HAYAT PAHALILIĞI VE MUTLU OLMAK
Okurum e posta atıp sormuş: “En kötü evin fiyatı 10-15 milyon, En ucuz araba 2-3 milyon, en ucuz kira 30 bin lira.. En ucuz etin kilosu 1000 lira, Benzin, mazot 65 lira, Dolar 45, euro 53 lira.. Dışarda bir çay / kahve 300 lira.. Böyle bir ortamda ruh sağlığınızı nasıl koruyorsunuz gerçekten..”
Değerli kardeşim, rakamlar artık sadece matematiksel birer veri değil, doğrudan sinir sistemimize yapılan birer saldırı haline geldi. Bahsettiğiniz bu "ekonomik sürrealizm" içinde kaygı duymamak zaten pek mümkün değil; çünkü barınma ve beslenme gibi en temel hayatta kalma güdülerin tehdit altında hissetmesi, beynin sürekli "savaş ya da kaç" modunda (amigdala aktivasyonu) kalmasına neden olur.
Bu şartlar altında akıl sağlığını bir "kale" gibi korumak için şu stratejileri uygulamak bir lüks değil, zorunluluktur:
1. "Kontrol Alanı"na Odaklanmak
Ekonomi politikalarını, döviz kurunu veya market fiyatlarını bireysel olarak değiştiremezsin. Enerjini değiştiremeyeceğin devasa sorunlara harcamak, "öğrenilmiş çaresizlik" duygusunu tetikler.
Strateji: Sabah uyandığında "Bugün ekonomiyi nasıl düzelteceğim?" yerine "Bugün kendi rutinimi nasıl koruyacağım?" sorusuna odaklan. Kontrol edebildiğin küçük alanlar (evin temizliği, işindeki performansın, izlediğin bir film) sana bir nebze olsun özerklik duygusu verir.
2. Sosyal Kıyaslama Tuzağından Kaçınmak
Sosyal medya, bu dönemde ruh sağlığının en büyük düşmanıdır. Herkesin hala lüks tatillerdeymiş veya hiç etkilenmiyormuş gibi göründüğü bir ortamda, kendi gerçekliğin sana bir "başarısızlık" gibi gelebilir.
Gerçek: Şu an milyonlarca insan seninle aynı kaygıları paylaşıyor. Ekranda gördüğün parıltılı hayatların çoğu ya borçla ya da büyük bir illüzyonla sürdürülüyor. Dijital detoks yapmak veya seni yetersiz hissettiren hesapları takipten çıkmak nefes aldırır.
3. "Ücretsiz" Dopamin Kaynakları Keşfetmek
Eskiden dışarıda kahve içmek bir sosyalleşme aracıyken, şimdi 300 TL olması onu bir stres kaynağına dönüştürüyor. Beynin ödül mekanizmasını (dopamin) paraya endeksli olmaktan kurtarmak gerekiyor.
Alternatifler: Parkta bir yürüyüş, kütüphanede vakit geçirmek, bir arkadaşınla evde demlenmiş bir çay eşliğinde dertleşmek. Sosyalleşmeyi "tüketim" odaklı olmaktan çıkarıp "paylaşım" odaklı hale getirmek, üzerindeki o finansal baskıyı bir nebze hafifletir.
4. Bilgi Kirliliğini ve Sürekli Haber Takibini Durdurmak
Doların her saniye kaç olduğunu, her gün gelen zam haberlerini anlık takip etmek sorunu çözmüyor; sadece kortizol (stres hormonu) seviyeni tavan yaptırıyor.
Öneri: Haberlere bakma saati belirle. Örneğin günde sadece 15 dakika akşam saatlerinde neler olduğuna bak ve kapat. Gün boyu "felaket tellallığı" yapan bildirimlere maruz kalmak zihinsel yorgunluğun en büyük sebebidir.
5. Kolektif Dayanışma ve Duygusal Dışavurum
Yalnız olmadığını bilmek en büyük ilaçtır. Bu durumu sadece senin beceriksizliğin veya şanssızlığın gibi görme; bu sistemik bir kriz.
Paylaşmak: Güvendiğin insanlarla sadece "fiyatlardan" değil, bu durumun sende yarattığı "duygulardan" bahset. Korktuğunu, yorulduğunu söylemek seni zayıf yapmaz; aksine duygusal yükünü hafifletir.
Özetle: Dünya dışarıda çok gürültülü ve pahalı olabilir. Ama kendi iç dünyanda "bedava" olan huzur alanlarını (kitap okumak, derin nefes almak, sevdiğin birine sarılmak) korumak, şu an yapabileceğin en devrimci eylemdir. Dayanıklılık (resilience) tam da bu zamanlar için var.
Baki Selam ve Dua ile.
MUSTAFA GÖKTAŞ
Gazeteci / Yazar ve İktisatçı (Meslekte 43 yıl)
Çevre Ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER) Genel Başkanı






















