• 08 Ocak 2019, Salı 9:16
Prof.Dr.MustafaKaymakçı

Prof.Dr.Mustafa Kaymakçı

TARIMDA DIŞA BAĞIMLILIK NASIL OLUŞTURULDU?

Prof.Dr.Mustafa Kaymakçı
mustafa.kaymakci68@gmail.com

Türkiye’de “tarımda dışa bağımlılık” günlük yaşamda  hepimizin konuştuğu bir konu durumuna geldi.Üretici de memnun değil, tüketici de memnun değil.
Geliniz “Tarımda Dışa Bağımlılık Nasıl Oluşturuldu?”,biraz sorgulayalım mı?
1980’li yıllara değin dünya, iki kutbun yönlendiriciliğindeydi. Bir yanda reel sosyalizm, bir yanda emperyal kapitalizm ve kurumları dünyayı şekillendiriyordu. 
Emperyal kapitalizm, anılan yıllara değin özellikle çevre ülkelerinde köylülüğü, bir başka deyişle küçük üreticiliği destekleme politikalarını sürdürdü. 
Ancak temel amacı, özellikle çevre ülkelerinde ortaya çıkabilecek toplumsal muhalefetin devrimci hareketlere dönüşümünü engellemek, daha doğrusu onları düzenin sınırları içinde kalmalarına yönlendirmekti. 
Bununla birlikte, emperyal kapitalizm, 1980’li yılların sonlarından itibaren tarımda izlediği politikaları terk etmeye başladı. 
Bu dönüşümde iki önemli etken rol oynadı. 
Bunlardan birincisi, reel sosyalist sistemin baskısının ortadan kalkmasıydı. 
İkincisi de özellikle Batı’da endüstriyel tarımın geldiği noktaydı. 1980’li yıllara değin tarım ürünleri ithalatçısı olan Batı, ARGE ile geliştirdikleri yeni teknolojiler ve olağanüstü destekler aracılığıyla tarımda da gereksinimlerin çok üstünde tarımsal ürün ve girdi stoklarına ulaştı. 
Anılan stokların eritilmesi, Batı için varlıklarının sürdürülmesi açısından yaşamsal bir zorunluluk durumuna geldi. 
Bu nedenle çevre ülkelerinin pazarlarını ele geçirmek için Neo-liberal politikalar devreye sokuldu. 
Neo-liberal politikalarla çevre ülkelerinde; 
    Küçük üreticiliği destekleme politikaları terk edilmeye başlandı. 
    Köylülük mülksüzleştirme sürecine sokuldu, işletmelerin dev kapitalist işletmelere dönüştürülmesi doğrultusunda girişimlere hız verildi. 
     Bu yolla kırsal nüfusun azaltılması da gündeme sokuldu.
Neo-liberalizm egemenliğinde  endüstriyel tarım, insanlığı doyuruyabilir ve istihdamı sağlayabilir mi?
Öncelikle üçüncü dünya ülkelerinde, köylülüğün tasfiyesi ile küçük ve orta ölçekli işletmeler yerine kurulması özendirilen dev işletmeler ve sözleşmeli tarım modeli ile, üretim ve verimi artırmak olası mı sorusuna cevap aramak gerekiyor. 
Bu olası değil. Nedenlerini sıralayalım;
    Çevre ülkeleri, sisteme karşı güçlü muhalefet yapamadıkları sürece, çağdaş teknolojilere sahip olamazlar. 
Çünkü teknolojileri, sanayi toplumları üretebilir. Bu ise ulus devletlerin serbest rekabet kurallarını askıya almaları ve pazar güçlerine set çekmeleri ile olasıdır. 
Merkez ülkeleri, devletin müdahalesi ile sanayi toplumu haline dönüşmüşlerdir. 
Ancak kendileri sanayileşince, sonra gelenlerden serbest rekabet kurallarına uymaları istenmekte ve bunun savunmasını yapmaktalar. 
Bu ikili tutum, kapitalist ideoloji söyleminin hiç seslendirilmeyen, ancak değişmez bir kuralı  olarak gündemdedir. 
Buna muktedir olamayan çevre ülkeleri sürekli teknoloji ithal etmek zorundadırlar. 
Dolayısıyla tarımsal girdiler bakımından da sürekli bağımlı kalırlar. 
     Çevre ülkeleri, oluşturulan tarımsal üretim modelleri ile üretim girdi ve çıktılarının değerlendirilmesini, merkez ülkelerine göre şekillendirmek zorundadırlar. 
Bir başka deyişle tarımsal üretim deseni, büyük ölçüde yurt içi gereksinimlere göre değil, merkez ülkelerinin tarım ve gıda şirketlerine göre şekillenir. 
     Dev işletmeler modeli, tarımda işçileştirmeyi ve yabancılaşmayı da yaratır. Bu durum ise söylenenin tam aksine, tarımda toplam etmen verimliliğini düşürür. 
Uzmanlar, işletmelerinin verimlilik açısından değerlendirilmesinde, tarımda toplam etmen verimliliğinin dikkate alınması gerekliliğini dile getiriyorlar. Küçük ve orta ölçekli işletmelerde emek daha ucuz, dolayısıyla fırsat maliyetinin daha düşük olmasına ek olarak toprak ve sermaye de daha az maliyetlidir. Bu nedenle bu işletmeler, dev işletmelere göre daha yüksek bir toplam verimliliğe sahiptirler. 
     Diğer yandan, çevre ülkeleri için önerilen sözleşmeli tarım modeli de tek yanlı bir bağımlılık yaratmakta ve işletmeleri tarım ve gıda şirketlerinin sömürüsüne bırakmaktadır.
Kapitalizm ideologları neye inanmamızı istiyorlar?
Kapitalizm ideologları ise, yaşanmakta olan olumsuzlukları kapitalist uygulamaların dünya genelinde tam anlamıyla egemen olmayışına bağlıyorlar. 
Onlara göre;
 «özellikle çevre ülkelerin içinde bulundukları bunalım, liberal öğretinin gereğini yapmamaktan kaynaklanıyor. 
Bu nedenle, kapitalizmin uygulayıcısı ABD’nin öncü egemenliği, hem karşı konulmaz, hem de insanlığın ilerlemesi için gerekliliktir. 
Dolayısıyla «Amerikan Emperyalizmi” yoktur. 
Bu bağlamda, dünya pazarının ekonomik, sosyal ve siyasal açıdan işgal edilmesi, özelleştirme politikaları, çevre ülkelerinde devletin küçültülmesi, anılan politikaların bir doğal uzantısıdır ve insanlığın iyiliği içindir.”
Neo-liberal politikalarla beyinlere aktarılan yaklaşım bu değil midir?
Kıssadan hisse:Tarımda da yaşadığımız olumsuzluğu,neden-sonuç ilişkilerine inmeksizin  sonuçlar üzerinden aramak  ve de şikayetçi olmak,işe yaramadı,yaramıyor ve yaramaz.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık