haberanaliz
Mustafa GÖKTAŞ

Mustafa GÖKTAŞ

Mail: mustafagoktas006@gmail.com

Gençlere Bir Sözüm Var, “Geleceği Beklemeyin, Geleceği Kurun”

Dünya değişiyor, teknoloji gelişiyor, hayatın ritmi hızlanıyor. Fakat değişmeyen bir gerçek var: Bir toplumun gerçek zenginliği, iyi yetişmiş, düşünen, üreten ve sorumluluk sahibi gençleridir. Dünya değişiyor… Hem de baş döndürücü bir hızla. Bir zamanlar yılların değiştirdiğini bugün aylar değiştiriyor. Dün hayal olarak gördüğümüz teknolojiler bugün cebimizde taşıdığımız araçlara dönüşüyor. Yapay zekâdan dijital üretime, biyoteknolojiden uzay çalışmalarına kadar insanlık yeni bir çağın kapısından geçiyor. Böylesine hızlı değişen bir dünyanın içinde insanın kendisine sorması gereken çok önemli bir soru var: “Ben bu değişimin neresindeyim?”

Sadece seyreden mi? Sadece kullanan mı? Sadece tüketen mi? Yoksa öğrenen, düşünen, üreten ve geleceğe katkı sunan mı? İşte mesele tam da burada başlıyor. Çünkü çağın gerisinde kalmamak, yalnızca yeni teknolojileri kullanmayı bilmek değildir. Çağa ayak uydurmak; zihni yenilemek, bilgiyi artırmak, yeteneği geliştirmek ve değişimin içinde insanlığımızı koruyabilmektir. Ve bütün bunların merkezinde gençlerimiz vardır. Gençlik, bir ülkenin yarınından önce bugünüdür. Gençlerden söz ederken çoğu zaman “geleceğimiz” deriz.

Doğrudur. Ama eksiktir. Gençler yalnızca geleceğimiz değildir. Gençler aynı zamanda bugünümüzdür. Onların düşünceleri, alışkanlıkları, hayalleri, kaygıları ve dünyaya bakışları aslında toplumun yarınının habercisidir. Bugünün genci yarının anne babasıdır. Bugünün öğrencisi yarının öğretmenidir. Bugünün çıraklığı yarının ustalığıdır. Bugünün fikri yarının teknolojisi olabilir. Bugünün küçük bir hayali, yarının büyük bir eserine dönüşebilir. Bu nedenle gençlerimize sadece “derslerinize çalışın, meslek sahibi olun” demek yeterli değildir. Onlara daha büyük bir hedef göstermek gerekir: Kendinizi yetiştirin. Dünyayı anlayın. Teknolojiyi öğrenin. Üretin. Sorumluluk alın. Ve bütün bunları yaparken iyi insan olmayı unutmayın.

Tüketim çağında üretmenin bir onuru vardır. Bugün elimizin altında tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar çok imkân var. Bir bilgiye saniyeler içinde ulaşabiliyoruz. Dünyanın öbür ucundaki bir insanla konuşabiliyoruz. Bir fikrimizi milyonlarca insana ulaştırabiliyoruz. Bir bilgisayar ve internet bağlantısıyla dünyanın herhangi bir yerinden çalışabiliyoruz. Yapay zekâ, üretim biçimlerimizi değiştiriyor. Fakat bütün bu imkânların bir de diğer yüzü var. Bizi daha fazla tüketmeye de yöneltebiliyor. Daha fazla izlemek… Daha fazla satın almak… Daha fazla vakit geçirmek… Daha fazla başkasının ürettiğini tüketmek… Oysa insanın gerçek gelişimi, tükettiği şeylerin miktarıyla değil, ürettiği değerin niteliğiyle ölçülür.

Bir genç, sadece sosyal medyada saatler geçirmek yerine bir şeyler öğreniyorsa… Bir bilgisayar oyununu sadece oynamak yerine nasıl geliştirildiğini merak ediyorsa… Yapay zekâdan yalnızca hazır cevap almak yerine onunla yeni fikirler geliştiriyorsa… Bir problemi görüp “Bunu kim çözecek?” demek yerine “Ben nasıl çözebilirim?” diye soruyorsa… İşte orada geleceğin üreticisi yetişiyor demektir. Çünkü mesele yalnızca teknolojiyi kullanmak değildir. Mesele teknolojiyi kullanarak yeni bir şey ortaya koyabilmektir.

Yapay zekâ çağında önemli olan ise insan kalabilmektir. Belki de çağımızın en önemli sorularından biri budur. Makineler daha fazla işi yapabilecek. Yapay zekâ daha fazla bilgi üretecek. Robotlar daha fazla görevi yerine getirecek. Peki insanın rolü ne olacak? İşte burada insanın sahip olduğu bazı değerlerin önemi daha da artacak: Vicdan… Merhamet… Sorumluluk… Hayal gücü… Ahlak… Muhakeme… Empati… Çünkü bir makine bilgi işleyebilir. Ama bilgiyi hangi amaçla kullanmamız gerektiğine karar vermek insana düşer. Bir teknoloji bize ne yapabileceğimizi söyleyebilir. Ama ne yapmamız gerektiği sorusu hâlâ insanın sorusudur. Bu nedenle gençlere teknolojiyle yarışmayı değil, teknolojiyi doğru amaçlarla kullanmayı öğretmeliyiz. Teknolojiden korkmayın. Ama ona teslim de olmayın. Onu öğrenin. Onu anlayın. Onu geliştirin. Ve en önemlisi, onu insanlığın iyiliği için kullanmayı öğrenin.

Sosyal medyanın gösterdiği hayat, hayatın tamamı değildir. Bir başka büyük sınav da burada karşımıza çıkıyor. Gençlerimiz her gün yüzlerce, binlerce görüntüyle karşılaşıyor. Başarılı insanlar… Zengin insanlar… Mutlu insanlar… Güzel hayatlar… Muhteşem tatiller… Yeni arabalar… Yeni evler… Bütün bunlara bakarken insan kendi hayatını yetersiz görmeye başlayabiliyor. Ama unutulmaması gereken çok basit bir gerçek var: İnsanlar sosyal medyada hayatlarının tamamını değil, göstermek istedikleri kısmını gösterirler. Bu nedenle kendinizi başkalarının vitriniyle kıyaslamayın. Hayatın değeri kaç beğeni aldığınızla ölçülmez. Bir insanın değeri takipçi sayısıyla belirlenmez. Başarınız, başkasının başarısından daha büyük olduğunda anlamlı hale gelmez. Sizin asıl yarışınız kendinizledir.

Dününüzden daha bilgili misiniz? Dününüzden daha sabırlı mısınız? Dününüzden daha çalışkan mısınız? Dününüzden daha iyi bir insan olmaya çalışıyor musunuz? Cevap evetse, doğru yoldasınız. Başarı hızlı değil, derin olsun Çağımızın en büyük yanılgılarından biri de her şeyin hızlı olması gerektiğini düşünmemiz… Hızlı başarı… Hızlı para… Hızlı şöhret… Hızlı sonuç… Oysa hayatın sağlam temelleri aceleyle atılmaz. Bir ağaç bir gecede büyümez. Bir meslek bir günde öğrenilmez. Bir karakter bir haftada oluşmaz. Bir başarı tesadüfen ortaya çıksa bile onu sürdürebilmek için emek gerekir. Bu nedenle gençlerimize sabrı yeniden hatırlatmamız gerekiyor.

Çalışın. Olmadıysa yeniden çalışın. Yine olmadıysa yöntem değiştirin. Ama hemen vazgeçmeyin. Çünkü bazen başarısızlık, başarının karşıtı değil; başarıya giden yolun öğretmenidir. Diploma alın, ama hayatı da öğrenin. Eğitim elbette çok değerlidir. Ama eğitim sadece diploma değildir. Bir üniversiteden mezun olmak, öğrenmenin sonu değil; hayat boyu öğrenmenin başlangıcı olmalıdır. Gençlerimiz mesleklerini çok iyi öğrensinler. Fakat bunun yanında insanı da tanısınlar. Kitap okusunlar. Sanatı tanısınlar. Bilimi takip etsinler. Tarihi öğrensinler. Farklı fikirleri dinlesinler. Kendilerinden farklı düşünen insanları anlamaya çalışsınlar. Çünkü bilgi insanın zihnini büyütür. Anlayış ise insanın dünyasını büyütür.

Aileyi, dostluğu ve vefayı kesinlikle unutmayın! Bütün bu teknoloji, bütün bu kariyer, bütün bu başarı arayışı içinde insanın en önemli sermayelerinden biri de ilişkileridir. Anne babanızın kıymetini bilin. Sizi seven insanları ihmal etmeyin. Dostlarınızın zor gününde yanlarında olun. Size iyilik yapanı unutmayın. Bir gün çok başarılı olduğunuzda, o başarıya giderken elinizden tutanları hatırlayın. Çünkü insanın yükselmesi kadar, yükselirken kimseyi ezmemesi de önemlidir. Hayatta bazı şeylerin telafisi yoktur. Kaybedilen bir fırsat yeniden gelebilir. Kaybedilen para yeniden kazanılabilir. Ama bazı insanlar ve bazı anlar bir daha geri gelmez. Bu yüzden başarıyı hayatın tamamı sanmayın. Hayat, başarıdan daha büyüktür. İyi insan olmak, en büyük başarıdır. Bir insanın mesleği onun ne iş yaptığını gösterir. Karakteri ise kim olduğunu. Doktor olabilirsiniz. Mühendis olabilirsiniz. Öğretmen olabilirsiniz. Esnaf olabilirsiniz. Bilim insanı olabilirsiniz. Girişimci olabilirsiniz. Ama hangi mesleği yaparsanız yapın, insanlara nasıl davrandığınız sizi siz yapan şeydir. Kimse görmüyorken doğru olanı yapmak… Haksız olduğunuzda özür dilemek… Başkasının hakkını gözetmek… Size emanet edileni korumak… Güçlü olduğunuzda zayıfı ezmemek… Bunlar belki diploma kadar görünür değildir. Ama insanın gerçek değerini bunlar belirler.

Gençlerimize güveneceğiz. En önemlisi budur. Gençlere sürekli “Siz daha küçüksünüz, bilmezsiniz, anlamazsınız” demek yerine onlara sorumluluk vermek gerekir. Onları dinlemek gerekir. Fikirlerini önemsemek gerekir. Hata yapmalarına izin vermek ama hatalarından ders çıkarmalarını sağlamak gerekir. Çünkü gençler yalnızca geleceğin emanetçileri değil, bugünün ortaklarıdır. Onlara güvenelim. Ama sadece güvenmekle kalmayalım. Onlara doğru eğitimi, doğru rehberliği ve doğru imkânları da sunalım. Çünkü gençlerin önüne ne koyarsak, gelecekte onun sonuçlarını görürüz. Bir neslin kaderi, günlük alışkanlıklarında gizlidir. Gelecek büyük sözlerle değil, küçük alışkanlıklarla kurulur Mesela, Her gün birkaç sayfa kitap okumak… Her gün yeni bir şey öğrenmek… Telefonu biraz daha az kullanmak… Bir beceri üzerinde çalışmak… İşini zamanında yapmak… Verdiği sözü tutmak… Anne babasına zaman ayırmak… Bir ihtiyaç sahibine yardım etmek… Yanlış yaptığında “Ben hata yaptım” diyebilmek… Bunların her biri küçük görünür. Ama insanın karakteri, işte bu küçük davranışların tekrarından oluşur. Ve karakteri güçlü bireylerden güçlü toplumlar doğar.

Gençlere Birkaç Sözüm var. Sevgili gençler… Size kusursuz olmanızı söylemeyeceğiz. Her şeyi bilmenizi de beklemeyeceğiz. Ama şunu söyleyeceğiz: Merak edin. Öğrenin. Okuyun. Araştırın. Üretin. Teknolojiyi öğrenin. Hayal kurun. Çalışın. Hata yapmaktan korkmayın. Ailenizi unutmayın. İyi insan olmaktan vazgeçmeyin. Ve en önemlisi: Kendinize ve geleceğinize güvenin. Çünkü bu ülkenin, bu toplumun, bu dünyanın sizin aklınıza, emeğinize, vicdanınıza ve hayallerinize ihtiyacı var. Sizden sadece başarılı olmanızı değil; değer üretmenizi istiyoruz. Sadece para kazanmanızı değil; insan kazanmanızı istiyoruz. Sadece makam sahibi olmanızı değil; karakter sahibi olmanızı istiyoruz. Sadece teknolojiyi kullanmanızı değil; teknoloji üreten insanlar olmanızı istiyoruz. Sadece gelecekte iyi bir hayat kurmanızı değil; gelecek nesillere daha iyi bir dünya bırakmanızı istiyoruz.

Çünkü unutmayın: Bir ülkenin en büyük hazinesi yerin altında değil, gençlerinin zihnindedir. Ve o hazineyi ortaya çıkaracak olan şey; eğitimdir, meraktır, emektir, ahlaktır ve üretme cesaretidir. Bugün elimizde bir telefon olabilir. Yarın o telefonun teknolojisini geliştiren siz olabilirsiniz. Bugün bir kitabı okuyan öğrenci olabilirsiniz. Yarın o kitabı yazan siz olabilirsiniz. Bugün bir problemi çözmeye çalışan genç olabilirsiniz. Yarın milyonlarca insanın hayatını kolaylaştıran çözümü siz geliştirebilirsiniz. Bugün sadece bir hayal kuruyor olabilirsiniz. Yarın o hayalin sahibi değil, mimarı olabilirsiniz. O halde geleceği beklemeyin. Birilerinin sizin için hazırlamasını beklemeyin. Şartların mükemmel olmasını beklemeyin. Doğru zamanı beklemeyin. Bugün başlayın… Bir kitapla… Bir fikirle… Bir eğitimle… Bir beceriyle… Bir iyilikle… Bir adımla…

Çünkü büyük değişimler, çoğu zaman küçük bir kararla başlar. Ve belki de bugün kendinize vereceğiniz en güzel söz şudur:  “Ben bu dünyanın sadece tüketicisi olmayacağım. Ben de üreteceğim. Ben de öğreneceğim. Ben de geliştireceğim. Ben de iyilik bırakacağım. Ve benden sonra gelecek olanlara, benden öncekilerden aldığım dünyadan daha güzel bir dünya bırakmak için elimden geleni yapacağım.”

İşte o zaman gençlik yalnızca yaşın adı olmaktan çıkar. Bir düşüncenin, bir idealin, bir üretim gücünün ve bir gelecek umudunun adı olur. Ve biz, geleceğe güvenle bakabiliriz. Çünkü biliriz ki: Gelecek, onu bekleyenlerin değil; onu bilgiyle, emekle, ahlakla ve cesaretle inşa edenlerin olacaktır.

Allah Devlete ve Millete Zeval Vermesin.

Devamı Devlet, Nasibi Cennet, Bekayı İmân, Rızayı Rahman..

Baki Selam ve Dua ile.

MUSTAFA GÖKTAŞ

Gazeteci / Yazar ve İktisatçı (Meslekte 43 yıl)

https://www.instagram.com/mustafagoktas6468/

WhatsApp'ta MUSTAFA GÖKTAŞ / GAZETECİ YAZAR kanalını takip edin:

https://whatsapp.com/channel/0029Vb90GoI9hXFD7F39VC2d

#mustafagoktas