1 TEMMUZ 2020 GENEL KURUL KONUŞMASI

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
1 TEMMUZ 2020 GENEL KURUL KONUŞMASI
HDP İzmir Milletvekili ve Çevre Komisyonu Üyesi Murat Çepni (2/2735) sıra sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi'nin 32'nci maddesi üzerine 1-7-2020 tarihinde Genel Kurul’da konuşma yapmıştır. Sivas katliamı, işkence ve Barolar üzerine konuştu.

Bu akşam, Ankara Tuzluçayır'da bir polis işgali yaşandı. Yüzlerce polis ve güvenlik gücü Tuzluçayır'a yığıldı. Sebebi, yirmi yedi yıl önce IŞİD yöntemleriyle yakılarak katledilen 33 canımızı anmak isteyen halkımızın yapacağı basın açıklamasını engellemek. Evet, günlerdir Sivas katliamını konuşuyoruz ve Sivas katliamıyla bugün açısından hesaplaşmak, yüzleşmek ve katillerden hesap sorma tartışması yapıyoruz. Fakat bugün bir kez daha görüldü ki katliamlarla hesaplaşmak ancak katliamın hesabını sormakla gerçekleşebilir. Eğer yirmi yedi yıl önce gerçekleşen 33 canımızın diri diri yakılmasına sebep olan bir katliamı bugün anmamızın önüne kim geçmek istiyorsa bu ancak ve ancak katliamı sahiplenenlerdir ve katliama ortak olanlardır. Katliama ortak olan aklın yirmi yedi yıl sonra da hâlâ capcanlı ortada duruyor oluşudur. Evet, biz Sivas'ı, Sivas'ta diri diri katledilen canlarımızı anmaya devam edeceğiz ta ki katillerden ve onları besleyen siyasetten hesap sorana kadar. Sivas'ın ışığı sönmeyecek ve Sivas'ta yitirdiğimiz canların anısı önünde bir kez daha saygıyla eğiliyorum.

Evet, işkence konuşuldu ve işkenceye dönük de iktidarın yaptığı ve yapması gerekenleri defaatle burada konuştuk. Evet, işkence evveliyatından beri bir istisna kesinlikle değil. Yani, iş bilmez yöneticilerin, yoldan çıkan görevlilerin yaptığı bir icraat değil. İşkence bu coğrafyada bir yönetme biçimidir. Çünkü işkencecilerden hesap sormazsanız, işkence yöntemiyle gerçekten samimi hesaplaşmazsanız, tam tersine onları korur, kollar ve onlara rütbe atlatırsanız, bunun adı çok net olarak işkencecilere sahip çıkmaktır, işkenceye ortak olmaktır. Evet, Rojbin Çetin, Diyarbakır'da üç buçuk saat köpekli işkenceye maruz kaldı ve şu anda yürüyemiyor. Peki, nerededir şu anda Rojbin Çetin? Hastanede mi? Hayır, şu anda Mardin Emniyetinde sorgusu hâlâ sürüyor. Evet, bu anlamda biz işkenceyle hesaplaşmayan AKP iktidarının işkence suçu işlediğini tekrar tekrar söylemeye devam ediyoruz.

 

Bakın, size birkaç ifade okuyacağım: "Bana seninle ilgili sonsuz yetki verildi. Bu devlet senin için özel uçak kaldırdı. Burası başka yere benzemez, buradaki herkes profesyonel. Kaçamazsan, konuşmazsan buradan çıkamazsın. Burası emniyet ya da hapishane değil, burada süre sınırı yok, bir Allah bir de biz varız, bizim sözümüz geçer. Bizi devlet yetiştirdi, her tür donanıma sahibiz; kırık olsa alçıya alırız, organ nakli gerekiyorsa yaparız." Bunları yaşayan Ayten Öztürk diye bir kadın. Bu kadın 8 Mart 2018'de Lübnan'da gözaltına alınıyor, Lübnan devleti tarafından. Sonrasında Türkiye'ye teslim ediliyor, bir uçukla Ankara'ya getiriliyor ve altı ay boyunca Ankara'da resmen neresi olduğu kabul edilmeyen ama her boyutuyla bir devlet kurumu olduğu belli olan bir yerde altı ay boyunca işkenceye maruz kalıyor. Bu işkence kelimenin gerçek anlamıyla tümüyle vahşet bir işkence. Gözü yirmi dört saat kapalı, tuvalete giderken bile kapalı, tırnaklarına, bütün vücuduna elektrik veriliyor, bayıldığında revir gibi bir yere, doktora götürülüyor orada vücuduna belli kremler sürülerek tedavi edilmeye çalışılıyor. Konuşması, itiraf etmesi bekleniyor ve bu işkence altı ay boyunca sürüyor.

 İşkence sonunda kapanan gözleri yine ilaçlarla açılıyor, ters askıya alınıyor, ayaklarından asılıyor, falaka yapılıyor ve bütün bunlar altı ay boyunca sürüyor.  Altı ay sonra ne oluyor? Altı ay sonra şunlar oluyor: Altı ay sonra yani 28 Ağustos 2018'de bu kadın Ankara'da bir açık alana bırakılıyor. Bırakıldığı anda etrafı Ankara TEM polisi tarafından çevriliyor ve Ankara TEM polisi gözaltına alıyor. Niye? Hakkında ihbar var diye. Üç gün tekrar gözaltında tutuluyor ve tutuklanıyor. Savcıya işkence gördüğünü anlatmaya çalışırken savcı bakmıyor bile. Vücudunda elektrikten kaynaklı yüzlerce yara var.  İşte, işkencenin bu ülkede bir yönetme biçimi olduğunun çok doğrudan bir kanıtıdır. Ben buradan halkımıza sesleniyorum: İşkenceyi, katliam siyasetini bir yönetme biçimi olarak belirleyenlerden kurtulmak bizim elimizde. İşimizi, ekmeğimizi çalanlar, işimize, ekmeğimize göz koyanlar ile bu işkencecilerle katliam siyaseti yürütenler aynıdır. İşte, tam da burada barolara gerçekleştirilen operasyonun da bir amacı budur. İşte, halkımızın korunması, haklarının korunması, işkenceye karşı mücadelenin de aynı zamanda.

Baroya dönük bu operasyon, aynı zamanda, işkenceye karşı mücadelenin de engellenmesine nedendir.Evet, buradan ben hem Alevilerin inanç özgürlüğünün, eşit yurttaşlık mücadelesinin, tüm halklarımızın, işçi sınıfının ve emekçilerin iş, ekmek, özgürlük mücadelesinin en güçlü biçimde yürütüldüğü koşullarda olduğumuzun altını çizmek isterim. Karanlığın en koyu olduğu anda olduğumuz doğrudur fakat aydınlığa en yakın olduğumuz andır. Cesaret ve kararlılıkla yan yana geldiğimizde bu ceberut sistemi, emin olun, yerle bir edebiliriz. Tüm halkımıza buradan bir kez daha selam ediyorum ve teşekkürlerimi sunuyorum.


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
Linç Suçları En Ağır Cezaya Çarptırılmalı!Önceki Haber

Linç Suçları En Ağır Cezaya Çarptırılmal...

6 AYDA 7 MİLYAR LİRA ZARAR OLUŞTUSonraki Haber

6 AYDA 7 MİLYAR LİRA ZARAR OLUŞTU

Başka haber bulunmuyor!