© Haberanaliz.net 2005

GAZETECİ YAZAR MUSTAFA GÖKTAŞ YAZDI: CUMHURİYETİN İKİNCİ YÜZYILINDA SORUMLULUĞUMUZ

Araştırmacı Gazeteci Yazar ve İktisatçı, Mustafa Göktaş günün anlam ve önemine binaen yazdı: CUMHURİYETİN İKİNCİ YÜZYILINDA SORUMLULUĞUMUZ

Geçmişimizle gurur duymak, bugünümüzü sorgulamaya; bugünümüzü sorgulamak ise geleceğimizi daha güçlü kurmaya engel değildir. 29 Ekim 1923, Türk milletinin tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biridir. Cumhuriyetin ilanı, yalnızca bir yönetim biçiminin değişmesi değil; egemenliğin kaynağının millete dayandırılması, vatandaşlık bilincinin güçlendirilmesi ve çağdaş bir devlet inşa etme iradesinin ortaya konulmasıdır. Cumhuriyet, bize yalnızca bir devlet yönetimi değil, aynı zamanda bir sorumluluk da bırakmıştır: Aklı ve bilimi rehber edinmek, hukukun üstünlüğünü korumak, üretmek, çalışmak, adaleti gözetmek ve gelecek nesillere daha güçlü bir ülke teslim etmek.

GEÇMİŞİMİZDEN GÜÇ ALARAK GELECEĞİ İNŞA ETMEK

Aradan geçen bir asrı aşkın zamanın ardından bugün kendimize samimiyetle şu soruyu sormalıyız: “Cumhuriyetin kuruluşunda ortaya konulan hedeflerin ne kadarını gerçekleştirdik, hangi alanlarda ilerledik, hangi alanlarda geride kaldık ve gelecek kuşaklara nasıl bir Türkiye bırakacağız?” Bu soru, geçmişimizi küçümsemek için değil, geleceğimizi büyütmek için sorulmalıdır.

Cumhuriyet bize ne kazandırdı?

Cumhuriyetin en büyük kazanımı, egemenliğin millete ait olduğu ilkesinin devlet yönetiminin temeline yerleştirilmesidir. Devletin varlık sebebi millet, yönetenlerin meşruiyet kaynağı ise milletin iradesidir. Bu anlayış, vatandaşın yalnızca yönetilen bir kişi değil, ülkesinin geleceğinde söz ve sorumluluk sahibi bir birey olması demektir. Cumhuriyetle birlikte hukuk, eğitim, toplumsal hayat, ekonomi ve devlet teşkilatı alanlarında önemli dönüşümler gerçekleştirilmiştir. Kadınların siyasal ve toplumsal hayata katılımı için önemli adımlar atılmış, eğitim sistemi yeniden düzenlenmiş, hukuk düzeni çağdaşlaştırılmış, ekonomik bağımsızlık hedefi doğrultusunda sanayileşme hamleleri başlatılmıştır. Elbette bu kazanımlar bir günde tamamlanmamış, her alanda aynı ölçüde gerçekleşmemiştir. Cumhuriyetin temel ilkelerinin hayata geçirilmesi, her kuşağın kendi döneminde üstlenmesi gereken bir görev olmuştur. Çünkü bir hakkın kanunlarda yazılı olması kadar, günlük hayatta korunması da önemlidir. Bir ülkede seçimlerin yapılması kadar, millet iradesinin bütün kurumlarda saygı görmesi de önemlidir. Eğitim kurumlarının bulunması kadar, çocuklara nitelikli eğitim sunulması da önemlidir. Cumhuriyetin gerçek başarısı, yalnızca geçmişte atılan adımlarla değil, bu adımların bugün vatandaşın hayatında ne ölçüde karşılık bulduğuyla ölçülmelidir.

Osmanlı'dan Selçuklu'ya, oradan Cumhuriyet'e: Tarihimiz bir bütündür

Milletlerin tarihleri, birbirinden kopuk sayfalardan oluşmaz. Selçuklu'dan Osmanlı'ya, Osmanlı'dan Millî Mücadele'ye ve Cumhuriyet'e uzanan tarihimiz; farklı dönemleri, farklı yönetim biçimlerini, büyük başarıları, acı tecrübeleri ve önemli dersleri içinde barındırır. Selçuklu'nun devlet ve medeniyet birikimini, Osmanlı'nın asırlar boyunca oluşturduğu kurumsal ve kültürel mirası, Anadolu'nun ortak yaşam tecrübesini ve Cumhuriyetin modernleşme idealini birbirine düşman görmek, tarihimize dar bir pencereden bakmak olur. Tarihimizin her döneminde övünülecek başarılar kadar, üzerinde düşünülmesi gereken hatalar da vardır. Olgun bir millet, geçmişini ne bütünüyle kutsallaştırır ne de bütünüyle reddeder. Başarılarından güç alır, yanlışlarından ders çıkarır. Osmanlı'yı anmak Cumhuriyet'e mesafeli olmayı, Cumhuriyet'i savunmak da Osmanlı'yı yok saymayı gerektirmez. Selçuklu'nun mirası, Osmanlı'nın tecrübesi ve Cumhuriyetin kazanımları, doğru değerlendirildiğinde birbirini dışlayan değil, tarihî hafızamızı zenginleştiren unsurlardır.

Ancak geçmişe saygı, geçmişte yaşamak anlamına gelmez.

Atalarımıza duyduğumuz saygının en anlamlı ifadesi, onların bize bıraktığı mirası korurken çağın gerektirdiği bilgiye, teknolojiye, üretime ve adalete ulaşmaktır. Ecdadımızın başarılarıyla övünürken, bugünün dünyasında hangi alanlarda öne çıktığımızı da sormalıyız. Asıl mesele, geçmişte ne kadar büyük olduğumuzu anlatmak değil, bugün ne kadar güçlü, adil, üretken ve müreffeh bir ülke olduğumuzu gösterebilmektir.

Bir asrın ardından: Neleri başardık, neleri eksik bıraktık?

Türkiye, Cumhuriyet döneminde önemli bir mesafe almıştır. Eğitimden sağlığa, ulaşımdan iletişime, sanayiden savunma teknolojilerine kadar birçok alanda kayda değer gelişmeler yaşanmıştır. Ülkenin fiziki altyapısı genişlemiş, üretim kapasitesi artmış, yükseköğretime erişim yaygınlaşmış ve Türkiye uluslararası ilişkilerde önemli bir aktör olmayı sürdürmüştür. Bunlar küçümsenecek kazanımlar değildir. Fakat yapılanları takdir etmek, eksikleri görmemize engel olmamalıdır. Bugün gençlerimizin gelecek kaygısı taşıdığı, geçim sıkıntısının birçok aileyi zorladığı, eğitimde fırsat eşitliğinin tartışıldığı, nitelikli insanlarımızın yurt dışında gelecek arayabildiği bir gerçektir. Hukuka güven, kurumların tarafsızlığı, liyakat, gelir dağılımı, bilimsel üretim ve toplumsal dayanışma gibi alanlarda daha güçlü bir yapıya ihtiyaç duyuyoruz. Bunları dile getirmek karamsarlık değildir. Tam tersine, ülkesini önemseyen bir yurttaşın sorumluluğudur. Bir ülkenin gücü yalnızca yollarının uzunluğu, binalarının yüksekliği veya savunma araçlarının sayısıyla ölçülemez. Bunların yanında adaletin ne kadar işlediği, insanlarının ne kadar güvende olduğu, gençlerinin hayal kurup kuramadığı, bilim insanlarının ne kadar özgür çalışabildiği ve emeğin karşılığını ne ölçüde alabildiği de önemlidir. Bir devletin gerçek gücü, vatandaşının devlete duyduğu güvenle; bir toplumun gerçek zenginliği ise yalnızca sahip olduğu parayla değil, yetiştirdiği insanın niteliğiyle de ölçülür. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında temel hedefimiz, yalnızca büyüyen değil; aynı zamanda adil, özgür, üretken ve insanına güven veren bir Türkiye olmalıdır.

İdari değişiklikler tek başına başarı ölçüsü değildir

Geçmişten bugüne devletin yönetim biçiminde, idari yapısında ve karar alma süreçlerinde çeşitli değişiklikler yapılmıştır. Bu değişikliklerin sonuçlarını değerlendirirken kişilere bağlı övgü veya yergilerden çok, somut sonuçlara bakmalıyız. Bir idari düzenleme ülkeye ne kazandırdı? Kararların daha hızlı alınmasını sağladı mı? Kamu kaynaklarının daha verimli kullanılmasına katkı sundu mu? Bürokratik işlemleri azalttı mı? Hesap verebilirliği ve hizmet kalitesini artırdı mı? Vatandaşın hak arama imkânlarını güçlendirdi mi? Bu soruların cevapları, siyasi tercihlerden bağımsız olarak araştırılmalı ve tartışılmalıdır. İyi işleyen bir devlet, yalnızca hızlı karar alan değil, doğru karar alan devlettir. Güçlü bir yönetim, yalnızca yetkileri merkezileştiren değil, yetkilerini hukuk içinde kullanan ve sonuçlarının hesabını verebilen yönetimdir. Merkezî yönetimin koordinasyon kabiliyeti kadar yerel ihtiyaçların dikkate alınması, kamu görevlilerinin liyakatle seçilmesi, denetim mekanizmalarının işlemesi ve vatandaşın yönetime güven duyması da önemlidir. Hiçbir idari model, tek başına kalkınmanın veya başarının garantisi değildir. Sonucu belirleyen; kurumların niteliği, kuralların uygulanması, insan kaynağının kalitesi ve kamu yararının ne ölçüde gözetildiğidir. Bu nedenle devletin başarısını, kimin yönettiğinden önce, yönetimin millete ne kazandırdığı üzerinden değerlendirmeyi öğrenmeliyiz.

Ekonomik bağımsızlık, üretmekle ve değer yaratmakla mümkündür

Cumhuriyetin kuruluş yıllarında ekonomik bağımsızlık, siyasi bağımsızlığın vazgeçilmez şartlarından biri olarak görülmüştür. Çünkü kendi temel ihtiyaçlarını karşılayamayan, üretim kapasitesi sınırlı olan ve dış kaynaklara aşırı bağımlı kalan bir ülkenin hareket alanı da daralır. Bugün de aynı gerçeğin farklı bir biçimiyle karşı karşıyayız. Güçlü bir Türkiye için tarımda verimliliği artırmalı, çiftçimizin emeğini korumalı, sanayimizi ileri teknolojiyle buluşturmalı, enerji alanında dışa bağımlılığımızı azaltmalı ve bilimsel araştırmaları ekonomik değere dönüştürmeliyiz. Yalnızca tüketen değil, tasarlayan; yalnızca ithal eden değil, geliştiren; yalnızca ham madde satan değil, yüksek katma değerli ürünler üreten bir ülke olmalıyız. Küçük ve orta ölçekli işletmelerin gelişmesi, girişimciliğin desteklenmesi, kadınların ekonomik hayata katılımının artırılması, gençlerin önünün açılması ve emeğin karşılığını alması bu hedefin temel parçalarıdır. Ancak üretim yalnızca fabrikalardan ibaret değildir. Bilgi, yazılım, mühendislik, tasarım, sağlık, eğitim, kültür ve yaratıcı endüstriler de çağımızın üretim alanlarıdır. Ekonomik kalkınma için istikrarlı kurallar, öngörülebilir bir ekonomik ortam, adil rekabet, güçlü mesleki eğitim ve kamu kaynaklarının verimli kullanılması gerekir. Bir ülke, insanının emeğini ve aklını değerlendirebildiği ölçüde zenginleşir. Gençleri iş bulamadığı, çiftçisi emeğinin karşılığını alamadığı, girişimcisi önünü göremediği, bilim insanı araştırmasına yeterli imkân bulamadığı zaman sahip olduğu potansiyeli tam anlamıyla kullanamaz. Refah, yalnızca rakamların büyümesi değil, büyümenin vatandaşın hayatında hissedilmesidir.

Hukukun üstünlüğü, özgürlüğün ve güvenin temelidir

Cumhuriyetin değerlerini yaşatmak istiyorsak hukuku yalnızca başkalarından beklenen bir düzen olarak görmemeliyiz. Hukuk, hepimizin güvencesi olmalıdır. Adalet, bir insanın siyasi görüşüne, inancına, kökenine, ekonomik durumuna veya toplumsal çevresine göre değişmemelidir. Haklı olanın hakkını arayabildiği, suç isnat edilen herkesin adil yargılanma hakkından yararlandığı, kamu gücünün denetlendiği ve kuralların herkese eşit uygulandığı bir düzen kurulmalıdır. Hukukun üstünlüğü, yalnızca mahkemelerin meselesi değildir. Eğitimden ekonomiye, kamu yönetiminden gündelik ilişkilere kadar her alanda güven ortamını besler. İnsanlar haklarının korunacağına inandığında yatırım yapar, girişimde bulunur, düşüncesini açıklar ve geleceğe daha güvenle bakar. Özgürlük de sorumlulukla birlikte anlam kazanır. Düşünceyi ifade etme hakkı, başkalarının haklarını ortadan kaldırma hakkı değildir. İnanç özgürlüğü, başkasının inancına müdahale etme yetkisi vermez. Farklı düşünmek, düşman olmak anlamına gelmez. Cumhuriyetin bize öğrettiği yurttaşlık bilinci, aynı ülkenin insanları olarak birbirimizin haklarını savunabilmeyi gerektirir.

Eğitimde hedefimiz diploma değil, nitelikli insan yetiştirmek olmalıdır

Bir ülkenin geleceğini belirleyen en önemli unsur, yetiştirdiği insandır. Gençlerimize yalnızca sınav kazanmayı değil, düşünmeyi, sorgulamayı, araştırmayı, üretmeyi ve sorun çözmeyi öğretmeliyiz. Onlara ezberlenmiş cevaplardan çok doğru sorular sormanın değerini anlatmalıyız. Eğitim sistemi, çocukların doğdukları aileye veya yaşadıkları bölgeye göre değil, yeteneklerine ve emeklerine göre gelişebilmelerine imkân tanımalıdır. Öğretmenlik mesleğinin saygınlığı güçlendirilmeli, okullar arasındaki imkân farklılıkları azaltılmalı, mesleki ve teknik eğitim çağın ihtiyaçlarına uygun hâle getirilmeli, üniversiteler bilimsel üretimin merkezleri olmalıdır. Gençlere yalnızca yurt dışına gitmemelerini söylemek yeterli değildir. Onlara burada nitelikli eğitim, adil fırsatlar, özgür araştırma ortamı ve geleceklerini kurabilecekleri bir ülke sunmak gerekir. Gençlerimizi sevmek, onları sürekli eleştirmek değil; potansiyellerini ortaya çıkarabilecekleri şartları hazırlamaktır. Onlardan ülkeye bağlılık bekliyorsak, ülkenin de onların emeğine, düşüncesine ve hayallerine değer vermesi gerekir.

Laiklik ve ortak yaşam kültürü, toplumsal huzurun güvencesidir

Türkiye'nin farklı inançlardan, farklı düşüncelerden, farklı hayat tarzlarından ve farklı kültürel geçmişlerden gelen vatandaşları vardır. Bu çeşitlilik, doğru yönetildiğinde toplumsal zenginliğimizdir. Laiklik, devletin bütün vatandaşlarına eşit mesafede durabilmesinin ve inanç özgürlüğünün korunmasının temel ilkelerinden biridir. İnsanların inançlarını özgürce yaşayabilmesi kadar, inanmama veya farklı düşünme haklarının da korunması önemlidir. Kimse inancından dolayı üstün veya aşağı görülmemeli; kimse düşüncesinden, yaşam tarzından ya da kökeninden dolayı dışlanmamalıdır. Toplumsal barış, herkesin aynı düşünmesiyle değil, farklılıklarına rağmen ortak bir gelecek kurabilmesiyle sağlanır. Bizi bir arada tutan yalnızca ortak geçmişimiz değildir. Ortak geleceğimiz, birbirimize karşı sorumluluğumuz ve eşit vatandaşlık temelinde kurduğumuz bağ da en az onun kadar önemlidir. Birbirimizi değiştirmeye çalışmadan önce anlamayı, suçlamadan önce dinlemeyi, ayrıştırmadan önce ortak noktalarımızı görmeyi öğrenmeliyiz. Çünkü bir ülkenin insanları birbirine güvenmiyorsa, dışarıya karşı ne kadar güçlü görünürse görünsün, içeride önemli bir dayanaktan yoksun demektir.

Dünyada güçlü ve saygın bir Türkiye için ne yapmalıyız?

Türkiye'nin hedefi, yalnızca kendi bölgesinde etkili bir ülke olmakla sınırlı kalmamalıdır. Bilimde, teknolojide, sanayide, eğitimde, kültürde, diplomaside ve insan haklarında dünyayla yarışabilen bir ülke olmayı hedeflemeliyiz. Bunun için:

- Bilimi ve teknolojiyi merkeze almalıyız. Araştırma ve geliştirmeye daha fazla önem vermeli, üniversite-sanayi iş birliğini güçlendirmeli, bilimsel düşünceyi günlük hayatın parçası hâline getirmeliyiz.

- Üretimi ve verimliliği artırmalıyız. Tarımda, sanayide ve hizmet sektöründe kaynaklarımızı daha etkin kullanmalı, katma değeri yüksek ürünlere yönelmeliyiz.

- Liyakati esas almalıyız. Kamu görevlerinde, eğitimde ve meslek hayatında bilgi, yetenek, emek ve dürüstlük belirleyici olmalıdır.

- Adalete ve kurumlara güveni güçlendirmeliyiz. Kuralların öngörülebilir, denetimin etkili ve hesap verebilirliğin gerçek olduğu bir kamu yönetimi kurmalıyız.

- Demokratik katılımı geliştirmeliyiz. Vatandaşların karar süreçlerine katkıda bulunabildiği, eleştirinin düşmanlık sayılmadığı, farklı görüşlerin dinlendiği bir siyasal kültürü güçlendirmeliyiz.

- Kadınların ve gençlerin potansiyelini değerlendirmeliyiz. Toplumun yarısının veya genç kuşakların imkânlarını sınırlayan bir ülke, kendi gücünü de sınırlandırır.

- Çevremizi ve doğal kaynaklarımızı korumalıyız. Kalkınmayı gelecek kuşakların yaşam hakkını gözeterek planlamalıyız.

- Barışçı ve ilkeli bir dış politika izlemeliyiz. Millî çıkarlarımızı korurken uluslararası hukuku, diplomasi kanallarını ve bölgesel istikrarı önemsemeliyiz.

Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi, yalnızca bir temenni değil, barışın ve güvenliğin ülkenin kalkınması açısından taşıdığı önemi hatırlatan bir devlet anlayışıdır.

Güçlü olmak, sürekli çatışmak değildir. Gerçek güç, gerektiğinde kendini savunabilmek kadar sorunları akıl, diplomasi ve iş birliği yoluyla çözebilme kapasitesine de sahip olmaktır.

Cumhuriyet yalnızca devletin değil, her birimizin sorumluluğudur

Bütün sorumluluğu devlete, hükümetlere veya siyasetçilere yüklemek kolaydır. Oysa ülkenin geleceği, yönetenlerle yönetilenlerin ayrı ayrı ve birlikte üstlendiği sorumluluklarla şekillenir. Devlet yönetenler hukuka bağlı kalmalı, kamu kaynaklarını milletin emaneti olarak görmeli ve hesap verebilmelidir. Siyasetçiler toplumu ayrıştırmak yerine ortak hedeflerde buluşturmalı; eleştiriyi bir tehdit değil, yönetimi geliştiren bir imkân olarak değerlendirmelidir. Fakat vatandaşlar olarak bizlerin de sorumlulukları vardır. Vergi vermek, kurallara uymak, kamu malını korumak, çevreyi temiz tutmak, başkalarının haklarına saygı göstermek, seçimlerde bilinçli karar vermek ve yanlış gördüğümüz uygulamaları demokratik yollarla eleştirmek yurttaşlığın parçalarıdır. İşini dürüst yapan bir esnaf, öğrencisine emek veren bir öğretmen, toprağını verimli kullanan bir çiftçi, bilim üreten bir araştırmacı, adaletle karar veren bir hâkim, sorumlulukla görev yapan bir kamu çalışanı ve çevresine saygılı bir genç, ülkenin gelişmesine katkıda bulunur. Vatan sevgisi yalnızca bayrak törenlerinde söylenen sözlerden ibaret değildir. İşini iyi yapmak, kamu hakkını gözetmek, üretmek, öğrenmek ve yaşadığı topluma fayda sağlamak da vatan sevgisinin somut ifadeleridir. Bir ülkenin geleceğini yalnızca büyük projeler değil, milyonlarca insanın her gün yaptığı küçük ama doğru tercihler de belirler.

Gençlere bırakacağımız en önemli miras

Sevgili gençler, Sizlere yalnızca geçmişin başarılarını anlatmakla yetinemeyiz. Sizlere daha adil, daha özgür, daha üretken ve daha güvenli bir ülke bırakmak zorundayız. Fakat sizler de bu ülkenin yalnızca geleceği değil, bugününün de sorumlularısınız. Tarihinizi öğrenin. Selçuklu'yu, Osmanlı'yı, Millî Mücadele'yi ve Cumhuriyet'i bütün yönleriyle tanıyın. Geçmişinizi öğrenirken farklı kaynakları okuyun, araştırın ve sorgulayın. Hiçbir dönemi yalnızca övgüyle veya yalnızca eleştiriyle değerlendirmeyin. Bilime inanın, teknolojiyi takip edin, yabancı dil öğrenin, meslek sahibi olun, üretin ve kendinizi geliştirin. Başarıyı yalnızca makamda, parada veya şöhrette aramayın. Dürüstlüğü, karakteri ve topluma faydayı da başarının bir parçası sayın. Farklı düşünen insanlardan korkmayın. Bir düşünceyi savunmanın en güçlü yolu, karşıt görüşleri susturmak değil, kendi düşüncenizi bilgiyle ve sağlam gerekçelerle anlatabilmektir. Ülkenizin sorunlarını görün ama umudunuzu kaybetmeyin. Eksikleri eleştirin ama çözüm üretmekten de kaçınmayın. Dünyayla rekabet edin, fakat insanlığın ortak değerlerine de katkıda bulunun. Unutmayın: Bir ülke, gençlerine yalnızca geçmişinden söz ederek değil, geleceğinde yer açarak güçlenir.

Özetleyecek olursam, Cumhuriyetin fazileti, onu her kuşakta yeniden yüceltmektir

Cumhuriyetin ilanının üzerinden bir asırdan fazla zaman geçti. Bu süre içinde önemli kazanımlar elde ettik; büyük zorluklar yaşadık, hatalar yaptık, eksikler bıraktık ve yeni imkânlar kazandık. Bugün yapmamız gereken, geçmişi siyasi tartışmaların dar alanına hapsetmek değildir. Cumhuriyeti savunmakla tarihimize sahip çıkmayı, millî değerlerimizi korumakla evrensel değerleri benimsemeyi, ülkemizi sevmekle eksiklerini dile getirmeyi birbirine karşıt görmemeliyiz. Cumhuriyet, yalnızca bir tarihin veya bir kuşağın eseri olarak anılmamalıdır. Her kuşakta hukukla, bilimle, eğitimle, üretimle, özgürlükle ve toplumsal dayanışmayla güçlendirilmesi gereken ortak bir emanettir. Osmanlı'nın ve Selçuklu'nun tarihî birikiminden güç alarak Cumhuriyetin kazanımlarını korumak; bu kazanımları daha ileri taşımak ise bizim sorumluluğumuzdur. Daha müreffeh bir Türkiye istiyorsak daha çok çalışmalı, daha nitelikli üretmeli ve kaynaklarımızı daha iyi değerlendirmeliyiz. Daha güçlü bir Türkiye istiyorsak adaleti, liyakati ve kurumlara güveni geliştirmeliyiz. Daha özgür bir Türkiye istiyorsak farklı düşüncelere tahammül etmeyi, hakları korumayı ve demokratik sorumluluklarımızı yerine getirmeyi öğrenmeliyiz. Dünyada saygın bir ülke olmak istiyorsak yalnızca geçmişteki başarılarımızı anlatmakla yetinmemeli; bugünün biliminde, teknolojisinde, ekonomisinde, kültüründe ve insanlığın ortak geleceğinde de söz sahibi olmalıyız. Çünkü gerçek bağımsızlık, yalnızca kendi kararlarını verebilmek değil, o kararları hayata geçirecek bilgiye, üretim gücüne, adil kurumlara ve nitelikli insan kaynağına sahip olmaktır. Cumhuriyetin fazileti, milletin kendi geleceğine sahip çıkmasında; önemi, insana ve vatandaşlık bilincine verdiği değerde; gücü ise kendisini yenileyebilen, hatalarından ders çıkarabilen ve geleceğe umutla yürüyebilen bir toplum yaratma idealindedir. Gelin, geçmişimizle kavga etmeyelim; geçmişimizden ders alalım. Birbirimizi ötekileştirmeyelim; ortak geleceğimizi büyütelim. Sadece konuşan değil, çalışan; sadece eleştiren değil, çözüm üreten; sadece tüketen değil, değer yaratan bir toplum olalım.Cumhuriyetimizi, tarihimize saygı duyarak, insanımıza değer vererek, adaleti koruyarak, bilimi rehber edinerek ve üretimi artırarak yüceltelim. Çünkü gelecek, kendiliğinden gelmeyecek; bugünkü tercihlerimizle, emeğimizle ve ortak sorumluluğumuzla kurulacaktır. Ve unutmayalım:

Bir milleti büyük yapan, yalnızca geçmişinde bıraktığı izler değil, geleceğe bırakacağı eserlerdir. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında hedefimiz; geçmişiyle barışık, geleceğe güvenle bakan, adil, özgür, üretken, müreffeh ve dünyada saygın bir Türkiye olmalıdır.

Allah Devlete ve Millete Zeval Vermesin.

Devamı Devlet, Nasibi Cennet, Bekayı İmân, Rızayı Rahman..

HUBBÜL VATAN MİNEL İMAN.

Baki Selam ve Dua ile.

MUSTAFA GÖKTAŞ

Gazeteci / Yazar ve İktisatçı (Meslekte 43 yıl)

Kişisel instağram sayfam:

https://www.instagram.com/mustafagoktas6468/

WhatsApp'ta MUSTAFA GÖKTAŞ / GAZETECİ YAZAR kanalını takip edin:

https://whatsapp.com/channel/0029Vb90GoI9hXFD7F39VC2d

haberanaliz Facebook  gurubu:

https://www.facebook.com/groups/haberanaliz.net

haberanaliz X hesabı:

https://x.com/batuhansezer006

#mustafagoktas

İlginizi Çekebilir

GAZETECİ YAZAR MUSTAFA GÖKTAŞ YAZDI: Ülkemizde Madencilik Meselesi

Araştırmacı Gazeteci Yazar ve İktisatçı, Mustafa Göktaş günün anlam ve önemine binaen yazdı: Ülkemizde Madencilik Meselesi

GAZETECİ YAZAR MUSTAFA GÖKTAŞ YAZDI: Türkmenistan Bağımsızlık Günü Kutlu Olsun

Araştırmacı Gazeteci Yazar ve İktisatçı, Mustafa Göktaş günün anlam ve önemine binaen yazdı: Türkmenistan Bağımsızlık Günü Kutlu Olsun

GAZETECİ YAZAR MUSTAFA GÖKTAŞ YAZDI: 27 Ekim, Tarihin Aynasında Kardeşliğin ve Yeniden Doğuşun Günü

Araştırmacı Gazeteci Yazar ve İktisatçı, Mustafa Göktaş günün anlam ve önemine binaen yazdı: 27 Ekim, Tarihin Aynasında Kardeşliğin ve Yeniden Doğuşun Günü

GAZETECİ YAZAR MUSTAFA GÖKTAŞ YAZDI: 26 Ekim: Sağlıkta İnsan Onuru ve Tarihsel Dönüm Noktaları

Araştırmacı Gazeteci Yazar ve İktisatçı, Mustafa Göktaş günün anlam ve önemine binaen yazdı: 26 Ekim: Sağlıkta İnsan Onuru ve Tarihsel Dönüm Noktaları

GAZETECİ YAZAR MUSTAFA GÖKTAŞ YAZDI: Fikir Mimarlarımızdan Ziya Gökalp’i Vefatının Yıldönümünde Saygı ve Minnetle Anıyorum

Araştırmacı Gazeteci Yazar ve İktisatçı, Mustafa Göktaş günün anlam ve önemine binaen yazdı: Fikir Mimarlarımızdan Ziya Gökalp’i Vefatının Yıldönümünde Saygı ve Minnetle Anıyorum

GAZETECİ YAZAR MUSTAFA GÖKTAŞ YAZDI: Küresel Barışın ve İş Birliğinin Mimarı

Araştırmacı Gazeteci Yazar ve İktisatçı, Mustafa Göktaş günün anlam ve önemine binaen yazdı: Küresel Barışın ve İş Birliğinin Mimarı

TÜM HABERLER