haberanaliz
Prof.Dr.Tayfun ÖZKAYA

Prof.Dr.Tayfun ÖZKAYA

Mail: ozkayatayfun@gmail.com

BUĞDAYDA HEGOMONYAYI YENMEK

Fiyatlar ve Maliyetler

Buğday ve arpa’da Toprak Mahsülleri Ofisinin (TMO) 2026 yılı buğday ve arpa alım fiyatları açıklandı.[1] Buna göre makarnalık ve ekmeklik buğdaylar fiyat farkı olmadan 16,5 TL/kg, arpa ise 12,75 TL/kg olarak belirlendi. Makarnalık ve ekmeklik buğdaylar arasında fark olmaması akılcı değildir. Bakanlık çiftçilere temel destek, planlı üretim desteği ve sertifikalı tohum kullanım desteği olarak dekara 980 TL ödenecek olması nedeniyle, çiftlilerin eline buğdaylarda 19, 524 TL/kg, arpa için ise 15, 764 TL/kg geçmiş olacağını bildirmiştir. Ancak bu destek ödemeleri bir yıl sonra başlıyor. TMO ürün bedeli ödemeleri ürün teslimini takiben 45 gün içinde üreticilerin banka hesaplarına yatırılacağını ilgili haberde belirtiliyor. Bakan İbrahim Yumaklı ile görüşen Adana Ticaret Borsası Başkanı Şahin Bilgiç bakanın “para tutulmayacak” dediğini açıkladı.[2] Olamadığı takdirde çiftçiler bu açıklamayı unutmasınlar.

Açıklanan fiyatlar çiftçiler tarafından yetersiz bulundu. 2025’de açıklanan buğday fiyatları 13,5 TL/kg idi. 2026’daki artış oranı %22’dir. Mart 2026’da açıklanan son “Tarımsal Girdi Fiyat Endeksine” (GFE) göre Tarımsal GFE’de yıllık artış %34,26, gübre ve toprak geliştiricilerdeki fiyat artışı %48,33’dir.[3] Motorindeki artış 24 Mart 2025, 24 Mart 2026 arasında %68,3 artmıştır. Türkiye Ziraat Odaları Birliği 1 kg buğdayın üretim maliyetini 20 TL olarak açıklamıştır. 

Tüketici Fiyat Endeksi Mayıs 2025/2026 arasında TÜİK’e göre %32,61 artmıştır.[4] Aynı endeksi ENAG (Enflasyon Araştırma Grubu) %53,13 olarak açıklamıştır. Bu verilere göre ilan edilen buğday ve arpa fiyatlarının üretimi teşvik etmesi zor görülmektedir. Bu sene yağışların iyi olması nedeniyle fiyatın normal gösterilmesi problemlidir. Bazı yerlerde aşırı yağış nedeniyle verimin düşmesi de söz konusudur. Ayrıca geçen yıllardaki gelir kaybının bu yıl telafi edilmesi de beklenirdi. 

Buğdayda Yeterlilik, Makarna ve Un ihracatı

Türkiye buğdayın ilk defa kültüre alındığı ve geliştirildiği verimli hilal denilen tarım devriminin başladığı bölgenin bir parçasıdır. Buğdayın bu açıdan da önemi bizim için büyüktür.

Buğday üretimi değişik açılardan incelenebilir. Öncelikle epeyce bir süredir Türkiye’nin buğdayda kendine yeterli olmadığı gerçeği ile karşı karşıyayız. TÜİK “Bitkisel Ürün Denge Tabloları” bunu açık olarak göstermektedir.[5] 2022/2023 döneminde makarnalık buğdayda ülke üretiminin yeterlilik derecesi %181, diğer ekmeklik vb. buğdaylarda %86,4 iken genel olarak buğdayda yeterlilik oranı %95,9 olarak hesaplanmıştır. 2019/2023 arasındaki beş yılın ortalaması olarak yeterlilik oranları genel olarak buğdaylarda %95,1, durum buğdayında %187,52, ekmeklik ve diğer buğdaylarda %85,76 bulunmuştur.  

Buna karşılık buğday ithal ederek makarna ve un ihraç eden Türkiye bu iki alanda da dünyada önemli ihracatçı ülkeler arasına girmiştir. Makarna sektörü net döviz kazandırırken, un sektörü kazandırdığı dövizden daha fazlasını harcamaktadır. Dolayısıyla un tüketimi için buğday ithal etmek zorunda olduğumuz açıktır. Makarna ihraç fiyatımız 2022 yılında 699 dolar/ton olmuştur. Dünyada 25000 ton üzeri makarna ihraç etmiş 19 ülke içinde bu en düşük fiyattır. Bu 19 ülkenin ortalama ihraç fiyatı Türkiye ihraç fiyatının 1,92 katı, Türkiye hariç ilk üç ülkenin ağırlıklı ortalama ihraç fiyatı ise 2,11 katıdır. “Makarna Üreticileri ve Sanayicileri Derneği” (MÜSAD) Türkiye’nin ihraç ettiği ülkelerin yoksul Afrika ve Güney Amerika ülkeleri olduğu, bu ülkelere giden ürünün ekmeklik buğdaydan üretildiği, bu nedenle kalitesinin düşük olduğu, rakibimiz olmamasına rağmen pazar kaybetme kaygısı ve kendi içimizdeki rekabet gibi faktörlerin de düşük ihracat fiyatlarının nedenleri arasında olduğunu belirtmektedir.  Türkiye’nin buğday ithal ederek düşük fiyatlarla makarna ve un ihraç etme stratejisi uzun yıllar sürdürülecek bir seçenek değildir.[6] 

Küresel Etkiler

Ülkemizde var olan tarım politikası; ürünler için çiftçinin eline geçen ve tüketicinin ödediği fiyatlar; küresel tarım politikaları ve büyük gıda şirketlerinin hegemonyası dikkate alınmadan anlaşılamaz. Özellikle ABD’nin uyguladığı tarım ve ticaret politikaları bütün dünyada ve Türkiye’de tarımı etkilemektedir. Neoliberal döneme geçildiğinde Türkiye’de de tarım ve ticaret politikaları ABD başta kuzey ülkelerinin baskısı ile onların istediği yönde değiştirilmiştir. Öncelikle tarım ürünleri ithalatında uygulanan gümrük vergileri düşürülmüştür. Büyük gıda şirketlerinin dampingli tahıl ihracatları ülkelerin tarım üretimlerini baltalamıştır. Uzunca bir süredir Türkiye’de de çiftçi eline geçen fiyatların düşük olmasında bu gelişmeler önemli olmuştur. Küresel gıda şirketlerinin ve onları destekleyen ABD devletinin tarım ve ticaret politikaları çok etkili olmaktadır. Bu şirketler, aslında çıktıkları ülkelerin (örneğin ABD) çiftçilerini de sömürmektedirler. Türkiye büyük ölçüde bu ülkelerden tarım ürünleri ithal ettiğinde ülkemiz kamuoyunda yanlış olarak “bu ülkelerin çiftçilerine ülkemizin para kazandırdığı” algısı yaygındır. Kazananlar aslında büyük şirketlerdir. Kaybedenler ise Türkiye ve diğer bütün dünyada çiftçiler ve tüketicilerdir. 

Tarım ve gıda sisteminde en büyük şirket yoğunlaşması, tekelleşmesi tarım ürünleri ticaretinde oluşmuştur. Dünyada kısaca “ABCD” diye tanınan dört büyük şirket; üretim, ürün işleme, taşıma, finansman, gıda ve tarım ürünü ticaretinde önde gelmektedirler. Şirketlerin ilk harflerinden oluşan bu kısaltmayı oluşturan şirketler ABD’den Archer Daniels Midland (ADM), Bunge ve Cargill, Fransa’dan ise Louis Dreyfus Commodites’dir. Bu dört şirketin küresel tahıl ticaretinin %90’ını yönettikleri tahmin edilmektedir.[7]

Özellikle ABD’nin tarım ürünleri ile ilgili tarım ve ticaret politikası küresel tarım şirketlerinin egemenliğini arttıracak yönde tasarlanmıştır. Bu politika nedeniyle bu şirketler ABD’li çiftçilerin elinden özellikle buğday, mısır, pirinç, soya, pamuk gibi sermaye yoğun ürünleri (el emeğinden daha çok makinelerle üretilen ürünler) ucuza kapatabilmektedir. Özellikle ABD’de bunun başlıca nedeni bu büyük şirketlerin büyük tekelci gücüdür. ABD’li bir çiftçi ürününü satmak istediğinde bulunduğu bölgede çoğu zaman bu şirketlerden sadece birini bulmakta, başka bir alıcı ile karşılaşmamaktadır.

Birden fazla alıcı olduğunda ise bunlar kendi aralarında anlaşmış bulunmaktadırlar. Türkiye’de de durum büyük ölçüde böyledir. Bu durumda çiftçi kendisine önerilen fiyatı kabul etmek zorundadır. İkinci bir neden ABD’nin tarımsal destekleridir. Çiftçi eline geçen fiyatları etkilemeyecek tarzda, birim ürün başına verilen bu destekler çiftçinin üretime zorlukla da olsa devam etmesine katkıda bulunmaktadır.

Başta buğday, mısır, çeltik, soya olmak üzere bu ürünler dünyaya ABD’ye mal olduğu değerin altında diğer ülkelere ihraç edilmektedir. Buna damping diyoruz. Damping tarım ürünlerinde ürünleri üretim maliyetinin altında ihraç etmek demektir. Damping hem Amerikan çiftçisini hem de ihraç edildiği ülkenin –bunlar arasında Türkiye de var- çiftçilerini sömürmekte, diğer yandan bütün dünyada iklim krizi bağlamında hassas çevresel hedeflerinin altını oymaktadır. Ucuz ihraç fiyatları hem ABD’de hem de ihraç edildiği ülkelerde ve bütün dünya ülkelerinde toprağı, çevreyi, insanı koruyan ekolojik tarım sistemlerinin hayata geçmesini zorlaştırmaktadır.[8]

Damping uluslararası ticaret anlaşmalarına aykırı olmakla birlikte ABD gibi ülkeleri arkasına almış küresel şirketlere karşı uluslararası hukuk açısından başarılı bir savunma yapmak oldukça zor olmaktadır. 

Konuda ciddi araştırmaları olan Institute for Agriculture and Trade Policy dampingler konusunda uzun yıllara dayalı bir örüntü bulmuştur. 2007-2008 ve 2011 yıllarındaki fiyat artışları dışarıda tutulursa belirtilen ürünlerde ABD çıkışlı ürünlerde damping söz konusudur. 2017 yılında damping oranları buğdayda %38, pamukta %12, mısırda %9, soyada %4, pirinçte %3’dür. 2020 yılında aynı oranlar mısırda %14, buğdayda %24, soyada %8, pirinçte %1, pamukta %6 olmuştur.[9]

Bazı araştırmacılar buğday ithalat fiyatları ile karşılaştırmalar yaparak çiftçi eline geçen fiyatları yeterli bulabilmektedir. Liberal bakış açısı bu açıdan oldukça kabadır. Ricardo'nun karşılaştırmalı üstünlükler teorisi, en basit haliyle şunu söyler: Bir ülke her ürünü en ucuza üretmese bile, göreli olarak daha avantajlı olduğu ürünlerde uzmanlaşır ve dış ticaret yaparsa tüm ülkeler kazanır. Liberaller başka ülkeler daha ucuza satabiliyorsa buğday üretiminde kendine yeterli olmak gereksizdir diye düşünebilmektedirler. Türkiye limanlarına CİF buğday teslim fiyatı 260-285 dolar/ton olduğu dikkate alınırsa ilan edilen buğday fiyatların bunun üstünde olduğu doğrudur. Ricardo’ya dayanan karşılaştırmalı üstünlükler teorisi liberal bakış açısının temelini oluşturmaktadır. Şüphesiz uluslararası ticaret yarar da sağlayabilir. Ancak bu teoriyi liberal bakışla aşırıya götürmek çok çeşitli sorunlara yol açacaktır. Karşılaştırmalı üstünlükler doğal olarak değil tarihsel olarak oluşur. Bazı ülkeler teknolojileri gelişmediği için, sermayeleri yetersiz olduğundan veya başka ülkelerin baskısı ile (kolonizasyon veya zorlayıcı ticaret anlaşmaları) belli üretim dallarında geri kalmış olabilirler. Bu teoriyi eleştirisiz kabul etmek bazı ülkelerin sürekli geri kalmalarına da yol açmaktadır. Bu anlayış çevre ülkeleri katma değeri düşük üretime sıkıştırabilir. Buğday gibi sermaye yoğun ürünlerde gelişmiş ülkelerin egemenliği ekonomik, stratejik açılardan kendilerine yarar sağlamaktadır. Buğday vb. ürünlerde güçlü olmayan ülkelerin ulusal egemenliği zayıflar. Emek yoğun tarım ürünlerinde yoğunlaşan Türkiye bu alanda da değişik nedenlerle (işlemeden satma, yabancı şirketlerin hegemonyası vb.) yeterli geliri elde edemiyor. 

Buğday konusuna dönersek öncelikle küresel şirketlerin ve başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkelerin tarım ve ticaret politikaları belli başlı ürünlerde gelişmekte olan ülke pazarlarını çökertme yönünde etki yapmaktadır. Bazı ülkelerde buğday ihraç fiyatlarının daha düşük olmasında bu ülke iklim koşullarının veya toprakların kalitesinin daha iyi, verimin yüksek, maliyetlerinin düşük olmasından da kaynaklanmaktadır. 

Bölgesel savaş koşullarında bir ülkenin kendine yeterliliği konusunun ne kadar önemli olduğunu anlatmak gerekli değildir. Verimi düşük de olsa bazı bölgelerimizde buğdaydan başka bir ürün yetiştirmek de mümkün olmamaktadır.  

Bu nedenle ülkenin değişik koşullara karşı dayanıklılığı sağlayabilmek amacıyla mümkün olduğunca buğdayda kendine yeterliliği sağlamak doğru bir politika olacaktır. 

Buğdayda Agroekolojik Uygulamalar Gerekli

Var olan endüstriyel tarım sistemi ile buğday üretiminde verimi arttırmak, maliyeti düşürmek imkânsızdır. Var olan tarımsal destekleme sistemini değiştirerek buğday üretiminde agroekolojik bir sistemi hızla yaygınlaştırmak kaçınılmazdır. Endüstriyel girdileri tarım içi girdilerle ve ekolojik uygulamalarla ikame edildiği takdirde verim artışı yanında maliyet düşüşü de gerçekleşecektir. Bu yıl yağışlar iyi olabilir, ancak bu önümüzdeki yıllarda kurak yıllarla karşılaşmayacağımız anlamına gelmez. 

Örneğin fiyatı en hızlı artan mazotun az kullanılması sağlanırsa buğday ve diğer ürünlerin maliyeti düşürülerek geliri arttırılabilir. Bu da ekiliş alanını arttıracaktır. Agroekolojik tarımın uygulamalarından biri de işlemesiz tarım (pulluksuz tarım da deniyor) veya azaltılmış toprak işlemedir. Buğday anızını takip eden ürünleri (örneğin fiğ) ekmek için veya onları takiben buğday ekmek için toprağı sürmeden anıza ekim yapılabilmektedir. Ancak anıza ekim için özel mibzerleri kullanmak gerekir. Bu mibzerler artık ülkemizde de değişik illerde üretilmektedir. Anıza ekim sayesinde kullanılan mazot miktarı beşte bire düşmekte, toprağın organik maddesi yıllar içinde hızla artmakta, bu sayede toprağın su tutma kapasitesi yükselmekte, bu da verimi arttırmaktadır. Özellikle kurak geçen yıllarda işlemesiz tarıma göre verim farkı daha olumlu olmaktadır. Konya, Yozgat, Kırşehir ve Trakya illerinde gelişme daha hızlıdır. Benimseyen çiftçi sayısı artmaktadır.[10] 

Özellikle Konya’da kurulmuş olan “Koruyucu Tarım Derneği” desteği ile  işlemesiz tarım yapan çiftçiler bulunmaktadır. Kullanılan mazot miktarının beşte bir oranına düştüğü, özellikle kurak yıllarda verimin endüstriyel tarıma göre daha iyi olduğu belirtilmektedir. Konya, Yunak’ta 14 yıldır anıza ekim yapan Derviş Kısa, buğday ve macar fiğini nöbetleşmeli olarak ektiğini, maliyetin düştüğünü, verimin daha iyi olduğunu, tilki yuvalarının bile bozulmaması sayesinde fareleri daha iyi kontrol ettiğini, onlar için de ilaç kullanmadığını belirtmektedir.[11]Bu uygulamalarla kimyasal gübrelerden de kurtulmak mümkündür. Fiğ ve benzeri baklagiller havanın azotunu toprağa bağlamaktadır. Buğday üretiminde nöbetleşme (rotasyon, münavebe) çok yararlı olmaktadır. Hayvan gübresinin daha etkili kullanılması için hayvancılık ve bitkisel üretimin tekrar bütünleştirilmesi için çaba göstermek gerekmektedir. İşlemesiz tarım veya azaltılmış toprak işleme toprağın su tutma kapasitesini arttırmakta, toprak yapısını korumakta, erozyonu azaltmaktadır. Anıza ekim sayesinde anızı yakma uygulamasından kurtulmak mümkündür. Bu sayede toprağın organik madde düzeyi de artmaktadır. İşlemesiz toprak işleme ABD ve Brezilya gibi ülkelerde çok yaygın uygulanmaktadır.

Biyolojik kontrol (doğal avcı böcek veya organizmaları kullanmak), kültürel uygulamalar ve dirençli çeşitler kullanılarak sağlığa zararlı ve masraf oluşturan tarım ilaçlarından kurtulmak mümkündür. Avustralya’da buğday üreticileri bu konuda önemli başarılar elde etmektedirler. 

Katılımcı Bitki Islahı ve Evrimsel Bitki Islahı

Buğday ıslahı da ele alınması gereken konulardan birisidir. Var olan Tohumculuk Kanunu tohum şirketlerinin hegemonyasını güçlendirmektedir. Yerel buğdaylara dayalı katılımcı ıslah yaklaşımı ile kuraklığa dayanıklı, kaliteli çok sayıda yeni çeşitler veya popülasyonlar ıslah etmek mümkündür. Dikkate alınması gereken diğer bir ıslah yaklaşımı da evrimsel bitki ıslahıdır. Örneğin 2008 yılında İran’ın Kermanşah ve Semnan illerinde beş çiftçi ICARDA araştırma enstitüsünün sağladığı 1600 değişik arpa tipini karışık olarak arazilerine ekerek evrimsel bitki ıslahı (evolutionary plant breeding, kısaca EPB) denilen bir çalışmaya yaptılar.[12]

Bu çalışmayı CENESTA denilen kuruluş Dr. Salvatore Ceccarelli desteği ile başlatmıştı. Tohumlar değişik ülkelerden ve modern ıslah materyalinden oluşmuştu. Bunların arasında arpanın vahşi ataları da bulunmaktaydı. Bu tohumlar kendi aralarında tozlaştılar. Bu evrimsel karışım her yıl değişen koşullara daha iyi uyum göstererek gelişti. Benzer bir çalışma ekmeklik buğday ile de yapıldı. Sonuçlar çok başarılı idi. Çiftçilerden biri şöyle diyordu: “Babam bana dedi ki ’80 yıldır çiftçiyim bu yılki kötü iklim koşulları ve bu çok kötü toprağa rağmen bu kadar iyi bir ürün görmedim’” Evrimsel bitki ıslahı karışımları yerel ve geliştirilmiş çeşitlerden olumsuz koşullarda daha iyi verim verdiler. Buğdayda verim 2. yılda yerel çeşitlerin iki misli oldu. Geliştirilmiş buğday çeşitlerine göre ise verim daha yüksek oldu, ayrıca böcek öldürücüler ve herbisitler (ot öldürücüler) de gerekmiyordu. Evrimsel popülasyonlar ekolojik üretime çok uygundur ve daha düşük maliyetle üretim yapmak mümkün olmaktadır. Evrimsel bitki ıslahı çalışmaları değişik ülkelerde yayılmaktadır.[13]

Bu evrimsel popülasyonların başarısı küresel iklim değişikliği içinde bulunduğumuz bu yıllarda gerek iklim gerekse hastalık ve zararlılardaki hızlı değişiklere her yıl uyum göstererek evrimleşmelerinden kaynaklanmaktadır. Bu çalışmalar bitki ıslahçıları ile çiftçiler arasında en başından itibaren kurulan bir işbirliğini gerektirmektedir. Üretilen tohum için herhangi bir fikri mülkiyet söz konusu değildir. Bu tohum kolayca paylaşılmaktadır. Gerek ülkemizde gerekse de diğer ülkelerde bitki ıslahçılarının önemli bir kısmı bu gibi ıslah yaklaşımlarını sevmemektedir. Nedeni ise şüphesiz ilk önce şirketlerden gelmektedir. Onların temel amacı yüksek fiyatla tohum satmaktır. Şirketlerin güdümündeki ıslahçılar da aynı bakışı paylaşmaktadır. Kamu kurumlarındaki bazı ıslahçılar bile bu yaklaşıma karşı olabiliyor. Nedeni ise bu elemanların yetiştirilmesinde, akademik ve ödüllendirme mekanizmalarında da yatmaktadır. Evrimsel bitki ıslahı kişilerden alçak gönüllü olmaları, çiftçilere saygı göstermeleri, işbirliği yapmalarını gerektirmektedir. Bir de bu yaklaşımla elde edilen başarılar tek bir kişiye ait değil, aralarında çiftçilerin de olduğu bir takıma aittir. Bu durum onları sinirlendiriyor.

Şimdi bu sonuçları bir de bizde ve birçok ülkede var olan tohumculuk kanunları açısından değerlendirelim. Tohumculuk kanunu satılabilecek olan tohumlukların çeşit (varyete) olmasını ve bunların “farklı, birörnek ve kararlı” olmalarını öngörmektedir. Farklı olmak başka çeşitlerden bir veya başka özelliği ile farklı olmaktır. Birörnek olmak ise ürünün hepsinin standart olması, aynı özelliklere sahip olmasıdır. Kararlı olmak ise takip eden yıllarda tohumun aynı özellikleri korumaya devam etmesidir. Bu popülasyonlar ne farklı, ne bir örnek ne de kararlıdır. Bu kanunlara göre bu popülasyonlar tohumluk olarak satılamaz. Bunun için tohumculuk kanunları değişmelidir. Islahçılarımızın ve çiftçilerimizin bu yaklaşıma ilgi göstermelerini dileriz. 

Agroekolojik sistemle ilgili sadece birkaç örnek verdik. Teknikler arasında biyokömür (biochar), yağmur hasadı, nöbetleşme vb. birçok teknik bulunmaktadır. 

Dünyada uzunca bir süredir buğday ıslahı tarım kimyasallarını gerektirecek tarzda yürütülmektedir. Bu nedenle ekolojik tarımda verim başta bazı sorunlarla karşılaşılmaktadır. Buna karşılık ABD’de yürütülen ekolojik araştırmalar buğdayda da bunun başarılabileceğini göstermektedir. 

Verim Sorunu

Ekolojik tarımda verim, gelir vb. birçok konuda çok sağlam bilgiler sağlayan bir araştırma 1980 yılından bu yana ABD’de Rodale Enstitüsü tarafından sürdürülmektedir.[14] Kırk altı yıldır süren bu araştırma çok küçük parsellerde değil, 49 dekarlık geniş bir alanda yürütülmektedir. Seçilen ürünler buğday, soya, mısır, ayçiçeği gibi çok yaygın ekilen ürünlerdir. Temelde üç ana sistem denenmektedir. Birincisi konvansiyonel denilen endüstriyel tarım seçeneği bölgedeki ziraat fakültesinin önerdiği esaslara göre kimyasal gübreleri, sentetik herbisitleri, pestisitleri ve GDO’lu tohumları kullanmaktadır. Tarım ilaçlarının ve kimyasal gübrelerin kullanılmadığı iki ekolojik seçenek daha bulunmaktadır. Bunlardan biri kısaca “baklagil” diye isimlendirilen seçenektir. Orta uzunlukta ve tahılları içeren bir nöbetleşme uygulanmaktadır. Bitki besleme baklagillerin örtü bitkisi olarak kullanılması ile gerçekleşmektedir. Ürün nöbetleşmesi zararlı ve hastalıklara karşı temel savunmayı sağlamaktadır. İkinci ekolojik seçenek ise temel olarak “hayvan gübresi” olarak isimlendirilmiştir. Bunda uzun bir nöbetleşme öngörülmekte ve yıllık tahıllar ile çok yıllık yem bitkilerini içermektedir. Bitki besleme baklagil örtü bitkileri ve periyodik olarak eklenen kompost edilmiş hayvan gübresine dayanmaktadır. Bu üç sistemin her biri kendi içinde “tam toprak işleme” ve “azaltılmış toprak işleme” olarak tekrar ikiye ayrılmaktadır. Konvansiyonel sistem seçeneğinde azaltılmış toprak işleme sentetik herbisitleri ve GDO’lu çeşitleri içermektedir. GDO’lu çeşitler glifosat içeren herbisitleri kullanmaktadır. Azaltılmış toprak işleme her ne kadar agroekolojinin bir tekniği olarak kabul edilse de endüstriyel tarım sistemi de bunu kendine entegre etmeye çalışmaktadır. Buğday ve baklagilleri örtü bitkileri olarak kullanan nöbetleşme döneminde roller-crimper denilen ve traktör ile uygulanan bir makine ile dönem sonunda bitkiler kırılmakta, parçalanmaktadır. Takip eden dönemde toprak işlenmeden yeni ürün anıza ekim yapan makinelerle ekilmektedir. Araştırma mısırda sistemler arasında verimin istatistiki olarak farklı olmadığını ortaya koymuştur. Ancak çok kurak geçen yıllarda ekolojik sistemlerin mısır verimi konvansiyonelden %31 daha yüksek bulunmuştur. Küresel iklim değişiminin söz konusu olduğu bu dönemde bu sonuç çok önemlidir. Hayvan besleme veya mısır yağı için üretilen mısırda ekolojik sistemlerdeki ürün, içerdiği şeker ve diğer bileşenler açısından daha değerli bulunmuştur. Buğdayda sistemler arasında verim farkı bulunmamıştır. Konvansiyonel sistemde GDO’lu çeşitler kullanılmıştır. Otların ve zararlıların getirdiği sorunlarla baş etmede ekolojik sistemler çok daha başarılı bulunmuştur. Masraflara geldiğimizde ekolojik iki sistemde maliyetler konvansiyonel sisteme göre daha düşük saptanmıştır. Kârlılığa gelince, organik ürün fiyat farkını dikkate almadan yapılan değerlendirmede hayvan gübresi ile yürütülen ekolojik sistem konvansiyonele göre başarılı bulunmuştur. Baklagillere dayalı ekolojik sistem kârlı bulunmamıştır. Organik ürünün fiyat farkları hesaba katılarak yapılan analizde ise her iki ekolojik sistem konvansiyonel sistemden daha kârlı bulunmuştur. Ekolojik sistemler toprağı zenginleştirmiş, ekolojik açıdan çok daha sağlıklı bulunmuştur. Sera gazı ve enerji kullanımı daha az olmuştur. 

Agroekoloji sadece tekniklere indirgenemez. Aynı zamanda bir bilim ve harekettir. Eşitlikten yanadır. Çiftçinin, tüketicinin haklarını savunur. Var olan tarım politikası değişmelidir. TMO alım noktalarını genişletmeli, daha aktif alımlar yapmalıdır. Çiftçilerin kooperatiflerde örgütlenmesi desteklenmelidir. Var olan politikalar Türkiye’de buğday üretimini geriletmekte, ülkenin dayanıklılığını geriletmekte, ithalata bağımlı bir ülke haline getirmektedir. Sürekli ithalata dayalı bir gıda arzı politikası terk edilmelidir. Gümrük vergileri üretimi korumak amacıyla düşürülmemelidir. Buğdayda da gıda egemenliği yani çiftçilerin, tüketicilerin ve ülkenin tarım politikasını ve gıda sistemini belirleyebilme hakkı kabul edilmelidir.

Ne yapılabilir?

Açıklanan fiyatlar yetersizdir. Bu gidiş buğday üretimini sürekli geriletecektir. İlan edilen fiyatlar tekrar gözden geçirilerek arttırılabilir. Ya da kilo başına prim ödenmelidir. TMO hızla yeni alım yerleri de oluşturarak alım yapmalıdır. Ödeme konusunda verilen söz yerine getirilerek en kısa zamanda ödemeler gerçekleştirilmelidir. 

Uzun dönemde agroekolojik bir tarıma geçilerek sağlıklı bir üretim yapısı kurulmalıdır. Bu elbette bir iki yılda olmaz. Ancak bu yola girildiğinde toprak kalitesi artacak, maliyet düşecek, verim artacaktır. Endüstriyel tarım çıkmaz yoldadır. Çiftçilerin kooperatiflerde örgütlenmesi özendirilmelidir. Katılımcı bitki ıslahına ve evrimsel bitki ıslahına engeller çıkaran Tohumculuk Kanunu değiştirilerek kuraklığa dayanıklı, besin değeri yüksek, tarım kimyasallarını gerektirmeyen buğday çeşitleri ve popülasyonları ıslah edilmelidir. 

Sağlıklı ve ucuz ekmek üretiminde belediyeler desteklenmelidir. Besleyici ve lif oranı yüksek ekmekler üretildiğinde ve yayıldığında gereksiz ekmek tüketimi de düşecektir. 

    

[1] Tarım ve Orman Bakanlığı, haber,2.6.2026, https://www.tarimorman.gov.tr/Haber/7092/2026-Yili-Hububat-Alim-Ve-Satis-Fiyatlari-Belirlendi

[2]Tarımdanhaber.com, 4.6.2026, https://www.tarimdanhaber.com/hububatta-45-gunluk-vade-krizinde-gece-yarisi-telefonu-para-tutulmayacak-hemen-odeyin#google_vignette

[3] TÜİK, Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi (GFE) Mart 2026, https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/58081

[4]TÜİK, https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/58296

[5] TUİK, 29.3.2024, Bitkisel Ürün Denge Tabloları, 2023, https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Bitkisel-Urun-Denge-Tablolari-2023-53451 

[6] Tayfun Özkaya, Başka Bir Tarım Politikası ve Agroekoloji: Buğday ve Çay Örnekleriyle, 2025, (bakınız: www.tayfunozkaya.com), Uluslararası tarım ve ticaret sorunları, damping vb. konular geniş olarak bu yayında inceleniyor.

[7]IPES-Food (The International Panel of Experts on Sustainable Food Systems), 2017, Too Big to Feed: Exploring the impacts of mega-mergers, consolidation and concentration of power in the agrifood sector, IPES FOOD, International Panels of Experts on Sustainable Food Systems, 2017. https://www.ipesfood.org/_img/upload/files/Concentration_FullReport.pdf

[8] Tayfun Özkaya, age, 2025. 

[9] Karen Hansen-Kuhn’dan (Institute for Agriculture and Trade Policy- Director of Trade and International Strategies) 11.11.2024 tarihli özel email

[10]Koruyucu Tarım Derneği bu konuda çalışmalar yapmaktadır. https://www.pulluksuz.org/

[11]Conserva Terra, FIBL, Koruyucu Tarım Derneği, Akdeniz Ülkeleri Toprak Koruma

Projesi, , 1.5.2024, Sinanlı Köyü, Yunak, Konya’da Derviş Kısa’nın tarlasında video çekimi,

https://www.facebook.com/watch/?v=320314674414362

[12] Tayfun Özkaya, Evrimsel Bitki Islahı: Araştırmanın Demokratikleşmesi, 2022, https://tayfunozkaya.com/k%C3%B6%C5%9Fe-yaz%C4%B1lar%C4%B1/f/evri%CC%87msel-bi%CC%87tki%CC%87-islahi-ara%C5%9Ftirmanin-demokrati%CC%87kle%C5%9Fmesi%CC%87

[13] Tarım Ekonomisi Derneği (TAREKODER) Utube, Participatory Plant Breeding and Evolutionary Plant Breeding, Salvatore Ceccarelli, https://www.youtube.com/watch?v=3eRC8M5kwjw&t=3960s

[14] Rodale Institute, 2021, “The Farming Systems Trial: 40-Year Report” https://rodaleinstitute.org/wpcontent/