haberanaliz
Özer RAVANOĞLU

Özer RAVANOĞLU

Mail: ozerravanoglu@gmail.com

HAFTANIN SOHBETİ – 3

Kıyıda köşede kalmaya günlük olaylarla ilgilenmemeye karar vermiştim. Bazı haksızlıklara seyirci kalmak, doğruya doğru demek, yanlışa yanlış demek, gerek mi? değil mi? bir hayli tereddüt ettim. Uzun süre yurt dışında kaldığım için olsa gerek, birçok arkadaşımla olayları çok farklı değerlendirdiğimizi fark ettim. Bu duruma ne kadar üzüldüğümü tahmin edemezsiniz. Altmış yıllık arkadaşlarımla tartışmak, onların kalplerini kırmak benim için çok zor bir durumdu. Çoğu zaman sustum, bazen de çok az konuştum. Kalp kırmamak için haksızlık karşısında sustum. İyi mi? yaptım, kötü mü? oldu bilemiyorum. Gelin dostlarım birlikte karar verelim.
Biz ülkücüyüz dedik hala da ayni türküyü söylüyoruz. Söylemeye de can beden de oldukça devam edeceğiz İnşaallah.
Ülkücü insan olayları değerlendirirken hissi değil akli davranmak mecburiyetindedir. Bu işten hangi parti kazançlı çıkıyor veya hangi parti zarar görüyordan önce ülkem ne kazanıyor diye bakmalıdır. Çünkü ülkücü, partiyi vasıta olarak görür esas hedef ülküsünün gerçekleşmesidir. Parti sadece vasıtadır. Tayin edilen hedefe ulaşmak için kullanılan bir vasıta. Mühim olan maşayı tutan eldir. Ateşi tutan maşa sadece bir vasıta değil midir? Kor ateşin nereden alınıp nereye konulacağına maşayı tutan el karar verir.
Ülkücü aklıyla hareket eden adamdır. Maalesef birçok arkadaşımızın aklıyla değil de algıyla hareket ettiğini büyük bir üzüntüyle görüyorum.
Meseleyi bazı misallerle açıklamaya çalışalım: Algı nedir? Algıyla nasıl hareket edilir?
Göcebelik eskiden bir hayli fazlaydı. Yörükler sürüleri önlerinde haftalarca sahillerden Toroslara doğru yol alırlardı. Mevsim sonunda yine sürüleriyle birlikte sahile doğru hareket ederler yine günlerce yol sürerlerdi. Böyle bir dönüş esnasında kafile bir boğaza giriyor. Hava oldukça bulutlu ve dolayısiyle kapalı vaziyette. Boğaza girince hava biraz daha kararıyor. Yörüklerden birisi geliyor. Kuzu Hoca iftar oldu mu? Kuzu hoca gurubun tek hocası. O yıllarda kim de saat var ki. Hoca başını kaldırıyor sağa sola bakıyor ve biraz daha var diyor. Bir dakika sonra biraz uzaktan bir başkası sesleniyor Kuzu hocam iftar oldu mu? Hoca yok diyor, biraz daha var. Etraftaki sık ormanların etkisiyle, boğazda ki yarı karanlık hava biraz daha koyulaşınca, Kuzu hoca iftar oldu mu? Diye peşpeşe birkaç kişi daha soruyor.
Hep biraz daha vakit var diyen hoca beşinci sorandan sonra iftar oldu, diyor Herkes bir düzlüğe sofrasını açıyor. Kuzu hoca yüksek sesle duasını yapıyor. Herkes biraz sonra yağmur yağabilir endişesiyle acele yemeğini yiyerek sofrasını topluyor. Tabi’i yola devam. Hafiften bir yağmur serpeliyor. Yağmur geçiyor. Boğazdan düzlüğe çıkılıyor. Hava açılıyor. Daha güneşin batışına bir mızrak boyu var.
Çevresindekiler Hoca iftar oldu mu? diye beş altı kişi peşpeşe sormasaydı belki bu yanlış yapılmayacaktı. Yani çevre baskısının neticesi. Kasıtlı olarak böyle bir misal verdim. Çünkü her söylenen söz Ülkeye faydası var mı? yok mu? dan önce bu söylenenler hangi parti adına yapılıyor diye değerlendirmeye kalkıyor. Kendimizi lütfen biraz particilikten soyutlayalım.
Ülkücüye yakışanı yapalım. Çevre baskısında kalmayalım. Bu konuyu çok mühimsiyorum, Çünkü ortalıkta öyle çok laf var ki doğruyu, eğriyi ayırmak gerçekten güç. Hiç kimse yüzde yüz haklı değil hiç kimse de yüzde yüz haksız değil. Buna rağmen bazı insanlara eğriyi doğruyu karıştırmak hiç yakışmıyor. Bazı aksakallarımıza aklıyla değil de algıyla konuşmak hiç mi hiç yakışmıyor.
Özümüzü sorgulamaya devam edeceğiz!!!