Hatimoğulları: Türkiye'nin barışı tarihi önemde bir fırsattır, cesur olun adım atın

DEM PARTİ Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, emek ve demokrasi güçlerinin İstanbul’da gerçekleştirdiği 1 Eylül Dünya Barış Günü Mitingine katıldı. Söğütlüçeşme’den Kadıköy İskele Meydanı'na kadar yapılan yürüyüşte de yer alan Hatimoğulları, daha sonra yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:
Üçüncü Dünya Savaşı’nın arifesinde olan böylesi bir dönemde daha fazla barış demeye ihtiyacımız var
Merhaba değerli halklarımız, merhaba kadınlar, merhaba gençler, Barış Anneleri, Cumartesi Anneleri, işçi ve emekçi kardeşlerim. Bugün 1 Eylül’de bir aradayız. Bugün sadece barışı konuşmayacağız. Bugün barışı kurmak için, barışı örgütlemek için hep beraber bir ortak tavır koymaya geldik. Hûn bi xêr hatin, li ser seran, li ser çavan hatin. Değerli halklarımız 1 Eylül Dünya Barış Günü ile İkinci Dünya Savaşı'nın başladığı günün tarihi aynı zamanda. Çok insan kaybettik. Çok insanın hayatına mal oldu İkinci Dünya Savaşı. Ama o günden bugüne kadar ne yazık ki emperyalist güçler, kapitalist sistem savaşa, çatışmalara doymadı. Şimdi Rusya-Ukrayna savaşı, İsrail’in Filistin’i işgali, İsrail-İran savaşı ve şu anda devam etmekte olan bölgedeki Yemen’den Lübnan'a, Irak'a Suriye’ye kadar her yer ne yazık ki bir savaş ve çatışma alanı haline gelmiştir. Üçüncü Dünya Savaşı’nın arifesinde olan bir dönemden geçiyoruz. İşte o yüzden böylesi bir dönemde daha fazla barış demeye, daha çok barış demeye ihtiyacımız var.
Suriye'de barış tesis edilmesi demokratik anayasanın oluşturulmasıyla mümkündür
Değerli halkımız biz bugün bu mitingi gerçekleştirirken İsrail Gazze sokaklarında her yeri bombalıyor. Filistin halkı mazlum bir halktır. Bizler Filistin halkının haklı davasının yanındayız. Bugün Filistin'de yaşananlar insanlığın sıfır noktası demektir. Açlıkla karşı karşıya, ölümle, topraksızlıkla karşı karşıya. Hep beraber alkış ve zılgıtlarımızla Filistin halkının yanında olduğumuzun mesajını, dayanışma mesajlarımızı 1 Eylül mitinginden gönderelim mi? Aynı şekilde Suriye’de yönetim değiştikten bugüne kadar orada da sular durulmuyor. Bölge tarihinin en büyük Alevi katliamı gerçekleşti. Hala Alevilere bir insani yardım koridoru açılamadı. Türkiye’den, Avrupa’dan, birçok yerden Aleviler oradaki Alevi halkıyla dayanışmak istiyor. Ve insani yardım koridorunun açılmasını talep ediyor. Bizler de buradan onların sesine ses oluyoruz. Aleviler için acilen bir insani yardım koridoru oluşturulsun diyoruz. Aynı şekilde Suriye'de Dürzi halkı işkence edilerek katlediliyor. Bunu kabul etmek mümkün değil. Ve yine yeni yönetim kendi tekçi anlayışını, ırkçı anlayışı dayatarak bugüne kadar IŞİD'e karşı en güçlü mücadeleyi yürüten Kürt halkının haklarını yok sayıyor. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Suriye'de bir an önce barış tesis edilmeli. Bunun yolu da orada yaşayan bütün farklı halklardan ve inançlardan kesimlerin kendini ifade edebileceği bir yönetim biçimi ve bir demokratik anayasanın oluşturulmasıyla mümkündür. Buradan Rojava'da mücadele yürüten başta kadınlar olmak üzere Kürt halkına selam olsun. Selam olsun mücadele verenlere.
Komisyon çalışmalarında ipe un seriliyorsa bunu kabul etmek mümkün değildir
Evet, değerli halklarımız bugün biz 1 Eylül mitingindeyiz. Bu seneki 1 Eylül'ün şöyle bir özel anlamı var. Biliyorsunuz 27 Şubat'ta Sayın Abdullah Öcalan'ın tarihi bir çağrısı gerçekleşmiştir, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı. Türkiye tarihi bir fırsat yakalamıştır. Bu tarihi fırsatı iktidar, muhalefet, devlet herkesin o kadar iyi değerlendirmesi gerekiyor ki tarihte böylesi fırsatlar az gelir önümüze. Ama bu çağrının güçlü bir şekilde karşılık bulması için mevcut olan süreçte daha hızlı adımlar atılması lazım. Bu komisyonun oluşturulması çok önemli, çok kıymetli. Ve parlamentonun yüzde 95'ini temsil ediyor bu komisyon. Bu komisyonda yer alan bütün siyasi partilere gösterdikleri sorumluluktan dolayı bir kez daha teşekkürlerimizi sunuyoruz. Ancak şunu da belirtmeliyiz ki iyi niyet mesajlarıyla ve hele 'şu gün de geçsin yarın bakacağız, yarın yapacağız' yaklaşımıyla ipe un seriliyorsa bunu kabul etmek mümkün değildir.
Kobanî kumpas davası tutsakları derhal serbest bırakılmalıdır
Bugün bu komisyonun acil bir biçimde süreci hızlandırmak üzere yasal düzenlemeleri yapması lazım. İnfazda eşitlik yasasından tutalım da kayyım yasası ve demokratik yerel yönetimler yasasına kadar, bunun yanı sıra özellikle infazı yakılanlar. Aslında bir yasa çıkarmaya gerek olmadan, atılması gereken çok önemli adımlar var. Bunlar hasta tutsaklarla ilgili adımlardır, bunlar infaz yakmalarla ilgili adımlar. Sevgili Can Atalay'ın, Osman Kavala'nın, Çiğdem Mater'in, onlar hakkında verilmiş AYM ve AİHM kararlarının hayata geçmesi lazım. Ve aynı şekilde sevgili Figen Yüksekdağ, sevgili Selahattin Demirtaş ve bütün Kobanî kumpas davası tutsakları derhal serbest bırakılmalıdır.
Komisyon Sayın Abdullah Öcalan'la bir an önce görüşme sağlamalıdır
Yine komisyonun adım atması gereken en önemli konulardan biri, Kürt halkının ve kendi örgütünün baş müzakereci olarak ilan ettiği Sayın Abdullah Öcalan'la bir an önce görüşme sağlanmalıdır. Sayın Öcalan'ın özgür çalışabileceği, özgür yaşayabileceği bir ortamın, her kesimle görüşme yapabileceği bir ortamın acilen sağlanması lazım. Bütüncül bir hukuka ihtiyaç var. Özgürlük yasalarının çıkmasına ihtiyacımız var. Bu konuda elimizden gelen her türlü çabayı ve mücadeleyi hep beraber sürdüreceğiz.
Türkiye'nin barışı tarihi önemde bir fırsattır, cesur olun adım atın
Ve bir kez daha diyoruz ki sadece komisyon değil, iktidar, devlet, muhalefet bu dönemde şunu net bir şekilde bilince çıkarmalı, pratiğe yansıtmalıdır. Bu süreç bizim için hem Türkiye'nin barışı hem Ortadoğu'nun barışı için tarihi önemde bir fırsattır. Korkmaya, çekinmeye, basitçe parti çıkarı hesabı gütmeye gerek yoktur. Böyle düşünenler bu ülkenin asla vatanseveri ya da yurtseveri olamaz. O bakımdan bir kez daha diyoruz ki, cesur olun, samimi olun, adım atın, ezberlerinizi bozun. Ve değerli halkımız, biliyorsunuz heyetimiz Sayın Öcalan'la geçtiğimiz perşembe günü bir görüşme gerçekleştirdi. Ve Sayın Öcalan'ın sizlere selam ve sevgilerini buradan iletmek istiyorum. Barış sürecinde samimi olanlar şunu bilmeli ki bir yandan barış diyeceksiniz öte yandan muhalefete operasyonları devam ettireceksiniz.
Barışı müzakere ve mücadeleyle el ele vererek hep beraber inşa edeceğiz
Bakın bugün İstanbul'dayız. İstanbul'un nüfusu Türkiye'nin neredeyse çeyreği ve Büyükşehir Belediye Başkanlarıyla İlçe Belediye Başkanları tutuklu. Bunu kabul etmek mümkün değil ve muhalefetin üzerindeki bu baskılar derhal son bulmalıdır. Seçilmiş belediye başkanları İstanbul'un ve ilçelerinin iradesi, Mardin'in, Van'ın, Hakkari'nin iradesi acilen serbest bırakılmalıdır ve görevlerine hepsi acilen iade edilmelidir. Kayyımı da kabul etmiyoruz. Muhalefete baskıyı da kabul etmiyoruz ve bize düşen en büyük görev bu ülkede demokrasiyi tesis etmek. Biz biliyoruz ki barış demokrasisiz, demokrasi barışsız olmaz. Bunlar birbirine yapışıktır. Bunun için özellikle bugün bu meydanda bir kez daha diyoruz ki barışı müzakere ve mücadeleyle el ele vererek hep beraber inşa edeceğiz. Burada bütün bedel ödeyenlere, analara bir kez daha sözümüz olsun.
Kadınlar barışı ve demokratik toplumu tesis edecek ana öznedir
Değerli halkımız, sevgili kadınlar. Bizler barış mücadelesinin, hak ve adalet mücadelesinin en önemli özneleriyiz. Barışın kıymetini tarih boyunca çatışan ve savaşan bütün ülkelerde en çok kadınlar bilmiştir. En çok kadınlar barış için mücadele vermiştir. Ve şunu bilelim ki Türkiye'de bizler barışı ve demokratik toplumu tesis ederken kadınlar bunun ana öznesidir. En büyük bedeli Cumartesi Anneleri, Barış Anneleri ödedi, ödemeye devam ediyor. Bakın, Barış Anneleri, Suruç Aileleri, Cumartesi Anneleri, mağdur olan birçok kesimle, çocukları katledilmiş olan birçok kesimle birkaç gün önce İstanbul'da bir buluşma gerçekleştirdik. Ve şuna emin olun ki, o acılı annelerin yüreği beyaz tülbentlerindeki barış simgesiyle bir arada olarak en çok barışı onlar talep etti. En çok barışı onlar talep ediyor. Onların önünde saygıyla eğiliyorum. Mücadelelerini bir kez daha selamlıyorum. Ve başta Suriye olmak üzere bölgede ve bütün coğrafyamızda en güçlü mücadeleyi veren Kürt kadın hareketinin bütün dünya kadın hareketine çok önemli bir armağanı oldu. Kadın Yaşam Özgürlük, Mara Haya Hırıya, Jin Jiyan Azadî.
İşçi kardeşim şunu bilmelisin ki, barış senin ekmeğin ve emeğin için
Değerli işçi kardeşlerim, 7/24 çalışsan da asgari ücretle evini geçindiremeyen sen değerli işçi kardeşim, barış en çok senin içindir. Çünkü savaşa, çatışmaya, özel harp politikalarına ayrılan bütçe senin alın terinden, ekmeğinden kısılan bütçedir. Çünkü senin aldığın ücretin vergisiyle gidiyorlar tank alıyorlar, silah alıyorlar, İHA alıyorlar, SİHA alıyorlar. Ve sen kalkıp 'ben geçinemiyorum, evimin kirasını ödeyemiyorum' dediğinde, bir basın açıklaması yaptığında, bir işçi eylemi, bir grev yapmaya kalktığında sana ne diyor, seni nasıl engelliyor? Sana terörist yaftası yapıştırarak seni engelliyor. Bakın, motokurye işçilerinin eyleminden hatırlayacağız.O zaman Kürt işçi kardeşlerimiz, Türk işçi kardeşlerimiz bir arada ortak eylem yaptılar. Ve gidip Türk işçiye dediler ki 'onlar Kürt, onlar terörist. Senin bir Türk işçi olarak onların yanında ne işin var?' Sermaye düzeni dedi bunu. Kolluk kuvveti dedi. Devlet dedi. Böyle diyerek orada işçilerin dayanışmasını bölmeye kalktılar. Değerli işçi kardeşim şunu bilmelisin ki, barış senin ekmeğin için ve senin emeğin için. Barış için senin dayanışmana ihtiyacımız var. Yaşasın işçilerin birliği, yaşasın halkların kardeşliği.
Barış gemisi limana varacak
Barış sadece silahların susması değildir. Barış adalettir, eşitliktir, kardeşliktir, özgürlüktür. Ve barışı tesis etmenin, kalıcı bir barışı bu coğrafyada inşa etmenin tek yolu bunları köklü bir biçimde tesis etmektir. Şunu bilelim ki, bu süreç dahil olmak üzere hiç kimse barışı bize altın bir tepsiyle sunmayacak. Mücadele edeceğiz. Bugün bir mücadele ediyorsak yarın 3-5 daha fazla mücadele etmeliyiz ve barışı bu şekilde örgütleyebiliriz. Barış örgütlenirse, barış toplumsallaşırsa, muhalefet başta olmak üzere herkesin sahiplenmesiyle işçinin, emekçinin, Alevinin, bütün farklı halklardan ve inançlardan insanların sahiplenmesiyle barışı tesis edebiliriz. Ve buradan başta en büyük sorumluluğumuzun olduğu çocuklara hitaben sözlerimi tamamlayacağım. Çocuklar, inanın çocuklar, güzel günler göreceğiz. Motorları maviliklere süreceğiz. Motorları güzel günlere, güneşli günlere. O özgür dünyayı ve barışı çocuklara armağan edeceğiz. Burada sözümüz olsun ki o barış gemisi limana varacak, varacak, varacak. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Serkeftin, serkeftin, serkeftin.