RECEP TAYYİP ERDOĞAN’A AYIP EDİYORSUNUZ!
Türkiye çok önemli günlerden geçiyor. Halen bir kesim, önünü arkasını düşünmeden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı acımasız eleştiriyor.
Türkiye’nin yakın tarihine bakıldığında, Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı dönemlerinin ülkenin çehresini, altyapısını ve dış politika vizyonunu kökten değiştiren bir dinamizme sahip olduğu yadsınamaz bir gerçektir.
Siyasetin doğası gereği her lider eleştirilir ve hiçbir yönetim hatasız değildir.
Ancak yapılan eleştirilerin yapıcı bir boyuttan çıkıp topyekûn bir inkâra dönüşmesi, ülkeye kazandırılan değerlere karşı büyük bir haksızlıktır.
Özellikle dün anılan 15 Temmuz hain darbe girişiminin yıl dönümü vesilesiyle, Türkiye’nin içinden geçtiği zorlu süreçleri ve bu süreçlerde sergilenen liderlik iradesini daha soğukkanlı ve objektif bir teraziye koymak gerekir.
İşte acımasız eleştirilerin gölgesinde kalan, ancak Türkiye’nin çehresini değiştiren Cumhurbaşkanımızın o gayret ve icraatlarını size benim penceremden aktarayım:
Sessiz Devrimler ve Altyapı Atılımı: Türkiye, 2000'li yılların başından itibaren ulaşımdan sağlığa, enerjiden savunma sanayiine kadar devasa bir dönüşüm yaşadı.
Sağlıkta Dönüşüm: Bugün tüm dünyanın gıpta ile baktığı modern şehir hastaneleri ve genel sağlık sigortası sistemi, küresel krizlerde (pandemi gibi) Türkiye’nin en büyük kalkanı oldu.
Ulaşım ve Mega Projeler: Marmaray, Avrasya Tüneli, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, İstanbul Havalimanı ve ülkenin dört bir yanını saran bölünmüş yollar ile yüksek hızlı tren hatları, Türkiye'yi lojistik bir merkez üssü haline getirdi. Bunları "sadece beton" diyerek küçümsemek, modern bir devletin temel gereksinimlerini görmezden gelmektir.
Savunma Sanayiinde Yerlilik ve Bağımsızlık: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en büyük vizyonlarından biri, savunma sanayiinde dışa bağımlılığı kırmak oldu.
Bugün Türkiye; İHA ve SİHA'ları, yerli savaş gemileri (MİLGEM), milli muharip uçağı (KAAN) ve hava savunma sistemleriyle kendi göbeğini kendi kesen bir askeri güç konumundadır. Bu atılım, sadece askeri bir başarı değil; Türkiye’nin jeopolitik olarak masada kendi şartlarını dikte edebilmesini sağlayan en büyük güvencedir.
Vesayet Odaklarıyla Mücadele ve 15 Temmuz İradesi: Türkiye geçmişte askeri muhtıralarla, yargı vesayetiyle ve perde arkası aktörlerle yönetilmeye çalışılan bir ülkeydi. Erdoğan dönemi, sivil iradenin üstünlüğünün tescillendiği dönem oldu.
Bunun en somut ve en acı sınavı 15 Temmuz hain darbe girişimiydi. O gece Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın milleti meydanlara davet eden kararlı duruşu, Türkiye’de darbeler tarihinin seyrini değiştirmiştir. Liderin o gece gösterdiği cesaret ve milletin canı pahasına ortaya koyduğu irade olmasaydı, bugün çok farklı, bağımsızlığını kaybetmiş bir Türkiye ile karşı karşıya kalabilirdik. Bu gerçeği göz ardı ederek yapılan her eleştiri, tarihe karşı körleşmektir.
Dış Politikada Çok Kutupluluk ve Özgüven: Türkiye, uzun yıllar boyunca Batı eksenli ve edilgen bir dış politika izledi. Erdoğan dönemiyle birlikte, kendi çıkarlarını merkeze alan, Afrika’dan Kafkaslar’a, Balkanlar’dan Orta Doğu’ya kadar oyun kurucu rol üstlenen bir Türkiye profili çizildi. Karabağ’ın işgalden kurtarılmasındaki rol, Ukrayna-Rusya savaşındaki arabuluculuk misyonu ve tahıl koridoru anlaşması, Türkiye'nin küresel ölçekteki ağırlığının en somut kanıtlarıdır.
Sonuç itibariyle: Eleştiri Hak, Ama Haksızlık Etmemek Şartıyla: Kuşkusuz her yönetim gibi bu dönemin de ekonomi politikalarında, kurumsal dönüşümlerde veya karar alma süreçlerinde eleştirilecek, "daha iyi olabilirdi" denilecek yönleri mevcuttur. Siyaset bilimi ve demokratik kültür de tam olarak bu eleştirilerle beslenir. "Kul hatadan münezzeh değildir" düsturu, her lider için geçerlidir.
Ancak acımasız ve yıkıcı eleştirilerle, ülkenin çeyrek asırlık kazanımlarını yok saymak hakkaniyetle bağdaşmaz. Erdoğan’ın Türkiye için ortaya koyduğu vizyon, gösterdiği sarsılmaz gayret ve en zor gecelerde liderlik ettiği tarihi direniş, tarihin sayfalarına silinmeyecek harflerle yazılmıştır. Bugün eleştirenlerin dahi faydalandığı bu büyük dönüşümün hakkını teslim etmek, sadece siyasi bir duruş değil, aynı zamanda objektifliğin ve vicdanın bir gereğidir.
BAKİ SELAM VE DUA İLE.
MUSTAFA GÖKTAŞ
Gazeteci / Yazar ve İktisatçı (Meslekte 43 yıl)

























