GAZETECİ YAZAR MUSTAFA GÖKTAŞ YAZDI: BİR HİKAYEYE DÖNEN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ..

Araştırmacı Gazeteci Yazar ve İktisatçı, Mustafa Göktaş GÜNÜN ANLAM VE ÖNEMİNE İSTİNADEN YAZDI: BİR HİKAYEYE DÖNEN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ..
Yıllardır tartışılan konudur. Artık KABAK tadı verdi. Ülkemizin en önemli sorunu ADALET, bununda kökü ANAYASA… Eşit, hakkaniyetli, tarafsız, ayrıcalıkları olmayan, herkesin hukuk karşısında, kanun karşısında eşit haklara sahip olduğu, dokunulmazlıkların olmadığı, çağdaş, uygar, insanca, hakça, adil bir anayasayı işleme koymak zorundayız.
Bunun osu busu yok. Toplumun her katmanı bunu ele almalı fikir sunmalı ve bu işi artık kökünden çözmeliyiz. 1980 anayasası kırk kez değişti yamalı bohça haline geldi, ihtiyaçları cevaplamıyor. Köklü, radikal değişim lazım. Cumhuriyetin temel ilkeleri, ülkenin çıkarları, devletin çıkarları ön plana alınıp İNSAN unsuru en iyi şekilde gözetilerek, tüm etnik kimlikleri, tüm mezhepleri eşit kavrayan, kardeşlik hukuku çerçevesinde, kimseye ayrım yapmayan, bir anayasa yapılmalıdır.
Elin oğlu kralı, kraliçeyi, başbakanı bir anda yargılıyor, biz burada EN KÜÇÜK BİR bir devlet memurunu yargılayamıyoruz.
Türkiye’de yıllardır gündemi meşgul eden ve toplumda ciddi bir yorgunluk yaratan "yeni ve sivil anayasa" arayışı, aslında sadece hukuki bir metin değişimi değil, toplumsal bir sözleşmenin yeniden inşası meselesidir. Adil, eşitlikçi, imtiyazsız ve insan odaklı bir anayasayı hayata geçirebilmek için hem siyasete hem de vatandaşlara (toplumun tüm katmanlarına) çok kritik görevler düşmektedir. Bu hedefe ulaşmak için atılması gereken adımları ve düşen görevleri şu şekilde özetleyebilirim:
Siyaset kurumunun anayasayı bir "güç tahkimatı" veya muhalefeti sıkıştırma aracı olarak görmekten vazgeçmesi gerekir. Anayasa, iktidarların değişmesiyle sürekli değişmeyecek, kalıcı ve kapsayıcı bir metin olmalıdır.
1980 darbe anayasasının "yamalı bohça" halinden kurtulmasının yolu, meclisteki sayısal çoğunlukla bir metni dayatmak değil, nitelikli bir uzlaşı aramaktır. Siyasi partiler, kırmızıçizgilerini esnetebilmeli ve "Cumhuriyetin temel ilkeleri ile demokrasiyi" harmanlayan ortak bir paydada buluşabilmelidir.
"Kıytırık bir memurun bile yargılanamaması" sorunu, bürokratik vesayetin ve yargının yürütmeye bağımlı olmasının bir sonucudur. Siyaset, yargı üzerindeki elini tamamen çekmeli; kralı da başbakanı da sıradan vatandaşı da aynı mahkemede, aynı kurallarla yargılayabilecek bir mekanizmayı (örneğin dokunulmazlıkların sınırlandırılması, memur yargılama izinlerinin kaldırılması) anayasal güvenceye kavuşturmalıdır.
Anayasalar sadece hukukçuların ve siyasetçilerin kapalı kapılar ardında yazacağı metinler değildir. Sendikalar, barolar, odalar, dernekler ve üniversiteler kendi alanlarıyla ilgili talepleri net bir şekilde ortaya koymalıdır. Vatandaş, siyasetçiden sadece "yol, köprü" değil, "adalet ve eşitlik" talep etmeyi öncelik haline getirmelidir.
Tüm etnik kimlikleri ve mezhepleri eşit kavrayan bir anayasa için, toplumun da farklılıklara karşı tahammül ve kabul eşiğini yükseltmesi gerekir. "Kendim için istediğim hak ve özgürlüğü, benim gibi düşünmeyen/yaşamayan öteki için de istiyor muyum?" sorusunu her vatandaşın kendisine sorması gerekir. Toplumsal barış anayasadan önce zihinlerde başlamalıdır.
Vatandaşlar olarak haklarımızı ve devletin sınırlarını iyi bilmeliyiz. Hak arama hürriyetini sonuna kadar kullanmalı, adaletsizlik karşısında "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" anlayışını terk etmeliyiz. Bu işi kökünden çözmenin yolu "Katılımcı Anayasa Yapım Süreci’nden geçer. Dünyada başarılı olmuş çağdaş anayasa örneklerinde şu yöntemler izlenmiştir:
Siyasi partilerin ötesinde, halkın her kesiminden fikirlerin toplandığı, dijital platformlar ve yerel çalıştaylarla toplumun nabzının tutulduğu bir hazırlık süreci.
Metnin yazım sürecinde her fikrin açıkça tartışılabildiği, gizli ajandaların olmadığı şeffaf bir meclis komisyonu çalışması.
Metin üzerinde geniş bir mutabakat sağlandıktan sonra, kutuplaştırıcı bir propaganda süreciyle değil, maddelerin ne anlama geldiğinin dürüstçe anlatıldığı bir referandumla halkın onayına sunulması.
Elin oğlunun başbakanını rahatça yargılayabildiği o "çağdaş ve uygar" düzen, onların bizden daha akıllı olmasından değil; sistem tasarımlarını şahıslara değil kurallara dayandırmalarından kaynaklanıyor.
Bizim de insanı yaşatan, devleti denetleyen, adaleti mülkün (devletin) temeli yapan bir sistemi kurabilmemiz için siyasetin popülizmi, toplumun da apolitikliği ve nemelazımcılığı bırakması şarttır.
Bu düğümü çözmek ve süreci doğru bir şekilde başlatabilmek için ilk olarak yapılması gereken şey, yöntemsel bir zemin hazırlamak ve güven inşa etmektir. Metnin içeriğinden ziyade, o metnin nasıl yazılacağına dair kuralları koymalıyız.
Ev inşa etmeye başlamadan önce projesini çizmek ve zemin etüdü yapmak gibi, yeni bir anayasa için de ilk adım "Anayasa Yapım Usulü Kanunu" çıkarmaktır.
Siyasi partiler bir araya gelmeli ve maddeleri tartışmaya başlamadan önce, sürecin kurallarını belirleyen bir yasa veya meclis kararı çıkarmalıdır. Bu yasada şu soruların cevabı net olmalıdır:
Fikirler nasıl toplanacak?
Komisyonda kararlar nasıl alınacak? (Örneğin: Salt çoğunlukla dayatma yerine, 3/4 gibi nitelikli bir uzlaşı aranmalı).
Süreç ne kadar sürecek ve halkın katılımı nasıl sağlanacak?
İlk yapılması gereken, siyasetin dilini yumuşatmasıdır. Muhalefeti "ihanetle", iktidarı "Diktatörlükle" suçlayan bir kutuplaşma ortamında adil bir anayasa yapılamaz. İlk adım olarak liderler seviyesinde, hiçbir ön şart koşmadan, sadece "Bu ülkeye adil bir anayasa kazandırmak için hazırız" iradesini beyan eden ortak bir bildirge yayınlanmalıdır.
Toplum olarak ilk yapmamız gereken şey, kendi mahallemizin konfor alanından çıkmaktır. Her kesim (etnik, dini, ideolojik gruplar) masaya sadece kendi talepleriyle ve "asla değişmez" dedikleri devasa kırmızıçizgilerle oturursa süreç başlamadan biter. İlk olarak "Benim gibi düşünmeyenin de haklarını güvenceye almaya hazır mıyım?" sorusuna toplumsal olarak "Evet" cevabını vermeliyiz.
Kısacası; İlk olarak neyi değiştireceğimizi değil, nasıl konuşacağımızı ve üzerinde uzlaşacağımız yöntemi belirlemeliyiz. Usul, esastan önce gelir. Usulü doğru kurarsak, arkasından adalet de eşitlik de gelir.
ALLAH DEVLETE VE MİLLETE ZEVAL VERMESİN.
Devamı devlet, Nasibi cennet, Bekayı imân, Rızayı Rahman..
Baki Selam ve Dua ile.
MUSTAFA GÖKTAŞ
Gazeteci / Yazar ve İktisatçı (Meslekte 43 yıl)










































Yorum Yazın