Abdullah AYAN

Abdullah AYAN

Mail: aayan@gmail.com

Kent merkezini canlandırmaya niyetlenenleri bekleyen zor sınav...

Önce el birliğiyle yıkıp öldürdüğümüz, bilimsel tanımla çökerttiğimiz kent merkezini canlandırmak için yine elbirliğiyle ortaya çıkan iradeyi, gayretleri gözlemek, görmek şaşırtıyor insanı..

Bu çelişkilerle dolu tabloyu gördükçe ister istemez, sevdiğini öldürüp baş ucunda göz yaşı döken insanların ruh hali geliyor gözlerimin önüne..

Bu kadar da değil..

Mustafa Kemal' in Mersin' e ilk ziyaretiyle ilgili neredeyse yüz yıllık bir diyalog anlatılır ya  bugün yaşananlara baktıkça o şehir efsanesi tadındaki söylem de aklıma düşmüyor değil..

Çoğunuz biliyorsunuz ama tarihe not düşülen anekdotu bir kez daha anlatayım:

17 Mart 1923 günü Mersin'i ziyaret eden Mustafa Kemal hazırlanan program çerçevesinde Yoğurt Pazarı civarındaki Müdafaai Hukuk Cemiyetine (günümüzdeki Kızılay Binasının güney komşusu konak) etraftan bilgi alarak yürümektedir.

Yol boyu gördüğü konakları merak edip sorar: "bu binalar kime ait"

Müdafaa-i Hukuk Cemiyet Başkanı Hacı Ömer bey (Ömer Kutlay) yanıt verir: "Ermeni ve Rumların paşam"

"İyi de bu konaklar yapılırken siz neredeydiniz?" sorusuna, kendisi de kuvvacı asker olan Mezitli köyünden Emin Efendi' nin o hafızalara kazınan yanıtı verdiği söylenir : "Yemen' de idik paşam"

Değerlendirmesini tarihçilere bırakalım da, o diyalogu anımsadıkça gözlerimin önüne son 50 yılın Mersinde yaşananlar ve hepimizin tanıklığında işlenen kent katliamları geliyor..

Örnek mi?

Bugün Jandarma' nın yerleştiği tarihi Valilik Konağının batısında yer alan efsanevi Selanik Bankasına yıllarca ev sahipliği yapan o güzelim tarihi bina yerine betondan ucube kondurma hayaliyle yıkılırken Yemen cephesinde olmadığımıza göre nerelerdeydik peki?

Ya da Mustafa Kemal' in 1918' de gelip kaldığı Karamancılar Konağı ölüme terk edilirken ön cephesine iş hanı dikilmesine göz yummak, göz yumanlara ses çıkarmamak hangi kutsal! bahaneye sığdırıldı acaba?

Ve deyim yerindeyse en acımasız cinayetin altın vuruşlusuna..

Azak Han yıkılırken neredeydiniz beyler?

Ticaret kenti Mersin' in eskilere ait ne kadar anı yaşandıysa, hepsine tanıklık eden, Mersin bir yana ülke ekonomisinin kalbinin attığı efsane bir yerleşkeden ve yerleşkeye elde kazma kürek dalıp yıkanlara kimsenin sesini çıkarmadığı, çıkaranların da duyulmadığı, üç maymunlar döneminin hakim olduğu dönem o üstü örtülmez, af edilmez cinayet işlenirken  Yemen çöllerinde miydiniz? Sarıkamış' ta karlar altında mı?

Haksızlık etmeyelim ve ahde vefa adına haklarını teslim edelim: O dönemde duyarlılıkla konuyu mahkemelere taşıyan, cinayetin engellenmesi adına mücadele eden Mimarlar Odası' nın çabalarını minnetle anımsamamız gerekiyor.

İyi de, asıl o tarihe sahip çıkması gereken, tek bir kiremit yerinden oynatıldığında müdahil olarak 'dur' diyecek en yetkili iki kuruma ne demeli?

Örneğin Anıtlar Kurulu ve 4.9.1985 tarihinde verdiği karar:

"etkileyici iç avlusu ve onu çevreleyen cepheleri ile sadece Mersin' in değil, diğer kentlerde de az rastlanır bir yapı olgusu söz konusu.. Mersin' de genel olarak tarihi değer taşıyan yapılar gelişme baskısına dayanamayıp kaybolurken, bu açıdan ve kendi türünün eşine az rastlanır örneklerinden biri olan Azak Han' ın korunması gerektiğine" bu iken aynı kurulun yukarıdaki tüm gerekçeleri yok sayması ve 1987' de yıkılmaya yüz tutmuş Azak Han' ın yerine satın alan şahsın hazırladığı çok katlı inşaat projesine onay vermesine ne demeli?

Daha da önemlisi, aynı yıl Anıtlar Kurulu' nun bu cinayeti onaylayan kararına tepki vermek şöyle dursun, 'projeni getir, inşaat ruhsatı verelim' diyen dönemin Mersin Belediyesi hangi meydan muharebesindeydi?

Sahile uzanıp, birer birer canına kıyılan Nakkaş' ların, Dumani' nin, Eliyeşil ve hepsi birbirinden değerli onca konağın göçüp gitmesini, giderken kentin görmemek için başını çevirmesinin öyküsünü anlatmak isterdim ama yüreklerin daraldığının farkındayım..

Hangisini anlatayım ki?

Gümrük Meydanındaki döneminin en güzel Akdeniz mimarisine örnek gösterilen Gümrük Binası, yıkılan Yeni Cami yerine koyulan Ulu Cami, bitişiğindeki iki tarihi eserin yıkılıp yerlerine dikilen cam kafesler..

Son günlerde MTSO' nun, Mersin Tarihi Merkezi Yürütme Kurulu adını verdiği oluşumu ve yer alan isimleri görünce umutlanmadım değil..

Hazır böylesi zor bir o kadar da anlamlı işe kalkılmışken, gelin 'Ticaret kenti Mersin' ticaretinin sembolü ve yıllarca kalbinin attığı Azak Han' ı canlandırarak koyulalım yola..

Büyükşehir' in bu tip mekanların yeniden kazanılması konusunda eskiye oranla neredeyse sınırsız yetkisi var.

Büyükşehir o yetkisini kullanıp buranın eski haline getirilmesi için üzerine düşeni yapsın.

MTSO da restorasyonu üstlensin…

İki kurum ortak mekanın işletilmesi,halka açılması konusunda artık umut verici bir adım atsın…

Kent iş adamlarını, tacirlerini temsil eden bir odaya da böylesi bir tarihi adım yakışır..