Can ATAKLI

Can ATAKLI

Mail: canatakli@gmail.com

Erdoğan’ın umudu Trump

Erdoğan’ın umudu Trump

Amerika’da seçimlere sadece beş ay kaldı.

Mevcut başkan Biden yeniden aday.

Karşısında ise geçen seçim yendiği Trump var.

İki isim geçen hafta kamuoyu önünde canlı yayınlanan bir tartışmaya katıldılar.

Genel kanı Trump’ın Biden’a oranla daha başarılı olduğu yönünde.

Hatta bu yüzden Demokrat Parti’yi destekleyen bazı yayın organları ve kimi kanaat önderleri Biden’a adaylıktan çekilme kararı vermesini tavsiye bile ediyor.

Sonuçta ne gariptir ki Amerika, biri artık hayalet gibi dolaşan Biden ile saçma sapan davranışlar sergileyen ve Amerika’nın gücünü göstermek isterken büyük bir savaşa neden olabilecek Trump arasında kaldı.

Amerika başkanı, bir anlamda dünyanın en güçlü adamıdır.

Koskoca Amerika’da bu iki isim dışında Beyaz Saray’ı hak edebilecek nitelikte birini          bulamadı yani.

Amerika’da Biden yerine Obama’yı önerenler var.

Buna karşı Türkiye’nin Amerika’daki ünlü ekonomisti Daron Acemoğlu ise asıl tehlikenin Trump olduğunu belirterek “Biden’a çekilme çağrıları yapılmasının çok anlamsız olduğunu, her durumda Biden yönetiminin Trump’tan çok daha iyi olacağını” yazdı.

Acemoğlu Türkiye’de çok bilinmese de Amerika’da çok ciddiye alınan bir ekonomist.

Peki bu seçimde AKP iktidarı nasıl bir tavır alacak, kimin seçilmesini istiyor?

Erdoğan bu ay Amerika’da yapılacak NATO Zirvesi’nde Biden’la bir araya gelmeye çalışıyor.

Önce Astana’da Putin ile görüşmesi muhtemel olan Erdoğan, Biden’la da görüşerek AKP tabanında “çifte zafer” algısı yaratmayı planlıyor.

Saray danışmanları Biden’la görüşmeden önce seçimlerle ilgili bir davranışta bulunmanın yanlış olacağını tavsiye etmiş Erdoğan’a.

Ancak şurası bir gerçek ki Erdoğan ve saray iktidarı Amerikan seçimlerini Trump’ın kazanmasından yana.

Çünkü Trump bir bakıma Erdoğan’a benzeyen bir isim.

Hal ve hareketleri, devleti yönetme biçimi Erdoğan’la örtüşüyor.

Ayrıca Trump, Erdoğan’ı “anlaşabildiğim nadir liderlerden biri” diye tanımlamıştı.

Erdoğan ve saray iktidarına göre Trump, Başkan Biden’a göre anlaşması daha kolay bir isim.

Çünkü Trump ne istediğini açıktan söylüyor. Bu bazı zamanlarda Türkiye’nin gururunu incitecek biçimde olsa bile Erdoğan ve iktidarı bunu sineye çekiyor.

Biden ise açıktan talepte bulunmuyor. Daha kapalı toplantılarda söyleyeceğini söylüyor ve uyguluyor, Erdoğan’a manevra alanı bırakmıyor.

Erdoğan ve saray iktidarı şu anda Trump’a açıktan bir sempati mesajı göndermiyor ama kulislerden aldığım bilgiye göre iktidarıyla ilgili tüm önemli kararları kasım ayından sonra almayı planlıyor.

Erdoğan’ın beklentisi şu; kasım ayına kadar Şimşek üzerinden uygulanan ekonomik programla enflasyon düşürülecek, ekonomi biraz rayına oturtulacak, Trump’ın kazanmasıyla birlikte bu ülke ile ilişkiler hareketlenecek ve Erdoğan önünde rahat bir dönem bulacak.

Olmayacak dua ama, bekleyip göreceğiz elbette.

ÇOK GÜLDÜM

Türkiye’de seçim vaadi türban İran’da ise başı açma!

İran Cumhurbaşkanı Reisi’nin helikopter kazasında ölmesinden sonra yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde hiçbir aday yüzde 50’yi bulamayınca seçim ikinci tura kaldı.

Ancak ilginç olan şu; “reformist” olarak tanınan Türk aday Mesut Pezeşkiyan ilk turda en yüksek oyu aldı.

Şimdi Pezeşkiyan ikinci olan hayli muhafazakar aday olan Said Celili ile yarışacak.

Pezeşkiyan ilk turda yüzde 42.6 oy alırken ikinci turdaki rakibi Celili yüzde 28’de kaldı.

Siyasi gözlemciler ikinci tur için Pezeşkiyan’ın çok daha şanslı olduğunu ancak ülkedeki tüm dinci grupların Celili’nin arkasında toplanabileceğini de söylüyorlar.

İran’da seçime katılma oranları çok yüksek olmuyor.

Ancak Pezeşkiyan’ın seçimi kazanma şansının yüksek olması ile ülkedeki tüm Türk- Azeriler ile laik kesimlerin sandığa koşabileceği belirtiliyor.

Reformist aday Pezeşkiyan öncelikle kadın haklarını savunuyor ve saçı gözüktüğü için din polisi tarafından şiddet de kullanılarak gözaltına alınan kadınların artık özgür olacağını söylüyor.

İşe bakın, Türkiye’de dinci siyasetçiler kadınların türban takmasını “özgürlük” olarak nitelerken İran’da ise başı açık gezmek isteyenlere özgürlük vadediliyor.

İran’da İslamcılar darbe yaptıktan sonra Türkiye’de de dinci hareketlerin başlamıştı ve birçok çevrede “Türkiye İran gibi mi olacak” endişesi dile getiriliyordu.

Oysa çoktan yer değiştirmişiz de haberimiz yok.

HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

Demek ki istenince hemen oluyormuş

Geçen hafta perşembe günü günlük çalışmalarımı sürdürdüğüm ofisin önünden geçen sokakta elektrik arızası nedeniyle kazı yapıldığını ancak arızanın giderilmesinden sonra kazılan yerin öylece bırakıldığını yazmıştım.

Cumartesi günü komşulardan biri camımı tıklatıp “Can Bey teşekkür ederiz, sayenizde açılan çukur kapatıldı, parkeler yerine kondu” dedi.

Ben de şaşırarak “Aaa o kadar çabuk mu?” diyerek dışarı çıktım, gerçekten çukur kapatılmış ve parkeler örülmüştü.

Son 20 yıldır pek alışık olmadığım bir durum bu.

Kimi çok hızlı halledilebilecek sorunları da yazarım yıllardır ama AKP iktidarı boyunca bunlara pek kulak asmadılar “Bize muhalif birinin lafıyla mı hareket edeceğiz?” diye düşündüler belki.

Oysa bunun muhalif olmakla ilgisi yok ki, herkesin görüp bildiği bir sorunu dile getiriyoruz o kadar.

Tabii çukuru düzeltme işini Üsküdar Belediyesi mi yaptı yoksa elektrik arızasını gideren şirket mi onu bilmiyorum.

Ama hangisi yaptıysa teşekkürler, halkın sesine kulak verdikleri için.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Boyun eğme sözünden niye bu kadar rahatsız oldular acaba?

Yunanistan’ın eski Başbakanı Çipras KoÇ Üniversitesi mezuniyet törenine katılmış.

Konuşmasının sonunda öğrencilere “boyun eğme” demiş üstelik Türkçe.

Dinci AKP’li kesimlerden büyük tepki yükseldi.

Neden?

Çünkü öğrenciler Çipras’ın bu sözlerini ayakta alkışladı.

Nasıl olur da bir Yunan alkışlanırmış.

Biz Yunan’ı denize dökmemiş miydik?

Bu öğrenciler cellatlarına mı aşıklarmış?

Bir sürü ipe sapa gelmez laflarla bir saldırı kampanyası düzenlendi sosyal medyada.

Peki neden “boyun eğme” sözü bu kadar rahatsızlık yaratıyor AKP’li çevrelerde?

Çünkü bütün zihniyetleri “boyun eğen” bir gençlik yaratmak.

Her türlü pozitif eğitimden uzak hurafelerle dolu dini bilgilerle yetiştirilecek gençler boyun eğecekler, sormayacaklar, sorgulamayacaklar, itaat edecekler, istenileni yapacaklar.

Çipras’ın konuşması onlar için sadece bahane.

Bİ SORALIM BAKALIM

İçki içmek ahlaksızlıksa eğer... 

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın son cuma hutbesinde “İçki içmek ahlaksızlıktır” diye bir cümle var.

AKP dönemi dahil içki üretimi ve satışı çok uzun yıllar devletin tekelindeydi.

Bugün içki ve sigara üretimi büyük ölçüde özelleşti.

Ancak milletin zihninde “Tekel” kelimesi hep kaldı.

Bugün içki ve sigara satan bayilerin kapısında hala “Tekel” yazar.

İçkiden çok ağır vergiler alınıyor.

İçki içenler ağır mali külfet altına sokulup adeta soyulurken; buradan elde edilen vergi gelirleri ile din işlerini yürüten personelin de maaşları ödeniyor.

Bu durumda içki içen “ahlaksız” oluyorsa bu içkiden elde edilen vergi geliriyle     maaş alan imamlar, vaizler, din görevlileri ve tabii en başta Diyanet İşleri

Başkanı kendilerini bundan sakınabiliyorlar mı?

Diyanet İşleri Başkanı, içki içene hakaret edeceğine bizzat Erdoğan’a “her türlü içki üretimi ve satışı yasaklansın” demeli.

O zaman cuma hutbesinin bir anlamı olur.

BUNU YAZMAK GEREK

Yıllık izne çıkıyorum

Değerli okurlar;

Bugünden itibaren yıllık iznimi kullanmak üzere sizlerden bir süreliğine ayrılıyorum.

Çok yoğun iki yıl geçirdik.

Üst üste seçimler, ekonomik sıkıntılar nedeniyle, neredeyse aralıksız ve çok hızlı bir tempo ile çalıştım ben de.

Bu köşenin yazıları, Flash Haber ana haberleri ve YouTube konuşmaları baş döndürücü bir trafiğe neden oluyor hayatımda.

Şimdi hepsinden bir süreliğine uzaklaşarak, bedenimi olduğu kadar zihnimi de dinlendirmeyi amaçlıyorum.

Ay sonunda tekrar buluşmak dileğiyle.

 

kaynak: korkusuz.com.tr