Özer RAVANOĞLU

Özer RAVANOĞLU

Mail: ozerravanoglu@gmail.com

YİNE 27 MAYIS DARBESİNDEN NOTLAR-2

Bu gün içinde bulunduğumuz şartlara göre geçmişi doğru olarak değerlendirmek her zaman mümkün olmuyor. İnsanlar kahir ekseriyeti ile içinde bulunduğu şartlara göre geçmiş günleri değerlendirir ve yanlış neticelere varırlar. Zaman içinde değer yargılarımızda değişiyor. Mesela bu gün liseyi bitiren normal bir talebe Aristo’dan daha fazla mantık bilir, matematik bilir. Ama bu durum asla Aristo’yu küçültmez.
O halde olayları içinde bulunduğumuz günlere göre değil cereyan ettiği günlere göre değerlendirmemiz meseleyi doğru anlamamız için şarttır. İkinci adımda ise her konu hakkında karar vermeden önce doğru bilgi sahibi olmalıyız. Adamın bu güne kadar kırk tane yalanı çıkmış ise o adama itibar edilmemelidir.
En büyük felaket bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaktır.
27. Mayıs askeri darbesi tamamen belli bir çetenin oluşturduğu algıyla neticeye ulaştı. Aziz dostlarım lütfen bu anlatmaya çalıştığım konuyu günlük politikanın dışına çıkarak değerlendirin. Bu algı illetini iyi tanımamız lazım. Emperyalizm dünyayı bu algıyla yönlendiriyor. Bazı düşünürler emperyalizm dediğimiz çevreyi biraz daha daraltarak birkaç aileyle sınırlandırıyorlar. Rockfeller veya Rothschild aileleri gibi. Şöyle veya böyle bu dünyayı bunlar idare ediyor. Nasıl idare ediyor, tabi’i algıyla idare ediyor.
Algı konusunda 27. Mayıs askeri darbesi bir labaratuar niteliğindedir. O günleri anlatan bir çok hatıralar yayınlandı. Bu hatıralarda Namık Gedikle ilgili şöyle bir olay anlatılıyor. Namık Gedik darbe gecesi tutuklanıyor ve harbiye’ye getiriliyor. Namık Gediği bir sandalyeye oturtuyorlar. Orada bulunanlar, gelip geçen Harbiyeliler yüzüne tükürüyor. Adamcağız şuurunu kaybetmiş gözlerini bir noktaya dikmiş ne olup bittiğinin farkında bile değil, anlatıldığına göre adamcağızın yüzünden resmen balgam akıyor.
Üzerinden şu kadar yıl geçtikten sonra bu konuyu yeniden bir değerlendirelim. Namık Gediğin yüzüne tükürenler vatan haini miydi? Kesinlikle değildi. Bu gayri insani davranışı yapanların içinde birkaç tane psikolojik hasta tip olabilir ama kahir ekseriyeti bu memleket için her türlü fedakarlığı yapabilecek insanlardı. Peki niye böyle oldu?
27. Mayısa gelinceye kadar basınımızın empoze ettiği fikirler insanlarımızı söz anlamaz, kendi fikrinde olmayanları dinlemez, kin ve öfke dolu hale getirmişti. D.P.’li olmak suçlu olmak için kafiydi. Bunlar Karsı Ardahan’ı Ruslara satmışlardı! Tonlarca altını yurt dışına kaçırmışlardı! Ülkeyi soyup soğana çevirmişlerdi! Akşam sabah kendileri de kaçacaklardı! Ya yok etmek için kıyma makinalarından geçirilen üniversite talebeleri, et-balık kurumunun soğuk hava depolarında saklanan üniversite talebelerinin cesetleri, nerede belli olmayan yüzlerce kayıp talebeler. Her gün duygulu marşlar sokakları inletiyordu: Olur mu? Böyle olur mu? Kardeş kardeşi vurur mu? Kahrolası diktatörler bu dünya size kalır mı?
En az on, on beş gazetenin manşetleri bu yalan haberlerle çıkıyordu. Katiller diyen, hakaretler, küfürler, içeren haberlerle çıkan bu gazetelerden bir kişi tutuklansa da ülkede fikir hürriyeti yok gazeteciler baskı altında ülkede diktatörlük hakim oldu diye yeni bir kampanya daha başlatılıyordu. Katil Menderes sloganları sokakları inletiyordu. Zavallı Menderesin basında kimsesi yoktu. İhtilalin zeminini yalan haberlerle ortalığı karıştıran bu gazeteler hazırlıyordu.
Bu haberlerden birisinde Fatin Rüştü Zorlu’ya yüzde on rüşvet verilmeden hiçbir devlet ihalesi gerçekleşmez deniyordu. Ben Demokrat Partili bir ailenin çocuğu olduğum halde bu yalana bende inanmıştım. Amerika’nın ünlü TIME dergisi Fatin Rüştü Zorlu hakkında bu haberi yazmıştı. O yıllarda CHP genel sekreteri olan Kasım Gülek elinde bu dergi ile Toroslarda dolaşmadık köy bırakmamıştı. O günlerde Fatin Rüştü Zorlunun adı Mister yüzde ondu. Yalan dolan üretmekte maharetli basınımız Fatin Rüştü Zorluyu hırsız olarak tanıtırken Kasım Gülek’i ise ayağında demir çarıkla köy köy dolaşan milli bir kahraman olarak takdim ediyordu.
Sonradan öğrendiğimize göre Kıbrıs meselesi BM’de görüşülürken Fatin Rüştü Zorlu Yunan delegesini perişan etmiş. BM’de Yunan delegesi adanın işini kendi haline bırakın, Kıbrıs’ta ki halk kendi kaderine sahip olsun tarzında bir konuşma yapıyor. Sonra söz alan Fatin Rüştü Evet Sayın Yunan delegesinin sözlerine bende katılıyorum. Ada halkı kendi mukadderatını kendisi tayin etmelidir. Yalnız adada dili başka, dini başka iki millet yaşıyor. Nasıl Rumlar kendi mukadderatını kendileri tayin edecekse Orada yaşayan Türklerde kendi mukadderatını kendileri tayin etmelidir diyor. Karşılarında Fatin Rüştü varken Yunanistan’ın Kıbrıs meselesinde istedikleri neticeyi almaları mümkün değil bu adamın saf dışı edilmesi lazım. Netice belli bir meblağ ödenerek (galiba on bin dolar) zikredilen dergide Mister yüz on yazısı çıkarılıp Kasım Gülek’in eline ulaşıyor.
Kasım Gülek Fetullah Güleni ABD’ye götüren kişi. Garip bir ilişki, yaşı tutmaz, memleketi tutmaz, görünen siyasi yolları ve meslekleri tutmaz, garip bir ilişki değil mi? Kasım Gülek’in cenaze namazını Fetullah Gülen kıldırmış. İzahı güç yakın bir dostluk ilişkisi !!!
Yassı adada duruşmalar başladı ama ciddi hiçbir şey bulunamadı. Algılar, hukuk dosyalarında bir şey ifade etmedi. Söylenenler, yazılan iddialar hep havada kaldı, Onlardan birisi de bu Mister yüzde ON meselesiydi. Yassı Ada mahkemelerinde bu yüzde on meselesi hiç konuşulmadı bile. Başka sudan sebeplerle adamcağız asılıyor. İki rekât namaz kılıyor, Kuran Okuyor ve idam sehpasına çıkıyor. Boynuna idam halkasını geçirirken eli titreyen celladına evladım seni değil beni asıyorlar diyebilen bu yiğit adamı rahmetle minnetle anıyorum. Vaktiyle hakkında kötü düşündüğüm için kendimden utanıyorum. Ruhundan özür diliyorum. Dualarımız şu dur ki: Bu gün de algıya dayalı düşündüklerimizden yirmi yıl sonra utanmayalım inşallah.
Fatin Rüştü Zorlunun idamına Yunanlılar kim bilir ne kadar sevinmişlerdir.
Cenabı Hakk cümlesini rahmetinden mağfiretinden mahrum etmesin. Mekânları cennet olsun.