İYİ PARTİLİ LÜTFÜ TÜRKKAN BEKÇİLİK ÜZERİNE ÖNEMLİ AÇIKLAMALARDA BULUNDU

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
İYİ PARTİLİ LÜTFÜ TÜRKKAN BEKÇİLİK ÜZERİNE ÖNEMLİ AÇIKLAMALARDA BULUNDU
İYİ Parti Grup Başkan Vekili Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan Meclis’te düzenlediği basın toplantısında yakında Genel Kurul’a gelmesi beklenen Bekçilik Düzenlemesi’ni eleştirdi.

“Bekçiler ile ilgili en son kanun 1966 yılına ait.  O dönem ve sonrasında bizim bildiğimiz mahalle bekçileri, gece asayişi korumak amacı ile polis kuvvetlerine yardımcı olmak için kurulan bir teşkilattı.   

1991 yılında mevcut bekçilerin tümü, sokaklardan çekilip yardımcı hizmetlerde görevlendirildi. Bekçiler, 2008'de yürürlüğe giren kanunla, yardımcı hizmetler sınıfından emniyet hizmetleri sınıfına geçirildi. 1995’ten 2016’ya kadar çarşı ve mahalle bekçisi alımı yapılmadı. Mahalle bekçileri 2016 yılında geri döndü.  

Hükümet şimdi yeni bir düzenleme getiriyor ve Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu adı ile getirdiği teklifin gerekçesinde şöyle diyor:

“14/7/1966 tarihli ve 772 sayılı Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu, değişen mevzuat çerçevesinde güncelliğini yitirmiş, günün hukuki ve sosyal şartlarını takipten çok uzak kalmış ve ihtiyaçları karşılamaz hale gelmiştir.”  

Bekçilere verilen yetkilere bakarsak, aslında ne diyor İktidar biliyor musunuz?

“Biz, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denen ucube düzen ve  Tek Adam Sistemi ile, yaratmak istediğimiz Türkiye modeline bekçi arıyoruz.”  

Kısaca; asayiş için değil, getirdikleri düzeni korumak ve kollamak için, adına bekçi dedikleri milis güçlerine yasal bir kılıf giydiriyorlar.

Getirdikleri sistem yüzünden insanlar düşündüklerini söylemeye zaten korkarken, şimdi özel hayatlarına da müdahalenin ucu açık hale getiriliyor bu düzenlemeyle. 

Şimdi sormak lazım;

Bu bekçiler, mahalle bekçisi mi, ahlak bekçisi mi, rejim bekçisi mi?  

Daha şimdiden İran’daki Ahlak Polisi gibi davranmaya başlayan bekçilerin gece parkta dolaşanlara, yürüyüş yapanlara, işinden geç saatte çıkanlara, gece saatinde eve gitmeye çalışan kadın vatandaşlarımıza namus bekçisi gibi davranmayacağının garantisi var mı?

Şu benzetmeyi yaparsak da yanlış olmaz:

Bizde kanunlaştırılmaya çalışılan Bekçilik uygulaması tıpkı Nazi Almanya’sının kolluk kuvvetlerinin 2020’ye uyarlanmış halidir.

Geçmişte Hitler’in Almanya’sında yaptıkları zorbalıklar ve sokaklarda çıkardığı kavgalar ile kötü bir şöhrete sahip olan Nasyonal Sosyalistler’in politik savaşma örgütü üyeleri kahverengi üniforma giyerlerdi.

Ve Bunlar,

1920'lerde Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi mitinglerinde olay çıkmaması için bekçilik ediyorlardı, 1921'de yarı askeri nitelikli bir birliğe dönüştürüldüler.

Kahverengi üniformaları onlara "kahverengi gömlekliler" denmesine yol açtı, partinin güvenlik örgütü oldular, 1934'te güçlerini yitirerek yerlerini SS Birlikleri'ne bıraktılar.

Şimdi görüyoruz ki İktidar Partisi, kahverengi gömleklileri günümüze çok güzel uyarlamış.

Bu noktada bir uyarıda bulunmak istiyorum İktidar’a...  

Doğru bir iş yapmıyorsunuz yanlış bir iş yapıyorsunuz.  

Geçen hafta Meclis’te İmar Yasası ile ilgili konuşurken Türkiye’nin akıllı kentlere ihtiyacı olduğunu ve bu akıllı kentlere geçişin bir mecburiyet olduğunu söyledim. Sokaklarımızda huzur ve asayiş de bu geçişin bir parçası olmalı.

Bakın bugün Avrupa’da sokaklarda polis göremezsiniz, ancak herhangi bir olay meydana geldiğinde azami üçüncü dakikada olay yerine intikal ettiklerini görürsünüz.

Ya bizde?

Bizde eşi tarafından sokak ortasında silahla vurulan, bıçakla yaralanan, güvenlik güçleri yetişemediği için hayatını kaybeden kadınlarımız, insanlarımız var.

Kolluk kuvvetleri elbette caydırıcı olmalı, ama sokaklarda korku vermemeli insanlarımıza.

Sokaklarda onlarca polisi ve bekçiyi görmek insanlarda bir güven duygusu değil, tam tersi korku, psikolojik baskı ve güvenlik konusunda bir şeylerin ters gittiği algısı yaratıyor ve yaratacak da.

Kendinize yarattığınız bu milis güçlerin bütçesi ile şehirlerimizi gelişmiş teknolojiler ile donatabilirsiniz, mevcut Mobese sistemlerini daha akıllı hale getirebilirsiniz.

Suçu, hukuk devleti ile ve caydırıcı yasalar ile önleyebilir ve azaltabilirsiniz.

Peki böyle olması gerekirken biz ne yapıyoruz?

Yeni bir kolluk kuvveti yaratıyoruz.

Bir iktidar bunca polise neden ihtiyaç duyar?

Bekçilere verilen “silahlı” koruma yetkisi kimi kimden korumak içindir?

Bir ülkede güvenlik silahla mı, huzur ve barış ile mi tesis edilir?      

Bekçilerin birçoğuna da baktığımız zaman bu arkadaşların AK Parti Gençlik Kolları ve AK Parti Teşkilatları’ndan ya da onların referansı ile gelenler olduğunu göreceksiniz.

Maalesef üzülerek söylüyorum; bu gençlerden oluşturduğunuz bu kurum yarın öbür gün öyle sıkıntılı işlere imza atacak ki.

41 günlük eğitimi yeterli görerek eline silah verdiğiniz bekçiler öyle olaylara neden olur ki bunun vebalini taşıyamazsınız.

Bakın, geçtiğimiz günlerde bir telefon aldım, arayan arkadaşımız güvenlik soruşturmasını geçemediği için bekçi olamadığını söyledi ve dedi ki “Ben geçemedim ama daha önce eşini yaralayan, böyle bir sabıkası bulunan bir arkadaşım bu soruşturmayı geçti ve bekçi oldu, bu nasıl adalet bana yardım edin.” Böyle feryat etti bana.

 

Temmuz ayında İzmir’in Karşıyaka ilçesinde, 20 yaşındaki bir genç kimliğini göstermek istemediği gerekçesiyle üç bekçi tarafından gözaltına alınıyor, orada bulunan bir kişinin, “Polis çağıralım mı?” demesi üzerine, bekçilerden birinin sert bir şekilde “Gerek yok, biz polisiz, neden arıyorsun polisi” dediği anların görüntüsü sosyal medyada paylaşıldı.

 

Geçtiğimiz hafta sonu İstanbul Fatih Kocamustafapaşa’da üzerinin aranmasını istemeyen birvatandaş bekçiler tarafından park demirlerine kelepçelendi.

Yine üç gün önce, Malatya'da bir kişiye müdahale etmeye çalışan bekçilerden biri diğer bekçi arkadaşının tabancasından çıkan kurşunla yaralandı.

Bu örneklerin çoğalmaması en büyük dileğimiz.

Çarpık kentleşme, gelir adaletsizliği, polislerin giremediği mahalleler, aşırı nüfus artışı gibi sorunları çözmek daha kalıcı çözümler getirecektir. Yoksa; Meksika, Brezilya gibi ülkelerin sokaklarından çok farklı bir gelecek bizi beklemiyor. Muhalefet olarak İktidar’ın böyle çözümler getirmesini bekliyoruz.”

Türkkan gazetecilerin gündeme dair sorularını da cevapladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, İdlib'le ilgili açıklamaları hakkında görüşü sorulan Türkkan, yaklaşık 3 yıl önce "Suriye, İdlib'de başlayıp, İdlib'de bitecek" dediğini anımsattı.

Türkiye'nin, Putin'e karşı Trump'ın yanında, Trump'a karşı da Putin'in yanında durarak ne İdlib'i, ne Suriye'yi ne de o coğrafyadaki hiçbir problemi çözemeyeceğini belirten Türkkan, şunları söyledi:

"Bu durum sadece ülkenin başına çok daha büyük belalar getirir. Türkiye ciddi manada daha rasyonel bir siyaset geliştirmek zorunda. 5 milyon Suriyeli göçmen ile yaşıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı 1 milyon daha göçmen geleceğini söylüyor. Bu ülke bırakın 1 milyonu bir tek Suriyeliyi daha kaldıracak durumda değil.

Suriyeli mültecilerin artışı ülkenin demografik yapasını bozduğu gibi, milli güvenlik yapısına da zarar verecek nitelikte olacaktır. Bu konuda hükümetin hamaseti, tehditi bir kenara bırakıp daha ciddi bir dış siyaset izlemesini bekliyoruz."

- "İlker Başbuğ'dan özür dilemeleri gerekiyor"

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un açıklamaları ile Türk Kızılay üzerinden çıkan tartışmalara ilişkin de konuşan Türkkan, Eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ'un kumpas sonucu 26 ay cezaevinde kalmasının hükümet üzerinde bir mahcubiyet yarattığı düşüncesinin kendisinde hakim olduğunu söyledi.

Başbuğ'un ifadeleri sonrasında hükümet sözcüsünden, mevcut milletvekillerinin dava açacakları söylemlerini işittiklerini ifade eden Türkkan, "Bence İlker Başbuğ'un söylemlerine karşı dava açmak yerine çıkıp 'Evet paşam biz Türkiye'de FETÖ'nün tertibine uyup silahlı kuvvetlerin başındaki adamı silahlı örgüt kurmaktan 26 ay cezaevinde tutmak gibi bir garabetin ortağı olduk' diyerek özür dilemeleri gerekiyor. Sayın Başbuğ'un bu konudaki demeçlerinin çok üzerinde durmuyorum ama FETÖ'nün siyasi ayağı çıksın. Buna yanaşmayan arkadaşlarımız, en iyi savunma, hücum düsturundan hareketle hücum ettiklerini görüyorum." dedi.

- "Kızılay, Türk milletinin ortak paydasıdır"

Türk Kızılayı'nın şu an "yurtdışına para kaçıranların vergi kaçırma aparatı" olduğunu öne süren Türkkan, şunları kaydetti:

"Çok hazin bir durum bu. Kızılay Genel Başkanı istifa etmek yerine kendini rezil edecek, Kızılay gibi güzide bir kurumu toplum nezdinde itibarsızlaştıracak ne kadar söylem varsa arka arkaya sıralamaya devam ediyor.

Kızılay, Türk milletinin ortak paydasıdır. Ama son 5 senedeki gelişmelere baktığınızda Kızılay, yerle yeksan edilmiştir. Hükümetin, kendi vakıflarına para kaçırmak için kullandığı bir aparat haline gelmiştir. Kızılay'ın eski haline dönmesi için mevcut yönetimin bir an önce oradan çekilmesi gerekiyor. İktidarın da elini Kızılay'ın üzerinden çekmesi gerekiyor. Yoksa sadece ve sadece AK Partililerin yardım etmek durumunda kaldığı bir kuruluş haline gelir. AK Partili seçmen dahil Kızılay'daki bu rezaleti gördükten sonra kan vermek dışında hiçbir şey vermeyecektir."


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
Ayhan Barut'tan çığ gibi felaketlerle mücadelede seferberlik çağrısıÖnceki Haber

Ayhan Barut'tan çığ gibi felaketlerle mü...

İYİ PARTİLİ BEHİÇ ÇELİK YARIN BASIN TOPLANTISI DÜZENLİYORSonraki Haber

İYİ PARTİLİ BEHİÇ ÇELİK YARIN BASIN TOPL...

Başka haber bulunmuyor!