GAZETECİ YAZAR MUSTAFA GÖKTAŞ YAZDI: Şahsiyetli ve "Dümdüz" Duruşun Erdemi
GÜNDEMAraştırmacı Gazeteci Yazar ve İktisatçı, Mustafa Göktaş, YAZDI: Şahsiyetli ve "Dümdüz" Duruşun Erdemi
Sürekli bana ileri geri akıl veren oluyor. 43 yıllık çileli bir basın hayatı, 65 yaş sınırı, Gençliğin ülkü ocaklarında geçsin, 5 sene merkez ilçe başkanlığı 10 sene il başkanlığı, 2 yıl genel başkan yardımcılığı gibi merkez sağda siyaset yap, hayatının en önemli çağları mahpusta geçsin, şahsına ait mal mülk olmasın, emekli aylığınla geçin, STK önderliği yap ve başarıdan başarıya koş, ama halen tekerine çomak sokulsun, sonra da sen nasıl böyle ayakta kalıyorsun diye sorsunlar…
Kötülüğün Aynasını Kırmak: Şahsiyetli ve "Dümdüz" Duruşun Erdemi
İnsanoğlu, hayat sahnesine adım attığı andan itibaren bitmek bilmeyen bir sınanma döngüsünün içine girer.
Bu sınanmaların en ağırı, hiç şüphesiz maruz kalınan haksızlıklar, nankörlükler ve kötülüklerdir.
Çoğu zaman hayatın adil olmadığını düşünür, uğradığımız haksızlıkların büyüklüğü altında ezildiğimizi hissederiz.
Ancak insanlık tarihinin ve kadim bilgeliğin bize öğrettiği çok temel bir hakikat vardır: Unutmamalıyız ki, insanı insan yapan ve onurunu koruyan şey, maruz kaldığı kötülükler değil, o kötülükler karşısında sergilediği şahsiyetli ve "dümdüz" duruştur.
Kötülük, doğası gereği bulaşıcıdır.
Bir virüs gibi, temas ettiği her ruhu kendi rengine boyamak ister.
Size haksızlık yapan birine aynı haksızlıkla, saygısızlık yapana aynı çirkinlikle karşılık verdiğinizde, farkında olmadan kötülüğün dünyadaki acentesi haline gelirsiniz. Karşınızdaki kişi kirli bir ayna tutmuştur ve siz o aynaya bakarak kendi çehrenizi de kirletmişsinizdir.
Oysa şahsiyet sahibi olmak, dışarıdan gelen rüzgârlara göre yön değiştiren bir yel değirmeni olmak değil; fırtınanın ortasında bile adaletin ve ahlakın merkezinde durabilmektir.
Bu "dümdüz" duruşun ve adalet ahlakının İslam tarihindeki en büyük abidelerinden biri şüphesiz Hz. Ali’dir.
O, adaleti sadece bir hukuk kuralı değil, bir ruh disiplini olarak görmüştür.
Hz. Ali'nin şu muazzam sözü, haksızlığa uğradığımızda takınmamız gereken tavrın sınırlarını çizer: "Sana haksızlık yapana, sen haksızlık yaparak karşılık verme. Eğer öyle yaparsan, onunla aynı seviyeye inersin ve aranızda hiçbir fark kalmaz."
Bu öğreti, adaletin zirvesidir.
Bir düşman ya da zalim, sınırları çiğnedi diye mümin kendi adalet sınırlarını çiğneyemez.
Zulme uğramış olmak, insana zalimleşme hakkı vermez.
Gerçek onur, güç ve öfke elindeyken bile adaletin çizgisinden milim sapmamaktır.
Yunus Emre’nin "dergâha eğri odun sokmama" hassasiyeti de Hz. Ali’nin bu sarsılmaz adalet mirasıyla aynı kaynaktan beslenir.
Dünya ne kadar eğrilirse eğrilsin, insanlar ne kadar menfaatperest ve acımasız olursa olsun, insanın kendi içine, yani kalbine eğrilik sokmaması gerekir.
Biri bizi sırtımızdan vurduğunda hainleşmiyorsak, biri bizi aldattığında yalancıya dönüşmüyorsak ve birinin saygısızlığı karşısında asaletimizi koruyabiliyorsak insanlığımızı muhafaza ediyoruz demektir.
Gerçek onur, kötülüğün bizi kendi seviyesine çekmesine izin vermeyecek kadar yüksek bir ruh kalitesine sahip olmaktır.
Bu dünyada maruz kaldığımız kötülükleri kontrol edemeyiz.
Sokaktaki bir yabancının kabalığını, iş yerindeki bir adaletsizliği ya da en yakınımızın vefasızlığını engellemek bizim elimizde değildir.
Fakat bu kötülükler karşısında neye dönüşeceğimiz tamamen bizim kararımızdır.
Acımasızlık karşısında merhameti, yalan karşısında hakikati, çirkinlik karşısında zarafeti seçmek zordur; çünkü nefis her zaman intikamın ve öfkenin kolaylığına kaçmak ister.
Ancak kolay olan bizi büyütmez; bizi insan kılan, zor zamanlarda sergilediğimiz o eğilmez, bükülmez, dik ve "dümdüz" duruştur.
Özetleyecek olursam, hayatın bize ne getirdiği değil, bizim o getirilene nasıl bir cevap verdiğimiz önemlidir.
Maruz kaldığınız kötülükler sizin kaderiniz olabilir ama o kötülükler karşısında şahsiyetinizi korumak sizin karakterinizdir.
Gece ne kadar karanlık olursa olsun, kendi içindeki ışığı söndürmeyenler dünyayı aydınlatmaya devam eder.
İnsanlık onuru, kötülüğe teslim olup eğrilmekte değil; her şeye rağmen Hz. Ali’nin adaleti ve Yunus’un doğruluğuyla dümdüz, lekesiz ve vakur bir şahsiyetle ayakta kalabilmektedir.
Eğrilerin arasında dümdüz duran tüm güzel ruhlara saygıyla...
ALLAH DEVLETE VE MİLLETE ZEVAL VERMESİN.
Devamı devlet, Nasibi cennet, Bekayı imân, Rızayı Rahman..
Baki Selam ve Dua ile.
MUSTAFA GÖKTAŞ
Gazeteci / Yazar ve İktisatçı (Meslekte 43 yıl)
https://www.instagram.com/mustafagoktas6468/
İlginizi Çekebilir
GAZETECİ YAZAR MUSTAFA GÖKTAŞ YAZDI: Toplumsal Mutabakatın ve Güçlü Geleceğin Mimarı: Çerçeve Yasa
Araştırmacı Gazeteci Yazar ve İktisatçı, Mustafa Göktaş, YAZDI: Toplumsal Mutabakatın ve Güçlü Geleceğin Mimarı: Çerçeve Yasa
GAZETECİ YAZAR MUSTAFA GÖKTAŞ YAZDI: Adalet Bakanımız Bu İşleri Çözecektir!
Araştırmacı Gazeteci Yazar ve İktisatçı, Mustafa Göktaş, YAZDI: Adalet Bakanımız Bu İşleri Çözecektir!
GAZETECİ YAZAR MUSTAFA GÖKTAŞ YAZDI: 12 Ağustos Uluslararası Gençlik Günü, Öyle mi?
Araştırmacı Gazeteci Yazar ve İktisatçı, Mustafa Göktaş, GÜNÜN ANLAM VE ÖNEMİNE BİNAEN YAZDI: 12 Ağustos Uluslararası Gençlik Günü, Öyle mi?
GAZETECİ YAZAR MUSTAFA GÖKTAŞ YAZDI: Köklerimizden Geleceğe: Barış, Birlik ve Aydınlık Yarınlar
Araştırmacı Gazeteci Yazar ve İktisatçı, Mustafa Göktaş, GÜNÜN ANLAM VE ÖNEMİNE BİNAEN YAZDI: Köklerimizden Geleceğe: Barış, Birlik ve Aydınlık Yarınlar
GAZETECİ YAZAR MUSTAFA GÖKTAŞ YAZDI: Tarihin Aynasında Hüzünle Başlayan, Direnişle Yazılan Bir Kader Çizgisi: 10 Ağustos
Araştırmacı Gazeteci Yazar ve İktisatçı, Mustafa Göktaş, GÜNÜN ANLAM VE ÖNEMİNE BİNAEN YAZDI: Tarihin Aynasında Hüzünle Başlayan, Direnişle Yazılan Bir Kader Çizgisi: 10 Ağustos
Hizmetin, Vicdanın ve Liyakatin Adı: Toplum İçin Yaşayan Bir Örnek: Uzm. Dr. Halil Nacar
Geçtiğimiz hafta Adana ilinde Ekonomik, Sosyolojik yönde 4 gün süren bir dizi çalışma yaptım. Bu çalışmalarım sonunda, 7.8.2026 Cuma günü, ilde çalışmalar yaptığım sırada, adını toplumun değişik kesimlerinde sık sık övgü ile duyduğum İl sağlık Müdürü Dr. Halil Nacar’a da uğradım. Ziyaretim esnasında göstermiş olduğu misafirperverlik ve engin gönüllülüğünden dolayı, ayrıca Adana ilinde 4 günlük yaptığım saha çalışmasından sonra bu yazıyı kaleme almak farz oldu: