAŞ

Yargılama ve Hukuk!

1982 Anayasasının 2.maddesinde; Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğu yazılıdır.

İnsan hakları ile ilgili bütün ilkelerin anası, kaynağı durumunda bulunan hukuk devleti ilkesine göre; yasama, yürütme ve yargı gücünü, yani egemenlik adı verilen muazzam gücü Millet adına kullanan anayasal organlar bu gücü, yalnızca hukukun genel ilkeleri, anayasa ve kanunlar çerçevesinde insan haysiyetini korumak, insan hakları ile temel hak ve hürriyetleri gerçekleştirmek, adaleti ve hukuk güvenliğini sağlamak amacıyla kullanabilirler.

Bu onların meşruluğunun temelini teşkil eder.

Hukuk devleti kavramı “üç sütun” üzerine inşa edilmiştir.

Bunlar; “insan haklarının gerçekleştirilmesi”, “adaletin sağlanması” ve “güvenliğin temin edilmesi” olmak üzere sıralanabilir.

Bir hukuk devletinin varlık sebebi, insan haklarına dayalı adil ve güvenli toplumsal bir düzen kurmak ve bunu kesintisiz bir şekilde sürdürmektir.

Bir hukuk devletinin ceza muhakemesi hukukunun da insan haklarına dayalı bulunacağı açıktır.

Hukuk devletinin en önemli niteliği, kamu gücü karşısında kişilerin hak ve özgürlüklerinin korunmasıdır.

Bu nedenle, Hukuka aykırı şekilde elde edilen kanıtlar hükme esas alınamaz. Mahkemeler her şeye rağmen gerçek değil ancak hukuka uygun elde edilmiş ya da edilecek delilleri kabul eder. Maddi gerçeği araştırmanın sınırı delil yasaklarıdır

Yargıtay’ın 19.4.1993 tarihli bir kararına göre; ceza yargılamasının amacı hiçbir duraksamaya yer vermeden maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır.

Bu araştırmada, yani gerçeğe ulaşmada mantık yolunun izlenmesi gerekir.

GERÇEK; akla uygun ve realist, olayın bütünü veya bir parçasını temsil eden kanıtlardan veya kanıtların bütün olarak değerlendirilmesinden ortaya çıkarılmalıdır.

Yoksa bir takım VARSAYIMLARA DAYANILARAK SONUCA ULAŞILMASI, Ceza Yargılamasının amacına kesinlikle aykırıdır, Ceza Yargılamasında kuşkunun bulunduğu yerde, mahkûmiyet kararından söz edilemez.

Bu ilke evrenseldir

Nihayet ceza muhakemesinde, medeni yargılamadan farklı olarak ispat yükü sorunu yoktur.

Sanığa susma hakkı tanıyan bir sistemin, savunmaya ispat yükü getirmesi düşünülemez.

Bağımsızlık kimseden emir almamak, tarafsızlık ise iddia ve savunma makamları bakımından objektif davranmak birini veya diğerini kayırmamak demektir. 

Bir mahkemenin taraflara güven verme zorunluluğu vardır.

Tarafsız ve bağımsız olmayan yargıçların vermiş olduğu kararların hukuk devletin de yeri yoktur.

Özellikle siyasal iktidarın güdümüne ya da ülkede mevcut başkaca erklerin etkisinde kararlar vermek bu ilkeye ve hukuk devleti ilkesine aykırılık arz eder.

Bu ilkeye ilişkin olarak AY m. 138, İHEB m. 10, İHAS m.6/1, MvSHS m. 14/1 ve CMK m. 22 vd, de düzenlemeler mevcuttur.

Duruşmalar yapılmakta.

Bakalım sonuç hukuk içinde mi olacak, hukuk dışına mı çıkacak göreceğiz.

Biz dürüst işlem ilkesi diyoruz.

Dürüst işlem veya adil yargılama ilkesinden maksat, ceza muhakemesi işlemlerinin kandırma, yanıltma veya zorlama gibi irade serbestîsini engelleyen veya savunmayı kısıtlayan yollara sapılmaksızın, hukuk devleti ilkesine uygun olarak, önceden kanunla öngörülmüş bulunan esaslar çerçevesinde işlemlerin yapılmasıdır.

Gerek kolluk, gerekse adli makamlar yaptıkları soruşturma, gözaltı ve aramalarda dürüst işlem ilkesini ihlal ederler ise ortada hukuk devleti kalmaz.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık