AKP’nin en son isteyeceği şey, HDP’nin kapatılmasıdır

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
AKP’nin en son isteyeceği şey, HDP’nin kapatılmasıdır
Nurzen Amuran sordu, Ekonomi Eski Bakanı ve Milli Merkez Ankara Temsilcisi Ufuk Söylemez yanıtladı...

Nurzen Amuran – Ülkenin gündeminde ne pandemi kaldı ne varyantları ne de işsizlikle enflasyonla mücadele eden insanımız. Ama bütün bu sorunlar devam ediyor. Kara para aklayanların sırları açığa çıktı. Mafya, siyaset, güvenlik ilişkileri, milyon dolarlarla ifade edilen rüşvet söylentileri ve uzun süre hiçbir şey yokmuş gibi davranan siyasi ve yargı erkinin suskunluğu bizi nerelere götürecek. Kurumlar ve kurallarla yönetilen Türkiye, böyle bir manzarayı hak etmiyor. Bu nedenle sorunları öne çıkarıp çözümleri önerenleri her hafta bu köşeye konuk ediyor, çözüm önerileriyle çarelere katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Bugünkü konuğumuz Devlet Eski Bakanlarımızdan Sayın Ufuk Söylemez.

Sayın Söylemez, sizinle hem ekonomiyi hem de siyasetin bugünkü durumunu değerlendirelim istiyoruz. Bir zamanlar Anayasa çalışmalarıyla gündeme gelen ve yaptığı çalışmalarla siyaset kültürümüze katkıda bulunan önemli bir fikir platformunun Ankara Şubesi başkanlığını yürütüyorsunuz: Milli Merkez’in. Milli Merkez, partiler üstü kimliği ile yol gösteriyor, öneriler de bulunuyor ve kamuoyunu aydınlatıyor. Bu çerçevede, bugünkü Türk siyasetinin durumunu değerlendirir misiniz, nereye gidiyoruz, erken seçim olasılığını görüyor musunuz?

Ufuk Söylemez - Milli Merkez, sağ-sol demeden, köken-mezhep ayırmadan “Atatürk’te Birleştik” şiarıyla bir araya gelen vatansever-demokrat ve Cumhuriyetçi Milli aydınların, partiler üstü demokratik bir Kuvayı Milliye hareketidir. Değerli hukuk-siyaset ve devlet adamı TBMM E. Başkanımız Sn. Hüsamettin Cindoruk’un Başkanı olduğu, benim de Ankara Temsilcisi olduğum bu harekette ülke çapında tanınan saygın, Atatürkçü, Bakanlık ve Milletvekilliği yapmış siyaset ve devlet adamları, eski rektörler ve akademisyenler, diplomat ve büyükelçiler, gazeteci ve yazarlar, iş insanları, emekli bürokrat, asker ve uzmanlar gibi değerli şahsiyetler bulunmaktadır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı verilen, dünyada emsali bulunmayan ne deve ne de kuşa benzemeyen, ucube bir tek adam rejiminde %50+1 almanın önemi açıktır. O nedenle, biz demokratik merkezde, sağ-sol demeden, (HDP’nin olmadığı) demokratik ve cumhuriyetçi geniş bir ittifakın önümüzdeki seçimlerde oluşabilmesini arzu ediyoruz. Nitekim, geçtiğimiz Yerel Seçimlerde Sn. M. Yavaş’a ve Sn. E. İmamoğlu’na açık ve aktif destek verdik. Bugün Belediyedeki başarılı icraatlarını gördükçe verdiğimiz destekten bir kez daha memnun oluyoruz. Siyasal partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Ancak, %1 oy dahi alamayan ve/veya alması imkânsız görülen çok sayıda partinin muhalefetin organize olmasını zorlaştırdığını ve AKP oylarının hızla erimesine rağmen, muhalefetin dağınık bir görüntü vermesine neden olduğunu düşünüyoruz. Biz o nedenle yeni bir parti kurmak yerine, benzer çeşitli demokratik hareket ve oluşumları da kapsayacak, geniş bir ittifakın oluşmasına öncelik veriyoruz. Milli Merkez, sonuç olarak, hitap ettiği geniş ve sağduyulu yurttaş tabanında ciddi bir saygınlığı ve özgül ağırlığı olan bir demokratik harekettir. Millet İttifakının oluşmasında bu tür oluşum ve hareketlerin ortak bir paydada buluşması çok önemlidir. Geniş bir paydada tüm kesimleri kucaklayacak ve kapsayacak bir ittifakın başarı şansının çok daha yüksek olacağı izahtan varestedir. Yani Millet ittifakı, sadece kurulu siyasi partileri değil, çok daha geniş böyle bir paydada buluşmayı sağlayacak adımlar atmalıdır bize göre. Böylece kamuoyu araştırmalarının hemen hepsinde, bugün için %15-20 gibi yüksek oranda gözüken kararsız ve/veya tepki oylarının, oluşturulacak geniş paydalı böyle bir ittifakla kucaklanması mümkün olabilecektir.

Amuran - Sistem sorununu çözmek için yeni çalışmalarınız var mı, sözgelimi yeni bir anayasa için nasıl bir öneri de bulunuyorsunuz, kurumsal çalışmalarınızdan söz eder misiniz?

Söylemez - Tek adam rejimine dönüşen, kurumsal yapıyı çökerten, planlama aklından uzak, eş-dost akraba kayırmacılığıyla, mevcut partizan, ehliyet ve liyakatten yoksun kadrolarla, daha fazla gidilemeyeceği ortada. Türkiye, bugün laiklik karşıtı odak olan bir parti yönetiminde, Cumhuriyetin bütün kazanımlarını ve kurumlarını tahrip ederek, hukuk devletinden uzaklaşan ve giderek otoriterleşen bir rejime doğru savruluyor maalesef. Ağır yolsuzluk iddiaları ayyuka çıkmış vaziyette, çete liderleri ve siyaset iç içe geçmiş durumda, çok kanallı ama tek sesli medya nedeniyle kamuoyundan gerçekler gizleniyor, ne demokratik bir miting ne de bir grev yapılması olanaksız, toplum, siyasal İslamcı söylemlerle yaşam biçimine yönelik davranışlardan büyük rahatsızlık duyuyor, Türkiye’nin bir din veya mezhep devleti değil, laik demokratik Atatürk Cumhuriyeti olduğunu bilen ve buna gönülden inanan milyonlarca insan, sabırla seçim sandığını bekliyor. AKP kaybedeceğini anladığı gelecek seçimler için, CHP’yi HDP ile özdeşleştirerek, şeytanlaştırmaya çalışıyor toplumun gözünde. AKP’nin en son isteyeceği şey, HDP’nin kapatılmasıdır bence. Aksi takdirde, yani HDP kapatılırsa CHP’yi veya Millet ittifakını suçlayacak bir koz kalmayacaktır ellerinde. Bu şartlarda, toplumun böylesine kutuplaştırılıp ayrıştırıldığı koşullarda, yeni yani sıfırdan bir Anayasa yapmaya kalkışmak, hukuken, mantıken ve vicdanen mümkün ve doğru değildir. Sıfırdan yeni bir Anayasayı ancak çok geniş bir toplumsal mutabakatla, kurucu Meclis niteliğindeki bir meclis yapabilir. Bugün Mecliste bulunan partiler ve milletvekilleri, mevcut Anayasaya göre seçilmiş ve yemin etmişlerdir. Onların görevi, seçilmelerini sağlayan Anayasayı tamamıyla değiştirme değildir, olamaz. Olsa olsa, “değiştirilemez hükümler” dışında kalan maddelerde değişiklik yapılabilir ki, bu zaten yıllardır defalarca gerçekleştirilmiştir. AKP’nin bu ucube sisteme bir Anayasa kılıfı hazırlama niyetine, aklı başında kimsenin destek vermesi düşünülemez bence. Bir referanduma gitmeye kalkarlarsa, bu “AKP’ye ve Anayasasına Hayır” referandumuna dönüşür. Bunu göze alabileceklerini zannetmiyorum. 

Amuran – Peki sizin öneriniz?

Söylemez - Bizim önerimiz, demokratik parlamenter rejime, yıllardır benimsediğimiz demokratik teamül ve geleneklere, hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı ilkesine yeniden dönmektir. Türkiye Cumhuriyeti’nin laik demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olarak ilelebet payidar kalması en büyük dileğimiz ve talebimizdir.

Amuran - Son günlerde hepimizde travma yaratan gelişmelere bakalım. Şaşkınlıkla izlediğimiz Mafya - medya güvenlik - siyaset ilişkileri kamuoyunun gündeminden düşmüyor. Siyasette şeffaflığın olmadığı dönemlerde, illegal yapılanmalar ve illegal girişimler kamuoyunu daha çok ilgilendiriyor. Siz de siyasette uzun yıllar milletvekilliği ve Bakanlık yaptınız. Şu anda aktif siyasette olsaydınız Sedat Peker’in kendine özgü tavrıyla sosyal medyada yaptığı paylaşımları okudukça, dinledikçe, öncelikle ne yapmayı düşünürdünüz?

Söylemez - Dünyaya baktığımızda, Sedat Peker’in yaptığı türden iddia ve ifşaatlar, karanlık ve kirli birçok ilişkinin ortaya saçılmasına, Bakanların, Bürokratların hatta Hükümetlerin istifasına ve/veya haklarında dava açılmasına neden olan süreçlerdir. O nedenle, görmezden gelmek, inkâr etmek ve sözde yalanlamak nafile bir iştir. Sedat Peker’in iddia ve ifşaatları, AKP iktidarına bugüne kadar hiçbir kimsenin ve olayın veremediği zararı ve hasarı vermiştir. AKP’nin önde gelen isimleriyle içli-dışlı, karışık ve karanlık çok sayıda siyasi ve maddi çıkar ilişkisine girdiği anlaşılan Sedat Peker’in, her ne sebeple olursa olsun başlattığı ifşa-itiraf ve iddiaların birçoğunun gerçek olduğu, AKP’nin bu iddialara doğru dürüst cevap bile veremediği, açık bir gerçektir. Yandaş-havuz medyasının ve iktidarın görmezden gelme, örtbas etme ve unutturma çabalarına rağmen, Türk milletinin çok büyük bir kısmı bu video ve twitter mesajlarını büyük bir dikkat, merak, hayret ve dehşet içinde takip ediyor. Her bir videonun 7-8 milyon kişi tarafından izleniyor olması bunun en büyük kanıtı. AKP iktidarı, bu gündemi ve ekonomik krizin yıkıcı etkilerini gözden kaçırmak için, ikide bir “doğalgaz bulundu müjdesi”, “uzaya hatta Mars’a gideceğiz” laflarıyla ve betona gömülen milyonlarca lirayla inşa ettikleri “dev kulelerle” insanların dikkatini başka yöne çekmeye ve adeta “cambaza bakın” demeye çalışıyor. Ama görünen o ki, kamuoyu araştırmalarında %30-32 bandına düşen seçmen desteğindeki hızlı erimeyi durduramıyor. Kamuoyunda, AKP iktidarı bir müteahhitler-mafya ve tarikatlar koalisyonuna dönüşmüş olarak algılanıyor artık.

Benim, 2017 yılında Çanakkale’de yapılan “Adalet Kurultayında” ilk kez kamuoyu gündemine getirdiğim “Yolsuzluk Mahkemeleri” kurulması ve bir “Pişmanlık ve itiraf yasası” çıkarılması yolundaki önerim, bugün daha da anlamlı ve önemli hale gelmiştir. Samimi pişmanlık gösteren ve itiraflarıyla kirli ve karanlık ilişkilerin, yolsuzlukların, kara paranın, rüşvetin vb. ortaya çıkmasına yardımcı olan kişilere “kısmen veya tamamen” ceza indirimi uygulanması ve ABD’de uygulananın benzeri bir “tanık koruma” programının hayata geçirilmesi elzemdir. Sedat Peker’in iddialarının, araştırılabilmesi için Mecliste bir komisyon kurulmasına dahi yanaşmayan AKP’nin, böyle bir yasal düzenleme yapması bugün için hayal bile edilemez elbette. Ama yaklaşan seçimlerden sonra ağır bir yenilgi alacağı aşikâr olan AKP’nin yerine gelecek olan iktidarın, mutlaka ama mutlaka bunu hayata geçirmesi öncelikli görevi olmalıdır, olacaktır.

Amuran - Geçen hafta Sayın Bülent Kuşoğlu ile kara para üzerine konuşmuştuk. Uyuşturucu trafiğine değinmiştik. Ülkenin durumunu anlatırken şunu söyledi Sayın Kuşoğlu: “Uyuşturucu trafiğinde ve kara para aklanmasında mafya da terör örgütleri de işin içinde. Hatta bankalar dahi bu karlı işe önemli ölçüde bulaşıyor.” 

Siyasete atılmadan önce, uzun yıllar çeşitli bankaların üst yönetimlerinde görev aldığınız için soruyorum. Sizin zamanınızda böyle bir şaibenin altında kalmamak için ne gibi önlemler alınırdı?

Söylemez - Bakanlık yaptığım dönemde, kara para ile mücadele amacıyla kurulan uluslararası FAFT organizasyonuna Türkiye’nin kurucu üye olması için gerekli düzenlemeleri yapmış ve adımları da atmıştık. 

Öte yandan, Bankacılık sektörü, çok önemli ve hassas bir sektördür. Bugün Avrupa Birliği ülkelerinde kara parayla mücadelede Bankalar son derece dikkatli ve katı kurallara sahiptirler. İsviçre’de bile belli bir miktarın üzerinde nakit para yatırma veya çekme işlemlerinde, sorgulama yapılmaktadır. PEP denilen (Politically Exposed Person) kamu görevi ve bunlarla ilişkileri nedeniyle rüşvet veya yolsuzluğa potansiyel olarak daha yüksek olan kişilere yönelik çok ciddi sorgulama-kısıtlama ve denetleme mevcuttur. O nedenle, kirli ve kara para sahipleri veya vergi kaçıranlar paralarını artık daha çok off-shore bankalar veya 3ncü dünya ülkelerine kaçırmaya çalışıyorlar. Bankacılık sektöründe, tanınmayan, geçmişi ve bilançoları hakkında yeterli ve inandırıcı belge ve kanıtları bulunmayan, miktarı ve transferleri dikkat çekici olan kişi veya şirketlere yönelik olarak dikkatli ve sorumlu davranılması şarttır. Böyle olmasına rağmen, Reza Zarrab gibi bir sahtekâr, koca Halkbank’ı ilgili bakan ve bürokratlarla birlikte bugün ABD’de yargılanacak noktaya sürükleyebilmiştir. Yine son günlerde, uluslararası kara para ilişkilerinin öznesi olan Sezgin Baran Korkmaz ve şirketlerinin, yüz milyonlarca dolarlık banka hareketlerini sorgusuz sualsiz nasıl olup da gerçekleştirebildiği izaha muhtaçtır. Kuşkusuz ki, bu tür tüm işlemler ve ilişkiler, yakın gelecekteki seçimler sonucunda, umarız ki hukuk içinde kalmak kaydıyla, ciddi bir biçimde denetlenecek, soruşturulacak ve yargıya intikal ettirilecektir. CHP tarafından geçtiğimiz günlerde gündeme getirilen “siyasi etik” yasası teklifi bu nedenle son derecede yerindedir.

Amuran - Geçtiğimiz hafta, TBMM KİT Komisyonunda Ziraat Bankası Genel Müdürü bir sunum yaptı: “Ziraat Bankası’nın kuruluş noktasının tarım olduğunu ancak sadece tarımı önceleyen bir banka olmaktan çıktıklarını” söyledi ve şunları ekledi: Bankanın tarımın finansmanında yine ana kreditör olduğunu, sektörel olarak bankanın toplam büyümesi içinde payının düşmesinin o sektöre kredi verilmediği anlamına gelmediğini belirtti. Çiftçinin yanında olmaya devam edeceklerini söyledi. Siz Ziraat Bankası’nın hala çiftçinin yanında olduğu izlenimini alıyor musunuz?

Söylemez - Ben meslek hayatıma T.C Ziraat Bankası Müfettişliği ile başladım. Ziraat Bankası, bankacılık sektöründe köklü bir ekol ve okul niteliğindeydi. Tarımsal üretimin, hayvancılığın ve tarımsal sanayinin finansmanında ülkemizin en büyük ve önemli bankasıdır Ziraat Bankası. Ancak son yıllarda bankanın adının siyasi nitelikli ve/veya tartışmalı iş ve işlemlerle gündeme geliyor olmasından üzüntü duyuyorum. Her halükârda, Ziraat Bankasının kredilerinin ağırlığı kesinlikle tarımın finansmanı olmalıdır. Yani Ziraat Bankası’nın, fon ve kaynaklarının çok yüksek miktarda medya, taahhüt ve ticari kredilere tahsis edilmesinin, bankanın kuruluş amacına uygun düşmediği aşikardır.

Amuran - Sedat Peker’in iddialarıyla gündeme gelen, Demirören Grubunun Doğan medya grubunu satın almak için Ziraat Bankası'ndan kullandığı krediyle başlayan gelişmelere ne diyorsunuz?

Söylemez – Dediğiniz gibi, Demirören Grubunun Doğan Medya Grubunu satın almak için Ziraat Bankasından kullandığı söylenen 675 milyon dolar tutarındaki kredi borcunun ana para taksitleri ve/veya faizlerinin geri ödenmesinde sorun yaşandığına dair iddialar kamuoyunda ve medyada yoğun biçimde yer almaktadır. Kuşkusuz ki Bankalar Kanunu açısından “ticari sır” olarak kabul edilen hususlar dışında, kamuoyunun beklentisi Ziraat Bankası veya Demirören Grubunun en azından genel bir açıklama yapmasıdır. Ama bugüne kadar böyle bir şey yapılmamıştır. Faizlerde ve döviz kurlarında son birkaç yıldaki anormal artış ve hareketlerin ve yaşanan pandeminin, birçok kredinin geri ödenmesinde, ciddi sorunlar doğurduğu bir vakıadır. Üreticilerin bankalara olan borçlarını ödeyememeleri nedeniyle çiftine-çubuğuna ve traktörüne haciz uygulandığına dair medyada yer alan haberler karşısında, toplum vicdanı, ahbap-çavuş kapitalizmi ve eş-dost akraba kayırmacılığı ile partizanca dağıtıldığı iddia olunan fon-kredi-teşvik ve kaynaklar konusunda haklı olarak duyarlılık göstermekte ve şeffaflık ve hesap verilebilirlik beklemektedir.

Esasında, “Kamu Bankaları” tanımlaması da yanlıştır. Ziraat, Halkbank, Vakıfbank gibi bankalar, artık “özel hukuk” hükümlerine tabi olup, “kamusal sermayeli” bankalar haline getirilmiştir. Örneğin, Halkbank ve Vakıfbank’ın hisselerinin bir kısmı halka arz edilmiş olup, borsada işlem görmektedir. Bu nedenle, yöneticileri “memur” sayılmamaktadır. Bu hukuki durum nedeniyle, bu bankaların siyasi iktidarın ve/veya ilgili Bakanların talimatlarıyla “emir-komuta” ile kredi vermesi, faiz belirlemesi hukuken mümkün değildir, olmamalıdır. Ancak, yakın geçmişte görüldüğü üzere, bu bankalara iktidar ve ilgili bakan tarafından kredi, faiz vb. konularında alenen talimatlar verilmiştir. 2021 yılının ilk çeyrek bilançoların açıklanmasında görüleceği üzere özel bankalar kar ederken, kamusal sermayeli bankaların karlarının ciddi biçimde azaldığı ve/veya zarar ettikleri görülmektedir. Kamusal sermayeli banka yöneticilerinin seçimlerden sonra oluşması kuvvetle muhtemel olan yeni iktidar döneminde bu tür iş ve işlemlerinin tamamının hukuk içinde kalmak kaydıyla, araştırılıp soruşturulması ve gerekirse yargıya intikal ettirilmesi kaçınılmaz bir adım olacaktır.

Partizanlık, kayırmacılık, usulsüzlük ve/veya yolsuzluk iddialarının araştırılması hukuk devletinin temel görevi olmalıdır.

Sonuç olarak, Halkbank’ın Reza Zarrab gibi bir uluslararası sahtekâr, Ziraat Bankası’nın temel görevi olan tarım dışındaki devasa medya kredi tartışmalarıyla gündeme gelmesi son derece üzücü ve düşündürücüdür. Ehliyet ve liyakati tartışmalı bir bürokrasi ve partizan bir zihniyetle ülkemiz ekonomisinin köklü, önemli ve saygın kuruluşları olan bu bankalarımızın itibarlarının ve mali yapılarının korunması için seçim sonrasında oluşacak iktidara çok önemli görevler düşmektedir. 

Amuran - Merkez Bankası da, “128 Milyar nerede” sorusuyla uzun süre gündemde kalmaya devam etti. Verilen yanıtlar kamuoyunu tatmin etmedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, NATO Liderler Zirvesine giderken yaptığı açıklamada, Merkez Bankası'nın döviz rezervlerinin 100 milyar dolar seviyesine ulaştığını söylemişti. Cumhurbaşkanı, “Daha önce Çin’le 2,4 milyar dolarlık bir swap anlaşmamız vardı. Şimdi bu rakamı 3,6 milyar dolarlık yeni bir swap anlaşmasıyla toplamda 6 milyar dolara çıkarmış olduk.” dedi. Oysa Merkez Bankası’nın swap borçları dahil net rezervinin eksi -56,8 milyar dolar olduğu belirtiliyor. Swap anlaşmaları  Merkez Bankası’nın rezervini yükseltir mi?

Söylemez - Merkez Bankasının swap işlemleri rezervlerin sadece kayden ve geçici olarak yüksek gösterilmesine yarayabilir. Ama gerçekte swap hariç, net rezervlerin “ekside” olduğu hususunu değiştirmez. Çin ile swap yapılması yani TL verilip, Yen alınması kısa süreli (3-6 ay) bir işlemdir. Mesela, ABD Merkez Bankası FED, 15’e yakın ülke ile, “dolar swap’ı” yapmasına rağmen, Türkiye ile yapmıyor. Halbuki, Türkiye’nin dış borçlarının ve ithalatının çok büyük bir bölümü ise “dolar” bazındadır. 

Türk ekonomisinin, kırılgan bir noktada olduğu, CDS adı verilen Kredi Risk Primlerinin 400 puan civarında olduğu, bunun da Venezuela ve Arjantin’den sonra Türk ekonomisini dünyadaki en riskli ekonomilerden biri haline getirdiği maalesef gerçektir. Dünyada ve özellikle AB ülkelerinde, “0” hatta “eksi” maliyetli büyük finansman olanakları varken, Türkiye’nin %7 ile döviz bazında borçlanabilmesi üzücüdür. Faizi sebep olarak gören Tayip Erdoğan ve Bakanları, ekonominin kanıtlanmış bilimsel gerçeklerine karşı sürdürdükleri bu politikaları nedeniyle, Merkez Bankası rezervlerinin sırf bu yanlışta inat ve ısrar edilmesi uğruna, 128 milyar dolar azalmasına neden olmuşlardır. Bugün Türkiye’de, faizler, enflasyon ve işsizlik çift hanede adeta kronikleşmiştir. Gelir dağılımı bozulmakta, yoksulluk ve yolsuzluk iddiaları artmaktadır. Kurumsal yapı, çökmüş bir görüntü vermekte, planlama aklından yoksun, hesap verilebilirlik ve şeffaflıktan ise uzak bir noktaya doğru gidilmektedir.

Dünyadaki kamu-özel bütün kurumların, şirketlerin ve ekonomilerin “kredi derecelendirmelerinin” %90’nından fazlasını gerçekleştiren 3 büyük reyting kuruluşu, Moody’s, Standart&Poors ve FITCH, Türk ekonomisini (yatırım yapılamaz) olarak tanımlamaktadırlar ne yazık ki.

Amuran - Halkbank Davası, ABD’de, ABD'nin İran'a yönelik ekonomik yaptırımlarını, deldiği iddiasıyla açıldı. Yaklaşık 20 milyar dolara varan operasyonlar gerçekleştirdiği söyleniyor. Halkbank bir kamu bankası ise bu işle ne ilgisi var? 2021 yılının ilk çeyreğine ilişkin açıklanan bir denetim raporunda, “esnafa kullandırılan kredi, toplam kredinin sadece yüzde 17,7’sine denk geliyor” deniliyor. 16 yılda esnafa ve küçük işletmelere yapılan destek yüzde 64,3’ten yüzde 17,7’ye düşmüş. Halk Bankası’nın misyonu, esasen esnafa ve küçük işletmelere finansman desteğinde bulunmak değil midir?

Söylemez – Halk Bankası esnaf, sanatkâr ve Kobilere destek amacıyla kurulan çok değerli ve önemli bir bankamızdır. Ancak, AKP iktidarı tarafından atanan ehliyetsiz, liyakatsiz ve etik değerlerden yoksun banka yöneticisi bazı bürokratlar, iktidarın bakanlarıyla birlikte bu önemli bankamızı Rıza Zarrab denilen uluslararası bir sahtekarın istismar etmesine neden olmuşlardır ne yazık ki. ABD’de bankanın o dönemdeki Genel Müdür Yardımcısı yargılanmış, mahkûm olmuş ve hapse girmiştir. Halen ABD’de Halkbank aleyhine süren davada, milyarlarca dolarlık bir ceza riski mevcuttur. Bu büyük risk Türkiye’nin ekonomik güvenliği açısından ciddi bir tehdit teşkil etmektedir. Halkbank’ı böylesi işlerin ve davanın öznesi haline sokan yöneticilerden ve bakanlardan kanun önünde hesap sorulmamış, sorulamamıştır. Olası milyarlarca dolarlık cezanın, milletin hazinesinden ve kaynaklarından ödenmesi ihtimali son derece üzücü ve düşündürücüdür. Umarız olmaz ama böyle bir şey olduğu takdirde, ödenecek her kuruş cezanın bu işlemlerin müsebbiplerinden tahsil ve tazmin edilmesi şarttır.

Amuran - Bankacılık sektörünün verdiği kredilerin yaklaşık yarısı sizin biraz önce açıkladığınız tanımla “kamusal sermayeli” bankalara ait. Ancak bu kredilerin büyük bir bölümü geri dönmüyor. Borçlar yeniden yapılandırılıyor. kuruluşlara veya şahıslara hangi kriterlerle kredi veriliyor?

Söylemez - Özelde kamusal sermayeli, genelde ise bankacılık sektörünün kredi alacaklarının geri ödenmesi ve ödenmeyen alacakların yasal takibe intikal ettirilmesi, salgın nedeniyle, ertelenmiştir. Ancak, en geç Eylül 2021 itibariyle ödenmeyen kredilerin gerçek durumu ortaya çıkacaktır. Yeniden yapılandırma adı altında yüz milyarlarca liralık kredinin tahsilinin ötelendiği bilinmektedir. Geçmişten bugüne bildiğimiz kadarıyla, bu tür kredilerin %70 kadarının yasal takibe intikal etme riski çok yüksektir. İşin acı tarafı, kamusal sermayeli bankalar, 2001 krizinde bugünkü rakamlarla mukayese edilemeyecek kadar daha küçük olan ve yeniden yapılandırılan birçok kredi ile ilgili olarak, o dönemde görev yapmış tamamı emekli olmuş hatta bir kısmı vefat etmiş banka yöneticilerine karşı, çok sayıda tazminat davası açmıştır. Bu davalar neredeyse 18 yıldan beri halen sürmektedir. Kendileri yüzlerce hatta binlerce firmanın yüz milyarlarca liralık kredisi için yeniden yapılandırma yaparken, 2001 krizinde yeniden yapılandırılmış olan kredilerle ilgili olarak onlarca ceza ve tazminat davası açmaktan ve hala bunları sürdürmekten hiçbir şekilde sıkılıp, utanmamaktadırlar. Bu iktidar için tek bir standart vardır, o da “çifte standarttır”. Kamusal sermayeli bankalarda seçim sonrası yapılacak ciddi ve objektif bir denetim sonucunda mutlaka sorumlular hakkında gerekli idari ve yasal işlemler yapılacaktır, yapılmalıdır.

Amuran - TÜİK'in "Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırmasına göre Türkiye'de "ciddi maddi yoksunluk" çekenlerin oranı 2020 yılında 1,1 puan artarak yüzde 27,4'e ulaşmış. Dünya Bankası'na göre de yoksulluk oranı yüzde 10,2'ye çıkmış. Özellikle orta sınıfın çökmesi ne gibi ekonomik ve sosyal sorunları beraberinde getirir? 

Söylemez - Belirttiğiniz gibi hem 2019’dan beri yaşanan ekonomik kriz hem de salgının sebep olduğu olumsuzlukların etkisiyle, orta sınıfın ağır biçimde etkilendiği bir gerçektir. Çok sayıda vatandaşımız, iş yeri sahibiyken işçi, kamyon-tır sahibiyken şoför olmak durumunda kalmış. Binlerce insanımız ekonomik olarak ya bir alt gelir grubuna düşmüş veya maalesef işsiz kalmıştır. Türkiye’de 2013 yılında kişi başına gelir 12.500 dolar civarındayken, 2020 yılı sonunda bu rakam 8.500 dolara düşmüştür. Fakirleşmenin ve ekonomik yoksunluğun en belirgin verisidir bu. Türkiye, dünyadaki kişi başı milli gelir sıralamasında, 5-10 sene öncesine kadar 64’üncü sıradayken, 2020 yılı sonunda 72’inci sıraya düşmüştür.

Amuran - Yeni sistemle birlikte bürokrasi de ayda çift maaş hatta üç maaş alan bürokratları duyuyoruz. Kamu görevlileri arasında adaletsiz bir gelir dağılımı ortaya çıktı. Ne yapılmalı?

Söylemez - Kamu görevlilerinin, farklı kamusal şirket ve iştiraklerde, yönetim kurullarında görev almaları, geçmişte de vardı. Ancak, iştiraklerde bulunulan yönetim kurulu üyeliklerinden huzur hakkı adı altında alınan paralar hiçbir zaman ikinci bir maaş niteliğinde veya bugün açıklandığı üzere astronomik miktarlarda değildi, olamazdı. Kamu görevlilerinin ek görev ve yönetim kurulu görevleri mutlaka istisna olmalıdır, görev ve meslekle alakalı olmalıdır. Yani bir güreşçinin banka yönetimine, bir Emniyet Müdürü'nün sigorta şirketine atanması gibi keyfi-partizan atamalardan vazgeçilmelidir. Ayrıca, zorunlu olan ek görev veya iştiraklerdeki yönetim kurulu üyeliklerinde görev alan kamu görevlilerinin buralardan alacağı her türlü maddi imkana (ücret, ikramiye, huzur hakkı, jestiyon vb.) belli bir limit ve tavan getirecek yasal düzenleme hayata geçirilmelidir.

Amuran – Ekonomimizin genel bir değerlendirmesini yaptık. Yasal düzenlemelerde başta anayasa olmak üzere eksiklerimiz var. Bu eksiklerin giderilmesinde topyekün bir bilgi alışverişine ihtiyacımız olduğu açık. Bu nedenle şeffaflığın hesap verilebilirliğin ve diyalog ortamının sağlanması hepimiz için elzem. Çok teşekkürler yanıtlarınız ve önerileriniz için.

Söylemez - Ben teşekkür ederim.

Nurzen Amuran

Odatv.com

KAYNAK: https://odatv4.com/akpnin-en-son-isteyecegi-sey-hdpnin-kapatilmasidir-27062135.html


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
MUHSİN BAYAR HALKLA İÇİÇEÖnceki Haber

MUHSİN BAYAR HALKLA İÇİÇE

TEVFİK DİKER'İN ANNESİ TOPRAĞA VERİLDİ.. ÇİLLER VE ÖZAL YANLIZ BIRAKMADISonraki Haber

TEVFİK DİKER'İN ANNESİ TOPRAĞA VERİLDİ.....

Başka haber bulunmuyor!