Toprak Deniz İnsan -XIX-
Dağdan Ovaya: Mersin'de Göçerlikten Yerleşik Hayata Geçiş, İskân Politikaları ve Kültürel Dönüşüm|
Serinin on sekizinci bölümünde, Mersin'de kaybolmaya yüz tutan geleneksel meslekleri ele almıştık. Bu bölümde ise, Mersin'in kültürel tarihinin belki de en köklü dönüşümüne, binlerce yıllık göçerlik geleneğinden yerleşik hayata geçiş sürecine odaklanıyoruz.
Bin Yıllık Yaşam Biçimi: Toroslar'da Göçerlik
Oğuz boylarına mensup göçer kitlelerin Anadolu’ya geliş süreci, 11. yüzyıldaki Selçuklu fetihleri ve 13. yüzyıldaki Moğol istilaları olmak üzere iki büyük dalga halinde gerçekleşmiştir. Hayvancılıkla geçinen göçebe unsurlar, sürülerinin ihtiyaç duyduğu yaylak ve kışlak şartlarını en iyi karşılayan Toros Dağları ile Akdeniz kıyı şeridinin birleştiği bölgeleri yurt edinmişlerdir. Toroslarda varlığını sürdüren bazı oymaklar asırlar öncesinin bu geleneksel yaşam tarzını ve iklimsel göç düzenini bugün de kısmen muhafaza etmektedir.
Konar-göçer (göçebe) yaşam tarzını sürdüren ve "Yörük" olarak adlandırılan bu kitleler, yakın zamana kadar sabit bir ikametgahları veya bağlı oldukları özel bir kazaları (ilçeleri) olmaksızın, "subaşı" adı verilen reislerinin idaresinde yaşamışlardır. Tarihsel süreçte Yörüklerin yerleşik düzene geçmemeleri kendi geleneksel tercihleriyle sınırlı kalmamış, devletin sağladığı hukuki imtiyazlarla da desteklenmiştir. 1608 (H. 1017) tarihli "Yörük Kanunnamesi" ve dönemin mevzuatları, bu kitlelerin yerleşik köylülerden farklı bir vergi rejimine tabi olduğunu göstermektedir. Yerleşik düzendekilerin aksine Yörük kadınlarından "resm-i arus" (evlilik vergisi) talep edilmemiş, tütün resmi gibi vergilerde de muafiyet veya farklılıklar uygulanmıştır. En önemlisi, Yörüklerin devlet nüfus tescilinin (ketm-i nüfus) tutulmaması, onları en büyük mükellefiyetlerden biri olan askerlik hizmetinden de muaf kılmıştır.
Ancak 19. yüzyıla gelindiğinde Osmanlı Devleti’nin merkeziyetçi politikaları doğrultusunda göçebelikten yerleşik hayata geçişi zorunlu kılan radikal adımlar atılmıştır. Bu amaçla bölgeye sevk edilen Fırka-i Islahiye (Reform Ordusu) birlikleri vasıtasıyla Toroslar'daki Yörükler zorunlu iskana tabi tutulmuştur. Devlet bu süreçte sadece askeri güç kullanmakla kalmamış; yerleşik hayata geçip evlenen köylü erkeklerin askerlikten muaf tutulması gibi stratejik teşvikleri de devreye sokmuştur. Bu idari baskı ve teşviklerle başlayan köyleşme süreci, Yörük kesimler için mekansal bir yer değişimi ve köklü bir kültürel sarsıntı ve psikolojik adaptasyon dönemi olmuştur. Yüzyıllardır uçsuz bucaksız doğada ve çadırda hür yaşamaya alışmış insanlar için taş ve kerpiç evlerdeki sabit yaşam ilk etapta ciddi bir daralma ve sıkışmışlık hissi getirse de Yörük kültürü tamamen yok olmamış; yeni koşullara uyum sağlayarak kendi içinde bir dönüşüm ve devamlılık çizgisi yakalamıştır (Dulkadir, 1989).
Yerleşik Hayatta Devam Eden Gelenekler
Yerleşik hayata geçişe rağmen, Yörük kültürünün birçok unsuru varlığını sürdürmüştür. Bunların başında, yaylacılık geleneği gelir. Mersin’in merkez ve ilçelerinde, yaz aylarında yaylaya çıkma geleneği hâlâ devam etmektedir.
Kuşaklar Arası Farklılıklar ve Kültürel Bellek
Yerleşik hayata geçiş süreci, kuşaklar arasında farklı deneyimlere ve farklı kültürel belleklere yol açtı. (Alptekin, 1982), Taşeli masallarını incelerken, bu kuşak farkını şöyle vurgular: "Yaşlı kuşaklar, göçer hayatı bizzat yaşamış, o kültürün içinde yoğrulmuş insanlardır." s.112
Mersin'de Göçerlikten Yerleşik Hayata Geçiş Süreci Geleceğe Ne Söyler?
Bu süreç bize, yerel ve ekolojik bilgi birikiminin devamlılığı söyler: Oğuz boylarının asırlardır doğayla iç içe sürdürdüğü bu konargöçer yaşam tarzı, ekonomik bir faaliyet veya mekânsal bir devinim değil; doğayı gözlemleyerek ve deneyimleyerek harmanladıkları muazzam bir yerel bilgi birikimidir. Temelinde doğaya ve tabiat unsurlarına karşı büyük bir saygıyı barındıran bu ekolojik kültürel miras; halk takviminden meteorolojiye, halk hekimliğinden beslenme ve dokuma alışkanlıklarına kadar geniş bir sahada kendini göstermektedir. Sözlü kültür ortamında kuşaktan kuşağa aktarılan bu köklü deneyim ve çevre bilinci, yerleşik hayatın getirdiği mekânsal sınırlamalara rağmen tamamen yok olmamış; Yörüklerin doğayla kurduğu hür iletişimin hâtırası ve yaşayan ekolojik bir hafıza olarak geleceğe taşınmaya devam etmektedir (Coşkun, 2022).
Kültürler dönüşerek yaşar: Hiçbir kültür, değişmeden, dönüşmeden varlığını sürdüremez.
Gelenekler hafızadır: Göçerlik artık eskisi gibi yaşanmasa da o kültürün izleri dilde, müzikte, yemekte yaşamaya devam ediyor.
Kuşaklar arası aktarım önemlidir: Kültür, ancak aktarıldığı sürece yaşar.
Doğayla uyumlu yaşamın izleri değerlidir: Göçerlik, doğayla uyumlu yaşamın en güzel örneklerinden biridir.
Sonuç Yerine
Mersin'in dağlarında, yaylalarında, ovalarında binlerce yıldır süregelen göçerlik geleneği, artık tarihe karışıyor. Yörükler, birer birer çadırlarını topladı, evlerine yerleşti, köyler kurdu, yeni bir hayata başladı. Ancak bu dönüşüm, kültürün tamamen yok olması anlamına gelmiyor. O kültür, bugün hâlâ türkülerde yaşıyor, düğünlerde yaşıyor, yemeklerde yaşıyor, anlatılarda yaşıyor…
Kaynakça
Alptekin, A. B. (1982). Taşeli Platosu Masallarında Motif ve Tip Araştırması. Ank.Ünv. Dr.Tezi.
Coşkun, N. Ç. (2022). Doğa-İnsan İlişkisi Bağlamında Mersin Konar-Göçerlerinde Geleneksel Ekolojik Bilgi. TÜRÜK Uluslararası Dil, Edebiyat ve Halkbilimi Araştırmaları Dergisi, 10(29), s. 32-48.
Dulkadir, H. (1989). The sarıkeçili tribe and their flatweaves. R. Pinner, & W. B. Denny (Dü) içinde, Sotheby's: Oriental Carpet & Textile Studies III, Part 2. (Cilt III, s. 188-197). New York: OCTS ve Sotheby’s Publications. (ISBN: 0 9515630 0 9). adresinden alındı
























