haberanaliz
Hilmi DULKADİR

Hilmi DULKADİR

Mail: hilmidulkadir@gmail.com

Toprak Deniz İnsan -XII-

Serinin on birinci bölümünde, Torosların göçerleri Yörüklerin doğayla uyumlu yaşam bilgeliğini, onların binlerce yıllık kültürel mirasını ele almıştık. Bu bölümde ise, bu topraklarda yaşayan uygarlıkların bıraktığı en kalıcı izlerden birine, mimari mirasa odaklanıyoruz. Mersin'in tarihi evleri, dar sokakları, taş duvarları, kemerli kapıları... Hepsi, bir zamanlar bu kentte nasıl bir yaşam olduğunun, insanların doğayla, birbirleriyle ve geçmişleriyle nasıl bir ilişki kurduğunun sessiz tanıklarıdır.

Kentin Hafızası: Tarihi Mersin Evleri

Mersin'in eski mahallelerinde dolaşırken, zamanın durduğu hissine kapılırsınız. Özellikle Çamlıbel, Bahçe, Mahmudiye gibi semtlerde hâlâ ayakta kalmayı başarmış tarihi evler, 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında Mersin'in bir ticaret kenti olma özelliğini taşır. Bu evler, genellikle iki veya üç katlı, geniş saçaklı, cumbalı, avlulu veya bahçeli yapılardır. Yapımında yöresel taş, tuğla ve ahşap malzeme kullanılmıştır.

Bu evlerin en dikkat çekici özelliklerinden biri, içinde bulundukları coğrafyayla kurdukları uyumdur. Yazın serin, kışın sıcak tutan kalın taş duvarlar, güneşin hareketine göre konumlandırılmış pencereler, havadar cumbalar... Her biri, iklimle dost bir mimarinin ürünüdür. (Çelik, 2020), Mersin geleneksel konut mimarisi üzerine yaptığı çalışmada, bu uyumu şöyle vurgular: "Mersin evleri, Akdeniz ikliminin gerekliliklerine göre şekillenmiştir. Geniş saçaklar güneşi keser, yüksek tavanlar serin havanın dolaşımını sağlar, avludaki havuz veya bahçe, nemi dengeleyerek serinletici bir etki yaratır."

Taşın Dili: Mersin'de Geleneksel Yapı Malzemeleri

Mersin'in geleneksel mimarisinde kullanılan malzemeler, tamamen yerel kaynaklardan elde edilir. Torosların eteklerindeki taş ocaklarından çıkarılan kalker taşı, kentteki pek çok yapının ana malzemesidir. Bu taş, işlenmesi kolay, dayanıklı ve iklim koşullarına uygun bir malzemedir.

Koruma ve Uygulama Denetim Bürosu (Rapor, 2021, s. 34)’de Mersin'de geleneksel yapı malzemeleri üzerine hazırladıkları raporda, taşın önemi şöyle anlatırır: "Mersin'de taş, bir yapı malzemesi olmaktan öte, kentin kimliğiyle de özdeştir. Tarihi evlerin duvarlarında, sokakların döşemesinde, çeşmelerin yalağında, camilerin minaresinde hep aynı taş vardır. Bu taş, kente birlik ve bütünlük kazandırır."

Taşın Sustuğu Kent: Mersin’de Koruma Sorunları

Mersin’in tarihi kent merkezi, koruma planlamasındaki aksaklıklar nedeniyle taşın dilini giderek yitirmektedir. Nitekim, (Uçar ve diğerleri, t.y.)’inin ifadesiyle “1998 yılında hazırlanmış olan Koruma Amaçlı İmar Planı, alanın korunmasını ve kullanımının devamlılığını sağlayamamıştır” (s. 383). Bunun üzerine 2015 yılında 59,47 hektarlık alan “Yenileme Alanı” olarak ilan edilmiş, ancak bu yeni statü “alanda ihtiyaç duyulan müdahalelerin yapılmasını zorlaştırmıştır” (s. 383). Taşın sessizliğe bürünmesinin bir başka nedeni de doğal varlıkların korunmasındaki yönetsel eksikliklerdir (Kocalar, 2025)’a göre, “korunan alanlarda planlama ve yönetim boşlukları” ekolojik tahribatı hızlandırmakta, doğal ve kültürel miras birlikte zarar görmektedir (s. 15). Oysa aynı araştırmacı, doğal varlıkların korunması için “ekolojik planlama yaklaşımlarının” bütüncül bir şekilde uygulanması gerektiğini vurgulamaktadır (Kocalar, 2025, s. 22). Mersin’in taşları, bu çelişkiler arasında bir yandan Osmanlı dönemine ait yok olmuş yapıların yasını tutarken, diğer yandan Cumhuriyet sonrası modern mimarlık ürünlerinin ve Mersin Çarşısı gibi yapıların “alana artı değer kattığını” fısıldamaktadır (Uçar vd. t.y., s. 400).

Taşın dili kent merkezinde, kırsalda ve Levanten mirasında da konuşur. (Durukan, 2003), Mersin’in Atlılar (Sadiye) köyünde 19. yüzyıl sonunda Çerkezler tarafından inşa edilen ardıç ağacı yığma evlerin “özgün kırsal mimari değerler” taşıdığını ancak hızla kaybolduğunu belgelemektedir (s. 130-135). Benzer şekilde, Mersin’in Levanten kimliği de taşa kazınmıştır. (Ergün ve diğerleri, 2023) şu çarpıcı alıntıyla bu durumu özetlemektedir: “Kente yerleşen ve Avrupalılardan oluşan levantenler, Marunilerin de etkisiyle Mersin’de farklı bir kimlik geliştirmiştir” (s. 145). Günümüzde bu ailelerin sayısı çok azalmış olsa da geride bıraktıkları “Latin ve İtalyan kökenli” yapılar, çok kültürlü geçmişin taş tanıklarıdır (s. 145). Tüm bu değerlerin korunması için Uçar ve arkadaşlarının (t.y.) geliştirdiği modelde, “2863 sayılı kanunla yapı ve alan ölçeğinde korunması gerekli kültür varlıklarının somut ve somut olmayan değerleriyle katılımcı modelle korunması, işlevsel ve ekonomik açıdan canlandırılması” amaçlanmaktadır (s. 406).

Fakat Kocalar’ın (2025) uyardığı gibi, doğal varlık koruma sorunları çözülmedikçe taşın dili tamamen susacaktır: “ekolojik planlama yapılmadan sadece yapı ölçeğinde koruma, bütüncül miras yönetimi için yetersiz kalmaktadır” (s. 18). Mersin’in taşları konuşabilseydi, koruma planlarıyla yenileme alanları arasında sıkışmış bir kimliğin çığlığını duyururdu…

Kaynakça: Durukan, İ. (2003). Mersin/Atlılar Sadiye Kırsal Mimari Envanter Raporu. (TÜBAKED) Türkiye Bilimler Akademisi Kültür Envanteri Dergisi(1), s. 130-149. https://dergipark.org. tr/en/download/article-file/1343412 adresinden alındı

Ergün, R., Bekar, İ., & Kutlu, İ. (2023). Mersin’de Bir Levanten Yapısı: Eski 3 Ocak İlkokulu (Kapusen Rahipleri Kilise Lojmanı). Sanat Tarihi Dergisi, 32(1), s. 141--167.

Kocalar, A. C. (2025). Doğal Varlıkların ve Korunan Alanların Koruma Sorunları ve Ekolojik Planlama Yaklaşımları - Mersin, Aydıncık. PEYZAJ-Eğitim, Bilim, Kültür ve Sanat Dergisi, 7(1), s. 1-29. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/4483782 adresinden alındı

(2021). Rapor. Koruma ve Uygulama Denetim Bürosu.

Uçar, M., Zorlu, F., Akar, T., & Belge, Z. S. (t.y.). Plan., 32 (3), s. 383-407.