CEZAEVLERİ, “AF”, YARGI PAKETLERİ…
Türkiye’de ceza infaz kurumlarındaki tutuklu ve hükümlü sayısı 1 Haziran 2026 itibarıyla 421 bin 583’e ulaştığı bildirildi. Cezaevi nüfusu 2015 sonundaki 177 bin 262 kişiye göre 244 bin 321 kişi artarak yüzde 137,8 yükseldi.
Çok sayıda infaz düzenlemesi çıktı, yargı paketi çıktı, covid düzenlemeleri geldi, ama bir türlü bu doluluk oranı aşağı düşmüyor. Giderek artıyor.
Cezaevlerinin yeni yapılmış olanlarını bir kenara bırakıyorum, mevcut eskiler resmen dökülüyorlar. Hijyen sorunu var, koğuşlar berbat, Isınma, barınma, yıkanma, tuvalet başta olmak üzere insanca uygarca bir yaşam söz konusu değil.
Toplumda AF beklentisi var, yıllardır var, ama bir türlü çıkmıyor. Barış süreci, terörsüz Türkiye deniyor, AF yine düşünülmüyor.
Cezaevlerinde olanların alileri permeperişan haldeler. Toplumsal mutabakat, toplumsal kalkınma, toplumsal barışın tesisi için bir şeyler yapılması lazım. Huzuru, mutluluğu, toplumsal barışı sağlamak ve Adalete güveni bir an evvel tesis etmek lazım.
Türkiye’de ceza infaz kurumlarındaki doluluk oranları, fiziki şartlar ve buna bağlı olarak gelişen toplumsal beklentiler, uzun süredir hukuki, sosyal ve ekonomik boyutlarıyla ülkenin en çetrefilli gündem maddelerinden biridir.
Paylaştığım yukarıdaki veriler ve getirdiğim eleştiriler, meselenin sadece cezaevlerinin duvarları arasında kalmadığını, dalga dalga tüm toplumu ve adalete olan güveni etkilediğini açıkça göstermektedir.
Sürekli çıkan infaz düzenlemelerine ve yeni cezaevi inşaatlarına rağmen nüfusun katlanarak artması, palyatif (geçici) çözümlerin yapısal sorunları çözmeye yetmediğinin en net kanıtıdır.
Toplumsal barışı, huzuru ve adalete olan güveni yeniden tesis etmek için tek bir sihirli değnek (örneğin sadece bir af yasası) yeterli olmayacaktır. Bunun yerine çok boyutlu ve köklü bir reform silsilesine ihtiyaç vardır:
1. Ceza Adaleti Sisteminde Yapısal Reformlar: Sadece sonuçla (cezaevindeki insan sayısı) değil, sebeple (suçluluk ve yargılama pratikleri) mücadele edilmelidir.
Tutuklu Yargılama İstisnai Olmalı: Türkiye'de tutukluluk oranları oldukça yüksektir. Anayasal bir ilke olan "tutuksuz yargılama" esas, tutuklama ise gerçekten son çare olmalıdır. Adli kontrol mekanizmaları (elektronik kelepçe, yurt dışı yasağı vb.) çok daha etkin kullanılmalıdır.
Alternatif İnfaz Yöntemleri: Kısa süreli hapis cezaları yerine kamuya yararlı işlerde çalıştırma, denetimli serbestlik ve yüksek para cezaları gibi cezaevi nüfusunu artırmayacak modern infaz yöntemleri yaygınlaştırılmalıdır.
Suç Politikalarının Yeniden Değerlendirilmesi: Her toplumsal sorunu yeni bir hapis cezası maddesiyle çözmeye çalışmak yerine, suçun önlenmesine yönelik koruyucu ve önleyici politikalara bütçe ve mesai harcanmalıdır.
2. İnsani Koşulların İyileştirilmesi ve Hak Temelli Yaklaşım: Cezaevindeki bir insanın özgürlüğü kısıtlanmıştır, ancak insan onuruna yaraşır bir şekilde yaşama hakkı elinden alınamaz.
Asgari Standartların Sağlanması: Bahsettiğiniz hijyen, ısınma, sıcak su, beslenme ve yatak kapasitesi yetersizliği gibi kronik sorunlar ivedilikle çözülmelidir. Koğuşların aşırı kalabalık olması, hem mahkûmlar hem de infaz koruma memurları için ciddi güvenlik ve psikolojik riskler barındırmaktadır.
Sağlık Hizmetlerine Erişim: Ağır hasta, yaşlı ve çocuklu kadın mahkûmların durumları insani ve hukuki açıdan infaz erteleme veya tahliye yönünde daha esnek ve vicdani kriterlerle ele alınmalıdır.
3. Toplumsal Mutabakat ve Af Tartışmaları: Toplumda uzun süredir bir af veya kapsamlı bir infaz indirimi beklentisi olduğu bir gerçek. Ancak geçmiş tecrübeler gösteriyor ki, alt yapısı hazırlanmadan çıkarılan af yasaları suç oranlarını kalıcı olarak düşürmüyor; aksine adalet duygusunu zedeleyebiliyor.
Geniş Katılımlı Bir Mutabakat: Eğer toplumsal barış adına bir adım atılacaksa; bu karar kapalı kapılar ardında değil; baroların, akademisyenlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve en önemlisi suç mağdurlarının da görüşleri alınarak, şeffaf bir toplumsal mutabakatla şekillendirilmelidir.
Kader Mahkûmları ve Ailelerin Durumu: Suç işleyen kişinin cezasını çekerken arkada bıraktığı ailesinin (özellikle çocukların) derin bir yoksulluk ve dışlanmışlıkla baş başa kalması, zincirleme sosyal sorunlar doğurur. Mahkûm ailelerine yönelik psikososyal ve ekonomik destek mekanizmaları kurulmalıdır.
4. Gerçekçi Bir Yeniden Sosyalleştirme (Rehabilitasyon): Cezaevlerinin temel amacı sadece "cezalandırmak" değil, bireyi topluma yeniden kazandırmak olmalıdır. Türkiye'de cezaevinden çıkanların yeniden suç işleme oranı oldukça yüksektir.
Eğitim ve İstihdam: Cezaevleri birer "suç akademisi" olmaktan çıkarılıp, meslek edindirme merkezlerine dönüştürülmelidir.
Sabıka Kaydı Bariyeri: Tahliye olan kişilerin toplumda iş bulabilmesi ve hayatını idame ettirebilmesi için hukuki kolaylıklar sağlanmalı, sosyal hayata adaptasyonları takip edilmelidir. Aksi takdirde sistem, kişiyi tekrar cezaevine dönmeye zorlamaktadır.
Kısacası; Adalete olan güveni tesis etmek, cezaevlerinin kapısını kilitlemekle veya sadece duvarlarını büyütmekle mümkün değildir. Çözüm; yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığını güçlendirmekten, tutuklamayı ceza olarak görmekten vazgeçmekten ve cezaevindeki insana "hükümlü" olmanın ötesinde "insan" olarak yaklaşan onurlu bir sistem inşa etmekten geçer.
ALLAH DEVLETE VE MİLLETE ZEVAL VERMESİN.
Devamı devlet, Nasibi cennet, Bekayı imân, Rızayı Rahman..
Baki Selam ve Dua ile.
MUSTAFA GÖKTAŞ
Gazeteci / Yazar ve İktisatçı (Meslekte 43 yıl)
Çevre Ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER) Genel Başkanı
























