Bütün bunlar Cumhur İttifakı’nın ülkeyi ne hale getirdiğini göstermektedir!

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
Bütün bunlar Cumhur İttifakı’nın ülkeyi ne hale getirdiğini göstermektedir!
Dr. Gergerlioğlu: Sn. Devlet Bahçelinin açıklamaları toplumu kaosa, anarşiye doğru sürüklüyor. Kabul edilemez buluyorum! Bütün bunlar Cumhur İttifakı’nın ülkeyi ne hale getirdiğini göstermektedir!

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Ömer Faruk Gergerlioğlu TBMM’de Düzenlediği Basın Toplantısında 63 Farklı Konuda Gündemi Değerlendirdi.

Siyasi parti liderleri son derece sorumsuz bir şekilde açıklamalar yapıyorlar ve toplumu kaosa, anarşiye doğru sürüklüyorlar. Kabul edilemez buluyorum ve Sn Devlet Bahçeli gibi bir siyasi parti liderinin yapmaması gereken bir açıklama olarak görüyorum. Bütün bunlar AK Parti, MHP Cumhur İttifakı’nın ülkeyi ne hale getirdiğini göstermektedir!

Değerli arkadaşlar dün akşam Twitter’dan Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin inanılmaz ve gerçekten korkunç bir mesajı düştü. Türk Tabipler Birliği’nin kapatılmasını istiyordu. Türk Tabipler Birliği “Yönetemiyorsunuz, Ölüyoruz, Tükeniyoruz!” başlıklı bir kampanya ile hükümetin Covid-19 mücadelesini eleştirmiş ve bu arada hayatını kaybeden ve hastalık kendisine bulaşan sağlık çalışanları ile ilgili bir dayanışma sergilemek için bir kampanya başlatmıştı; buna büyük tepki gösteren Sayın Bahçeli bir mesajla; Türk Tabipler Birliği’nin kapatılmasını istedi, orayı “Terörist yuva, vatan haini.” ağzına gelen her şeyi söyledi ve “Adli soruşturma başlatılması.” gerektiğini söyledi. Bunun “İktidara yönelik bir hareket olduğunu.” vb. sözleri sert bir şekilde söyledi. Biz bunu son derece üzücü, son derece vahim bir açıklama olarak görüyoruz. Sn. Bahçeli gerçekten baskıcı, anti demokratik bir anlayışı dayatmaya çalışan bir açıklama yapmıştır. Son derece üzücüdür. Aynı zamanda biliyoruz ki; sağlık çalışanları daha pandeminin başından itibaren herkes tarafından taltif edilmeye çalışılıyordu, alkışlarla karşılanıyordu ve iktidarın yanlış politikaları sonucu 31’i doktor, 91 sağlık çalışanı hayatını kaybetti bu süreç içinde ve yüzlerce sağlık çalışanı hastalığa yakalandı. Bu apaçık bir tedbirsizliğin, ihmalin, yeterli ekipmanın olmamasının sonucuydu ve iktidarın hatasıydı, suçuydu. Tabipler Birliği başka ne yapsın? Bunu ben size sorarım. Doktor meslektaşlarını savunmaktan başka, onların hakkını, hukukunu gözetmekten başka ne yapar bir demokratik kitle örgütü. Tabipler Birliği de yapması gerekeni yaptı ve sağlık çalışanları ile bir dayanışma gösterdi. Siyah bir kurdele takacaklarını önlüklerine ve sağlık çalışanlarının yüksek miktarda hastalığa yakalanması ve vefatları ile ilgili birtakım açıklamalar da yapacaklarını, sembolik yürüyüşler yapacaklarını söylediler ve bunun üzerine bu açıklama geldi. Son derece üzücüdür, neden? Çünkü ülkede gelinen noktayı göstermektedir, ülkede apaçık birileri iktidarın uygulamalarından dolayı zarar görüyor ve bir sivil toplum kuruluşu, bir demokratik kitle örgütü Türk Tabipler Birliği bu konu ile ilgili bir açıklama yapıyor ve sonrası bir siyasi parti lideri, “Türk Tabipler Birliği kapatılsın.” Şeklinde bir açıklama yapıyorsa; orada demokrasiden, hukuktan, haktan, adaletten bahsetmenin bir anlamı yoktur değerli arkadaşlar! Biz toplumda bu denli kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı nefret üreten söylemlere karşıyız ve bir nefret söylemi içinde debelenip gitmesini istemiyoruz. Biz bu toplumda zaten her gün artan nefret söylemi ve linç kültürünün bir an evvel bitmesi gerektiğini söylerken; bakıyorsunuz ki hakkını, hukukunu haykırmaya çalışan kuruluşlara yönelik siyasi parti liderleri son derece sorumsuz bir şekilde açıklamalar yapıyorlar ve toplumu kaosa, anarşiye doğru sürüklüyorlar. Kabul edilemez buluyorum ve gerçekten bir siyasi parti liderinin yapmaması gereken bir açıklama olarak görüyorum ama bütün bunlar AK Parti, MHP Cumhur İttifakı’nın işte ülkeyi ne hale getirdiğini göstermektedir! Düşünün her meslek grubu kendisinin uğradığı mağduriyet ile ilgili bir açıklama yapabilir ama siz bu açıklamayı bir iktidara yönelik tehlike olarak görürseniz o ülkede hiçbir şekilde haktan, hukuktan bahsetmenin bir anlamı kalmaz değerli arkadaşlar.

48 avukat Sadece ve sadece avukatlık yaptıkları için gözaltına alındılar!

Ülkede maalesef anti demokratik uygulamalar son hızıyla devam ediyor. Son günlerde biliyorsunuz 48 avukat gözaltına alındı! Sadece ve sadece avukatlık yaptıkları için gözaltına alındılar. Müvekkilleri ile ilgili sorular sordukları için ve müvekkilleri ile savunma anlamında konuşmalar yaptıkları için gözaltına alındılar ve kötü muamele görüyorlar. Sağlıksız koşullarda, Korona koşullarında, hijyeni olmayan, havasız, kapalı ortamlarda onlarca kişi beraber tutuluyor. Kimisi Covid oluyor ve halen de gözaltında tutuluyorlar. Avukatlara artık geldi sıra maalesef. Toplumda çok önemli bir şekilde baskıcı bir hava estirildi ve sonrasında da insanlar düşmanlaştırıldı, tüm muhalifler düşman ilan edildi ve cezaevlerine dolduruldu, suçlu ilan edildi ve en sonunda da onları savunan avukatlar, savunanlar da suçlu ilan edildi. Sadece ve sadece avukatlık yaptıkları için bu muameleye maruz kaldılar. Kabul edilecek bir davranış değil! Biz bir an evvel demokrasiye, hukuka dönülmesi gerektiğini söylüyoruz ve bu muamelenin kabul edilemez olduğunu söylüyoruz.

Kürtçe alerjisi, Kürtçe ’ye yönelik hasmane duygu ve düşünceler artık özel üniversitelere de gelmiş! Bekir Tank Hoca Kürtçe empatisi yaptırmak istedi diye İstanbul Ticaret Üniversitesinden kovuldu!

Değerli arkadaşlar ülkenin dört bir tarafında maalesef anti demokratik uygulamalar devam ediyor. Daha taze bu sabah aldığımız bir haber. Bakın Kürt meselesindeki anti demokratik tavrın iktidarın tavrının maalesef özel üniversitelerde de devam ettiğine dair çok üzücü gelişmeler yaşanıyor. Öğretim Üyesi Bekir Tank inkılap tarihi hocası. 3 yıl önce öğrencilerine bir ödev vermiş. Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini ve İstiklal Marşı’nı Kürtçe ‘ye çevirin demiş. Bu üniversitede rahatsızlığa neden olmuş. Aynı zamanda hoca bir takım başka ödevler de vermiş, yabancı öğrencilerin olduğu bir üniversitede. “Savaş öldürür, barış yaşatır.” Cümlesini farklı dillerde yazın demiş; yine “Yurtta barış, dünyada barış.” Cümlesini farklı dillerde yazın demiş, yine “Seni seviyorum.” Cümlesini istediğini dillerde yazın demiş. Bütün bunlardan dolayı tepki çekmiş, üniversitenin öğrenci konseyi bundan dolayı bir tepki göstermiş ve üniversite hocayı kızağa almış ve sonunda da 31 Ağustos 2020 gününde sözleşmesini iptal etmiş. Yeniden bir sözleşme yapmamış! Düşünün Kürtçe alerjisi, Kürtçe ‘ye yönelik hasmane duygu ve düşünceler artık özel üniversitelere de gelmiş! İstanbul Ticaret Üniversitesi’nin bu tavrından dolayı üniversiteden bir açıklama bekliyoruz. Olacak bir şey değil! Kamuoyu buna tepki gösteriyor, gösterecek de çünkü bu ülkede maalesef devlet eliyle, iktidarlar eliyle oluşturulmuş ve sürdürülmüş Kürt meselesi var, Kürtlere yönelik ayrımcı politikalar var ve bunların kaldırılması gerektiğini biz partimiz olarak söylerken bunları daha da arttıran uygulamalara imza atıyor, devlet üniversiteleri, özel üniversiteler maalesef bu uygulamalara imza atıyor en sonunda da Kürtçe konusunda empati oluşturmaya çalışan bir öğretim üyesi Bekir Tank, sırf bu gayretlerinden dolayı üniversiteden uzaklaştırılıyor! Olacak şey değil! Maalesef Kürtçe ‘ye yönelik alerjinin bir başka versiyonunu yaşıyoruz ve kabul etmiyoruz, kınıyoruz!

Uşak Valiliği şaşırtmadı! Valiliklerin ilk tepkisi ne yazık ki doğru açıklama yapmak veyahut da halktan özür dilemek yerine yalanlamak olduğunu çok iyi biliyoruz!

Geçtiğimiz hafta bahsetmiştik, Uşak’ta kadın öğrencilere yönelik, Uşak Emniyeti’nde yapılan işkenceleri anlatmıştık, çıplak bir şekilde üst iç çamaşırı ve daha sonra alt iç çamaşırının dize kadar indirilmesi suretiyle otur kalk işkencesi yapılması, bir işkenceydi. Biz bunu geçtiğimiz hafta da eleştirmiştik ve Uşak Valiliği bunu ilk önce duymazdan gelmişti, eleştiri şiddetimizi, yoğunluğumuzu arttırmıştık ve sonunda Uşak Valiliği bir açıklama yaparak, bu konuya bir açıklama getirdi ama tabi ki bu olayı kara propaganda olarak niteleyerek doğru konuşmayarak bir açıklama yaptı. Biz valiliklerin doğru olmayan açıklamalarına zaten aşinayız. Yıllardır insan hakları savunucusuyum, yıllardır siyasetçiyim ve valiliklerin yanlış uygulamalar karşısındaki ilk tepkisinin doğru açıklama yapmak veyahut da halktan özür dilemek yerine doğru olmayan açıklamalar olduğunu çok iyi biliyoruz, daha geçtiğimiz günlerde Sakarya Valiliği’nin Kürt işçilere yönelik linç girişimi için linç yapılan genç kadın tarafından çekilen videoyu reddetmesi; apaçık ortada. Böyle absürt bir açıklama vardı, linçe uğrayan genç kadın telefonla video çekiyor ama Valilik: “Böyle bir görüntü bu olaya ait değildir.” Diye açıklama yapıyor. O zaman devlet ile millet arasında bir uyuşma nasıl olacak arkadaşlar, ben size sorarım. Nasıl böyle bir şey olabilir? Bunu anlamak mümkün değil, maalesef Uşakta da yine aynı şekilde oldu, tüm öğrencilerin anlattığı otur kalk işkencesi için Uşak Valiliği açıklama yapıyor: “Böyle bir şey yoktur, yaptığımız her şey usule, hukuka uygundur.” Diyor ama öbür taraftan tüm öğrenciler böyle bir muamelenin yapıldığını apaçık söylüyorlar.

Sadece Uşak’ta değil, başka yerlerde de OHAL Döneminde gittikçe artan bir şekilde, OHAL Döneminin öncesinde de bunlar vardı ama OHAL Döneminde gittikçe artan bir şekilde kadınlara yönelik iç çamaşırlarının aşağı indirilmesi ve otur kalk şeklinde bir muamele yapılmasına sürekli rastladık.

Başka kadınlar da anlatıyor bunu: “Alt çamaşırımı çıkarttırıp, kurbağa gibi 3 kez zıplattılar.” Diyen kadınlar var, gözaltında uğradıkları muameleleri anlatırken. “Bakırköy Cezaevi’ne girişte çırılçıplak soyundum.” Diyen kadınlar var. “18 yaşındaki kızım ve ben de çıplak arandım.” Diyen kadınlar var ve bunlar haber kanallarında yayınlandı, maalesef bir gerçek bunlar! Valilikler bunları yalanlayacağına bir daha emniyet müdürlüklerinde bu tür hadiselere mahal vermeyeceklerini açıklasınlar. Biz  bir milletvekili olarak devlet görevlilerinin yaptığını takip ederiz, eleştiririz ve bir daha olmaması için onları uyarırız, soru önergeleri veririz, araştırma önergeleri veririz, devlet görevlileri kendilerini masum zannetmesinler, sorgulanamaz zannetmesinler, hesap verilemez zannetmesinler, mutlaka her yaptıklarından hukuk önünde hesap verecekler, mahkemelerde ter atacaklardır, insan onuruna haysiyetine aykırı hiçbir fiile imza atamaz devlet görevlileri devlet adına böyle bir şeyi kesinlikle yapamazlar.

İçişleri Bakanlığında “Anayasa Mahkemesi’ni takmıyorum.” diyebilen bir bakan var!

Değerli arkadaşlar biz böyle söylüyoruz ama bir İçişleri Bakanı var Süleyman Soylu. Her gün bir vukuat açıklama yapıyor, inanılmaz açıklamalar yapıyor. Kendisi biliyorsunuz Anayasa Mahkemesi’nin kararları ile ilgili çok ilginç açıklamalar yapan bir bakan. Anayasa Mahkemesi’nin güvenlik soruşturması ile ilgili kararı için geçtiğimiz aylarda “Anayasa Mahkemesi’ni takmıyorum.” Diyebilen bir bakan. Düşünün bu ülkede her şeyin üstünde bir Anayasa vardır, her şeyin Anayasa’ya uygun olup olmadığını denetleyen bir Anayasa Mahkemesi vardır ama yürütmenin bir bakanı kalkıp Anayasa Mahkemesi’ne demediği lafı bırakmıyor, demediği hakareti bırakmıyor ve onu tanımadığını söylüyor ve en sonunda da geçtiğimiz gün Anayasa Mahkemesi Başkanı’na “Seni bizden başka kim koruyacak? O zaman işine bisikletle gitseydin.” Gibi absürt cümleler söylüyor. Bir kaba dayı edasıyla, bir mahkeme başkanına had bildirmeye kalkıyor, aslında toplumun bu tür söylemlere karşı İçişleri Bakanı’na haddini bildirmesi gerekiyor çünkü bu ülkede hiçbir bakan, hiçbir devlet görevlisi Anayasa’nın üstünde değildir. Hiçbir devlet görevlisi Anayasa Madde; 138’e göre yargı mercilerine had bildiremez, talimat veremez, böyle bir yetkisi yoktur. Bulunduğu konumu itibariyle böyle bir şeyi yapma hakkı yoktur ama İçişleri Bakanı inanılmaz ifadeleri ile hukuk devleti dışındaki inanılmaz ifadeleri ile bir bakandan ziyade sıradan bir vatandaşı andırıyor ki bu sıradan vatandaşın karakterinin de hiç iyi olmadığını tüm kamuoyu da çok net bir şekilde biliyor.

Güvenlik görevlileri, polisler, bekçiler, askerler hepsi halkın huzurunu, hukukunu korumak için vardır, halkın üstünde değildir.

Değerli arkadaşlar şunları da söylemek lazım; bu ülkede iktidarlar, meclis, tüm yürütme, yasama, yargı vatandaşların temel hak ve hukuklarını korumak için vardır, vatandaşların insan gibi yaşaması, hukuka uygun bir şekilde yaşaması için vardır. Hiçbir yetkili Anayasayı temel hak ve hukuku kendisine bir tehlike olarak göremez, kendisini temel hakların üstünde göremez. Güvenlik görevlileri, polisler, bekçiler, askerler hepsi halkın huzurunu, hukukunu korumak için vardır, onların üstünde değildir. Halkın özgürlüğü için, hukuku için, demokrasinin tesisi için vardır ve kesinlikle bunların üstüne çıkabileceğini düşünmemelidirler. Kimse Anayasa’nın üstünde ben varım diyememelidir! Bunları dedikleri anda da biz millet adına bu yetkilileri, bu görevlileri sorgularız, uyarırız ve onlar hakkında gereken işlemlerin yapılmasını da isteriz.

Kırşehir Cezaevi’nde 120 güne yakındır Kürt gençler açlık grevi yapıyordu. Kürt üniversite öğrencileri en sonunda Kayseri Bünyan Cezaevi’ne ve Tarsus Cezaevi’ne Kırşehir’den sürgün edildiler

Türkiye Cezaevlerinde maalesef çok üzücü hadiseler yaşanıyor: Kırşehir Cezaevi’nde 120 güne yakındır şu gördüğünüz gencecik öğrenciler açlık grevi yapıyordu çünkü cezaevi yönetimi kendilerine çok kötü muamele yapıyordu, ayakta sayım ve hakaretler gırla gidiyordu. Bundan dolayı dönüşümlü açlık grevi içindeydi Kürt üniversite öğrencileri ve en sonunda hakları iade edilmedi bir de üstüne Kayseri Bünyan Cezaevi’ne ve Tarsus Cezaevi’ne Kırşehir’den sürgün edildiler ve gittikleri cezaevinde de çıplak aramaya maruz kaldılar, çıplak aramayı kabul etmedikleri için darp edildiler.

Ali Saday onlardan birisi. Bu üniversite öğrencisi Kırşehir’den Kayseri’ye sürüldü. Dövülerek darp edilerek sürüldü, Kayseri Bünyan Cezaevi’ne girişinde de darp edildi. Türkiye’de işkencenin devam ettiğine dair, Türkiye’de gerek Uşak’da olsun Uşak Emniyet Müdürlüğü’nde olsun gerek Kırşehir Cezaevi’nde olsun, gerek Kayseri Bünyan Cezaevi’nde olsun kötü muamele ve işkencenin devam ettiğine dair bunlar somut belgelerdir arkadaşlar.

Emrah Kına yine aynı şekilde sürgün edilen Kürt üniversite öğrencilerinden birisi. O da darp edildi, neden? Çünkü insan onuruna aykırı bir şekilde çıplak aramaya maruz bırakılmaya çalışılıyordu.

Çetin Çiftçi yine Kırşehir’den Tarsus Cezaevi’ne gönderildi. O da Tarsus Cezaevi girişinde darp edildi, o da çıplak aramaya maruz bırakıldı.

Cumali Yıldırım Kırşehir Cezaevi’nden Kayseri Bünyan Cezaevi’ne nakledildi ve girişte çıplak aramaya maruz bırakıldığı için darp edildi.

Cudi’de şimdi Eruh’un Şeyh Ömer Dağı (Çiyaye Reş) ‘de yangın var ve halk: “itfaiye gidip bunları söndürmeli.” diyor ama görevliler kesinlikle gitmiyor. Biz terörle mücadele adı altında dağların yakılmasına, canlıların yakılmasına, dağın, taşın alevler içinde bırakılıp, kül içinde bırakılmasına kesinlikle karşıyız!

Ülke öyle bir hale gelmiş ki; ülkenin dağlarında yangınlar oluyor ve kimsenin umurunda olmuyor! Aylardır, günlerdir ülkenin dağlarında yangınlar çıkıyor, itfaiye görevlileri gidip söndürmüyor. Belki kulaklarınıza inanamayacaksınız ama bunlar gerçek! Birçok dağda Cudi’de şimdi Eruh’un Şeyh Ömer Dağı (Çiyaye Reş) ‘de yangın var ve halk: “itfaiye gidip bunları söndürmeli.” diyor ama görevliler kesinlikle gitmiyor ve yangınlar devam ediyor! Niye yangınlar söndürülmüyor diye soruyoruz? Sadece sessizlik var, bir cevap vermiyorlar maalesef. Biz terörle mücadele adı altında dağların yakılmasına, canlıların yakılmasına, dağın, taşın alevler içinde bırakılıp, kül içinde bırakılmasına kesinlikle karşıyız, kendi oluşturduğunuz sorunlar ile bu şekilde mücadele edemezsiniz! Ülkede demokrasi ve hukukun tesisi ile ancak ve ancak ülkede çatışmalar, kan ve gözyaşı bu şekilde biter. Ülkenin dağlarını, ormanlarını yakarak hiçbir yere varamazsınız diyoruz size.

Kürtçe müzik yaptığı için sanatçıları cezalandırıyorsunuz!

Yine üzücü bir hadise! Kozan Bengi, Erzurum Tekman’da Newroz etkinliğinde Kürtçe müzik söylediği için 3 yıl 9 ay cezaya çarptırıldı. Zamanında Ahmet Kaya da Kürtçe müzik yaptığı için kendisine çatal, bıçak fırlatılmıştı ve yaşamı zehir edilmişti, yurt dışına çıkmak zorunda kalmıştı, işte bir başka sanatçı yine Kürtçe müzik söylediği için şu anda cezalandırıldı, Kozan Bengi. Böyle bir ülkede hangi Kürt meselesini çözeceksiniz? Üniversitesinde öğrencisinden Kürtçe metin istediği için hocayı üniversiteden atıyorsunuz, Kürtçe müzik yaptığı için sanatçıları cezalandırıyorsunuz sonra da “Biz Kürt meselesinde bir sorun görmüyoruz.” Diyorsunuz. Siz istediğiniz kadar görmeyin sizin elinizle oluşturulan bir Kürt meselesi var, sizin kafanızla bu mesele kesinlikle çözülmeyecek. Demokrasi, hukuk, adalet ve hak ile çözülecek, biz bu tüm zulmünüze rağmen, haksızlığınıza rağmen, anarşi isteğinize rağmen, tüm bu kaos çalışmalarınıza rağmen, tüm bu nefret söylemlerinize rağmen; barış diyeceğiz, insan hakları diyeceğiz ve sonunda mutlaka insan haklarını, barışı tesis edeceğiz.

Hayvan barınaklarındaki sorunların Sayın Ekrem İmamoğlu’na anlattım. İhmallerini ucuza alınan mamaları, yolsuzlukları, usulsüzlükleri, hukuksuzlukları hepsini anlattık ve gereken tedbirlerin de alınmasını istedik.

Değerli arkadaşlar sadece insanlara yönelik değil, biz dünyadaki her canlının hakkına, hukukuna gayretler içindeyiz. Türkiye’de de bir milletvekili olarak bana birçok hayvan barınağı ile ilgili şikayetler geldi. Türkiye’de ki belediyelerdeki hayvan barınaklarında çok büyük sorunlar var. %80’inde hayvanlar iyi bakılmıyor, iyi beslenmiyor, iyi tedavi edilmiyor, salgın hastalıklara yakalanıyor ve sonunda bakılsın diye bakım evine verilen hayvanlar için o bakım evleri bir toplama kampı haline geliyor. Yanlış duymuyorsunuz bir toplama kampı haline geliyor, hayvanlar orada adeta bir cezaevindeler, adeta bir işkence görüyorlar, eziyet içindeler ve bundan dolayı da hayatlarını kaybediyorlar, büyük bir sorun var. Şehirler büyüdükçe hayvanlara yer kalmıyor ve kediler, köpekler ve diğer hayvanlar son derece sağlıksız koşullarda yaşamaya başlıyor. İnsanlar onların artmasından tedirgin oluyor ve yok edilmesi için en azından gözlerinin önünden kaldırılması için bakım evlerine gitmesini istiyor. Belediyeler hayvan barınakları yapıyor ve orada yapmaları gereken bu kedi, köpekleri toplayıp orada onların sağlıklarına uygun bir şekilde bulundurmak iken ve orada bu hayvanları kısırlaştırmak ve ardından aşılamak daha sonra aldıkları yere bırakmak iken maalesef bunlar yapılmıyor, gerektiği oranda kısırlaştırma çalışması yapılmıyor, Türkiye coğrafyasında ki hayvanların ancak %40-50’si belediyeler tarafından toplanıyor ve kısırlaştırma çalışması yapılıyor. Bu kısırlaştırma çalışması da tam tekniğe uygun bir şekilde yapılmıyor, hijyene uygun bir şekilde yapılmıyor ve hayvanlar enfekte olup hayatlarını kaybedebiliyorlar, düşünün çünkü hijyen yok, çünkü temizlik yok, sağlık yok güya ıslah etmek için daha iyi koşullarda yaşaması için hayvan bakım evine aldığınız bu hayvanlar hayatlarını kaybediyorlar. Onları orada aşılamanız gerekiyor ve topluma bu şekilde salmanız lazım. Bunlar yeterli oranda yapılmıyor ve belediyeler arasında inanılmaz bir olay var. Bir belediye alıyor, kendi sınırları içindeki köpekleri bir başka belediyenin sınırlarına atarak başından savmış oluyor, herkes birbirinin sınırları içine köpekleri atıyor ve biz sonuçta da bakım evlerine gittiğimiz zaman açlıktan, bakımsızlıktan birbirini yiyen köpekleri görüyoruz. Aynı ortamda bulunduğu için salgın hastalıklara kendisinden olmadığı halde başkasından bulaşarak ölen kedileri, köpekleri biliyoruz ve bu bakım evlerinin bu hayvanlar için bir toplama kampına döndüğünü biliyoruz ve en büyük sorunlar da İstanbul’da yaşanıyor! Biz parti ayırt etmeksizin hangi partiye ait olursa olsun, tüm belediyelerdeki hayvan bakım evlerini ve barınaklarını gözlem altında tutmaya çalışıyoruz ve buralarda hangi ihlaller yaşanıyor, hayvanlar sağlıklı koşullarda yaşıyor mu? Belediyeler görevlerini yapıyor mu diye gözlem içindeyiz ve büyük hatalar eksiklikler görüyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait Kısırkaya Bakım Evi, Tepeören Bakım Evleri’nde önemli hatalar sıkıntılar hep gördük. İşte bütün bunlardan sonra biz yetkililere de uyarılarda bulunduk ve hatta ziyaretlerde bulunduk. Parti ayırt etmeksizin bu konu siyaset üstü bir meseledir, hayvanlar hepimizin dostudur, onlar sevimli varlıklardır, bizim hayatımızın neşesidir ve bizim onları koruyup, kollamamız gerekir. Onların kötü bakılmasına, ölmesine, salgın hastalıklara yakalanmasına hepimizin karşı çıkması lazım, burada parti ayrımı olmaz, önümüzdeki aylarda mecliste bir hayvan hakları yasası çıkacak, bunun için de çalışma içindeyiz. En iyi bir şekilde hayvan hakları yasasının çıkması lazım. Şuana kadar Kabahatler Kanunu çerçevesinde cezalandırılan belediyelere de buradan hatırlatmış olalım. Artık Türk Ceza Kanunu çerçevesinde bu yeni yasa ile cezalandırılacaksınız, bizim sözlerimizi dinlemenizi öneririz. Bizim sözlerimizi dinlerseniz hayvan hakları savunucuları, hayvan hakları delegasyonları, derneklerinin sözlerini dinlerseniz gönüllüler ile işbirliği yaparsanız belediyeler sonuçta hem hayvanları korumuş, ölmelerini engellemiş olursunuz hem de fazla üremelerinin önüne geçmiş olursunuz, hem de ihlal yaptığınız zaman ağır cezalara uğramaktan kurtulmuş olursunuz. İşte bütün bunlar için geçtiğimiz gün İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’nu hayvan hakları savunucuları ile ve partimiz yerel yönetim temsilcileri ile beraber ziyaret ettik. Sayın Ekrem İmamoğlu’na bütün bu anlattıklarımızı, tüm bu eleştirilerimizi, tüm bu gördüğümüz bakım evlerindeki eksiklikleri ve bu veteriner camiası adına bakım evlerinde hizmet veren insanların eksikliklerini, ihmallerini ucuza alınan mamaları, yolsuzlukları, usulsüzlükleri, hukuksuzlukları hepsini anlattık ve gereken tedbirlerin de alınmasını istedik. Sayın İmamoğlu bu konuda bir çalışma grubu oluşturacağını ve bizleri de bu gruba dahil edeceğini, bir karşılıklı bilgi ve fikir alışverişi içinde yürümesi gerektiğini, yürümemiz gerektiğini ifade etti. Biz de bu çalışmaları inşallah katılacağız, ekim veya kasım aylarında da mecliste yeni hayvan hakları konusunda da önemli bir gayret sarfedeceğim ve hayvanların haklarının her şeyin üstünde olduğunu, hayvan hakları ihlali yapan belediyelerin ağır bir şekilde cezalandırılmasını sağlayan bu yasanın çıkmasını sağlayacağız inşallah.

Bugün Gazetesi’nin eski temsilcisi Meclis temsilcisi olan Çetin Çiftçi Sincan Cezaevi’nde ağır hastalıklar ile boğuşuyor!

Bakın size bir gazeteci göstereyim mecliste çalışan gazeteci arkadaşlarımız belki bu kişiyi hatırlarlar, Bugün Gazetesi’nin eski temsilcisi Meclis temsilcisi olan Çetin Çiftçi Sincan Cezaevi’nde ağır hastalıklar ile boğuşuyor, Korona ’ya yakalandı, sağlığı hakkında çok önemli sıkıntılar var, eşi ile görüştüm Çetin Çitçi’nin cezaevinde yemek yiyemediğini, sürekli zayıfladığını, görüşe gittiğinde göremediğini ve Covid temaslı olduğu için karantinada olduğunu, sağlığının iyi olmadığını ve tehlikeli hastalıklara müptela olduğu kuşkusu içinde olduğunu söyledi. Eğer ki zamanında müdahale edilmezse geç kalınmış olacak ve hayatını kaybedecek dendi. İşte Türkiye’de cezaevindeki gazetecilerin hali bu. Biz kimlik ayırt etmeksizin, görüş ayırt etmeksizin tüm gazeteci mahpusların sadece haber yapma özgürlükleri kısıtlandığından dolayı cezaevinde bulunan tüm gazetecilerin durumunu kamuoyuna bildirmeyi bir borç biliyoruz ve onların hakkını, hukukunu savunmak gerektiğini tekrar ve tekrar söylüyoruz.

Diyarbakır Kadın Cezaevinde ped verilmediği için kadınlar kıyafetlerini ped yapıp kullanıyor! Çift kelepçe dayatmasından dolayı mahpuslar hastaneye gidemiyor. Bunlar 21.yy da Türkiye’de yaşanıyor!

Maalesef cezaevlerindeki kötü muameleler bitmiyor. Bakın bana gelen bir bilgi var. Figen Ekti Rosa Kadın Derneği Diyarbakır Kadın Cezaevi’nde yaşadıklarını anlatmış. Geçtiğimiz aylarda biliyorsunuz Rosa Kadın Derneği’ne üye kadınlar, tutuklanıp cezaevine konmuştu ve orada çok kötü muamele görmüşler. Şiddetli bel ağrıları var ancak çift kelepçe dayatmasından dolayı Temmuz’dan beridir doktora gidemiyorlar. Kadın olarak cezaevine girdiklerinde o günlerde regl dönemleri, adet görme dönemleri yaşanmış ve herhangi bir ped de olmadığı için o cezaevinde çok zor durumda kalmışlar. Kantinden almak istemişler, “Hafta sonu, kantin açık değil kardeşim, alamazsınız.” denmiş. Ne yapacaklarını bilememiş: “Peki yan koğuştaki mahpuslardan alalım.” denmiş, “Hayır olmaz oradan da alamazsınız.” denmiş. Ne yapacağını bilememiş kadınlar ve elbiselerini keserek ped yaparak kanamayı durdurmaya çalışmışlar. Bunlar nerede yaşanıyor? 21. Y.Y.’da Türkiye’de Diyarbakır Kadın Cezaevinde yaşanıyor. Utanç verici hadiselerdir ve işkencedir. Başka bir şey değildir arkadaşlar. Bunu herkes bilsin. Elbisesini keserek ped yapan kadınların olduğu bir cezaevi gerçekliğinden bahsediyoruz Türkiye’de. Kadınların cezaevlerine girerken mahrem aramalarda utanç içinde kaldığı ve ziyaretinin engellenmemesi için bunu beyan etmekten çekindiği bir Türkiye gerçeğinden bahsediyoruz, maalesef memleketin hali bu işte.

Gece gündüz demeden milletvekilliği görevimi yapmaya çalışıyorum çünkü milletvekilliği çok ağır bir görevdir!

Değerli arkadaşlar. bütün bunlar yaşanırken biz milletvekili olarak görevlerimizi yapmaya çalışıyoruz. Ne yapıyoruz? Soru önergeleri soruyoruz, vatandaşlardan bize gelen sorular hakkında ilgili bakanlıklara sorular soruyoruz, büyük bir ciddiyet içinde işimizi yapmaya çalışıyoruz, gece gündüz demeden milletvekilliği görevimi yapmaya çalışıyorum çünkü milletvekilliği çok ağır bir görevdir, çok büyük sorumluluğu olan bir görevdir. En az 90 bin kişinin oyuyla milletvekili olmuş bir kişiyim, sadece Kocaeli’nin değil tüm Türkiye’nin milletvekiliyim anayasal olarak ve bu büyük sorumluluğu hissederek milletimizin her ferdinden gelen şikayetleri karşılamaya ve onlar hakkında gereken işlemleri yapmaya çalışıyorum.

Berat Albayrak bize doğru dürüst cevap vereceğine, kalkmış Kayın pederi Cumhurbaşkanı’nın bir konuşmasının linkini yolluyor!

Örneğin bir keresinde bana bir vatandaşımız: “Pandemi döneminde 5 bin TL’nin altında geliri olanların iktidarın bir vadi var, kredi alma şansımız doğmuş ama ben bu işlemleri yapıyorum, başkası kredi alabilirken ben alamıyorum, neden böyle oluyor?” diye bir soru yöneltmişti. Biz de bunun üzerine bu soruyu Maliye Bakanı Berat Albayrak’a gönderdik ve niye böyle vatandaşlar arasında bir ayrımcılık yapıldığını sorduk. 5 bin TL’nin altında geliri olan bir kısım insan kredi alabilirken bankalardan, bir kısım insanlar kredi niye alamıyor? Evet bu çok önemli bir soru. Cevabını bekledik, sonunda cevap geldi. Bakın Berat Albayrak bize nasıl bir cevap yollamış? Kayınpederi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir bakanlar kurulu toplantısı sonrası yaptığı bir konuşmanın metninin linkini göndermiş bize. Beyefendi bu denli sorumsuz ki, bu denli kendinden emin ki, bu denli kendini beğenmiş ki böyle usulsüz, hukuksuz, inanılmaz bir uygulamaya imza atıyor. Bize doğru dürüst cevap vereceğine, kalkmış Cumhurbaşkanı’nın bir konuşmasının linkini yolluyor. Sayın bakan ben sana soruyorum, sorumluluğunu bil, bakanlığını da bil, onun, bunun konuşma metnini bana göndererek daha önceki seferler de olduğu gibi link göndererek böyle bir cevap verme usulünden vazgeç diyorum. Yani kamuoyunun tepki gösterdiği birçok başka olayda da kibirlenme ile kendini beğenme ile kendini müstağni görme ile, insanlara karşı tepeden bakma ile bakanlık yapılmaz. O makamlar geçicidir, bakanlık makamı bir gün biter ve bu millet de en ağır bir şekilde bu yaptıklarının hesabını senden sorar, bugün benden hesap sorulmaz, istediğim gibi ukalalık yapayım diyebilirsin ama yarın öbür gün bütün bunların hukuk önünde hesabını verirsin, bize verdiğin cevap millete verdiğin cevaptır, bize yaptığın saygısızlık millete yaptığın saygısızlıktır başka bir şey değildir, bunu sana hatırlatırız. Biz yine usul ve hukuk içinde kalırız sorularımızı sorarız, hiçbir şekilde yaptığın bu muamele bizim faaliyetlerimizi de engellemez, durdurmaz ve biz de sonuna kadar tüm bakanlara, tüm yetkililere de gereken soruları da sonuna kadar soracağız, sorgulayacağız, bir baskı makamı da olacağız ister cevap verin ister cevap vermeyin, ister lakayt cevap veren biz sonuna kadar halkın, milletin sorunlarını mutlak surette çözmeye çalışacağız.

Silivri 7 No’lu da eşime istediği kitabı gönderiyorum, incelemeye gidecek diye kitap verilmiyor, 1 yıl oldu ne kendisine kitap verildi ne bize kitap yollandı!

Bakın cezaevlerinden başka haberler de bize çok geliyor. Silivri 7 No’lu ‘da eşi olan bir kadın. “Zalimlerin zulmü arşa çıktı.” diyor milletin bir ferdi olarak, “Canımıza tak etti artık bu usulsüzlükler, hukuksuzluklar, ihlaller. Zaten yakınımız cezaevinde ama tecrit üstüne tecrite uğruyor, eşime istediği kitabı gönderiyorum, incelemeye gidecek diye kitap verilmiyor,1 yıl oldu ne kendisine kitap verildi ne bize kitap yollandı.” diyor. düşünün şu rezalete bakar mısınız? şu skandala bakar mısınız? Bir vatandaş olarak mahpus yakınınıza kitap gönderiyorsunuz, kitap ne mahpusa ulaşıyor ne size geri geliyor. Ne oldu kardeşim bu kitaplar, bu kargolar, bu elbiseler? Gönderilen bu postalar, mektuplar, el konulan mektuplar hepsinin farkındayız, hepsi bilgimiz dahilinde, kimse yaptığının yanına kar olduğunu sanmasın. Bana gönderilen birçok mektuba bazı cezaevlerinde el konulduğunu da çok iyi biliyorum. Bakın bu da bir vatandaşa yapılmış bir muamele bunlar kesinlikle kabul edilecek şeyler değil değerli arkadaşlar.

KHK’lıların uğradığı mağduriyetler had safhada! SMMM’lerin müşavir müracaatlarını sırf KHK’lı olduğu için nasıl engellersiniz?

Diğer ihllaler ile ilgili bize gelen vatandaş şikayetlerini de size aktarmak isterim. KHK’lıların uğradığı mağduriyetler had safhada, devlet kamu sektöründen ihraç edilen sadece bununla kalınmayan adeta vatandaşlıktan da ihraç edilip hayattan ihraç edilmeye çalışılan KHK’lılara hayat cehenneme çevrilmiş durumda, bakın bir kişi bize diyor ki: “SMMM için başvuru yapmak istiyoruz, KHK’lı olduğumuz için Maliye Bakanlığı izin vermiyor. Biz bunu da soracağız Maliye Bakanlığı’na. Berat Albayrak bunu nasıl yapabilirsin? Hiçbir Anayasal husus, engelleme yokken kafanızdan SMMM’lerin müşavir müracaatlarını sırf KHK’lı olduğu için nasıl engellersiniz, size bunları soracağız ve bu uygulamalardan sonunda da vazgeçirteceğiz.

Kayseri Bünyan Cezaevinde Savcıya soruyorsun: “Bakanlık cevap versin, ben konuşamam.” diyor.

Yine Kayseri Bünyan Kapalı Cezaevi’ni arıyoruz, bize “Biz de Korona hastalığı yok.” diyor yetkililer. Ama bize yüzlerce mahpus yakınından Kayseri Bünyan Cezaevi’nde Covid olduğuna dair ihbarlar geliyor. Soruyoruz mahpuslara test yapılmış mı? Yapılmamış. Görevlilere soruyoruz, “Covid bizde yok.” Deniliyor. Kardeşim test yapmadan Covid olup olmadığını nereden bilirsin? Kendi kafandan mı karar veriyorsun? Böyle keyfi uygulamalar ile nereye varacaksınız diye soruyorum Kayseri Bünyan Cezaevi’ne. Ceza Tevkif işleri Genel Müdürlüğü’ne de Adalet Bakanlığı’na da keyfi muameleler yapan cezaevlerini hatırlatıyorum, kendi kafasından muameleler yapan cezaevleri var, bilgi vermek istemeyen savcılar, müdürler var. Birisine soruyorsun işte diyor: “Savcı cevap versin sana.” Savcıya soruyorsun: “Bakanlık cevap versin, ben konuşamam.” diyor. topyekûn bir halde Covid gerçeğini gizlemeye çalışıyorlar. Hem Sağlık Bakanlığı doğru açıklamalar yapmıyor, hem de Adalet Bakanlığı doğru açıklamalar yapmıyor, vaka sayılarını az gösteriyorlar, hasta olan kişiler hakkında bilgi vermiyorlar, daha sonra da bunu eleştiren, Tabipler Odası gibi kurumlar hakkında da kapatılsın diye beyanlarda bulunuyor Cumhur İttifakı yetkilileri. Olacak işler değil! Böyle bir saçmalık ve anlamsızlık içinde maalesef gidiyoruz.

Şerif Mesutoğlu haksızca cezaevinde çürürken Muhammed Safitürk’ün kardeşi de “Gerçek katiller nerede?” diye haykırıp duruyor!

Evet bir başka vaka biz aylardır, yıllardır söylediğimiz bir vaka, bizim için çok önemli, bakın Derik Kaymakamı Muhammed Safitürk’ü öldürdüğü ithamıyla müebbet hapis cezasıyla çarptırılan Şerif Mesutoğlu önceki hali ve sonraki hali, cezaevinde açlık grevi yaptığı için çok zayıflamıştı ve Yargıtay cezasını onadı ama bomboş bir dosya ile Yargıtay cezayı onadı. Yargı mercileri gerek yerel mahkemeler gerek İstinaf gerekse de Yargıtay yanlış kararlar verebilir, millet ve milletvekilleri bu kararları eleştirebilir çünkü gerçekten bomboş dosyalarla bu insanlara ceza veriliyor ve bu insanlar ölüme terkediliyor cezaevlerinde. Bakın bunu sadece biz söylemiyoruz Muhammed Safitürk’ün kardeşi de yaptığı sosyal medya paylaşımlarında, şu gördüğünüz Muhammed Safitürk’ün kardeşinin paylaşımı, gerçek katillerin bulunmadığını o da söylüyor. Bakın bu mahkeme kararına, bu Yargıtay kararına itiraz eden biz değiliz, Muhammed Safitürk’ün kardeşi de “Gerçek katiller nerede?” diye haykırıp duruyor. Anayasa Mahkemesi itiraz dilekçesini almış, dosya numarası her an çıkabilir ve en azından Anayasa Mahkemesi’nden adil bir kararın çıkması lazım.

Down Sendromlu Elif Sinem ve şu çocuk da Yahya, babaları Zekeriya Sarıçelik, Zekeriya Sarıçelik 37 aydır mahpus. Anneleri Özlem Sarıçelik’de 2 Eylül tarihinde tutuklanmış.

Biz cezaevlerindeki ve adil yargılanma eksikliği konusundaki ihlalleri sürekli söylüyoruz, bakın size bazı vakalardan örnekler vereceğim. Anne baba tutukluluk zulümdür diyoruz ve anne baba beraber mahpusluk olduğu taktirde yasaların buna bir çözüm getirmesi, çoluk çocuğun ortada kalmaması için gayret ediyoruz, yasaları hatırlatıyoruz ama iktidar çok zalim bir şekilde anne baba insanları cezaevine atıyor, çoluk çocuk ortada kalıyor ve o çocuklar psikolojik ve fizyolojik olarak büyük sorunlar yaşıyor ve neslimiz tehdit altında. Bakın şu fotoğrafta görüyorsunuz şu çocuk zaten fark ediyorsunuzdur, Down Sendromlu Elif Sinem ve şu çocuk da Yahya, babaları Zekeriya Sarıçelik, Zekeriya Sarıçelik 37 aydır mahpus. Anneleri Özlem Sarıçelik’de 2 Eylül tarihinde tutuklanmış. Bu gördüğünüz Down sendromlu hasta çocuk, diğer çocuk ortada kalmış durumda. Çocuklara kendisine bakamayan hasta babaanne bakıyor. Bu çocuklar geceleyin kalkıp “Annem nerede?” diye ağlıyor, haykırıyor. Bütün bunlar Türkiye’de ailelere yaşatılıyor, kim tarafından? İktidar tarafından. Kin nefret dolu bu iktidar tarafından yaşatılıyor, ailelerden intikam alınıyor, OHAL döneminde en büyük yıkıma uğrayan aileler oldu, anne baba psikolojileri bozuldu, çocuklar darmadağın oldu ve aile yıkıldı, bunu bakın ben çok önemle söylüyorum, en çok önem verdiğim konu; çünkü bu toplumun ıslahına çok büyük önem veriyorum, bu toplumun yeniden toparlanmasına her alanda, dini mezhebi, etnik her alanda yapılan haksızlıkların giderilmesi ve bu toplumun tekrar barışa ulaşmasını hemen her alanda ulaşması için gayret sarf eden bir insan olarak söylüyorum ki bu muameleler bu toplumu yıkan muamelelerdir. Nesli mahveden muamelelerdir ve bitirilmesi gerekir. Anne baba mahpusluklara mutlaka çözüm getirilmeli, birisi mahpussa diğerine izin verilmeli ve bir şekilde bu çocuklar kimsesiz bırakılmamalı, ortada bırakılmamalıdır.

“Polis amcalar oyuncağıma kızarlar mı cezaevine girerken?"

Bakın bir başka çok üzücü bir örnek. 5 yaşında Zehra, 5 yaşındaki Zehra’nın dayısı anlatıyor diyor ki: “"Bu benim yeğenim 5 yaşında, görüyorsunuz bebeğiyle beraber arabayla onu götürüyoruz bebeğiyle beraber uyudu babası tutukluydu, dün de annesi de tutuklandı, kardeşim Zeynep Özaltun ve kızı Zehra'yı bugün cezaevine götürüyoruz.” Anne kız beraber kalacaklar ve giderken arabada dayısına söylediği tek bir kelime olmuş ve dayısı da bu cümleyi unutamıyor, şu cümleyi söylemiş: “Polis amcalar oyuncağıma kızarlar mı cezaevine girerken?" demiş. Bir çocuk masumiyetiyle söylenen bu cümle aslında ne kadar vahim işlemler yaptığımıza dair çok önemli bir gösterge, vicdanı olanın vicdanının sızlaması lazım, vicdanı olmayan için ise sıradan bir durumdur bu, bir kulağından bile girmeyen bir hadisedir bu ama biz tüm vicdan sahiplerine sesleniyoruz!

Ali Boçnak Ağrı Patnos cezaevinde hükümlü. 76 yaşında, ileri derecede prostatı, beyninde damar tıkanıklığı, nefes darlığı var. Ya bu hasta ve yaşlı adamı illa cezaevinde öldüreceksiniz ey Adalet Bakanlığı!

Cezaevlerinde sadece kadınlar, çocuklar değil yaşlı ve hastalar da büyük zorluk altında. Bakın Ali Boçnak Ağrı Patnos cezaevinde hükümlü. 76 yaşında, ileri derecede prostatı, beyninde damar tıkanıklığı, nefes darlığı olmasına rağmen adli tıp cezaevinde kalabilir raporu verdi, göbek fıtığından ameliyat oldu, şimdi vücudu enfeksiyon kapmış. Ya bu hasta ve yaşlı adamı illa cezaevinde öldüreceksiniz ey Adalet Bakanlığı. Yani bu adamı daha cezaevinde tutarak nereye varacaksınız? Ölmek üzere olan, bir sürü hastalığı olan, enfekte olmuş bu insanı tutarak nereye varacaksınız?

 

“Eşim Akif Sarı İzmir Buca Kırıklar cezaevinde! Akli melekelerini kaybetmesinden korkuyorum”

“Akli melekelerini kaybetmesinden korkuyorum” diyor eşi. "Eşim Akif Sarı İzmir Buca Kırıklar cezaevinde ocak ayından beri yalnız tutuluyor” hücrede tutuluyor düşünün bir insan aylardır. “Yalnız kaldığı için çok üzgün bunalımda akli melekelerini kaybetmesinden korkuyorum.” Niye bu insan yalnız başına konmuş, “Yanına verilen insanları örgütler.” Diye tek başına hücreye konmuş. Aslında müebbet hapse mahkûm edilmiş kişiler için tahsis edilen tek kişilik koğuşlara, daha doğrusu hücrelere böyle yanındakini bir şekilde örgütler diye koğuştan alıp tek kişilik hücrelere koyuyorlar, zulüm son haddinde.

Mehmet Emin Özkan Diyarbakır Cezaevinde hasta mahpusu sonunda öldüreceksiniz!

Yine bakın aylardır, yıllardır söylediğimiz bir mahpus, tutuklu, sonunda da öldüreceksiniz, yıllardır cezaevinde Mehmet Emin Özkan Diyarbakır Cezaevi’nde, yıllardır zulmen cezaevinde oğlu bana bu bilgiyi ve fotoğrafı göndermiş. "Sayın vekilim dün babamın görüşüne gittim, durumu iyi değil, ne olur bir şeyler yapın, artık tahliye olması için bir gündem oluşturun diyor” biz de buradan kamuoyuna hatırlatıyoruz, bu hasta ve yaşlı insanları zulmen kin, nefret ve intikam duyguları ile yasaya aykırı bir şekilde cezaevinde artık tutmayın diyoruz.

Cezaevlerindeki sıkıntılar devam ediyor, hemen her kesimin bana ilettiği hususları ayrımsız bir şekilde dile getiriyorum, Kürt’müş, Türk’müş, kadınmış, erkekmiş, sağcıymış, solcuymuş, dindarmış, Ateistmiş ayırt etmeden bize gelen her başvuruyu, her ihlali bir insan hakları savunucusu bilinciyle, kamuoyuna aktarmaya ve bir milletvekili olarak da gereken işlemleri yapmaya çalışıyorum.

Antalya L Cezaevi’nde gelen bir mektupta cezaevinde yaşanan ihlalleri anlatıyorlar!

Bakın Antalya L Cezaevi’nde gelen bir mektupta cezaevinde neler yaşandığı anlatılıyor: “: 1. Madde: İç posta ve Kargo yasak” Cezaevinde iç bir başka koğuşa bir mektup göndermeniz yasak, kargoların içeri girmesi yasak. Kürtçe mektup yasak. Kantin fiyatları çok yüksek. Yeni mahpusa kirli yataklar veriliyor. Revire çıkmak çok zor. Hastaneye gitmekse neredeyse imkânsız. Yemekler az, kalitesiz, lezzetsiz. Muhalif hiçbir TV kanalını izleyemiyoruz. Yeni Yaşam Gazetesi de bize verilmiyor.” Diyor bir Kürt mahpus yazmış bize Antalya L Cezaevi’nden ve gerçekten oranın tam bir cezaevinden zindanlığa terfi ettiğini net bir şekilde görüyoruz. Tecrit içinde tecrit olduğunu görüyoruz, insanlara işkence çektirildiğini insan hak ve hürriyetlerini tam bir ayaklar altına alındığını da görüyoruz.

Cezaevlerinde kıvranan mahpuslar var! Bakın Elâzığ 1 No’lu ve 2 No’lu özellikle T Tipinde Korona Virüs ciddi bir şekilde yayılmış durumda. 9 koğuş tamamen karantinada. Şu anda Türkiye Cezaevlerinin çoğunda Korona Virüs enfeksiyonu var ve bunlar söylenmemeye çalışılıyor, Gaziantep’te var, Elazığ’da var, Tavşanlı’da var, Van’da var ve Sincan Cezaevi’nde yine yüzlerce vaka var. Bakın Sincan Cezaevi hele son derece artan Korona vakaları ile dolmuş durumda. Bir açıklama yapmıyor Ankara Sincan Cezaevi Savcılığı. Bakın diğer savcılıklar da açıklama yapmıyor. Ceza Tevkifişleri Genel Müdürlüğü yapmıyor, Adalet Bakanlığı en son açıklamayı haziranda yapıyor, peki siz niye oralarda duruyorsunuz. Size sorarım ey Adalet Bakanı, sen niye oralarda duruyorsun? Vatandaş binlerce, yüzbinlerce kişi size cezaevinde neler olduğuna dair sorular soruyor, en son yaptığınız açıklama haziran da o da Bakan Yardımcınızın sizi yalanladığı, çelişkiye düştüğünüz bir açıklama, doğru olmayan bir açıklama. Haziran ayından beri açıklama yapmayı bitirdiniz. Cezaevlerinde kaç tane vaka var diyoruz, açıklamıyorsunuz, kaç tane ölüm var diyorsunuz açıklamıyorsunuz. Kaç tane ağır vaka var diyoruz, açıklamıyorsunuz daha sonra da sizi eleştirenlere yapmadığınızı bırakmıyorsunuz. Olacak iş mi bunlar?

Susmuyoruz, boyun eğmiyoruz, itaat etmiyoruz ve gerekeni de yapmaya çalışıyoruz.

Yine herkes korku ve panik içinde mahpuslar ve mahpus yakınları bunları çok iyi biliyorum, mahpus yakınlarının, mahpusların sesi olmaya çalışıyorum, hepsi de beni duysun, bize gelen tüm ihlaller hakkında gerekeni de yapıyoruz, susmuyoruz, boyun eğmiyoruz, itaat etmiyoruz ve gerekeni de yapmaya çalışıyoruz.

Kayseri Bünyan Cezaevlerinde ısrarla yöneticiler Covid yok diyor ama test yapılmamış ve Covid vakalarına rastlanıyor.

Aydın Açık Cezaevi bakın; personel F.Ö. ismini bile veriyorum, F.Ö.’de çıkan Covid müspetligi tüm mahpus ve yakınlarında tedirginliğe yol açtı, test yapılıyor mu diye soruyoruz?
Yine Aydın Cezaevi ile ilgili çok sıkıntılar var, öncesinde de çok sıkıntılar vardı. Uyardık, biraz düzeltildi ama eski haline geri döndü. 9 kişilik koğuşlarda 19 kişi kalıyor biliyor musunuz? Aydın çok sıcak bir yer ve o Aydın sıcağında dört duvar arasında rüzgârın oluşamadığı dört duvar arasında insanlar sıcakta adeta işkence çekiyor, 9 kişilik koğuşta 19 kişi yatıyor, tuvaletin önünde insanlar yatıyor, diğer mahpuslar tuvalete gitmede sorun yaşıyor ve adeta bir cehenneme dönmüş durumda Aydın Cezaevi ve bir düzeltmede yapılmıyor.

Gaziantep Cezaevi’nde Namık Bingöl Denetimli Serbestliği geldiği halde şu anda cezaevinden çıkarılmıyor, bir de Covid’e yakalanmış tek kişilik hücrede solunum sıkıntısı çekiyor ve halen hastaneye götürülmediği belirtiliyor. Gaziantep Cezaevi lütfen açıklama yap! Namık Bingöl neden bu halde? Niye denetimli serbestliği geldiği halde ve cezaevlerinde büyük sıkıntı olduğu halde, binlerce vaka olduğu halde niye Namık Bingöl’ü denetimli serbestliğe çıkarmıyor ve tek kişilik hücresinde solunum sıkıntısı çekmesinde göz yumuyorsun.

Yine Elbistan Cezaevi’nde sıkıntılar var.

Maraş Aksu Cezaevi’nde Covid vakaları var.

Niğde Cezaevi’nde yine Covid vakaları var ve yine açıklama yapılmıyor. Test yapıldı mı yapılmadı mı bilinmiyor.

Mahpuslar bakın Yunus Uzun’un eşi bana mektup yazdı ve Yunus Uzun’un Covid olduğunu cezaevinden değil kendi telefonuna gelen mesajdan öğrendiğini söyledi. Cezaevini arıyor, cezaevi cevap vermiyor. Sağlık Bakanlığı’nın gönderdiği standart test sonucu kişinin telefonuna geldiği için cezaevindeki eşinin hastalığa yakalandığını öğreniyor ama bu tesadüfen oluyor. Cezaevi bir açıklama yapmıyor, işte cezaevlerinin hali bu

Yine Amasya Cezaevi’nde çok ciddi vakalar var ve birçok kişi hasta yatıyor

Yine Sincan Cezaevi’nde Akıncı davasında sanık olarak yargılanan birçok kişi maalesef Covid müspet çıktı, Aydemir Taşçı’nın eşi bize ulaştı ve “Pozitif çıktı ne yapıldığını bilmiyoruz çok tedirginiz.” diyor. Değerli arkadaşlar ben genel kurulda, mecliste Korona dolayısıyla alınmayan önlemler, yapılmayan tahliyeler dolayısıyla ölümler olabilir, ben bunu söyledim ve bundan sonrası da sorumluluk vebal bu iktidarındır ve Adalet Bakanlığı’nındır dedik ve dediklerimiz de çıkıyor şuanda vakalar var, ölümler var artık sorumluluk bizden gitmiştir vebal onlardadır. Bu hesabı hem bu dünyada hem öte dünyada vermeleri son derece zordur. Çünkü ayrımcı bir yasa ile siyasi mahpusları cezaevinde tutmuşlardır.

Hilvan Cezaevi’nde yine. Koğuşlarda Covid vakaları var yine bir açıklama yapılmıyor.

Cengiz Karakurt Siirt E Tipi Cezaevi’nde çok ağır hasta bir şekilde, ihmal edildikten sonra günlerce ihmal edildi, kalp kapakçığında rahatsızlığı olan bir insandı, günlerce ihmal edildi, hastaneye gitti geldi yatırılmadı sonunda ne oldu biliyor musunuz? Cengiz Karakurt şu anda hastane yoğun bakımda ve ölmek üzere yani kendisinden ümit kesilmiş durumda, maalesef durum bu. Yine maalesef bu tür vakalar çok artmaya başladı, hak ihlalleri hızla devam ediyor.

Esnafımız şu anda iflasın eşiğinde buradan bunu tekrar hatırlatıyorum ve gereken önlemlerin alınmasını istiyorum.

Yerel sorunlar da var  iktidar üzerine düşeni yapmıyor, gerek vekili olduğum Kocaeli’nde gerekse de bir çok ilde esnafları ziyaret ediyoruz en son Urfa’da, Kocaeli’de, Mardin’de Gaziantep’te İstanbul’da esnafları ziyaret ettik ve esnafların iflas noktasına geldiğini öğrendik, devletin böylesi Olağanüstü Hal durumlarında vatandaş üzerindeki baskıyı arttırma değil, vatandaşı nasıl rahatlatabilirimin yollarını araması lazım, vatandaşa yönelik yardımlar, tedbirleri organize etmesi, maddi ve manevi açıdan vatandaşın yanında olması lazım ama esnafımız şu anda iflasın eşiğinde buradan bunu tekrar hatırlatıyorum ve gereken önlemlerin alınmasını istiyorum.

Sorun Kürt meselesini gündem eden HDP’de değildir, mesele sizin ırkçı, ayrımcı kafanızdadır!

Afyon’da ki Kürt işçilere saldırı geçtiğimiz haftanın önemli bir sorunuydu. Türkiye’de nefret söylemi ve linç kültürü devam ettiği müddetçe dediğimiz gibi tarlada çalışan Kürt işçiye saldırırsınız, üniversitede Kürtçe metin isteyen üniversite hocasını işinden atarsınız yapmadığınız bir şey kalmaz mesele sizin kafanızdadır, Kürtlerde değildir, Kürt meselesini gündem eden HDP’de değildir, mesele sizin ırkçı, ayrımcı kafanızdadır.

Diyarbakır Yenişehir Belediyesi’nde çalışan işçiler “kayyımcılık” yapıyorlar

Bakın kayyım atıyorlar, Kürt meselesini halletmek yerine kayyım atıyorlar ve Kürt işçileri işten çıkarıyor yerine batıdan kendi hemşerilerini Diyarbakır’a transfer ederek getirip belediyeye yerleştirerek kayyımcılık yapıyorlar, bize Diyarbakır Yenişehir Belediyesi’nde çalışan işçiler ulaştı. “Çöpte çalışan işçileriz, zorla sendika değiştirip, sözleşme imzaladılar ama zam vermediler, bayram, resmi tatillerde zorla çalıştırıp mesai vermiyoruz diyorlar, mobbing yapıyorlar bizim buradan uzaklaşmamızı istiyorlar.” diyor.

Rodos Adası’nda otelde kalan mültecilerden haber geldi ve mültecilerin maalesef çok zor durumda olduğu konusunda bilgiler var. Bakın mülteci hakları son derece önemlidir, gerek Türkiye gerek Yunanistan mültecileri bir koz olarak görüyor, mülteci çocuklarının Rodos Adası’nda ki hali 24 Ağustos’ta Marmaris’ten İtalya’ya kaçak yollarla giderken Yunanistan’ın Halkı adası yakınlarında batan tekneden kurtarılıp Rodos’a götürülen 75 mültecinin durumu çok kötü, yeterli yemek sağlanmıyor, mültecilerin hakkını hukukunu buradan hatırlatmış olayım arkadaşlar.

Kocaeli’nde sıkıntılar bitmiyor!

Yine vekili olduğum Kocaeli’nde birçok sıkıntı var. “Körfez’de Fatih Mahallesi Konak sokakta 4 aydır şantiye alanı şeklinde bırakılmış durumda. Boş arsayı şantiye deposu gibi bırakıp gittiler. Yazın sıcağı toz çamur mahallede yol ve düzen diye bir şey kalmadı. Belediye ilgisiz.” diyor vatandaş.

Kızını gönderdiği okul kapatılmış gitmediği okulun parasını istiyorlar!

Yine bakın bir vatandaş öyle ilginç vakalar oluyor ki; OHAL öncesi Bursa’da Özel İlkbahar okuluna kızını kaydetmiş, ödeme yapmış ücreti iadesi kendisine verilmemiş, sonrasında da “İmzaladığım senedi %45 faiziyle istiyor.” Diyor vatandaş. “Devlet eğitim almadığımız yılın eğitim ücretini faizle istiyor.” Böyle skandal olaylar oluyor bakın. “Eğitim almadığımız yılın eğitim ücretini faiziyle istiyor.” Diyor devlet. Böylesine inanılmaz uygulamaların yaşandığı bir yerdeyiz.

Furkan Gönüllülerine zulüm hız kesmeden devam ediyor!

Furkan Vakfı Gönüllülerine yönelik darplar var. Erzin’de yapacakları açıklamada polis maalesef çok kötü bir şekilde Furkan Gönüllülerini darp etti, onlardan birisi görüyorsunuz darp edilmiş. Polis devleti zulmü her yerde, hukuk devleti yok, bu zulümlerden ancak herkes için adaleti, herkes için özgürlüğü toplu bir şekilde istediğimiz zaman kurtulabiliriz.

İçişleri Bakanı Merve Demirel olayında polis bir şey yapmamıştı demişti. yargı bu genç kadını taciz eden polis memuruna ceza verdi herkes bunu görsün!

Bakın bu fotoğrafı da hatırlayacaksınız. Merve Demirel bir polis memurunun gözaltına alma işlemi sırasında tacizine uğramış bir hanımefendiydi. İçişleri Bakanı o zaman açıklama yapmıştı, “Hayır böyle bir taciz olmamıştır.” diye sonunda mahkeme bitti, ne oldu biliyor musunuz? İçişleri Bakanı bunu duysun, mahkeme o polis memuruna ceza verdi. Bakın biz biraz evvel açıklamıştık, valilikler yalan atıyor dedik, olan olaylar hakkında doğru açıklamalar yapmıyor, İçişleri Bakanı doğru konuşmuyor o zaman da bu olay için: “Bir şey olmamıştır.” demişti Süleyman Soylu şu anda yargı bu genç kadını taciz eden polis memuruna ceza verdi herkes bunu görsün. Bu memlekette ben bakanım diye kendi kafandan laflar ile bir yere varamazsın.

Ümit Şakir Meriç Nehri’nde kaybolmuş Türk ve Yunan makamlarına sesleniyoruz cenazesinin en azından bulunması için gayret sarf edilmesi gerekiyor!

Ümit Şakir Türkiye’de Yunanistan’a geçerken 1 haftadır kayıp, Meriç’te bu kişinin de nerede olduğu bilinmiyor, Meriç Nehri’nde kaybolmuş Türk ve Yunan makamlarına sesleniyoruz, bu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Meriç’te kaybolmuş cenazesinin en azından bulunması için gayret sarf edilmesi gerekiyor.

Gazeteci Hanım Büşra Erdal 30 Mart’tan beridir tahliye edilmiyor!

Gazeteci Hanım Büşra Erdal 30 Mart’ta denetimli serbestliğe çıkması gerektiği halde “Yargıtay onamadı çıkarmayız.” dediler, Yargıtay onadı bu kez de gözlem kurulu tahliyeyi engelledi. O ve diğer yüzlerce mahpus böyle bir engelli koşuda aylardır koşturup duruyorlar, güya adalet devletin temeli diye bir söz vardı.


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
Kürtlere Yönelik Linç Girişimleri Sistematik Olarak ArtıyorÖnceki Haber

Kürtlere Yönelik Linç Girişimleri Sistem...

Gürer:“Esnafın yaşadığı krizin faturası ağırlaşıyor”Sonraki Haber

Gürer:“Esnafın yaşadığı krizin faturası...

Başka haber bulunmuyor!