© Haberanaliz.net 2005

Dijital veri ahtapotları: Kişisel veriler nasıl satılıyor?

Thomas Latschan - ABD'li teknoloji devleri kullanıcıları hakkında giderek daha fazla veri topluyor ve satıyor. Grindr skandalı, son derece hassas bilgilerin yanlış ellere ne kadar kolay geçebildiğini göstedi.

Her insanın sırları vardır. Öyle herkese anlatmayacağı şeyler. Belki flört uygulamasına anlattıkları hariç. Nasıl bir partner aradığı, hangi yerlere gitmeyi sevdiği, hatta cinsel tercihleri ya da sağlık durumunun nasıl olduğu gibi.

Aslında bu bilgiler, uygulamanın kullanıcıya kendisiyle aynı düşünce ve beklentilere sahip kişileri bulmasında yardımcı olması için veriliyor. Ancak bu kişisel bilgilerin başka şirketlere de satılması, kullanıcıların pek de çıkarına değil.

İşte LGBTQ+ topluluğuna yönelik flört uygulaması Grindr'da tam da bunun yaşandığı öne sürülüyor. İngiltere'de yaklaşık 12 bin kullanıcı, son derece hassas kişisel bilgilerin reklam müşterilerine aktarıldığı gerekçesiyle şirkete dava açtı. Bazı vakalarda kullanıcıların HIV durumunun bile paylaşıldığı iddia edildi.

Hukuk mücadelesi bu haftanın başında toplam 26 milyon sterlinlik bir uzlaşmayla sona erdi. Ancak Grindr herhangi bir sorumluluğu kabul etmiyor. Şirket resmen suçunu kabul etmiş değil ve hakkında verilmiş bir mahkûmiyet kararı da bulunmuyor.

Bu son vaka aslında pek çok örnekten yalnızca biri ve daha büyük bir soruyu gündeme getiriyor: Her gün uygulamalara bıraktığımız bilgilere aslında ne oluyor?

Kabul ediyoruz ama neyi?
Biz kullanıcılar için bir uygulama öncelikle faydalı bir ürün. Ancak arka planda çoğu zaman bulut hizmetleri, analiz araçları, reklam ağları ve başka hizmet sağlayıcılar da bulunuyor. Bunlar verileri depoluyor, aktarıyor, birbirleriyle ilişkilendiriyor ve analiz ediyor; üstelik çoğu zaman bizim çıkarımıza olmayacak şekilde.

Dijital politika uzmanı Jan Penfrat'a göre pek çok büyük teknoloji şirketi, "hangi verilerin cihazlarımızda hangi aktör tarafından, hangi amaçla toplandığının kullanıcılar ve denetim makamları tarafından anlaşılmasını mümkün olduğunca zorlaştırmak" istiyor.

Penfrat, dijital ortamda temel hak ve özgürlükleri savunan Avrupa çapındaki STK ve uzman ağı Avrupa Dijital Haklar'da (EDRi) görev yapıyor.

Herkesin bildiği bir durum: Örneğin bir mesajlaşma uygulamasını hızla kuruyoruz ve kişisel verilerin kullanılmasına izin verilip verilmediği sorulduğunda çoğu kullanıcı doğrudan 'evet' seçeneğine tıklayıp geçiyor. Sayfalarca veri koruma koşullarını kimse okumuyor.

Özel sohbetlerdeki fotoğraflar
Ancak şeytan ayrıntıda gizli. Örneğin WhatsApp kurulurken akıllı telefondaki kişilere erişiyor. Bu sırada WhatsApp kullanmayan ve iletişim bilgilerinin paylaşılmasına hiçbir zaman izin vermemiş kişilerin telefon numaraları da şirketin sunucularına aktarılıyor.

Mesajlaşma platformu Discord ise kullanıcıların, buna açıkça itiraz etmedikleri sürece, özel sohbetlerde gönderdikleri metin mesajlarını, fotoğrafları ve bağlantıları dahi topluyor. Discord, yıllarca süren şikâyetlerin ardından ancak Mayıs 2026'da ses ve video kayıtları için en azından şifreleme uygulamasına geçti. Bunun gibi sayısız örnek var.

Bir şirket ne kadar büyük ve birbirine bağlı hizmetlere sahipse mesele de tek tek veri noktalarından ziyade örüntülere dönüşüyor. Google buna örnek. Penfrat, "Google dijital hayatımızın çok farklı alanlarını kontrol ediyor ve neredeyse her katmana veri toplama ve gözetim mekanizmaları yerleştirmiş durumda" diyor.
Konum ve takvim bilgilerine erişim
Penfrat, süreci şöyle özekliyor:

"Bu, Google'ın kendi telefonlarını üretmesiyle, yani donanımla başlıyor. Ardından Android işletim sistemi geliyor. Android'de her cihazı kullanım ömrü boyunca tek tek tanımlayan sabit ve kişiye özgü bir reklam kimliği daha baştan sisteme entegre edilmiş durumda."

Buna Google'ın kendi işlettiği ve çoğu zaman cihazlara önceden yüklenmiş uygulamalar da ekleniyor: Gmail, adres defteri, kişiler, takvim ve tabii Google Maps. Penfrat, Google Maps'te "insanların bulundukları yerlerin dakika dakika kaydedilebildiğini" belirterek "Bunların hepsi devasa bir profilde birleşiyor" diyor.

Google gibi şirketler bu veriler temelinde "targeting", yani hedefli reklam ürünleri sunuyor. Penfrat bunu şöyle açıklıyor:

"Örneğin bir otomobil ya da giyim üreticisi, 'Şu ve şu hedef gruplara ulaşmak istiyorum ve reklamım Google aramalarında, Gmail'de ya da Google reklamlarının yer aldığı yüz milyonlarca üçüncü taraf internet sitesinden herhangi birinde gösterilsin' diyebiliyor."

"Profil verilerini haraç mezat satmak"
Üstelik Google bu alandaki sayısız sağlayıcıdan yalnızca biri. Penfrat, "Bu, insanların kişisel profil verilerinin haraç mezat satıldığı, küresel ölçekte milyarlarca dolarlık devasa bir pazar" diyor.

Bu profiller iki tür veriden besleniyor. Birincisi, her kullanıcının profiline bilgi yazarak ya da özel fotoğraflar yükleyerek gönüllü biçimde paylaştığı veriler.

Ancak buna bir de pek çok büyük teknoloji şirketinin yıllar önce başlayarak elindeki verilerden hareketle kullanıcılar hakkında yaptığı çıkarımlar ekleniyor. Jan Penfrat şöyle açıklıyor:

"Konum verilerime erişebiliyor ve geceleri genellikle nerede bulunduğumu biliyorlarsa, 'Burası onun ev adresi' sonucuna varabiliyorlar. Bu adres örneğin çok zengin bir semtteyse hemen gelirim hakkında varsayımda bulunabiliyorlar. 'Bakın, konum bilgisini açık bırakıyor ve düzenli olarak bir gay kulübüne gidiyor' derlerse, muhtemelen LGBTQ+ topluluğuna mensup olduğum sonucuna varıyorlar. Ve bunların tümü doğrudan profile ekleniyor."
Avrupa'da katı kurallar
Oysa Avrupa Birliği (AB) halihazırda dünyanın en sıkı veri koruma düzenlemelerinden bazılarına sahip. Genel Veri Koruma Tüzüğü'nün (GDPR) kişisel verileri ve insanların özel hayatını koruması amaçlanıyor.

Dijital Piyasalar Yasası ve Dijital Hizmetler Yasası gibi diğer AB düzenlemeleri ise büyük teknoloji şirketlerinin işletmeler ve kullanıcılar karşısındaki güçlerini kötüye kullanmalarını engellemeyi hedefliyor. ABD'li şirketler de Avrupa'daki insanlara hizmet sunuyorsa ya da onların davranışlarını takip ediyorsa bu yasalara uymak zorunda.

Nitekim AB Komisyonu da düzenlemeleri ihlal ettikleri gerekçesiyle şirketlere defalarca para cezası verdi. Örneğin 2025'te Apple'a 500 milyon euro, Facebook'un çatı şirketi Meta'ya ise 200 milyon euro ceza kesildi.

Google da bu yıl toplam 890 milyon euro para cezası ödemek zorunda kaldı. İlk bakışta yüksek bir tutar. Ancak Google'ın çatı şirketi Alphabet'in 2025'te yaklaşık 117 milyar euro net kâr elde ettiği düşünüldüğünde rakam hızla farklı bir anlam kazanıyor.

Penfrat, "Google ya da Amazon gibi şirketler bu miktarları birkaç gün içinde kazanıyor. Bunları bütçelerinde öylece gider olarak yazıp geçiyorlar" diyor.
ABD'nin bulut hizmetlerine bağımlılık
Dolayısıyla AB'nin gerçekten etkili bir denetim kurması o kadar kolay değil. Teknoloji devleri küresel altyapılara, muazzam mali kaynaklara ve karmaşık iş modellerine sahip. Avrupa'daki makamların öncelikle bu yapıları çözmesi gerekiyor.

Buna Avrupa'nın kendi bağımlılığı da ekleniyor: Bulut hizmetleri, işletim sistemleri, platformlar ve giderek artan ölçüde yapay zeka altyapısı, en azından şimdilik, büyük ölçüde ABD'li şirketler tarafından sağlanıyor.

Penfrat bu nedenle Brüksel'de şirketlere karşı daha sert davranılması ve Avrupa'daki veri koruma kurumlarına daha fazla kaynak sağlanması konusunda siyasi irade eksikliği bulunduğunu da düşünüyor.

Peki tüketiciler ne yapabilir? Jan Penfrat iki temel kural sıralıyor:

"Birincisi, kendime her zaman şu soruyu sormak: İş modeli ne? Burada para nasıl kazanılıyor? Bunun için geçerli altın bir söz var: 'Ben ödeme yapmıyorsam, ürün benim.'"

Dijital politika uzmanı Penfrat, diğer yandan her zaman daha güvenilir alternatiflere bakmak gerektiğini söylüyor:

"Etik ilkelere uygun, veri üzerinde kullanıcı egemenliğini esas alan telefonlar üreten akıllı telefon üreticileri var. Üstelik bu telefonlar günlük hayatta kullandığımız uygulamalarla da uyumlu. Hatta kullanabileceğimiz, veri korumasını daha fazla gözeten sosyal ağlar bile var" diyor.

Penfrat sözlerini "Ancak sonuçta daha güçlü düzenlemelere ve çok sayıda şirketin bu hukuk ihlallerine karşı daha fazla siyasi cesarete ihtiyacımız olduğu gerçeğini değiştiremeyiz. Çünkü burada insanlığın bugüne kadar gördüğü en büyük ve en güçlü şirketlerle mücadele etmek zorundayız. Ve ne yazık ki bu şirketler bizim tarafımızda değil" diye sürdürüyor. 
haber içerik kaynak:
https://www.dw.com/tr/dijital-veri-ahtapotlar%C4%B1-ki%C5%9Fisel-veriler-nas%C4%B1l-sat%C4%B1l%C4%B1yor/a-79215067

İlginizi Çekebilir

Ukrayna'nın AB üyeliğinde Macaristan engeli: Azınlık hakları şartı

Macaristan, Ukrayna'nın AB üyeliğine desteğini azınlık haklarını koruyacak yasal düzenlemelerin yapılması şartına bağlıyor. Dışişleri Bakanı Anita Orban'a göre Kiev, gerekli yasal değişiklikler için çalışmalara başladı.

ARI GİBİ ÇALIŞAN MÜDÜR

Sağlık Bakanlığının il müdürleri arasında, Mersin il müdürlüğü görevini başarı ili yapan uz. Dr. Mustafa Ekici, Mersin’e geldiği günden bu yana arı gibi çalışıyor.

Astana’da “Türk Dünyası Diyalogları: Ortak Gelecek, Ortak Vizyon” başlıklı panel düzenlenecek

İLETİŞİM BAŞKANLIĞI DUYURDU: Başkanlığımızca Kazakistan’ın başkenti Astana’da, “Türk Dünyası Diyalogları: Ortak Gelecek, Ortak Vizyon” başlıklı panel düzenlenecektir.

Marmara Denizi'nde iki gemi çarpıştı: 10 kişiye ulaşılamıyor

Marmara Denizi'nde Silivri açıklarında iki ticari gemi çarpıştı. Alsu adlı gemide gözle görünür bir hasar tespit edilmedi. Tuğberk İmamoğlu gemisindeki10 mürettebat ile irtibat sağlanamıyor.

Kıbrıs-Mersin seferini yapan gemi battı: 8 kişi öldü

Kuzey Kıbrıs-Mersin seferini yapan yolcu gemisi su alarak ters döndü, gemide 267 kişi bulunuyordu. 8 kişinin yaşamını yitirdiği kazada 18 kişi hâlâ kayıp. Kaza sonrasında, gemi kaptanı dahil 8 kişi gözaltına alındı.

Kayıplar artıyor: Nepal-Çin sınırında yeni felaket endişesi

Nepal-Çin sınırında heyelan sonucunda oluşan gölün taşma riski yeni bir felaket endişesine yol açtı. Kayıplar için yürütülen arama kurtarma çalışmaları sekteye uğradı.

TÜM HABERLER