haberanaliz
Ayhan KIZILTAN

Ayhan KIZILTAN

Mail: ben@ayhankiziltan.com

MTSO’YU İÇERİDEN VE DIŞARIDAN GÖRMEK–1

BU YAZI DİZİSİ HANGİ DENEYİMLERDEN DOĞDU?

Bu yazı dizisi, MTSO’yu beş yıl boyunca içeriden yönetirken yaşadıklarımın, görev öncesinde ve sonrasında dışarıdan yaptığım gözlemlerin bir toplamıdır. Amacım geçmiş bir dönemi övmek ya da bugünkü yönetimi yargılamak değil; deneyimden süzülen derslerden yola çıkarak MTSO’nun üyelerine ve Mersin’e nasıl daha fazla katkı verebileceğini tartışmaktır.

Bir kurumu iki taraftan görmek

Bu yazı dizisini yalnızca Mersin Ticaret ve Sanayi Odasını dışarıdan izleyen ya da odaların nasıl çalışması gerektiğini kuramsal olarak değerlendiren biri olarak kaleme almıyorum.

MTSO’yu uzun yıllar dışarıdan izledim. 2018 ile 2023 yılları arasında beş yıl boyunca Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlendim ve kurumu içeriden görme olanağı buldum. Görevimin sona ermesinden bu yana da yaklaşık üç yıldır MTSO’yu yeniden dışarıdan izliyorum.

İçeriden bakarken bir kurumun olanaklarını, sorumluluklarını, işleyişini ve karşılaştığı güçlükleri görüyorsunuz. Dışarıdan baktığınızda ise yapılan çalışmaların üyelerde ve kentte nasıl karşılık bulduğunu, hangilerinin kalıcı olduğunu, hangilerinin zaman içinde etkisini kaybettiğini daha rahat değerlendirebiliyorsunuz.

Başkanlık görevim sırasında küçük esnaftan sanayiciye, ihracatçıdan hizmet sektöründe faaliyet gösteren işletmelere kadar çok farklı kesimlerle aynı masaya oturdum. Bankalarla iş dünyasının krediye erişimini, zamanından önce geri çağrılan kredileri ve finansman sorunlarını görüşmek üzere defalarca bir araya geldik.

MTSO’nun profesyonel kadrosunu, meslek komitelerini, meclisini ve yönetim kurulunu içeriden gözlemledim. Kamu kurumlarıyla, belediyelerle, üniversitelerle, meslek kuruluşlarıyla, sivil toplum örgütleriyle, basın kuruluşlarıyla ve siyasetçilerle birlikte çalışma fırsatı buldum.

Bunların yanı sıra MTSO üyesi olmayan, odayla doğrudan ilişkisi bulunmayan Mersinlilerle de temas ettim. Onların MTSO’yu nasıl gördüklerini, kentteki bir ticaret ve sanayi odasından ne beklediklerini dinledim. Çünkü bir odanın aldığı kararlar yalnızca üyelerini değil, üretimden istihdama, yatırımlardan kent yaşamına kadar çok geniş bir çevreyi etkiliyor.

Bu nedenle “MTSO’YU İÇERİDEN VE DIŞARIDAN GÖRMEK” yazı dizisindeki değerlendirmeler kısa süreli bir gözleme değil; iş dünyasıyla, toplumla ve kurumlarla kurulan uzun soluklu ilişkilerden doğan bir deneyime dayanıyor.

Kriz günlerinde odanın gerçek işlevi

MTSO Başkanlığı döneminde edindiğimiz deneyimler yalnızca olağan zamanlardaki oda çalışmalarıyla sınırlı kalmadı.

Pandemi ve ardından yaşanan Kahramanmaraş merkezli depremler, hem kurumların hem de insanlar arasındaki ilişkilerin gerçek anlamda sınandığı dönemler oldu. Bütün bunlara giderek ağırlaşan ekonomik sorunlar da eklendi.

Pandemi başladığında iş dünyası büyük bir belirsizlik içindeydi. İşletmeler kapanma tehlikesiyle, çalışanlar işlerini kaybetme korkusuyla, üreticiler ise tedarik sorunlarıyla karşı karşıyaydı.

Yerel marketler ve gıda dışı perakende işletmeleri, kısıtlamalar sırasında açık kalabilen ve gıda dışındaki birçok ürünü de satan ulusal zincir marketler karşısında haksız rekabet yaşadıklarını söylüyordu. Birçok küçük işletme kapalıyken ya da çok sınırlı saatlerde çalışabilirken, tüketiciler ihtiyaçlarının önemli bir bölümünü zincir marketlerden karşılıyordu.

Hangi kararın ne zaman değişeceği bilinmiyor, farklı sektörlerden her gün yeni bir sorun geliyordu.

Böyle dönemlerde hazır reçeteler bulunmaz. Önce insanları dinlemek, doğru soruyu sormak, sahadan gelen bilgiyi hızla değerlendirmek ve ilgili kurumlara zamanında ulaştırmak gerekir.

MTSO olarak pandemi döneminde sektörlerle sürekli iletişim içinde olduk. Üyelerden gelen sorunları ve talepleri, bakanlıklar başta olmak üzere ilgili kurumlara taşıdık. Bir taraftan salgınla mücadeleye katkı vermeye, diğer taraftan ekonomik hayatın tamamen durmasını önlemeye çalıştık.

İş dünyasıyla kamu kurumları arasındaki bilgi akışının hızlanmasının ne kadar önemli olduğunu yaşayarak gördük. Sorunun yalnızca doğru olması yetmiyordu. Doğru zamanda, doğru bilgiyle ve çözüm önerisiyle birlikte doğru kuruma ulaştırılması gerekiyordu.

Pandemi bize yalnızca kriz yönetimini öğretmedi. Fedakârlığın, dayanışmanın ve empatinin ekonomik hayatın dışında kalan kavramlar olmadığını da gösterdi.

Bir işletmenin ayakta kalması yalnızca o işletmenin sahibini ilgilendirmiyordu. Çalışanından tedarikçisine, müşterisinden çalışanların ailelerine kadar geniş bir çevre aynı süreçten etkileniyordu. Bir sektörün sorunu kısa süre içinde başka sektörlerin de sorunu haline gelebiliyordu.

O günlerde MTSO’nun görevinin yalnızca üyelerden gelen talepleri kamu kurumlarına iletmek olmadığını daha açık biçimde anladık. Üyeler arasında dayanışmayı sağlamak, doğru bilgiyi yaymak, paniği azaltmak, çözüm kanallarını açık tutmak ve kurumlar arasındaki diyaloğu sürdürmek de odanın sorumluluğundaydı.

Depremde birliğin gücü

Deprem süreci çok daha ağır bir insanlık sınavıydı.

Depremin hemen ardından Mersin, doğrudan büyük bir fiziki yıkıma uğramamış olsa da çok sayıda depremzedeyi karşılayan, deprem bölgesine insan, araç, malzeme ve lojistik destek sağlayan başlıca kentlerden biri haline geldi.

MTSO Meclisini olağanüstü topladık. Ardından 41 meslek komitesinin başkanlarıyla bir araya gelerek yapılan çalışmaları ve önümüzdeki ihtiyaçları değerlendirdik.

Lojistik sektöründeki üyelerimizin desteğiyle kurtarma ekiplerinin ve yardım malzemelerinin deprem bölgesine ulaştırılması için çalışmalar yürütüldü. Mersin’e gelen depremzedelerin gıda ve barınma ihtiyaçlarının karşılanmasına katkı sağlandı. İş insanları, üyelerimiz ve gönüllüler imkânlarını paylaşmak için harekete geçti.

Bu süreçte iş insanlarının, çalışanların, belediyelerin, kamu kurumlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve gönüllülerin nasıl büyük bir özveriyle hareket edebildiğine tanık olduk.

Normal zamanlarda farklı düşünen, farklı kurumlarda çalışan, hatta zaman zaman birbirleriyle rekabet eden insanlar aynı amaç etrafında birleşebildi.

MTSO olarak birliğin gücünü en somut biçimde o günlerde yaşadık.

Bir oda yönetiminin bütün sorunları tek başına çözmesi elbette mümkün değildir. Fakat oda, doğru insanları bir araya getirebilir. İhtiyaç ile imkân arasında bağlantı kurabilir. Kurumlar arasındaki iletişimi hızlandırabilir ve dağınık çabaların ortak bir hedefe yönelmesini sağlayabilir.

Pandemi ve deprem dönemlerinden çıkardığım en önemli derslerden biri şudur: Kurumların gerçek gücü yalnızca bütçelerinden, binalarından ya da yasal yetkilerinden kaynaklanmaz.

Güç, ihtiyaç anında harekete geçebilen insanlardan, insanlar arasında kurulmuş güvenden ve birlikte çalışma alışkanlığından doğar.

Deneyimin içinde özeleştiri de var

Elbette beş yıl boyunca her şeyi doğru yaptığımızı söyleyemem.

Bazı konularda sonuç aldık. Bazı konularda istediğimiz ilerlemeyi sağlayamadık. Kimi çalışmalar kalıcı yapılara dönüştü, kimileri ise toplantıların, raporların veya iyi niyetli girişimlerin ötesine geçemedi.

Bu yazı dizisinin bir değeri olacaksa, yalnızca yapılan işlerden değil, yapılamayanlardan ve eksik bırakılanlardan çıkardığımız derslerden de kaynaklanacaktır.

Kurumsal deneyim yalnızca başarıların toplamı değildir. Sonuçlandırılamayan işler, yanlış tercihler ve yeterince üzerinde durulmayan konular da doğru değerlendirildiğinde geleceğe ışık tutabilir.

Makine mühendisliği eğitimim bana sorunları parçalara ayırmayı, neden ile sonucu birbirinden ayırmayı ve ölçmeden karar vermemeyi öğretti.

Sanayicilik ve ticaret hayatı ise kâğıt üzerinde doğru görünen her kararın sahada aynı sonucu vermediğini gösterdi. İş dünyasında bir sorunu yalnızca tarif etmek yetmez. Uygulanabilir çözüm üretmek, kaynak bulmak, insanları ikna etmek, süreci izlemek ve sonuç almak gerekir.

MTSO Başkanlığı sırasında öğrendiğim en önemli konulardan biri de bir kentin yalnızca kurumların resmî raporlarından anlaşılamayacağıdır.

Bazen küçük bir işletmenin finansmana erişememesi, bazen bir sanayi tesisindeki üretim sorunu, bazen iş arayan bir gencin anlattıkları, bazen de afet sonrasında kalacak yer bulamayan bir ailenin yaşadıkları, kentin gerçeklerini istatistiklerden daha açık biçimde gösterir.

Bu yazı dizisini neden yazıyorum?

Bu yazı dizisindeki değerlendirmeler, geçmiş bir yönetim döneminin başarılarını anlatmak veya bugünkü yöneticileri hedef almak amacıyla kaleme alınmadı.

Kurumları yalnızca kişiler üzerinden tartışmanın Mersin’e fazla bir yararı olmadığına inanıyorum. Yöneticiler değişir. Asıl önemli olan, kurumun çalışma düzeninin, temsil yapısının ve üyeleriyle kurduğu ilişkinin ne ölçüde geliştiğidir. Görev yaptığım sürede benden önceki başkanların odanın kurumsal yapısını ve kurumsal işleyişini iyi bir seviyeye getirdiklerini gördüğüm gibi eksik ya da geliştirilmesi gerekenleri de gördüm. Dışarıdan baktığımda da odanın birleştirici gücünün geliştirilmesi gerektiğini gördüm.

Konuşmamız gereken, kim görevde olursa olsun MTSO’nun nasıl daha demokratik, daha üretken, daha şeffaf, daha katılımcı ve kapsayıcı, daha dayanışmacı ve daha fazla sonuç alabilen bir kurum haline getirilebileceğidir.

Pandemi ve deprem günlerinde MTSO çatısı altında birlikte hareket etmenin, fedakârlığın ve hızlı çözüm üretmenin gücünü gördük.

Asıl mesele, bu çalışma kültürünü yalnızca kriz günlerinde hatırlamamak ve odanın günlük işleyişine yerleştirebilmektir.

Bunun için önce MTSO’nun temelinden, meslek komitelerinden ve meclisteki temsil anlayışından başlamak gerekiyor.

Çünkü doğru temsil kurulmadan üyeye gerçek anlamda hizmet verilmesi, üyelerinden güç almayan bir odanın da kente yön vermesi kolay değildir.

Bir sonraki yazıda bu temsil düzenini, meslek komiteleri ve meclis üyelerinin sorumlulukları üzerinden ele alacağım.

“Temsil Olmadan Hizmet Olmaz” başlıklı ikinci yazıda buluşmak üzere, esen kalın.