H.Ufuk SÖYLEMEZ

H.Ufuk SÖYLEMEZ

Mail: usoylemez@gmail.com

Pozitif ayrışmışız iyi mi?

Hazine ve Maliye Bakanı B. Albayrak, ne zaman konuşsa bayağı bir rahatlıyorum doğrusu. Çünkü ne zaman konuşursa ya ekonomide “müjde” paketleri açıklıyor, ya gelecek yıllarda “nurlu ufuklar” vaadediyor. Ya da dış güçlerin “algı operasyonlarıyla” nasıl da başarılı bir biçimde mücadele ettiklerini söylüyor.

İşte bu söylemler beni mest ediyor adeta.

Son olarak geçen hafta yaptığı bir konuşmasında; “…normalleşme döneminde ekonominin tüm göstergelerinde kıyas ülkelerin tamamına göre pozitif ayrışan ülkelerden bir oldu Türkiye…” dediğini duyunca, sevinçten havalara uçtum sanki.
Bakan Albayrak, çıtayı daha da yükselterek “kıyas ülkelerin tamamına göre” ekonomide pozitif ayrıştığımız müjdesini verdi bu kez de.

*

Bu konuşmayı görünce “kıyas ülkelerin” hangileri olabileceğini düşündüm ilk olarak.
Elbette bizim gibi yıllardan beri gelişmekte olan ama bir türlü gelişemeyen ülkeler geldi aklıma tabii ki. Örneğin, Brezilya, Meksika, Mısır, İsrail, Endonezya, Kolombiya, Şili, Hindistan, Peru, G. Kore, G. Afrika, Tayland, Yunanistan, Malezya, Ukrayna, Pakistan, Filipinler, Portekiz, bunlara ekonomik olarak Çin ve Rusya’yı de ilave edebilirsiniz elbette. Buraya kadar tamam.

a) Şimdi bu kıyas ülkelerin 06 Temmuz 2020 itibariyle kredi risk primlerine (CDS) bakalım;
G. Kore                25.08
Rusya                  95.10
Çin                       45.19
Hindistan            114.91
Endonezya         121.19
Meksika              130.22
Yunanistan         142.80
Filipinler             60.71
Portekiz              62.60
Brezilya              222.70
G. Afrika             280.69
Malezya              66.92
İsrail                    58.43
Polonya               58.80
Şili                       70.90
Kolombiya         130.20
TÜRKİYE           487.25   
 
Türkiye, gelişmekte olan ülkeler kategorisinde iflas eden ve temerrüde düşen Arjantin, iç kaos ve ABD ambargosu yaşayan Venezuella, Rusya ile savaş gerginliği süren Ukrayna ve Pakistan dışında en yüksek risk primine sahip ekonomi olarak görülüyor ne yazık ki hala. Yani gelişmiş ve gelişmekte olan ilk 50 ekonomi arasında en riskli ilk 5 ülke arasında “negatif” ayrışmış durumda.

*
b) Gelişmekte olan ekonomiler grubunun The Economist dergisinin son sayısında yer alan tablodaki Mayıs ayı enflasyon rakamlarına bakalım bu kez de;
 
Ülke                      Yüzde
 
TÜRKİYE         11.4
Hindistan            5.8
Mısır                   4.8
G. Afrika             2.9
Kolombiya          2.9
Polonya              2.9
Pakistan             8.2
Meksika              2.8
Brezilya              1.9
Çin                      2.4
İsrail                 - 1.6
Malezya              2.2
G. Kore             -0.3
Rusya                3.0
Tayland            -1.2
Yunanistan      -1.1

Türkiye gelişmekte olan ülkeler grubuyla kıyasen, Arjantin hariç en yüksek ve çift haneli enflasyonu olan ekonomi maalesef.
*
c) Türkiye toplam 431 milyar dolar tutarında olan dış borcunun %60-70’ni AB ve ABD banka, fon veya kuruluşlarından sağlıyor. Bu banka ve fonlar ve ülkeye yatırım yapmak isteyen finansörler, yatırımcılar, şirketler vb. ise dünyanın 3 kredi derecelendirme kuruluşunun rapor ve notlarını referans olarak dikkate alıyorlar. Moody’s, Fitch ve Standart and Poors şirketleri raporlarını bizim için değil, banka fon ve şirketler için yayınlarlar esas olarak. İşte bu dünyadaki ülke, şirket ve kurum değerlendirmelerinin %90’ını yapan bu 3 şirketten birisi olan FITCH’in geçen hafta yeni bir açıklaması düştü ajanslara.
Bu raporda; Merkez Bankasının brüt döviz rezervlerinin 2019 sonu itibariyle 106 milyar dolardan, 26 Haziran 2020 itibariyle 90 milyar dolara indiği, bundan swap işlemlerinin çıkması halinde düşüşün çok daha keskin olduğu vurgulanıyor.
Bu şartlarda Türk Lirası faizlerindeki %7-8’lik seviyenin, %12 civarındaki çift haneli enflasyon karşısında artık sınıra dayandığı iddia ediliyor.

*
Şimdi yukarıdaki tablolar karşısında ekonomimizin nasıl olup da “pozitif ayrıştığını” anlamak pek de kolay gözükmüyor.
Ama uluslararası göstergelerde, notlarda ve raporlarda “negatif” ayrıştığımız görülüyor. Bu durum iktidara göre olsa olsa ”dış güçlerin” algı operasyonları olarak açıklanıyor.

Öyle ise, bu dış güçler Çin, Rusya ve 20’ye yakın “kıyas” ülkeye yapmadıklarını, yapamadıklarını Türkiye’ye yapıyorlar demektir.

O zaman da Türkiye demek ki onların ekonomiden-diplomasiye kadar” algı operasyonlarına” maruz bırakılmaya açık, kırılgan ve savunmasız hale getirilmiş diye düşünmeden ve de üzülmeden edemiyor insan doğrusu…