MTSO’YU İÇERİDEN VE DIŞARIDAN GÖRMEK-2
TEMSİL OLMADAN HİZMET OLMAZ
“Bir ticaret ve sanayi odasının başarısı yalnızca başkanının çalışkanlığına, tanınırlığına veya kamuoyundaki etkisine bağlı değildir. Odanın gerçek gücü, sektörlerin içinden gelen meslek komitelerinin ve meclis üyelerinin temsil yeteneğiyle ortaya çıkar. Doğru temsilciler seçilmeden üyeye doğru hizmet götürmek, üyelerinden beslenmeyen bir odayla da kente yön vermek kolay değildir.”
Odanın temeli meslek komiteleridir
Mersin Ticaret ve Sanayi Odasının üyelerine ve Mersin’e daha fazla katkı vermesini istiyorsak işe odanın temelinden başlamamız gerekir.
Bu temel meslek komiteleridir.
Oda seçimleri kamuoyunda çoğunlukla yönetim kurulu başkanlığı üzerinden tartışılır. Kimin başkan olacağı, hangi grubun yönetimi kazanacağı ve kimlerin yönetim kurulunda yer alacağı daha fazla ilgi çeker.
Elbette oda başkanının liyakati, kişiliği ve kurumsal duruşu çok önemlidir. Başkanın kapsayıcı ve kucaklayıcı olması, farklı kesimleri dinleyebilmesi, katılımcı bir yönetişim anlayışına sahip bulunması kurumun çalışma kültürünü doğrudan etkiler. Odanın kamuoyuna güven veren, kent kurumlarını bir araya getirebilen ve sorunların üzerine kararlılıkla gidebilen bir başkan tarafından yönetilmesi küçümsenemez.
Ancak güçlü bir oda yalnızca güçlü bir başkanla kurulamaz.
Meslek komitesi ve meclis üyelerinin niteliği, çalışma isteği ve temsil yeteneği de en az başkanın nitelikleri kadar önemlidir. Çünkü başkanı ve yönetim kurulunu belirleyen yapı meclistir. Meclis ise meslek gruplarından seçilen üyelerden oluşur. Yönetim kurulu başkanı ve üyeleri de meclis tarafından, kendi üyeleri arasından seçilir.
Başkan odaya yön verebilir, kurumları bir araya getirebilir ve ortak çalışma kültürünü güçlendirebilir. Fakat meslek komiteleri sektörlerinden bilgi taşımıyor, meclis üyeleri üyelerin sesini duyurmuyor ve karar süreçlerine gerçek anlamda katılmıyorsa bir başkanın tek başına bütün sektörleri temsil etmesi mümkün değildir.
Bu nedenle meslek komitesi seçimleri, belirli sektörlerdeki birkaç kişinin kendi arasında anlaşıp yaptığı dar kapsamlı seçimler değildir. Bu seçimler, MTSO’nun dört yıl boyunca hangi sorunları duyacağını, hangi kesimlerin sesini yönetime taşıyacağını ve nasıl bir meclis yapısına sahip olacağını belirler.
Kâğıt üzerindeki görev, uygulamadaki gerçeklik
Mevzuat meslek komitelerini göstermelik yapılar olarak tanımlamıyor. Komitelerin kendi meslekleriyle ilgili incelemeler yapması, yararlı ve gerekli gördükleri önlemleri yönetim kuruluna önermesi, meclis veya yönetim kurulu tarafından istenen mesleki konularda araştırma yapması bekleniyor.
Meclis ise yönetim kurulunu seçmek, yönetimden gelen teklifleri inceleyip karara bağlamak, mesleki kararlar almak, bütçeyi ve kesin hesapları onaylamak, yönetim kurulunun faaliyetlerini denetlemek gibi önemli yetkilere sahip.
Kâğıt üzerindeki yapı doğrudur.
Sorun, bu yapının uygulamada ne ölçüde çalıştığıdır.
Ben MTSO Başkanı olmadan önce meslek komitesi üyeliği, meclis üyeliği ve yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulunmuştum. Bu süreçte komitelerin, meclisin ve yönetim kurulunun çalışma düzenini yakından izleme olanağı buldum.
Meslek komitelerinin yasal olarak çok önemli görevleri bulunmasına rağmen yeterince verimli bir çalışma düzenine sahip olmadıklarını gördüm. Toplantılar yapılıyor, kararlar alınıyor, ancak komite üyeleri yaptıkları çalışmaların yönetim tarafından ne ölçüde önemsendiğini ve aldıkları kararların nasıl sonuçlandığını her zaman göremiyordu.
Böyle bir ortamda toplantılar zamanla rutinleşebiliyor. Komite üyelerinin çalışma isteği azalıyor, birkaç kişinin görüşü sektörün ortak görüşüymüş gibi kayıtlara geçebiliyor. Üyeler de komitelerin ne yaptığını yeterince bilmediği için temsilcileriyle sağlıklı bir bağ kuramıyordu.
Başkan olduğumda meslek komitelerinden daha fazla verim almanın yalnızca onları toplantıya çağırmakla mümkün olmayacağı kanaatine vardım. Komite üyelerinin önce yaptıkları işin önemini benimsemeleri, ardından da emeklerinin yönetim tarafından ciddiye alındığını hissetmeleri gerekiyordu.
Bu nedenle 41 meslek komitemizin aylık toplantılarının büyük çoğunluğuna başkan olarak bizzat katıldım. Sektörlerin sorunlarını, üyelerin beklentilerini ve çözüm önerilerini komite üyeleriyle birlikte ayrıntılı biçimde tartıştık. Toplantılardan çıkan değerlendirmeler raporlar halinde yönetim kuruluna ulaştı.
Böylece yönetim kuruluna gelen kararların yalnızca sonuç cümlesini değil, arkasındaki ihtiyacı, sektörün yaşadığı sorunu ve sahadaki karşılığını da değerlendirme olanağı bulduk. Komite raporlarından gerekli görülenler kamu kurumlarına, belediyelere, bakanlıklara veya kamuoyuna taşındı. Bu çalışma yöntemini daha önce MTSO seçimleri üzerine yazdığım değerlendirmede de anlatmıştım. (MTSO SEÇİMLERİNDE ASIL MESELE: GÜVEN, ŞEFFAFLIK VE EŞİT REKABET)
Yönetim düzeyinde gösterilen bu ilgi birçok komitenin çalışma isteğini artırdı. Bazı komiteler daha fazla sorumluluk almaya, sektör üyelerini daha yakından dinlemeye ve sorunları ayrıntılı biçimde ele almaya başladı.
Bu deneyim bana şunu gösterdi:
Meslek komitelerinden verim beklemek için önce onlara görevlerinin önemini anlatmak, ürettikleri kararları ciddiye almak ve bu kararların sonucu hakkında geri bildirim vermek gerekir.
Yalnızca “Komiteler çalışmıyor” demek kolaydır. Yönetimin de kendisine şu soruyu sorması gerekir:
Komitelerin çalışması için nasıl bir ortam hazırladık?
Seçilebilir olmak, temsil edebilir olmak değildir
Meslek komitesi seçimlerinde kimin seçileceğine karar verilirken her zaman liyakat, sektör bilgisi ve çalışma isteği belirleyici olmuyor.
Hemşerilik ilişkileri, akrabalıklar, dostluklar, kişisel yakınlıklar, adayın tanınırlığı veya şirketinin ekonomik büyüklüğü seçim sonucunda etkili olabiliyor.
İnsanların tanıdıkları ve güvendikleri kişilerle hareket etmeleri doğaldır. Büyük bir işletmeyi yönetmek de önemli bir deneyimdir.
Fakat bunların hiçbiri tek başına temsil yeterliliği anlamına gelmez.
Bir kişi çok büyük bir şirketin sahibi olabilir ama sektöründeki küçük ve orta ölçekli işletmelerin yaşadığı sorunları bilmiyor olabilir. Kendi işletmesinin ihtiyaçlarını çözmekte başarılı olabilir, ancak ortak sektör sorunlarına zaman ayırmak istemeyebilir. Çok tanınmış olabilir fakat komite çalışmalarına düzenli katılmayabilir.
Ekonomik büyüklük kişiye kendiliğinden temsil yeteneği kazandırmaz.
Meslek komitesine seçilecek kişinin sektörünü tanıması, üyelerle iletişim kurabilmesi, farklı büyüklükteki işletmeleri kucaklayabilmesi, araştırmaya açık olması ve ortak çalışma kültürüne yatkın bulunması gerekir.
En önemlisi de çalışmaya istekli olmalıdır.
Çünkü meslek komitesi üyeliği bir unvan değil, dört yıl süren bir sorumluluktur.
Ancak temsilin niteliğini yalnızca kimin seçildiği belirlemiyor. Adayların nasıl bir seçim ortamında yarıştığı, üyelerin hangi söylemlerle yönlendirildiği ve seçim sırasında oluşan ilişkiler de dört yıllık çalışma dönemini doğrudan etkiliyor.
Seçim sırasında kurulan kamplar kolay dağılmıyor
MTSO’da meslek komitesi üyeliğinden başlayarak meclis, yönetim kurulu üyeliği ve yönetim kurulu başkanlığı aşamalarından geçtim. Kurumun hemen her kademesinde görev yapıp birçok seçim yaşadım.
Bu süreçlerde yalnızca seçim sonuçlarını değil, komite seçimlerinden yönetim kurulu başkanlığına kadar üyelerin nasıl yönlendirildiğini, listelerin hangi ilişkiler üzerinden şekillendiğini ve hangi söylemlerin daha etkili olduğunu da yakından gözlemledim.
Seçimi kazanmak için kullanılan en kolay yöntemlerden biri, rakibi aynı kuruma hizmet etmek isteyen farklı bir aday olarak görmek yerine, yenilmesi gereken bir karşı taraf olarak göstermektir.
Önce çeşitli gerekçeler üretilir. Ardından insanlar kamplara ayrılır. Rakip liste bazen etnik kökenlerle, bazen hemşerilik ilişkileriyle, bazen de Mersinlilik üzerinden kurulan dışlayıcı söylemlerle tanımlanır.
Bu yaklaşım beni her zaman rahatsız etti.
Çünkü MTSO farklı kökenlerden, farklı siyasi düşüncelerden, farklı sektörlerden ve farklı büyüklükteki işletmelerden oluşan ortak bir kurumdur. İnsanların doğdukları kent, aile kökenleri veya siyasi ilişkileri üzerinden ayrıştırılması yalnızca seçim ortamını germiyor. Seçimden sonra birlikte çalışması gereken meclis ve meslek komitelerinin arasına da güvensizlik yerleştiriyor.
Birbirini seçim sırasında düşman gibi gören insanların, ertesi gün aynı masa çevresinde Mersin’in ortak sorunlarına çözüm üretmesini beklemek kolay değildir.
2018 yılında yönetim kurulu başkanlığına aday olduğumda, bu ayrıştırıcı anlayıştan rahatsız olan ve daha kapsayıcı bir oda isteyen arkadaşlarla bir araya geldik. Farklı çevrelerden gelen insanların birbirini dışlamadan aynı amaç etrafında buluşabildiği bir oluşum ortaya çıktı.
O seçimde 99 meclis üyesinden 64’ünün desteğini aldık. Diğer aday 30 oy aldı, 5 oy ise geçersiz sayıldı.
Ben bu sonucu yalnızca kişisel bir seçim başarısı olarak görmedim. Ayrıştırma yerine birlik düşüncesinin, farklılıkları düşmanlık nedeni saymayan bir oda anlayışının karşılık bulması olarak değerlendirdim.
Kentte de bu sonucun geniş bir memnuniyet oluşturduğunu hissettim. Savunduğum birleştirici anlayışın kalıcı bir kurumsal kültüre dönüşebileceğine inandım.
İdealimi gerçekleştirmiştim.
Ya da öyle sanmıştım.
Bir sonraki seçim döneminde eski alışkanlıkların tamamen ortadan kalkmadığını gördüm. Bu defa hemşerilik ve kimlik üzerinden yapılan ayrıştırmanın yanında ekonomik çıkar ilişkileri de daha görünür hale geldi.
Benim gözlemim ve kanaatim, iktidar veya muhalefet ayrımı olmaksızın bazı siyasi aktörlerin de belirli gruplara yakın durarak MTSO seçimleri üzerinde etkili olmaya çalıştıkları yönündeydi. Etik sınırları zorlayan yöntemlere, çıkar hesaplarına ve kurumu gereğinden fazla yıpratan bir mücadeleye tanık olduk.
Bu noktada kişileri tartışmak istemiyorum.
Asıl mesele, oda seçimlerinin iş dünyasının kendi temsilcilerini belirlediği demokratik bir yarış olmaktan çıkıp siyasi ve ekonomik nüfuz mücadelesine dönüşme tehlikesidir.
Seçim kazanmak için kullanılan kutuplaştırıcı dil ve etik dışı yöntemler yalnızca adayları yıpratmaz. MTSO’nun güvenilirliğine de zarar verir. Üstelik seçim bittiğinde geride, aynı çatı altında birlikte çalışması gereken fakat birbirine güveni azalmış bir meclis bırakır.
2022 yılındaki yönetim kurulu başkanlığı seçiminde üç aday yarıştı. Ben 44 oy aldım. En yakın aday 43, diğer aday 27 oy aldı ve bir oy geçersiz sayıldı. Seçimi yalnızca bir oy farkla kazandık.
Bir önceki seçimde oluşan geniş birlikten sonra seçimin bir oy farkla sonuçlanması benim için önemli bir uyarıydı.
Bir seçimi kazanmak, ayrıştırıcı seçim kültürünü ortadan kaldırmaya yetmiyordu.
Seçimin hemen ardından yalnızca bize oy verenlerin değil, 115 meclis üyesinin tamamının başkanı olarak hareket edeceğimizi söyledim. Üyeleri birbirine küstüren seçim sisteminin değiştirilmesi için çalışılması gerektiğini de özellikle ifade ettim.
Kapsayıcı bir başkanın veya iyi niyetli bir grubun varlığı önemlidir, ancak tek başına yeterli değildir. Seçim düzeni kamplaşmayı ödüllendiriyor, üyeler korkular veya aidiyetler üzerinden yönlendiriliyor, siyasi ve ekonomik etki girişimlerine karşı kurumsal güvenceler oluşturulamıyorsa aynı sorunlar her seçimde yeniden yaşanabilir.
Bu nedenle MTSO seçimlerinde yalnızca adayların kim olduğu değil, yarışın hangi kurallar ve hangi dil içinde yürütüldüğü de önemlidir.
Adaylara eşit koşullar sağlanmalı, oda kaynakları ve kurumsal bilgiler hiçbir grubun lehine kullanılmamalı, etnik kökeni, hemşeriliği veya siyasi yakınlığı seçim aracına dönüştüren anlayış açık biçimde reddedilmelidir.
Daha önce de yazdığım gibi, MTSO seçimleri yalnızca bir yönetim yarışı değildir. Mesele aynı zamanda temsil adaleti, kurumsal güven ve bütün adayların eşit koşullarda yarışabilmesidir. (MTSO SEÇİMLERİNDE ASIL MESELE: GÜVEN, ŞEFFAFLIK VE EŞİT REKABET)
MTSO seçimleri düşmanların karşı karşıya geldiği bir mücadele değil, aynı kuruma hizmet etmek isteyen farklı adayların üyelerin güvenini kazanmaya çalıştığı demokratik bir yarış olmalıdır.
Çünkü seçim sırasında parçalanan bir meclisin, seçimden sonra Mersin için ortak akıl üretmesi kolay değildir.
Seçim dönemindeki hareketlilik neden dört yıl sürmüyor?
Seçim dilinin yarattığı ayrışma önemli bir sorundur. Ancak temsil bakımından başka bir sorun daha vardır:
Seçimi kazanmak için gösterilen yoğun çabanın, seçimden sonraki dört yıllık çalışma dönemine aynı ölçüde taşınmaması.
Oda seçimleri yaklaşırken olağanüstü bir hareketlilik başlar.
Telefonlar açılır. İşletmeler ziyaret edilir. Listeler hazırlanır. Yemekler düzenlenir. Uzun zamandır görüşülmeyen üyeler hatırlanır. Sektörün sorunlarından, birlikten, dayanışmadan ve yeni projelerden söz edilir.
Seçim sona erdiğinde bu hareketlilik çoğu zaman aynı güçle devam etmiyor.
Dört yıl boyunca temsil ettiği sektörün üyeleriyle düzenli toplantı yapmayan, onların iş yerlerine gitmeyen, sorunlarını yazılı önerilere dönüştürmeyen ve meclis kürsüsünde sektörü adına tek bir görüş ortaya koymayan üyeler olabiliyor.
Bu durum yalnızca MTSO’ya özgü değildir. Birçok meslek kuruluşunda seçilmiş görevler zamanla toplumsal statü alanına dönüşebiliyor.
Kartvizitte “meclis üyesi” yazması önemseniyor. Protokolde görünmek, toplantılarda ön sıralarda bulunmak ve belirli çevrelere daha kolay ulaşmak değerli görülüyor. Fakat bu unvanın üyeye ve sektöre karşı yüklediği sorumluluk aynı ölçüde hatırlanmıyor.
Oysa meclis üyeliği dört yıllık bir seyircilik görevi değildir.
Meclis üyesi yalnızca önüne gelen gündem maddelerine el kaldırmak için seçilmez. Temsil ettiği sektörün durumunu izlemek, üyelerle iletişim kurmak, sorunları meclise taşımak, yönetim kurulunu gerektiğinde uyarmak ve çözüm önerileri geliştirmek için seçilir.
Bir meclis üyesinin dört yıl boyunca hiç konuşmaması, hiçbir öneri getirmemesi ve herhangi bir sektör çalışmasında sorumluluk almaması normal karşılanmamalıdır.
Sessiz kalmak her zaman uyumlu çalışmak anlamına gelmez.
Bazen yalnızca sorumluluk almamaktır.
Meclis üyesi kime karşı sorumludur?
Meclis üyeliğine seçilen kişi zaman içinde kendisini yalnızca oda yönetimine veya birlikte seçildiği komite listesine karşı sorumlu hissedebilir.
Oysa ilk sorumluluğu kendisini seçen meslek grubunadır.
Temsilci, yönetimin görüşlerini sektörüne anlatan tek yönlü bir haberci olmamalıdır. Asıl görevi sektörün sesini yönetime taşımaktır. Gerektiğinde yönetimden farklı düşünmeli, eksikleri açıkça söylemeli ve üyelerinin ortak hakkını savunabilmelidir.
Oda meclisinde farklı görüşlerin bulunması bir zayıflık değildir. İyi yönetildiğinde kurumun ortak aklını güçlendirir.
Her konuda aynı düşünen, hiçbir kararı sorgulamayan ve yönetimden gelen bütün önerileri tartışmadan kabul eden bir meclis görünürde huzurlu olabilir. Fakat böyle bir yapı, sektörlerde biriken sorunların yönetime ulaşmasını engelleyebilir.
Kurumsal birlik, herkesin susması değildir.
Birlik, farklı görüşlerin özgürce söylenebilmesi ve sonunda ortak yarar doğrultusunda karar verilebilmesidir.
Meclis üyelerinin dört yıllık karnesi olmalı
Bu nedenle yönetim kurulunun başkan da dahil, her meslek komitesi ve meclis üyesi için bağımsız bir kurum tarafından dört yıllık bir faaliyet karnesi hazırlanmasını gerekli görüyorum.
Bu karne insanları teşhir etmek, küçük düşürmek veya seçim dönemlerinde kişisel hesaplaşmanın aracı haline getirmek amacıyla kullanılmamalıdır.
Amaç, seçilmiş temsilcinin görevini ne ölçüde yerine getirdiğini üyelerin görebilmesidir.
Karnede toplantılara katılım, mecliste yapılan konuşmalar, verilen yazılı öneriler, sektör üyeleriyle gerçekleştirilen toplantılar, hazırlanan raporlar, gündeme taşınan sorunlar, kamu kurumlarına iletilen talepler, desteklenen projeler ve sonuçlandırılan çalışmalar bulunmalıdır.
Ancak yalnızca toplantıya katılmak yeterli bir performans göstergesi sayılmamalıdır. Bir insan bütün toplantılara katıldığı halde dört yıl boyunca hiçbir katkı sunmayabilir.
Aynı biçimde çok konuşmak da tek başına başarı değildir. Önemli olan konuşmanın sektörün gerçek sorunlarına dayanması, uygulanabilir öneriler içermesi ve sonucunun takip edilmesidir.
Karne sayıların yanında niteliği de değerlendirmelidir.
Karnenin notunu temsil edilen üyeler de vermeli
Performans değerlendirmesinin en önemli parçalarından biri, temsil edilen sektör üyelerinin görüşü olmalıdır.
Her yıl veya en azından görev döneminin ortasında ve sonunda meslek grubu üyelerine kısa bir değerlendirme anketi gönderilebilir.
Üyelere temsilcilerinin kim olduğunu bilip bilmedikleri, kendilerine ulaşıp ulaşamadıkları, sektör sorunları hakkında düzenli bilgi alıp almadıkları, görüşlerinin dinlenip dinlenmediği ve yapılan çalışmaların somut bir sonuç üretip üretmediği sorulmalıdır.
Bu değerlendirmeler yalnızca oda yönetiminin önünde duran kapalı bir rapora dönüşmemelidir. İlgili meslek grubunun üyeleriyle de paylaşılmalıdır.
Temsilcilerin dört yıllık karneleri bir sonraki seçim öncesinde yayımlanırsa üyeler kararlarını yalnızca dostluklara, listelere veya seçim döneminde verilen sözlere göre vermez. Geçmiş dört yılın sonuçlarını da değerlendirebilir.
Yeniden aday olan bir meclis üyesi, “Bu dönem şunları yapacağım” demeden önce “Geçen dört yılda şunları yaptım” diyebilmelidir.
Performans ölçmek cezalandırmak değildir
Bazıları böyle bir değerlendirmenin meclis üyeleri üzerinde baskı oluşturacağını düşünebilir.
Ben tersine inanıyorum.
Ölçülmeyen görev zamanla belirsizleşir. Beklentinin ne olduğu bilinmiyorsa insanlardan güçlü bir performans göstermelerini istemek de zorlaşır.
Göreve başlarken her komitenin ve meclis üyesinin sorumlulukları açıkça anlatılır, dönem sonunda hangi ölçütlerle değerlendirileceği önceden bilinirse sistem daha adil işler.
Üstelik performans karnesi yalnızca çalışmayanları göstermek için kullanılmamalıdır. Gerçekten emek veren, zaman ayıran, proje üreten ve sektör üyeleri arasında güven oluşturan insanlar da görünür hale gelmelidir.
Bugün çok çalışanla hiç çalışmayan bir temsilci çoğu zaman aynı koşullarda yeniden aday olabiliyor. Üyenin elinde karşılaştırma yapabileceği düzenli bir bilgi bulunmuyor.
Bu durum çalışanın emeğini değersizleştiriyor, çalışmayanı ise sorumluluktan kurtarıyor.
Komiteler sektörün bütününü temsil etmeli
Meslek komitelerinin oluşumunda yalnızca kişilerin yetkinliği değil, sektörün farklı kesimlerinin temsili de önemlidir.
Bazı meslek gruplarında çok büyük şirketlerle küçük aile işletmeleri aynı grupta yer alıyor. İhracat yapan firmayla yalnızca yerel piyasada çalışan işletmenin sorunları aynı olmayabiliyor. Yeni kurulmuş bir girişimle onlarca yıllık şirketin beklentileri farklılaşabiliyor.
Komite listeleri hazırlanırken sektörün bütününü gözeten bir denge kurulmalıdır.
Büyük, orta ve küçük işletmelerin; üretici, satıcı ve hizmet sağlayıcıların; kent merkezinde ve ilçelerde faaliyet gösteren üyelerin sesi mümkün olduğunca komitelere yansıtılmalıdır.
Kadınların ve genç iş insanlarının yalnızca listeyi tamamlayan isimler olarak değil, gerçek sorumluluk üstlenen temsilciler olarak sürece katılması da önemlidir.
Birbirine çok benzeyen insanlardan oluşan bir komite, sektörün yalnızca bir bölümünü görebilir.
Adaylar seçimden önce çalışma niyetlerini açıklamalı
Seçim sürecini daha nitelikli hale getirmenin yollarından biri, adayların meslek grubu üyelerine kısa bir çalışma taahhüdü sunmasıdır.
Aday neden görev istediğini, sektörünün en önemli sorunlarını nasıl gördüğünü, üyelerle hangi yöntemle iletişim kuracağını ve dört yılın sonunda hangi sonuçlarla değerlendirilmek istediğini açıklamalıdır.
Bu açıklamalar oda tarafından bütün adaylara eşit koşullarda sunulan ortak bir dijital alanda yayımlanabilir.
Böylece seçim yarışı yalnızca isimler, listeler ve ilişkiler arasında değil; düşünceler, projeler ve çalışma önerileri arasında da gerçekleşir.
Seçimde eşitlik bilgiye erişimde eşitlikle başlar. Oda personeli, kurumsal imkânlar, bilgi sistemleri ve üye verileri hiçbir aday grubunun lehine kullanılamaz. Kurumsal tarafsızlık yalnızca hukuki değil, aynı zamanda ahlaki bir sorumluluktur. (MTSO SEÇİMLERİNDE ASIL MESELE: GÜVEN, ŞEFFAFLIK VE EŞİT REKABET)
Yönetim de komiteleri dinlemek zorundadır
Temsil sorununu yalnızca komite ve meclis üyelerinin çalışıp çalışmamasına indirgemek adil olmaz.
Komiteler çalışıyor, rapor hazırlıyor ve öneri getiriyorsa yönetim kurulunun da bu önerilere cevap vermesi gerekir.
Her komite kararının hangi aşamada olduğu izlenebilmelidir.
Öneri kabul edildi mi?
İlgili kuruma gönderildi mi?
Reddedildiyse gerekçesi nedir?
Çalışma devam ediyorsa kim takip ediyor?
Aylarca cevap verilmeyen, sonucu hakkında bilgi paylaşılmayan kararlar zamanla isteksizlik yaratır. İnsanlar önerilerinin karşılıksız kaldığını düşündüğünde toplantılara yalnızca usulen katılmaya başlar.
Temsilin iyi işlemesi için iki yönlü bir sorumluluk vardır.
Komiteler çalışmalı, yönetim de komitelerin çalışmalarını ciddiye almalıdır.
Başkanlık dönemimde komite toplantılarına katılmak için gösterdiğim çabanın temelinde bu düşünce vardı. Yönetimin sektörü dinlediğini komite üyelerine hissettirmek yalnızca moral vermek için değil, kararların niteliğini yükseltmek için de gerekliydi.
Bugünden geriye baktığımda bunun kişisel bir çalışma yöntemi olarak kalmaması gerektiğini düşünüyorum.
Komite kararlarının hangi aşamada bulunduğunu gösteren, yönetimler değişse de devam edecek kurumsal bir takip sistemi kurulmalıdır.
Bu konuda benim dönemimde yetersiz de olsa bir sistem kurmuştuk; umarım bu sistemin kullanılması sürdürülüyordur.
Odanın gücü tabanından gelir
Bir ticaret ve sanayi odasının binası ne kadar büyük, bütçesi ne kadar güçlü ve başkanı ne kadar tanınmış olursa olsun, tabanıyla bağı zayıfsa temsil gücü de zayıflar.
MTSO’nun asıl kaynağı üyeleridir.
Meslek komiteleri üyelere ulaşmıyor, meclis üyeleri sektörleriyle düzenli ilişki kurmuyor ve üyeler temsilcilerinin dört yıl boyunca ne yaptığını bilmiyorsa oda tabanından yeterince beslenmiyor demektir.
Böyle bir yapıda başkan ve yönetim kurulu iyi niyetli ve çalışkan olsa bile bütün sektörlerin sorunlarını doğru biçimde görmeleri mümkün değildir.
Temsil bir seçim günüyle sınırlı değildir.
Oy vermek temsilin başlangıcıdır.
Asıl temsil, seçildikten sonraki dört yıl boyunca dinlemek, konuşmak, araştırmak, hesap vermek ve sonuç üretmekle gerçekleşir.
Meslek komiteleri ve meclis üyeleri bu sorumlulukla hareket ettiğinde MTSO yalnızca üyeler adına konuşan değil, üyelerinden bilgi, güven ve güç alan bir kurum haline gelir.
O zaman hizmet de daha doğru yere ulaşır.
Çünkü temsil olmadan hizmet olmaz.
Bir sonraki yazıda meslek komitelerinin seçildikten sonra nasıl araştıran, çalışan ve proje üreten yapılara dönüştürülebileceğini ele alacağım.
“Meslek Komiteleri Nasıl Çalışan Bir Yapıya Dönüşür?” başlıklı üçüncü yazıda buluşmak üzere, esen kalın.


























