H.Ufuk SÖYLEMEZ

H.Ufuk SÖYLEMEZ

Mail: usoylemez@gmail.com

İlk günahı mı, Yoksa esas günahı mı yazsak?

Son günlerde serbest piyasa ekonomisine ne kadar da bağlı olduklarını, yabancı yatırımcılara video konferanslarla beyan ve taahhüt ediyor ekonomi yönetimi.
Ama gelin görün ki, yaptıklarıyla ise giderek daha fazla kambiyo kontrolünü hayata geçiriyorlar adeta adım adım.
An itibariyle hibrit yani melez bir kambiyo rejimi uygulanıyor.
Ne deve ne de kuşa benzemeyen bir garip kambiyo rejimi yani. Okurlarımız, dostlarımız ve ekonomi-politik yazılarımızı ve yorumlarımızı izleyenlerden corona günlerinde, salgının ekonomiye bugün ve gelecekteki muhtemel etkilerini, alınan ve alınması gereken tedbirleri konu alan son yazılarımızın yanı sıra, ülke siyasetindeki gidişata ilişkin “demokratik merkezin” görüş ve düşüncelerini de paylaşmamı isteyen talepler ve sorular da geliyor.

*
Ekonomi ve politika birbirinden ayrılamaz. Bir madalyonun iki yüzü gibidirler.
Ama COVID-19 salgınının dünyayı ve ülkemizi sardığı ve sarstığı son haftalarda önce can, sonra da mal derdine düşen insanlığın bu önceliği, kaçınılmaz olarak politikayı, siyasi tartışmaları ve mücadeleyi gölgede ve geride bıraktı.
Kuşkusuz ki, salgının kontrol altına alınmasını ve/veya etkili bir ilaç ya da aşı geliştirilmesini takiben sıcak gündem ekonomi olacak uzunca süre.
Çünkü artık yeni normal denilen ve yakın gelecekte başlayacak olan dönemde, coronakoma’ya giren ve girecek olan ekonomilerin sürüklendiği ağır ve vahim tabloyla daha da yoğun karşı karşıya kalacak tüm dünya.
Ben, ekonomi-politik bu durumu incelemeyi, ekonomik bir deyim olan “ilk günah” (orginal Sin)’den esinlenerek ilk günah (ekonomi) ve esas günah olarak (politika) olarak, 2 bölüme ayırmak ve tartışmak istiyorum bu kez.

*
İlk günah (veya The Original Sin) gelişmekte olan ve fakat ne hikmetse yıllardır bir türlü gelişemeyen Türkiye ve benzeri ekonomilerde hatalı politikalar, azalan rezervler ve değer yitiren milli para karşısında yeterli dış borçlanma yapılamaması nedeniyle, “dövizle iç borçlanma” yapmaya yönelmek olarak tanımlanabilir kabaca.
Türkiye’de döviz ve altın cinsinden iç borçlanma, 2008 yılından beri ilk defa bugünkü 20 milyar dolara yaklaşan seviyelere yükseldi. İhtiyatsız, gelişi güzel günübirlik hatalı ekonomik kararlar, Hazineyi dövizle iç borçlanmaya yine yeniden sürükledi maalesef.
Bir yandan 2018’de “sıfır” olan kambiyo işlemlerinden alınan Banka Sigorta Muamele Vergisini (BSMV) 2019 yılında önce binde 2’ye, 24 Mayıs 2020 tarihinde de bir anda %1’e yükseltecek, bir nevi Tobin vergisi getirecek ve döviz satışı üzerinden vergi salacaksınız. Diğer yandan, gerçek kişiler için finansman bonolarının getirilerinden alınan %10 oranındaki stopajı %15’e yükselteceksiniz. Yani insanları bu suretle bir manada caydırıp, döviz ve altına yönlendireceksiniz.

*
İlk günahın örneği ise, TL faiz oranlarını %8’e düşürüp, insanların tasarruflarının enflasyon karşısında erimesine negatif faiz vererek seyirci kalmasını isteyecekseniz. Öte yandan 27 Mayıs 2020 tarihinde  yıllık %3,5 faiz getirili dolar ve Euro cinsinden Devlet İç Borçlanma Senedi ve Kira Sertifikası ihraç edileceğini açıklayacaksınız. Yani içeride, insanları dolarla tasarrufa teşvik edeceksiniz. Dolarizasyonu arttıracaksınız.
Böylece çelişkili kararları, aynı ay hatta aynı hafta içinde alarak, büyük bir kafa karışıklığına, güvensizliğe ve kredibilite kaybına zemin hazırlayacaksınız.

*
Esas günah ise, Türk milletini İhvancılarla-Sorosçular, bölücülerle-gericiler arasında bir tercih yapmaya zorlayacak, siyasi mühendislik adımları ve planlarının vizyona konulmak istenmesidir.
Milletin büyük çoğunluğunun, laik-demokratik bir hukuk devleti olan ve olması gereken Atatürk Cumhuriyetine gönülden bağlı olduğu bu topraklarda”esas günah” işte bu kabul edilemez siyasi mühendislik girişimleridir bence.
Ama bunu tartışmak için henüz zamanımız var. Ekonomideki “ilk günah” ise işlenmiş vaziyette ne yazık ki.
O nedenle “ilk günahı mı, yoksa esas günahı mı” yazıp, konuşup tartışmalıyız diye sordum...