Cezaevleri neden dolup taşıyor, sevkler neden artıyor?
SİYASETPELİN ÜLKER'İN HABERİDİR: Türkiye'de cezaevlerinin doluluk oranı resmi kapasitenin yüzde 40 üzerinde. Aşırı doluluk sağlık hizmetlerine erişimden temel hijyen eksikliğine birçok soruna yol açarken zorunlu sevkleri de tetikliyor.
Gezi Parkı davası hükümlüleri Çiğdem Mater ve Mine Özerden'in İstanbul'dan İzmir'e, İBB davasında tutuklu bulunan dört ismin ise Silivri'den Kandıra'ya gönderilmesi cezaevleri arasındaki sevkleri yeniden gündeme taşıdı.
Nisan 2022'den bu yana Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda tutulan ve 18'er yıl hapis cezası verilen Mater ile Özerden, İzmir Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'na sevk edildi. Sevkin gerekçesinin açıklanmadığı, aileler ile avukatlara yeterli bilgi verilmediği belirtildi.
Silivri'de görülen İBB davasında tutuklu Melih Gecek, Serdal Taşkın, Necati Özkan ve Fatih Keleş de Marmara Cezaevi'nden yeniden Kandıra'ya gönderildi. Avukatları, tutukluların 16 Ağustos'taki duruşma için kısa süre sonra yeniden Silivri'ye getirilecek olmasına tepki gösterdi.
Avukatlar sevklerin aile görüşlerini ve cezaevindeki düzeni bozduğunu, sık cezaevi değişikliğinin yolculuk ve yeniden yerleşme nedeniyle ağır sonuçlar doğurduğunu söyledi. Tutuklu Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık'ın Kandıra'ya sevkine ise cezaevi reviri onay vermedi.
Son örnekler, sevk kararlarında kapasitenin rolü ile bu kararların mahpusların temel hakları üzerindeki etkisini tartışmaya açtı.
Sevklerin boyutu bilinmiyor
Türkiye'de cezaevleri arasındaki sevklerin sayısını, gerekçelerini ve hangi kurumlar arasında gerçekleştirildiğini düzenli gösteren kamuya açık veri bulunmuyor. Bu nedenle son dönemde sevklerde artış olup olmadığını kesin rakamlarla ortaya koymak mümkün değil.
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Savunuculuk Koordinatörü Melis Gebeş, buna karşılık son yıllarda ağırlaşan aşırı kalabalıklaşmanın sevkler üzerindeki etkisinin daha görünür hale geldiğini belirtiyor.
Kapasite baskısı iki yönde işliyor. Mahpuslar yoğunluğu dengelemek amacıyla kendi talepleri dışında başka cezaevlerine gönderilebiliyor. Buna karşılık ailesine, avukatına ya da tedavisini sürdürdüğü sağlık kuruluşuna daha yakın bir cezaevine nakledilmek isteyenlerin talepleri, kapasite veya uygun yer bulunmaması gerekçesiyle reddedilebiliyor.
Böylece aşırı kalabalıklaşma hem zorunlu sevklerin hem de talep edilen sevklerin karşılanamamasının önemli nedenlerinden biri hâline geliyor.
Gebeş, temel sorunun yalnızca kapasite olmadığını, sevk kararlarının gerekçelerinin her zaman açık biçimde ortaya konulmadığını söylüyor. Aile bağları, avukata erişim, sağlık durumu ve devam eden tedavi üzerindeki etkilerin de yeterince değerlendirilmediğini belirtiyor
"Kapasiteyi dengeleme ihtiyacı, sevk kararlarında tek başına belirleyici bir gerekçeye dönüşmemeli."
Her sevkte işlemin neden gerekli olduğu, neden belirli bir cezaevinin seçildiği ve mahpusun haklarını daha az sınırlayacak bir alternatif bulunup bulunmadığının somut biçimde değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Gebeş, aksi durumda aile hayatına saygı, savunma ve sağlık haklarının gereksiz ve orantısız biçimde sınırlandırılabildiğini söylüyor.
Cezaevlerinde kapasite 123 bin kişi aşıldı
CİSST'in Temmuz 2026 verilerine göre Türkiye'deki 402 cezaevinin toplam kapasitesi 304 bin 278 kişi. Buna karşılık cezaevlerinde 427 bin 525 mahpus tutuluyor. Mahpus sayısı resmi kapasiteyi 123 bin 247 kişi, başka bir ifadeyle yaklaşık yüzde 40 aşıyor.
Mahpusların 307 bin 637'si kapalı, 119 bin 888'i açık cezaevlerinde bulunuyor. Toplam nüfusun 363 bin 620'sini hükümlüler, 63 bin 905'ini ise tutuklular oluşturuyor.
Cezaevlerinde ayrıca 14 bin 276 yabancı, 476 engelli ve 6 bin 195 ileri yaşta mahpus bulunuyor. Toplam 20 bin 803 kadın mahpusun yanında 0-6 yaş arasında 883 çocuk anneleriyle birlikte cezaevinde yaşıyor.
Türkiye Avrupa'da ilk sırada
Avrupa Konseyi ile Lozan Üniversitesi tarafından hazırlanan SPACE I 2025 raporu da Türkiye'deki cezaevi nüfusunun Avrupa ölçeğindeki görünümünü ortaya koyuyor.
31 Ocak 2025 itibarıyla Türkiye, her 100 bin kişiye düşen 458,1 mahpusla Avrupa Konseyi ülkeleri arasında ilk sırada yer alıyor. Avrupa ortalaması ise 127.
Türkiye'de 2015 yılında her 100 bin kişiye 223,3 mahpus düşerken bu sayı 2025'te 458,1'e yükseliyor. Böylece hapsedilme oranı son on yılda yüzde 105'in üzerinde artıyor.
Rapora göre Türkiye'de her 100 kişilik resmi kapasiteye 130,9 mahpus düşüyor. Avrupa ortalaması ise 86. SPACE metodolojisinde yüzde 110'un üzerindeki oranlar ciddi aşırı kalabalık olarak değerlendiriliyor. Türkiye'nin rapora sunduğu açıklamada kapasite aşımının ek yatak ve ranzalarla yönetildiği belirtiliyor.
Türkiye ayrıca cezaevlerine giriş sayısında da Avrupa'nın ilk sırasında yer alıyor. Ocak 2024 ile Ocak 2025 arasında cezaevlerine 457 bin 175 kişi girdi, aynı dönemde 345 bin 89 kişi tahliye edildi. Personel başına düşen mahpus sayısında da Türkiye 4,6 ile Avrupa ortalaması olan 1,7'nin oldukça üzerinde bulunuyor.
Kapasite sorunu Meclis gündeminde
Cezaevlerindeki kapasite sorunu, son aylarda TBMM Genel Kurulu'ndaki görüşmelerde de farklı muhalefet partileri tarafından gündeme getirildi.
16 Temmuz 2026'da 10'uncu Yargı Paketi'nin görüşmeleri sırasında Yeni Yol Grubu adına konuşan İzmir Milletvekili Mustafa Bilici, cezaevlerindeki aşırı doluluğun yalnızca idari bir sorun olmadığını, insan onurunu da ilgilendirdiğini söyledi. Pakette yer alan infaz düzenlemelerinin infazdaki eşitsizliklere, hasta mahpusların durumuna, uzun tutukluluk uygulamalarına ve makul süreyi aşan yargılamalara kalıcı çözüm getirmediğini savundu.
Daha önce CHP adına söz alan Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül de cezaevlerindeki aşırı doluluğun insan onuruyla bağdaşmayan koşullar yarattığını belirterek kapasite sorununun çözülmesi çağrısında bulunmuştu.
Sevk aile, savunma ve sağlık haklarını etkiliyor
Melis Gebeş, ”Sevk, bir mahpusun yalnızca bulunduğu hapishanenin değişmesi anlamına gelmiyor. Aynı zamanda kurduğu sınırlı sosyal çevrenin, aile ve avukat ilişkilerinin, sağlık hizmetlerine erişim düzeninin ve hapishane içerisindeki günlük yaşamının önemli ölçüde yeniden şekillenmesi demek” diyor.
Mahpus yüzlerce kilometre uzağa gönderildiğinde yol ve konaklama giderleri nedeniyle aile görüşleri seyrekleşebiliyor, bazı durumlarda ise fiilen imkansız hâle geliyor.
Gebeş, bu durumun özellikle maddi imkanları sınırlı aileleri, yaşlı veya engelli yakınları bulunan mahpusları ve çocuklarıyla düzenli ilişki kurmaya çalışan ebeveynleri daha ağır etkilediğini belirtiyor. Anayasa Mahkemesinin de kamu makamlarına mahpusların aile bağlarını koruyacak tedbirleri alma yükümlülüğü yüklediğini hatırlatıyor.
Başka bir ile sevk, yüz yüze avukat görüşmelerini güçleştirirken savunmaya erişimi ve dosya takibini de zorlaştırıyor. Devam eden davalarda belge paylaşımı ve düzenli görüşmeler aksayabiliyor.
Sevkler sağlık hizmetlerine erişim açısından da önemli sonuçlar doğuruyor. Devam eden tedaviler kesintiye uğrayabiliyor, sağlık kayıtları ve ilaç bilgilerinin aktarılmasında gecikmeler yaşanabiliyor, yeni hastanelerden yeniden randevu alınması gerekebiliyor. Gebeş, bu kesintilerin özellikle kronik hastalığı, engeli veya düzenli tedavi ihtiyacı bulunan mahpuslar açısından ciddi sonuçlar doğurabileceğini söylüyor.
Yeni cezaevinde oda düzenine, kantin sistemine, telefon ve görüş günlerine, güvenlik uygulamalarına yeniden uyum sağlamak gerekiyor. Bu süreç özellikle kısa aralıklarla yapılan sevklerde mahpuslar açısından ek belirsizlik yaratabiliyor. Eşyaların, kişisel hesaptaki paranın, mektup ve kitapların aktarılmasında da gecikmeler yaşanabiliyor.
Gebeş bu nedenle sevklerin yalnızca idari bir işlem olarak değerlendirilemeyeceğini, hak kayıplarını azaltacak tedbirlerin sevkten önce ve sonra etkili biçimde uygulanması gerektiğini belirtiyor.
Aşırı kalabalık bütün sistemi zorluyor
"Hapishanelerde aşırı kalabalıklaşma yalnızca yatacak yer bulunamaması meselesi değildir. Sağlık hizmetlerinden hijyene, mahremiyetten güvenliğe, sosyal faaliyetlerden personelin çalışma koşullarına kadar hapishanedeki bütün alanları etkileyen yapısal bir sorundur."
Gebeş, kapasitenin aşıldığı cezaevlerinde mahpusların yerde veya dönüşümlü yatabildiğini, temel eşyaları ortak kullanmak zorunda kaldığını belirtiyor. Kalabalık kişisel yaşam alanını daraltırken havalandırma, ısınma, temizlik, tuvalet ve banyoya erişimi zorlaştırıyor. Bulaşıcı hastalık riski, gürültü, uykusuzluk ve kişiler arasındaki gerilim de artıyor.
Anayasa Mahkemesi, çok kişilik koğuşlarda mahpus başına düşen yaşam alanını, insan onuruna uygun tutulma koşullarının değerlendirilmesinde temel ölçütlerden biri olarak kabul ediyor.
Mahpus sayısı artarken doktor, psikolog, sosyal hizmet uzmanı, infaz ve koruma memuru, araç ve jandarma kapasitesi aynı oranda artmadığında muayene, tedavi ve hastane sevkleri gecikiyor. Eğitim, spor, atölye ve sosyal faaliyetlerden yararlanabilen kişi sayısı azalıyor. Gebeş, aşırı kalabalıklaşmanın mevcut hak sorunlarını derinleştirdiğini söylüyor.
Yeni cezaevleri neden yetmiyor?
Gebeş'e göre sorunun temel nedeni, mahpus nüfusunun yeni oluşturulan kapasiteden daha hızlı artması. Ceza infaz sistemine giren kişi sayısı ve insanların cezaevinde kalma süreleri arttığı için yeni açılan cezaevleri kısa sürede doluyor.
Bu tablonun arkasında tutuklamaya istisnai bir tedbir yerine daha yaygın başvurulması, kısa süreli hapis cezalarına alternatif yaptırımların yeterince kullanılmaması, infaz sürelerini uzatan düzenlemeler ile koşullu salıverme ve denetimli serbestlik uygulamalarındaki değişiklikler bulunuyor. Uzun yargılama süreçleri ile sağlık durumu veya ileri yaşı nedeniyle infazı ertelenebilecek bazı kişilerin cezaevinde tutulmaya devam etmesi de tabloyu ağırlaştırıyor.
Yeni cezaevleri aynı zamanda daha fazla personel, sağlık, ulaşım ve kamu hizmeti kapasitesi gerektiriyor.
"Kapasiteyi artırmaya dayalı yaklaşım, aşırı kalabalıklaşmayı ortadan kaldırmak yerine çoğu zaman mevcut sistemi büyüten bir döngü yaratıyor."
Gebeş'e göre özgürlükten yoksun bırakmaya hangi koşullarda başvurulduğu ve insanların sistemde ne kadar kaldığı değişmedikçe yeni cezaevleri kalıcı çözüm sağlamıyor.
Kalıcı çözüm ne?
Gebeş, yeni cezaevlerinin çok ağır fiziksel koşulların bulunduğu bazı yerlerde geçici rahatlama sağlayabileceğini ancak kalıcı çözümün ceza ve infaz politikalarının insan hakları standartları doğrultusunda yeniden ele alınması olduğunu söylüyor.
Tutuklamanın gerçekten istisnai uygulanması, somut kaçma veya delil karartma riski bulunmadığında adli kontrol gibi daha hafif tedbirlere öncelik verilmesi gerektiğini söylüyor. Tutukluluğun devamına ilişkin kararların kalıp ifadelerle değil, kişinin koşulları değerlendirilerek gerekçelendirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Ağır hasta, engelli ve ileri yaştaki mahpusların durumlarının bağımsız ve düzenli değerlendirilmesi gerektiğini belirten Gebeş, cezaevinde yaşamını tek başına sürdüremeyen veya tedavisi cezaevi koşullarında sağlanamayan kişilerin cezalarının ertelenmesini ya da alternatif yöntemlerle infazını savunuyor.
Gebeş ayrıca sevklerin, cezaevlerindeki doluluk oranlarının ve mahpus başına düşen yaşam alanının düzenli olarak kamuoyuna açıklanmasını istiyor. Sevk kararlarında aileye ve avukata yakınlığın, sağlık hizmetlerinin devamlılığının ve mahpusun kişisel koşullarının dikkate alınması gerektiğini, uzak bir cezaevine sevkin ise son çare olması gerektiğini belirtiyor.
"Temel hedef daha fazla hapishane inşa etmek değil, hapishaneye giren kişi sayısını ve hapishanede geçirilen süreyi azaltmak olmalıdır."
HABER İÇERİK KAYNAK:
https://www.dw.com/tr/cezaevleri-neden-dolup-ta%C5%9F%C4%B1yor-sevkler-neden-art%C4%B1yor/a-78087728
İlginizi Çekebilir
Yeni Parti kuruldu, Meclis aritmetiği nasıl değişti?
Yeni Parti resmen kuruldu. Bu adımla Meclis aritmetiği de değişti. 91 vekilin istifa ettiği CHP parlamentoda beşinciliğe geriledi, Yeni Parti ana muhalefet sırasını aldı.
İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet tutuklandı
CHP'li İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet ve eşi tutuklandı. "İhale usulsüzlüğü" ve "rüşvet" iddiasıyla hafta başında belediyeye operasyon düzenlenmişti.
İngiltere'nin yeni başbakanı Burnham, 10 yıllık istikrar planını açıkladı
Andy Burnham, Birleşik Krallık’ın yeni başbakanı ilan edilmesinden dakikalar sonra Downing Street’te Ukrayna’ya destek, evsizliğin bitirilmesi ve ekonominin istikrara kavuşması hakkında konuştu.
AB'nin Rusya yaptırımlarında Yunanistan çıkmazı: Masadaki üç seçenek
Brüksel'in Rusya'ya yönelik yeni yaptırım paketi Yunanistan'ın sert itirazıyla karşılaştı. Euronews, çıkmazı aşmak için gündemde olan seçenekleri inceledi.
İsrailli Bakan: ABD-İran çatışmasına dahil olmak istemiyoruz
İsrail Maliye Bakanı Smotrich, ABD ve İran arasındaki çatışmaların içine çekilmek istemediklerini söyledi.
PKK kurucusu Öcalan'dan yasal süreç çağrısı
DEM Parti heyeti dünkü İmralı ziyaretinin ardından PKK kurucusu Abdullah Öcalan'ın mesajını paylaştı. Öcalan, "Yepyeni bir sayfanın açılması için herkes elinden geleni yapmalıdır" dedi.