haberanaliz
Hilmi DULKADİR

Hilmi DULKADİR

Mail: hilmidulkadir@gmail.com

Toprak Deniz İnsan -XXII-

Serinin yirmi birinci bölümünde, Mersin'de geleneksel halk hekimliğini, ocak kültürünü, sınıkçıları ve bu alandaki güncel araştırmaları ele almıştık. Bu bölümde ise, bu toprakların en neşeli, en renkli, en unutulmaya yüz tutmuş mirasına, çocuk oyunlarına odaklanıyoruz. Sokak aralarında yankılanan çocuk sesleri, saklambaç oynarken topaç peşinde koşan çıplak ayaklar, ip atlarken söylenen tekerlemeler... Hepsi, bir kültürün, bir toplumsal belleğin, bir yaşam biçiminin küçük ama anlamlı parçalarıdır.

Kültür Kodlarımız ve Çocuğun Oyun Dünyası

Toplumların geçmişten günümüze taşıdığı ve canlılığını koruyan köklü alışkanlıkları sosyolojide birer "kültür kodu" olarak tanımlanır. Prof. Dr. Orhan Türkdoğan’ın da belirttiği üzere, bir milletin tarihi sürekliliği ve kültürel kimliği, müzelerde sergilenen cansız nesnelerden ibaret değildir; bu direnç noktaları halk biliminde, estetik değerlerde ve hayat tarzında yaşamaya devam eder. Türkdoğan, günümüz tüketim ekonomisinin insanı ve kültürü yozlaştıran etkisine karşı, öz değerlerimizin birer yaşam biçimi olarak yeniden yorumlanması gerektiğine dikkat çeker. İşte çocuk oyunları tam da bu noktada, bir çocuğun yaşadığı çevreyle, doğayla ve toplumuyla bağ kurmasını sağlayan en ilksel ve en güçlü kültür kodlarından biri olarak karşımıza çıkar. (Türkdoğan, 1991)

Unutulmaya Yüz Tutan Miras ve İçel Kültürü’nün Tarihi Sorumluluğu

Yıllar önce Mersin Halk Eğitimi Merkezi yayın organı olarak çıkardığımız İçel Kültürü dergisinde, somut olmayan sözlü mirasın kaybolup gitmesine rıza göstermemiş; köylerimizdeki ve beldelerimizdeki oyundan tekerlemeye kadar her folklorik öğeyi kayıt altına almayı milli bir ödev saymıştık. Nitekim 1990 yılının Mayıs ayında Mut ilçesinde görevli öğretmenimiz Rüştü Çetin’in, ilkokul 5. sınıf öğrencileriyle başlattığı derleme seferberliği, çocuk oyunlarımızın unutuluşa nasıl direnip dergi sayfalarında ölümsüzleştiğinin en somut kanıtıdır.

Rüştü Öğretmen, İçel Kültürü dergisine ulaştırdığı mektubunda bu çabayı ve oyunların kayboluşundaki hüznü şu ifadelerle dile getirmişti:

"Çocuk oyunlarımızı yazmak, unutulmaya yüz tutan bu oyunların inceliklerini, özelliklerini toparlamak; kırılmış bir sandalyenin parçalarını tekrar toparlayıp bir araya getirmek gibiydi... Günümüz televizyon ve kitle yayınlarının etkisiyle yeni nesil kendi öz değerlerini unutup evrensel bir birikime itilmektedir. Bugün 30-40 yaşındaki birine 'Çocukluğunuzda ne oynardınız?' diye sorduğumuzda; mucuk, cıngırdak, billi, cimci, düğme derler ama 'Nasıl oynardınız?' dediğimizde yarım yamalak anlatırlar. İşte bu değerleri tespit edip geleceğe aktarmak milli kültür borcumuzdur." (Çetin, 1991).

Mersin Toprağında ve Köylerinde Oynanan Otantik Oyunlar

Mersin’in Toroslar’a uzanan köylerinde, harman yerlerinde ve bahçelerinde çocuklar, araç gereçlerini doğrudan doğadan temin ederek kendi oyun evrenlerini kurarlardı. Dergimizin kayıtlarına giren ve çevre-çocuk ilişkisini en güzel yansıtan oyunlarımızdan bazıları şunlardır:

1. Cıngırdak (Çıngırdak): Özellikle bahar ve yaz aylarında, sabahın kuşluk vaktinden ikindiye kadar kurulan bu oyun, çam veya kavak ağaçlarının budanıp dengelenmesiyle yapılır. Bir metre boyundaki "zöbedek" denilen sivri ağacın yere gömülüp üzerine 5-6 metrelik uzun bir ağacın yerleştirilmesiyle oluşan sistem, günümüzün tahterevallisidir. Ağacın gıcırdamaması için deliğine iç yağı konur. Gençlerin ve çocukların zıt yönlerde bindiği bu oyunda yükseğe çıkan oyuncunun diğerine "Nişanlın kim?" veya "Gelin kızın kim?" diye sorup sevdiğinin adını söyletmesi, oyunun neşeli ve duygusal ritmidir (s. 6-7).

2. Mucuk: Sonbaharın yağışlı günlerinin ardından çıkan o sakin, bulutlu ve ılık kış günlerinde erkek çocukların oynadığı bir taş oyunudur. "Mucuk", ceviz büyüklüğündeki yuvarlak kum taşına verilen addır. Duvar dibine dikilen mucuk taşını çay taşlarıyla vurmaya çalışan çocuklar, adım adımlayarak sayışır:

"Kırlangıç, kındıra biç, kırk üç, kırk dört..." (s. 7). Oyunu en son bitiren çocuk, birinci gelen çocuğu sırtında taşıyarak cezalandırılır.

3. Birlim Birlim (Ocak Başı Sayışması): Kış gecelerinde, televizyonun olmadığı zamanlarda ocağın etrafına toplanan çocukların dizlerini uzatarak oynadığı bir ocak başı kültürüdür. Büyüklere saygıyla ocağın en güzel yerinin verildiği bu sıcak ortamda, çocuklar ayaklarını uzatıp ritimle sayışırlar: "Birlim birlim, ikilim ikilim, üçlüm üçlüm... Çek bir ayak." (s. 7-8).

4. Düğme Oyunu: Sonbahar ve kışın rüzgârsız günlerinde, evlerin güneşe bakan kuytu duvar diplerinde oynanır. Ayakkabı ökçesiyle toprağa açılan çukura (yalağa), eski giysilerden sökülen düğmeler fırlatılır. Parmakla vurulan ve üfleyerek yalaktan çıkarılan düğmeler çocukların en büyük hazinesidir (s. 8-9).

5. Ocak Çevirme ve Kemik Atma: Kışın yanan ocağın maşasıyla yapılan şaka içerikli "Ocak Çevirme" ve yaz gecelerinde açık alanlarda keçi boynuzu veya hayvan kemiği fırlatılarak oynanan "Kemik Atma" oyunları, çocuklar arasındaki dayanışmayı ve hızı artıran unutulmuş değerlerimizdendir (s. 9).

(Mersin çocuk oyunları, oyuncak yapımı ve çevre bilinciyle harmanlanmış sözlü kültür unsurlarımızı incelemeye önümüzdeki sayıda da devam edeceğiz...)

KAYNAKÇA

Çetin, R. (1991, Temmuz). Mut'ta Oynanan Çocuk Oyunları ve Bir Öğretmenin Mektubu. İçel Kültürü, 5(16), s. 5-9.

Türkdoğan, O. (1991, Temmuz). Gelenekli Kültür Değerlerimizin Yeniden Yorumu. İçel Kültürü, 5(16), s. 4.

Kaynak Kişiler:

Emine Uğuz (37). Mut-Meydan Mahallesi sakini. Canlı sözlü hafızasından 'Ocak Çevirme' oyunu 1990.

Ali Öz (43). Mut Ballı Köyü sakini. Canlı sözlü hafızasından ‘Kemik Atma’ Oyunu 1991.