GAZETECİ YAZAR MUSTAFA GÖKTAŞ YAZDI: 20 TEMMUZ 1974 VE KIBRIS

Araştırmacı Gazeteci Yazar ve İktisatçı, Mustafa Göktaş GÜNÜN ANLAM VE ÖNEMİNE İSTİNADEN YAZDI: 20 TEMMUZ 1974 VE KIBRIS
Enosis hayalleri ile Kıbrıs'ta yaşayan Türklerin başına bela olanlar, sonrasında ANNAN planı ile yine karşılarına çıkmıştır. Kıbrıs’taki hayallerinden hiç vazgeçmeyenler, şu an yine doğu Akdeniz deki Türkiye'nin çıkarlarına ters tavır ve tutum içindeler. Kıbrıs Türkü adanın gerçek sahibidir. Adadaki Türk askerini bahane edenlerin hesabı çok farklıdır. AP’nin son kararı utanç vericidir. Kıbrıs Türkleri yalnız değildir ve Kıbrıs sorunu iki taraflı bir devlet ile çözülecektir. Aksine tutum kimseye fayda getirmeyecektir.
Uluslararası Kamuoyuna ve Dünya Devletlerine Açık Mektubumdur.
Kıbrıs Türk Halkı Adanın Öz Sahibidir: Hakikatler ve Gelecek Vizyonu. Kıbrıs adası, yüzyıllardır üzerinde yaşayan farklı kültürlerin ötesinde, Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesine, alın terine ve sarsılmaz iradesine şahitlik etmiş bir vatan toprağıdır. Tarihsel süreçte karşı karşıya kalınan tüm baskılara, "Enosis" hayalleriyle körüklenen etnik temizlik girişimlerine ve adanın tek sahibi olduğunu iddia eden tek taraflı dayatmalara rağmen, Kıbrıs Türkü varlığını ve onurunu korumasını bilmiştir.
20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı, bu varoluşun ve hürriyetin dünyaya ilan edildiği, adadaki Türk varlığını silmeyi amaçlayan karanlık planların tarihe gömüldüğü dönüm noktasıdır. Türk askerinin adadaki varlığı, bir işgal değil; tam aksine barışın, huzurun ve hem Türk hem de Rum halkının güvenliğinin yegâne teminatıdır.
Değişmeyen Zihniyet ve Çifte Standartlar artık yıldırmıştır. Geçmişte silah zoruyla yapılmak istenenler, yakın tarihte Annan Planı sürecinde masa başında diplomatik oyunlarla ve ambargolarla sürdürülmek istenmiştir. Barıştan, çözümden ve ortaklıktan bahsedenlerin, Türk tarafının uzlaşmacı tavrına rağmen adayı tek taraflı olarak uluslararası mekanizmalara dâhil etmesi ve bugün Doğu Akdeniz’de Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) meşru haklarını görmezden gelmesi, aynı tekçi zihniyetin bir tezahürüdür. Avrupa Parlamentosu (AP) başta olmak üzere, uluslararası kurumların Kıbrıs'taki gerçekleri göz ardı ederek aldığı taraflı kararlar, adaletten uzak ve utanç vericidir. Bu tür kararlar çözüme değil, çözümsüzlüğe ve bölgedeki istikrarsızlığa hizmet etmektedir.
Geleceğin Anahtarı: İki Devletli Çözümdür. Dünya kamuoyunun artık kabullenmesi gereken yalın bir gerçek vardır: Kıbrıs’ta iki ayrı halk, iki ayrı demokrasi ve iki ayrı devlet vardır. Yıllarca denenmiş ve başarısızlığı kanıtlanmış federal modellerle zaman kaybetmek, Kıbrıs Türk halkını ambargolar altında ezmeye çalışmak kimseye fayda sağlamayacaktır. Kalıcı barış ve istikrar, ancak adadaki iki halkın egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün tanınmasıyla mümkündür. Kıbrıs sorunu, iki devletli bir yapı temelinde çözülmek zorundadır.
Dünya Devletlerine Çağrımdır: Kıbrıs Türkleri, adanın sığıntısı veya azınlığı değil; gerçek ve asil sahibidir. Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarından adanın geleceğine kadar, Türk milletinin rızası hilafına atılacak hiçbir adımın geçerliliği yoktur. Türkiye Cumhuriyeti'nin garantörlüğü ve sarsılmaz desteğiyle Kıbrıs Türk halkı, kendi topraklarında özgürce yaşamaya devam edecektir. Kıbrıs, asla ve asla terk edilmeyecektir. Tüm dünya devletlerini, AP'nin ve yanlı odakların haksız kararlarına körü körüne bağlanmak yerine, adadaki sahadaki gerçekleri görmeye, Kıbrıs Türk halkının maruz kaldığı gayriinsani izolasyonlara son vermeye ve iki devletli adil bir çözümü desteklemeye davet ediyoruz. Kıbrıs Türk halkı yalnız değildir ve haklı davasından asla vazgeçmeyecektir.
Bu arada Canım Devletime birkaç sözümü de belirtmeden geçmeyeyim. Türkiye’nin bu konudaki tavrı, tarihsel haklar, uluslararası hukuk ve Doğu Akdeniz’deki jeopolitik dengeler gözetildiğinde tavizsiz, net ve proaktif olmaktır. Eski ezberlerin ve Rum tarafının zamana oynayan diplomatik taktiklerinin ömrü tükenmiştir. Türkiye’nin önümüzdeki süreçte kararlılıkla sürdürmesi gereken ise bellidir. Türkiye, yarım asırdır adayı Rum boyunduruğu altına sokmaktan başka bir işe yaramayan "Federal Çözüm" modelini masadan tamamen kaldırdığını dünyaya ilan etmiştir ve bu duruştan geri adım atmamalıdır.
Çözümün Tek Yolu: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün tescil edilmesidir. Türkiye, artık "çözüm için müzakere" değil, ancak ve ancak "iki devletin iyi komşuluk ilişkilerini düzenleyecek bir ortaklık" için masaya oturulabileceğini savunmaya devam etmelidir. Türkiye, diplomatik gücünü KKTC’nin dünyada resmen tanınması için seferber etmeye devam etmelidir. Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) başta olmak üzere, dost ve müttefik ülkelerle ilişkiler sıkılaştırılmalı, KKTC’nin bu platformlarda gözlemci üyelikten tam üyeliğe geçişi ve doğrudan uçuş/ticaret hakları için baskı artırılmalıdır. Dünyaya, Kıbrıs Türklerine uygulanan izolasyon ve ambargoların bir insan hakları ihlali olduğu her platformda haykırılmalıdır. Kıbrıs davası, sadece adadaki Türklerin güvenliği değil, aynı zamanda Anadolu’nun güney deniz sınırlarının (Mavi Vatan) savunulması demektir.
Enerji ve Hidrokarbon: Rum yönetiminin ve arkasındaki şer odaklarının Türkiye’yi ve KKTC’yi dışlayarak Doğu Akdeniz’de tek taraflı parselasyon ve sondaj yapma girişimlerine karşı, Türk Deniz Kuvvetleri ve sondaj gemileri sahada fiilen varlık göstermeyi sürdürmelidir. Türkiye’nin ve KKTC’nin rızası olmayan hiçbir enerji projesinin (EastMed vb. ölü doğan projeler gibi) hayata geçemeyeceği askeri ve siyasi kararlılıkla gösterilmelidir.
Askeri Garantörlükten Asla Taviz Verilmemelidir. Rum-Yunan ikilisinin ve Avrupa Parlamentosu gibi yapıların en büyük hedefi, Türk askerinin adadan çekilmesi ve 1974 Garanti Anlaşması’nın iptal edilmesidir. Türkiye’nin bu konudaki tavrı "Kırmızı Çizgi" olarak kalmalıdır. Kıbrıs Türkünün can güvenliğinin yegâne teminatı olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin adadaki varlığı tartışmaya dahi açılmamalıdır. Aksine, Geçitkale ve İskele bölgelerindeki askeri üslerin (İHA/SİHA ve deniz üssü projeleri) tahkimatı artırılarak, bölgede Türkiye’ye rağmen adım atılamayacağı askeri olarak da perçinlenmelidir.
Türkiye’nin tavrı savunmada kalmak değil, oyun kurucu olmaktır. Kıbrıs, Türkiye için jeopolitik bir pazarlık unsuru değil, milli bir namus ve güvenlik meselesidir. Türkiye; haklılığından, garantörlüğünden ve KKTC’nin bağımsız devlet kimliğinden zerre kadar taviz vermeden dik duruşunu sürdürmelidir.
ALLAH DEVLETE VE MİLLETE ZEVAL VERMESİN.
Devamı devlet, Nasibi cennet, Bekayı imân, Rızayı Rahman..
Baki Selam ve Dua ile.
MUSTAFA GÖKTAŞ
Gazeteci / Yazar ve İktisatçı (Meslekte 43 yıl)









































