Ufuk SÖYLEMEZ

Ufuk SÖYLEMEZ

Mail: usoylemez@gmail.com

'Amma da başarılıyız' lobisi yine üzülecek…

'Amma da başarılıyız' lobisi yine üzülecek…

B. Albayrak geçen gün, “…battık, bittik lobisi yine üzülecek… durmak yok yola devam…” demiş.

Kimi kastettiğini bilmiyoruz elbette. Kapkara bir tablo çizerek, adeta kriz tellallığı yapanları kastediyor olabilir.

Ama daha önce de yazıp-konuştuğumuz üzere pespembe tablolar çizerek, adeta “Alice Harikalar Diyarında” kıvamında algı ve propaganda yapmak da son derecede yanlış ve yanıltıcıdır.

Halbuki, gerçekçi olmak, bilim ve aklın yolunda, güvenilir, istikrarlı, bilinçli bir biçimde, doğru-dürüst ekonomik verilerle, uluslararası konumumuzu da gözardı etmeyecek biçimde, ekonomiye ilişkin, tespit, teşhis ve alternatif önerileri ortaya koymakta büyük yarar var elbette ki.

Ekonomimizin yaşanan salgın döneminde bile tozpembe olduğunu iddia etmek, hiçbir inandırıcılığı ve gerçekliği olmayan nafile bir iştir çünkü.

“Battık-bittik” lobisi var da, “Amma da başarılıyız” lobisi yok mu yani?

***

Şimdi gelin “amma da başarılıyız” lobisini yine üzecek bazı verilere ve gelişmelere, kısa kısa göz atalım;

a) Türkiye ekonomisi 2020 yılının ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine nazaran – yüzde 9.9 oranında daraldı. Bir önceki çeyreğe göre ise küçülme eksi yüzde 11 oldu. “amma da başarılıyız” lobisi, TÜİK’in usta ellerinden, büyük bir hassasiyetle 10 değil 9.9 olarak açıklanan küçülme rakamlarının, diğer ülkelere nazaran daha az olduğunu öne sürerek yine aynı nakaratları tekrarlıyorlar. Halbuki örneğin ABD’nin yüzde 32 olarak küçüldüğünü açıklayan gösterge, önceki çeyreğe göre değişimin “yıllıklandırılmış halini” gösteriyor.

Aynı metodoloji kullanıldığında Türkiye’nin “yıllıklandırılmış büyüme” rakamı, eksi yüzde 37 gibi çok daha vahim bir küçülmeye tekabül ediyor. ABD verisinin yıllıklandırılmış haliyle, bizimkini karşılaştırmak, metodoloji bakımından çok farklıdır ve yanlış sonuca götürür.

b) Türk lirasının önlenemeyen değer kaybını “amma da başarılıyız” lobisi, döviz kurlarının en rekabetçi seviyeye geldiğini öne sürerek, adeta memnuniyetle karşılıyor. Ama gelin görün ki, yaşanan-sürekli ve fiili devalüasyona rağmen, toplam ihracatımız yüzde 30-35 oranında azalmış görünüyor.

c) İSO, Türkiye İmalat Sanayi Yöneticileri endeksine göre, Türk lirasındaki değer kaybı, imalat sanayinde kullanılan girdi maliyetlerinin keskin bir biçimde yükselmesine neden oluyor. Bu nedenle söz konusu endeks değeri, Temmuz ayındaki 56.9 puanlık seviyesinden, Ağustos ayında 54.3 puana geriledi. “Amma da başarılıyız” lobisinden bu konuda şu ana kadar bir ses çıkmadı nedense?

***

d) Arjantin’den G. Kore’ye, G. Afrika’dan Meksika’ya, Rusya’dan Brezilya’ya, Çin’den Hindistan’a kadar, 25 gelişmekte olan ülke ekonomisi arasında, en çok parasal genişleme yapan, yani en çok para basarak, M1 para arzını arttıran ülke, Ağustos 2020 itibarıyla Türkiye olmuş.

Kamusal Sermayeli Bankalar aracılığıyla uçana-kaçana “otomobil, konut ve tüketici kredisi” dağıtılmasının hemen ardından ise, otomobil alımına dünyada eşi-benzeri görülmemiş oranda vergi salarak, zikzak politikalarına aynen devam dediler şimdi de.

Hem araç kredilerini furya halinde vereceksiniz hem de ardından, rekor seviyede ÖTV artışı yapacaksınız. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu demek lazım herhalde.

***

e) “Amma da başarılıyız” lobisine göre, dünyadan ve emsal ülkelerden Türk ekonomisi olarak “pozitif” ayrışıyormuşuz iyi mi? Bunun en önemli göstergelerinden birisi. Kredi sigorta risk primlerdir (CDS). Esasında bir ülkenin ne kadar temerrüde düşme riski görülüyorsa, o kadar yüksek CDS primi ödemek zorunda kalır.

50’ye yakın gelişmiş ve gelişmekte olan ülke ekonomisinden bazılarının kredi risk primlerine yani kredi iflas sigortası puanlarına bakalım;

Tablodan da görüleceği üzere, Türkiye temerrüde düşen ve IMF’ye teslim olan Arjantin ve yıllardan beri büyük bir siyasi kaos yaşatılan Venezuela’dan sonra en riskli ülke konumunda ne yazık ki.

Bunun anlamı, Türkiye dışarıdan borçlanmak istediğinde, uluslararası piyasalara, en az 5.5-6 puan da faizin üzerine bu risk sigortası primini ödemek zorunda kalacak demektir.

***

Bu tabloya “dış güçler” edebiyatı ile inandırıcı bir cevap verilemez. Dış güçlerden, Türkiye’nin toplam dış borcunun yüzde 60-70’ini aldığı ABD ve AB ülkeleri kastediliyorsa, niçin Rusya veya Çin ya da diğer gelişmekte olan ekonomilere aynı dış güçler, benzer bir operasyon yapmıyor ya da yapamıyorlar diye sormak lazım. "Amma da başarılıyız” lobisine yukarıda verdiğimiz birkaç somut verinin ve karşılaştırmanın bir etkisi olur mu acaba? Ben zannetmiyorum. Çünkü Türkiye ekonomide, “battık-bittik” lobisi ile “amma da başarılıyız” lobisi arasında gerçeklerden, çözümden, akıldan, sağduyudan, ehliyet ve liyakatten giderek uzaklaşıyor.

Ne demişler, bindik bir alamete…