KURALLAR VE DENETİM KİMLERE İŞLER?
Genellikle toplum olarak iyiyiz. Sıcakkanlıyız, dostluğu severiz. Ne var ki, gerginliğe de çabuk kapılır, pire için yorgan yakar, tartışma çıkarabiliriz.
Ve en önemlisi kurallara, yasalara uymayı ve denetimi de pek sevmeyiz.
Fon patlaması oldu, anlaşıldı ki denetleyici kurumlar denetim görevini tam anlamıyla yapmamış. Rant ve çok para kazanmayı kısa dönemde hayal eden bireylerin ekmeğine yağ sürülmüş. Vatandaş, yüksek hayat pahalılığı ile çok düşük maaşla mücadele ederken, foncular uçan halıya binmişler, köşeyi dönmüşler. Hem de en sorumlu olması gereken kişiler bile avantaya bayılarak bulunduğu makamın farkında bile olmamışlar.
Fonzadeler, para para diyerek yalan bir dünyada keselerini, kasalarını doldururken, kazık yiyenler feryat figan adalet nerede deyip ağlaşıyorlar.
Oysa, kaybolan para miktarları trilyonlara gidiyor, kulağımızın üstüne yatıyoruz. Hatta seyrediyoruz.
Belki, toplum olarak kurallara uymamak tek bir genelleme olmasa da sosyolojik açılardan bakıldığında önemli nedenlere dayanıyor.
DENETİMSİZLİK AHLAK BOZAR…
Çünkü, toplumda kurallara uyumu sağlayan en temel unsur denetim mekanizmaları ve cezaların adil olmasıdır. Cezaların yetersiz olduğu veya denetimlerin süreklilik göstermediği durumlarda kurala uymak zayıflar. Aslında denetimi geniş zamanda toplum yapar.
Mesela seçimlerde kendisini mutlu etmeyen, baskıcı davranan, refah getirmeyen, günlük hayatı kolaylaştırmayan, enflasyon üretilmesini önlemeyen, paranın satın alma günü koruyamayan, hatta düşüren bir iktidarı aklı başında seçmen istemez.
Alternatif bir partiye meyil eder. Bu doğal ve demokrasiye uygun olur. Gelişmiş ülkelerde de böyle yürür işler. İktidarların değişmesi için erken seçimlere gidilir.
İzlediğimiz gibi Türkiye’de böyle olmuyor. İktidara gelen parti, kolay kolay gitmiyor.
Adalet ve eşitlik algısının gitgide zayıflaması, yandaşlık ve ayrıcalıklı grupların oluşmasına önayak oluyor.
Eğer, kuralı koyan ya da uygulayan mekanizmaların herkese eşit mesafede durmadığına dair yaygın kanaat varsa ayırma – kayırma ve torpil ve nepotizm, bireylerin kurallara saygı duymasını ve uymasını geçersiz kılar.
YAĞDIR MEVLAM SU, DERELER NERDE?..
Bakın, başta İstanbul olmak üzere çok sayıda şehrimizi sular- seller bastı. Çok yoğun bir yağmur, günlerce yağdı ve dere içlerine, dere kenarlarına yapılan konutları ve çukur bölgelerdeki yaşama alanlarını göle çevirdi.
Bu meselede de “denetim eksikliği” ve konut yapan yaptıran kesimlerin yerel coğrafi koşullara riayet etmediğini birçok kez olduğu gibi yine su yüzüne çıkardı.
Yüzlerce deprem yaşadık, kimi zaman şiddeti yüksek zincirleme yer sarsıntıları oldu. Hangi dersleri çıkardık dersek yalan söylemiş oluruz.
Bizi kodlamalar da etkilemiyor. Turuncu kod, kırmızı kod filan hikaye…
YA KAZALAR, BİZE BİR ŞEY OLMAZ…
En çok kurallara uymadığımız alanlardan biri de trafik kazaları… Farkında mısınız, son zamanlarda öyle çok trafik kazası oluyor ki, bir, iki, üç değil 5, 7, 8 hatta 10 kişiler ölüyor yollarda ama birkaç gün sonra hatırlamıyoruz bile…
Niye böyle yapıyoruz, trafik kurallarına uymuyoruz?
Ölen canların acıları yüreğimizi bile yakmıyor mu?
Vicdanlar sızlamazsa, yakmaz tabii ki..
Her ölenle empati yapıp ölmezsek, kural da neymiş, mühim olan pratik zeka, günü yaşa, anı yaşa dersek bir gün, bizler de aynı kaderi yaşarız.
Sevgili okurlarım, sizce neden kurallara, kanunlara, denetime inanmıyoruz?
Cevaplarınızı bekliyorum.
Gün ola, kurallar ola, denetimleri asla unutmayalım…
Aklımıza da KAYYUM atamayalım…

























